
İçerideki cümbüş gözlerimi kamaştırırken yanımdaki adamın koluna girmesem yolumu bulmakta zorluk çekeceğim bir salonun içerisine girmiştim. Etrafımız o kadar kalabalık ve insanlar o kadar ilginç ve tuhaf görünüyordu ki Prens Anthonio'ya giderek daha çok yaslanmak zorunda kalıyordum. Abartılı büyüklüklerdeki camdan avizelerden yayılan ışık salonun köşesinde, dans etmeye hazırlanan gençlerin olduğu yere doğru gidişimizi aydınlatırken salonun bir ucunda çalan enstrümanların sesi giderek daha yakından duyuluyordu. Ama henüz prova amaçlı gibiydi, sanatçıların sandalyelerine oturmamış olmaları asıl dansın başlamadığını gösteriyordu.
"Önce biraz sohbet edelim." demişti içeriye girmeden önce Anthonio. Gençlerin yanına vardığımızdaysa hiçbir yabancılık çekmeden sohbete atlayıverdi. Daha soğuk ve sert bir yapısı olsa da bir insanın birden bu kadar rahat konuşkan bir kıvama girmesi ayrı bir yetenek olmalıydı.
Konuştuğu genç adam kim olduğumu sorunca hemen rolüme girip güzel bir gülümsemeyle Anthony'nin bir yakın arkadaşı olarak kendimi tanıttım. Genç hafifçe başındaki maskeyi kaldırıp çarpık dişlerini yayarak gülümserken bir anda hiç sormadan elimi tutup öpmesini ve kendine doğru çekmesini beklemiyordum.
Elimi telaşla çektiğimin farkında varmadan kendini tanıtmaya girişti. Falan köyün falanca çiftliğinin sahibinin oğluydu. Middlenisse'te, şu salonda bile en zenginlerdendi. Bir keresinde saraya gitmişliği bile vardı da böyle özelliklerinden bahsetmeye utanır, kibirli görünmek istemezdi.
Sadece bir an prenses olduğumu öğrendiğinde nasıl bir şaşkınlığa uğratacağımı düşünsem de bunu hemen başımdan savdım.
Anthonio yanımızdaki başka kişilerle bir sohbetin içine girmişti ama arada yandan bir bakışla bizi izliyordu. En sonunda önümdeki genç elini uzatıp beni ilk dansa kaldırmayı teklif edince korktuğum şey başıma gelmiş oldu. Güçlü bir müzik sesi yayılmaya başlarken salonun ortası boşaltılmış ve dans edecekler için ayrılmıştı.
Tercihen dans etmek için bu adamı seçmezdim ama gece içerisinde bir kez bile dans etmemekten iyidir diye düşündüm. Zaten Prens ile görev için geldiğimizden belki esasında o, hiç dansa kalkmayı bile planlamıyordu ama ben yıllar sonra, dans yeteneğimin körelip körelmediğini test etmek istiyordum. Hem artık balo kapılarından prenseslerin ve soyluların danslarını izlemekten yorulmuştum. O yüzden hafif bir gülümsemeyle adamın elini tuttum ve Anthonio'ya "Ben birazdan gelirim Anthony." deyip minik ve aceleci adımlarla boş alana doğru yürüdüm.
Bizim gibi başka gençler de yerlerini alırken çalan hafif müziğin temposuna ayak uydurarak yavaş yavaş salınır gibi dans etmeye başladık. Yanımdaki adamın sustuğu yoktu, bu nedenle dansa odaklanmakta ve yanlış bir hareket yapıp yapmadığımı anlamakta zorlanıyordum. Müziğin temposu giderek hızlanınca hareketlendim ve ayağımı da buna göre seri bir şekilde yer değiştirdim. Tam dansı yeniden hatırladığıma inanıyordum ki çevremizde dönerken adam yanlışlıkla ayağıma basmaya ve hızıma yetişememeye başladı. Dans bittiğinde karşımdaki adam yüzünden ayağım ağrıyor ve acıyordu.
Az önce Anthonio'yu gençlerle konuşurken bıraktığım yere doğru yürüdüğümde birkaç kişinin daha benden tarafa yaklaştığını gördüm. Maskesini yüzünden çıkarmış kızıl saçlı, yüzü güzel ve sevimli görünen bir çocuk diğerlerinin önüne geçip eğilerek sıradaki dansı onunla yapıp yapamayacağımı sordu. Olduğum yerde hayret içinde kalırken Prens Anthonio gölgede kalmış mavi gözlerini bana dikmişti. Belki de görevimle uğraşmadığım için bana kızgındı ama bir dans daha etmenin zararı olmayacağını düşündüm ve kızıl saçlı gencin elini tutup beni salon ortasına götürmesini izin verdim.
Müziğin en çok vals dansına uygun olduğunu düşündüğümüzden ona göre bir tempo tuttururken önümdeki "Daha önce hiç sizin kadar güzel dans eden bir hanımefendiyle dansa kalkmamıştım. Hareketleriniz gerçek bir leydi kadar rahat ve asil." diyerek övgüler yağdırınca aklıma Baş Danışman'ın sözleri geldi:
Sen ne oturmayı ne kalkmayı ne yemek yemeyi ne yürümeyi ne sohbet etmeyi ne resmi bir konuşma yapmayı ne dans etmeyi ne dansa kaldırılmayı ne piyano çalmayı asil soydan gelen birine yakışacak şekilde bilirsin.
Bunun doğrusunu gerçekten bilmek istiyordum, saraydan bir soylu ancak bunun gerçek doğrusunu söyleyebilirdi ki o da Prens Anthonio'ydu. Ama az önce gençlerin yanından ayrılmış, yaşlıların olduğu alana doğru yürümüştü. Yani bu meselenin onu sabahtan beri meşgul ettiğine bakacak olursam ve böyle tehlikeli bir ortama girip kendini riske attığını hesaba katarsam dans etmeye zaman ayırmak istemeyebilirdi. Şu durumda bana eğlendiğimi düşünerek kızıyor bile olabilirdi. Bir başka ihtimal de dans etmek istiyor ama benim gibi bir aşçıyı dam olarak yanına almak istemiyordu. Bunu bilemediğimden ama yıllarca hiçbir dans etkinliğine katılamayıp ancak Lydia ya da diğer arkadaşlarımla sadece eğlencesine dans etmiştim. Şimdi sadece gerçek bir dansın tadını çıkarmak içimden geliyordu.
Düşüncelerimden uzaklaşıp bu kızıl saçlı adama dikkatimi verdiğimde benimle uyumuna, nadiren konuşmasına, zarif bir dans anlayışının olmasına memnun kaldığımdan ikinci bir dans teklifine hayır diyemedim. Gözlerim ara sıra çevremde bizim gibi genç çiftlere takılıyor, bazıları amatörce, bazıları ortalama düzeyde dans eden kişileri izliyordum. Burası saray değildi, yani halktan ve belki de çoğu alt tabaka denecek kesimden gelen insanlarla doluydu. Profesyonel bir eğitimden geçmemeleri en doğal şeydi. Dans ettiğim çocuk benim dansımı belki de bu yüzden beğenmişti ve belki de kenarda birkaç kişi bu sebepten ötürü beni izlemekteydi.
Keman ve piyano müziği salona kim bilir kaçıncı kez yüksek sesle yeniden hakim olurken karşımdaki adamla artık günlük hayattan bir şeyler konuşuyor, müziği neredeyse unutarak sohbet edebiliyorduk. Nezaketi ve sevecenliği sebebiyle tekliflerini kıramıyor, belki biraz yaramazlık ediyor ama çevremde Prens gözüme görünmediği sürece bu oyuna devam ediyordum. Partnerimle dans ederken bir süre sonra ayaklarımız birbirine alışmış, bir sonraki adımı tahmin eder olmuş ve kuş gibi dans etmenin sırrını çözmüştük. Hareketli dansların gelmemesi belki de bu alışkanlığı daha kolay kazanmamıza yardım etmişti.
Yine de tuhaf hissetmekten kendimi alamıyordum, küçüklüğüm dışında hiç yabancı bir erkekle dans etmemiştim. Üstelik yabancı bir erkekten de ötesiydi bu, maskenin arkasını hiç göremiyordum. Yalnızca gözlerini benimkinden asla ayırmadığının bilincindeydim ve belki bana tuhaf hissettiren olay da buydu.
Bir süre sonra dinlenmek adına kenara çekildiğimde garsondan soğuk bir su isteyip nefeslendim. Gözlerimle çevremde Prens'i ararken onun uzakta bu sefer daha çok yaşlıların ve benim gibi birkaç genç kızın bulunduğu bir toplulukla konuştuğunu gördüm. Kızlardan biri o konuşurken elini omzuna koymuş, ardından koluna girivermişti. Birazdan kıza dönüp ne istediğini sorar gibi olunca kız onu salonun ortasına götürmek için hafifçe çekiştirdi. Prens bir konuştuğu insanlara bir de kıza baktıktan sonra bu teklifi kabul etti. Bu kızın bir soylu olup olmadığını anlamaya çalışırken üzerine gözlerimi dikmekte sakınca görmedim.
✨️🌸🎀