İçeriğe geç

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 5

IV. BÖLÜM

IV. BÖLÜM

Ne Ellen'ın ne de Anthonio'nun aşk hayatı beni hiç de alakadar etmiyordu. Yüzüme zoraki yapıştırdığım gülümseme, ortaya çıkan düz bir çizgiden farksızdı.

"Neden sesin çıkmıyor? Yüzündeki o tuhaf ve komik ifade de neyin nesi?" Başımı hızla iki yana sallayıp gerginliğimi savmaya çalıştım.

"Ekselansları" diye cıvıldadım. "Sizde gerçekten zevk sahibi olduğunuzu belli eden emareler görüyordum ama bu kadar isabetli bir seçim yapacağınızı düşünmemiştim. Gerçekten de Prenses Ellen tam size yakışacak güzellikte ve incelikte bir prensestir. Şimdiden tebrik etmek isterim!" Anthonio hararetli tavrımdan rahatsız olduğunu belirtir gibi yüzünü buruşturdu. "Bu kadar erken bir tebrike gerek yok, kararımı açıklamış değilim."

"Prenses Ellen'daki gibi kusursuz yüz hatlarını değil sarayda tüm Arnogya'da arasanız bulamazsınız. O benzersiz bir güzelliğe sahip çiçek gibi bir kızdır, size tamamıyla uyacak bir eş olacağına eminim."

Prens Anthonio atının yularını ağaçtan çözerken dudaklarını kararsız bir şekilde açıp kapattı. Ardından aklından geçeni söylemeyi tercih etmiş olacak ki "Ne tuhaf bir kızsın? Dün ondan nefret ettiğini düşünmüştüm, şimdi övgüler yağdırıyorsun." deyince endişeli bir kahkaha attım.

"Size yakışacak bir eş olacağını söyledim, nefret etmediğimden bahsetmedim." Cümleyi söyledikten sonra nedense kulağıma farklı türden bir hakaret gibi geldi.

"Bu da ne demek oluyor?"

"Hiçbir şey!" deyip sıkıntıyla elbisemin eteğiyle oynadım, karşımdaki adamın tatmin olmamış yüzünü görünce "Dün o tartı herkesin ortasında tıka basa yedireceğini düşünmemiştim." diye mırıldandım. Sesim beklediğimden alçak çıkmıştı; gerçek duygularımın açığa çıkaracak, boğazıma bir yumru oturup gözyaşı olarak fırlamak için hazırlanacak kadar alçak.

"Ne aptalım, değil mi?" derken dudaklarımı büzüp burnumu çektim. "Şimdi diğer aşçılar arkamdan epey dalga geçmiştir. Ama tabii siz böyle dediğime bakmayın, kaç kez onları arkamdan konuşup dalga geçerken duydum. Bazen bu dalga geçmelerin aşağılanmalara, hakaretlere, hırpalanmalara dönüştüğü de olurdu. Bu yüzden bünyem bunlara çok dirençlidir, göründüğümden çok daha güçlüyüm efendim!"

Onun ruhsuz ve kaba olduğuna inandığımdan "Bu tarz şeyleri yaşayan tek sen olsaydın, bütün dünya mutluluk ve huzur içinde yaşayıp ölürdü." demesini beklemiyordum.

Ellerimi önde birleştirip "Siz gerçekten anlayışlı bir hükümdar olacaksınız, efendim!" diyerek hayran hayran onu izledim. Dilimden dökmeye zorlandığım övgülerime muhtemelen çoktandır alışkın olduğundan aldırış etmedi. Atın sol yanına geçince üzengiye basıp dizginleri tutarak atına bindi. At hafifçe kişnerken beyaz yelelerini ve kuyruğunu büyük bir kibirle sallayıp yanımdan dolaştı. Anthonio ayrılmadan önce "Orla, bu geceki buluşmayı ihtimal etmeyeceğini ve kimseye duyurmadan başaracağından emin olmak istiyorum. Karar vermek için kaç günüm olduğunu bilmiyorum, en kısa sürede bu işi halletmemiz gerekiyor." deyince eğilip "Hiç şüpheniz olmasın, her şey isteğinize göre yerine getirilecektir." dedim ve o ikisinin yanımdan uzaklaşmasını izledim.

Saraya geri döndüğümde yavaş yavaş canlanan koridorlarda adım atarken vicdanım dile gelip beni yoklamaya başladı. Ona yalan söylüyordum, hiç de basit olmayan bir yalan. Kısmen hayati bir durum içindi ama ben ne yalan söylemekten ne de bana yalan söylenmesinden hoşlanırdım. Hem mantıklı yönüm eğer işin içinden şimdi çıkıp sıyrılmazsam bunun çok daha karmaşıklaşıp beni üzeceğini söylüyordu. Olduğum yerde durup topuğum üzerinde geriye dönüyordum ki bileğim soğuk bir el tarafından kenara çekildi ve beni az kalsın düşürmenin ucundan döndürdü.

Başımı kaldırıp karşımdaki kişiye baktım. O tanıdık tütün kokusu, içe gömülmüş ama bütün ışığı da oradaki çukurlara hapsetmek isteyen gözler, aşağıya doğru sarkık bir bıyık ve onu son anda kurtarmış gibi görünen sakalı ve bu sakalın aşağıya doğru uzantısı, neredeyse yüzünün içinde kaybolmuş küçük sivri burnu, seyrek saçlarını örten komik kıvırcık peruğu, üzerine tam oturmuş altın işlemeli yeleği... Tüm bunların toplandığı tek bir kişi vardı, o da Baş Danışmandan başkası değildi.

Bileğimi hemen korkuyla kendime doğru çekip birkaç adım geri gittim. "Ophelia, senin burada ne işin var?" Sesi o kadar sakindi ki dışarıdan gözlemleyen biri bunda kaygılanacak hiçbir şey olmadığını söyleyerek beni rahatlatmaya çalışırdı ancak aşina olduğum o tondaki değişimi yalnızca ben bilebilirdim.

"Bizi zor bir durumun ortasında bıraktın, Ophelia. Bir yanda Rultam Kralı diğer yanda onun biricik oğlu Prens Anthonio. Onlara açıklanamaz bir yalan söylemek zorunda kaldım."

"Başta onlara hasta olmadığımı, sadece yemek masasına çağırmadığınızı söyleseydiniz ortada yalan diye bir şey olmazdı."

"Bu nasıl olur? Seni onların yanına getirip "İşte, bu saygıdeğer Kralımızın en büyük kızı" diyerek sunsa mıydık? Sen ne oturmayı ne kalkmayı ne yemek yemeyi ne yürümeyi ne sohbet etmeyi ne resmi bir konuşma yapmayı ne dans etmeyi ne dansa kaldırılmayı ne piyano çalmayı asil soydan gelen birine yakışacak şekilde bilirsin."

Bu cümleleri ağzında yayarak, büyük bir özgüvenin verdiği dingin bir havada söylüyordu. "Zavallı Ophelia, sen bütün bunları yaparken sana bakan biri prenses olduğunu düşünemezdi. Bir kontes, düşes, leydi olduğunu söylemekte bile tereddüt ederdi. Bayağı bulurdu seni, seninle konuşmaktan imtina ederdi kendini." Onu daha fazla dinlemek istemediğimden başımı diğer yöne çevirince bir parmağıyla çenemden tutup kendisine bakmama zorladı.

"Gerçekleri söylüyorum Ophelia. Her şeye benim sebep olduğumu zannediyorsun ama ben sadece babanın içinden geçenleri bildiğimden bu kararlara son dokunuşlar veriyorum. Sen hiçbir zaman kurallara uymak istemedin. Annen öldüğünde aylarca odandan çıkmadın, bütün derslerini yarım bıraktın. Ardından kız kardeşlerin saraya geldiğinde onları selamlamayarak varlıklarını reddettin ve büyük küstahlık gösterdin, Kral Kraliçeyle evlendiğinde herkesin önünde onu sevmediğini haykırarak rezil ettin. Erkek kardeşin hastalanarak öldüğünde suçlunun ben olduğumu söyleyerek üzerime iftira atmaya bile yeltendin. Sonra bu yanlışlarını affettirmek yerine her birinin üzerine gidip çıkılmaz bir yola girdin."

Ben dinlemek istemedikçe ve gerçekleri haykırmak istedikçe Baş Danışman üzerime doğru geliyordu. "Majesteleri seni Rultam'a tanıtmak istemediğini bizzat söyledi. Hem sen zaten böyle hayati bir yerde yer alamayacağını bilecek kadar zeki bir kızsın." Üzerimdeki kıyafetleri göz ucuyla bir kez daha inceledi, bana öyle geldi ki konumumu temsil etmediğinden emin olunca bundan büyük bir haz almıştı.

"Tüm bu dediklerimi hesaba katarak ve elbette ki bunlara dün akşam yemeğinde kendini ifşa ettiğini ekleyerek -o örtünün daha çok dikkat çekeceğini tahmin edemedin mi?- ortalıkta böyle rahat rahat gezmeni yasaklayacağımı anlamışsındır. Eğer olur da Rultam kafilesinden biri peşine düşer ve kimliğini öğrenmeye çalışırsa onlara asla prenses olduğunu söylemeyecek ve bizi küçük düşürmeyeceksin."

Yüzümdeki bütün kaslar gerginleşip canımı acıtırken son bir kez daha "Kralın seni anlaşmadan sonra saraydan ayrı yaşamana izin vereceğini duydum, bunu mahvetmek istemezsin." deyip yanımdan ayrılınca ellerimle yüzümü kapadım, tüm bedenim bir öfke titremesiyle sarsıldı.

Bu adam hayatımın en büyük cezasıydı.

***

Yorumlara bekliyorumm🩷✨️

Bölüm sonu

11 yorum