İçeriğe geç

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 4

III. BÖLÜM

Selaaam. Hikayemize kaldığımız yerden devam ediyoruuz🥳 Hazırladığım chibinin tatlılığına ne diyorsunuz peki🫠🩷

III. BÖLÜM

Arkamı döndüğümde görmeyi beklediğim son kişi Prens Anthonio'ydu. Ben daha ne olduğunu anlayamadan bileğimden tuttu ve beni salonun yakınındaki çay odasına kadar sürükledi. Çay odasının kapısından içeri girdiğimizde yüzüme dik dik bakıp burnumu ve ağzımı kapatan örtüyü çekti.

"Senin burada ne işin var?" Ben gözlerimi indirip mahcup bir edayla yüzüne bakmamaya gayret ettim. Saray dışında gezdiğimin öğrenilmemesi için rolüme devam etmem gerekiyordu. Hem nedense onun Ophelia olduğumu öğrenmesi fikri beni rahatsız ediyor, bunun hayali dahi beni utandırıyordu.

"Prenses Ellen'a tart yaptığım için masanıza geldiğimi biliyorsunuz." Yüzünde sevimli olmayan bir gülümseme belirdi.

"Demek burada aşçıydın ve saraydan gizlice çıktığın için ve ben de sarayda olup bu gerçeği duyuracağımdan korktuğun için bize büyücü olduğun yalanını söyledin. Yoksa askerlerden kaçsaydın şimdi sarayda olamazdın." Elindeki örtüyü bana doğru fırlattı. "Şu basit bez parçasının seni tanımama engel olacağını zannederek aldanmışsın."

Yüzüme doğru eğilip kızarmış gözlerime yakından baktı. "Hem nasıl gizlenirsen gizlen bu gözler seni ele verir."

"Ne varmış gözlerimde?"

"Karakterine yakışmayan asil bir ifade. Nasıl böyle göründüklerini anlamak zor." Bir şeyler söylemek istedim ama dilim o kadar yanıyordu ki cevap vermeye mecalim kalmamıştı.

"Yarın sabah saat 5'te seni güney saray binasının arkasındaki tavlanın orada bekliyorum. Kimseye duyurmadığından emin ol ve geç kalayım deme." Ne diyeceğimi beklemeden odadan ayrılıp geri yemek yenen salona döndü. Beklese asla gelmeyeceğimi, ne sorunu varsa kendi başının çaresine bakabileceğini söyleyip isyan ederdim belki. Ama artık çok geçti.

***

Dün geceki halimi gören Lydia çok endişelendiğinden yanımda kalmıştı ve henüz güneşin kendini gökyüzüne takdim etmediği bu vakitte derin bir uykudaydı. Odamla bağlantılı diğer odaya geçip üzerime dünküne benzer toz pembe bir elbise giymiş, kulaklarımın üstünde saçıma çiçeklerden yapılmış bir toka takmıştım. Burnu yuvarlakça, tabanı kalın giydiğim beyaz ayakkabımın ucuna basarak kapıyı arkamdan kapattım ve koridorun sönmüş avizelerinin altından geçerek, tırabzanlara tutunarak merdivenleri hızla indim. Arka bahçeye vardığımda ay henüz parlaklığını kaybetmemişti.

Bütün bir saray ölü sessizliğine gömülü olduğundan ve muhafızlar dışında kimse ayakta olmadığından dediği yere varmakta zorluk çekmemiştim. Tavlanın olduğu yerden birkaç at kişnemesi duyduğumda onun benden önce buraya vardığını anladım. Ben oraya yürürken iki karaltı tavlanın içinden çıkıp bana doğru yaklaştı. Prens Anthonio'nun boyu uzun olduğundan önce onu seçmiş, sonrasında yanındaki muhafız Alex'i tanımıştım.

Başımı hafifçe eğip "İyi sabahlar Majeste, benimle konuşmak için bu kadar erken bir saatte buradasınız. Dün gece güzel bir uyku çekmişsinizdir umarım." deyince Prens "Tabii, ne mükemmel bir uykuydu..." diye kendi kendine söylendi. Gerçekten de göz altları belirginleşmişti ama cildi o kadar sağlıklı ve parlak görünüyordu ki bu harika görünümünden hiçbir şey eksiltmiyordu. Ona yeniden göz gezdirince yaklaşık yirmi dört-yirmi beş yaşlarında olmalı diye geçirdim içimden.

Beraber tavlanın arkasında kimsenin gelip geçmeyeceği bir banka karşılıklı olarak oturduk. Prens üzerindeki ceketi çıkarıp gömleğinin birkaç düğmesini açtı.

"Ne kadar sıcak bir ülke burası. Kumsal sarayın birkaç kilometre ilerisindeymiş doğru mu?"

"Evet! Eğer merak ediyorsanız sizi oraya götürebilirim."

"Şu an için kalsın büyücü." Gözlerime bakışındaki iğneleyici tavır dikkatimden kaçmadı. "Gerçekte kimsin sen? Büyücü olmadığın doğru mu?"

"Evet, yalan söylediğim için özür dilerim." Pişman ifadem yüzümün her zerresini kapladı. "Benim için hayati bir mevzu olmasaydı söylemezdim."

"Adın ne, kaç yaşındasın?" diye soru yönelten yanındaki muhafız oldu.

"Orla diyebilirsiniz bana, yirmi iki yaşındayım."

Alex "Ne saçma bir isim." deyip homurdanınca "Senin isminden iyidir!" diye çıkışmak istesem de kendimi tutmayı başardım.

Orla. Altın Prenses. Annemin bana verdiği ikinci bir isimdi. Küçük bir çocukken saçımı okşayıp bu ismi ara ara söyler, Benim tatlı Orla'm! Ne kadar güzel bir prenses olacaksın! diye severdi.

"Orla," diye mırıldandı Prens, dilde nasıl bir tat bıraktığını ölçmeye çalışır gibi. "Bundan böyle ben ve seçeceğim kişi saraydan ayrılana kadar bize yardım etmeni istiyorum."

Bir adım gerileyip kaşlarımı hayretle kaldırarak "Benden ne isteyeceksiniz ki?" diye sordum.

"Her şey olabilir." deyince gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Bu işin içinden sıyrılmaya çalıştıkça, bataklık misali daha çok çırpındıkça içine o kadar çekiliyordum.

"Her şeyden kastınız nedir? Kötü işlerinize alet olmak istemem, Ekselansları. Her şeyden kastınızın içine bu tarz şeyler de giriyorsa üzgünüm ama yapamam." Alex bir an öfkelenip ayağa kalkınca Prens kolundan tutup onu geri yerine oturttu.

"Barış anlaşması için buradayım, kötü bir emelim olsa zaten bu anlaşmanın başına hiç oturmazdım. Bilakis senden isteklerim bunu sağlamaya yönelik olacak."

"Yapabileceğim şeyler olursa severek yardımcı olurum." diye zoraki bir gülümseme yaydım. Dün gece yemekten sonra resmi bir toplantı yapılmıştı, anlaşma şartları çoktan belirlenmiş olmalıydı ama bunun neler olduğu duyurulmadığından hiçbir şeyden haberdar değildim. Prens Anthonio yuları yanındaki ağaca bağlanmış beyaz atın boynunu okşamaya başladı. Bugün giydiği çivit mavisi ceketin, beyaz pantolonun, cilalanmış botların, belki de sabahın çok erken bir saati olduğundan dağınık altın sarısı saçların kendisine ne kadar yakıştığından habersiz görünüyordu.

"Yakın zamanda burada evleneceğim."

Başımı o kadar hızlı yüzüne çevirdim ki gözlerini atının yelesinden ayırıp benim tuhaf tepkime bakma ihtiyacı hissetti.

"İki ülke arasında uzun ve kalıcı bir bağ oluşturmak, beraberinde huzur ve refah getirmek için en iyi yolun bu olduğunu düşündük. Prenseslerden biriyle evleneceğim ve sen de bana yardım edeceksin."

Demek dün gece buna karar verilmişti. Belki de daha onlar gelmeden önce belirlenmiş bir olaydı bu. Prens Anthonio ve Alex o faytonda benden bilgi almak isterken özellikle prenseslerin üzerinde durmaları şaşırtıcı değildi.

"Nasıl dilerseniz Prens Anthonio, ülkeme fayda sağlayacak ne olursa yapmaya hazırım."

"Dün gece Prenses Ellen'a acı bir tart yedirmeye çalışman affedilmez bir suçtu, ölüm emrini bile verebilirdi." diye başladı Anthonio, halimi tavrımı dikkatle inceliyordu. "Eğer dileğimi yerine getirirsen hem kendini affettirir hem de benim isteğimin ilk parçasını yerine getirirsin."

"Benden isteğiniz nedir efendim?" Başım hafif öne eğik biçimde tam karşısında duruyordum.

"Bu gece yemekten sonra Prenses Ellen ve benim için saraya yakın, sessiz, tenha bir yer ayarlamanı istiyorum. Kimselerin haberi olmayacak ve Ellen'ı oraya sen götüreceksin."

Kaşlarım istemsizce çatılırken içimde ortaya çıkan isyanlarla boğuşuyordum. İkisi arasında ne olacaksa olsundu, ben neden buna dahil olacaktım ki?

Bölüm sonu

6 yorum