İçeriğe geç

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 19 · 11 dk okuma

Gündüz Gece Sarayları

Bölüm 19

XVIII. BÖLÜM

Beni kendine doğru çeken ellerin sahibine bakmak için kafamı göğsünden çekmem ve taşlı toprağa ellerimle bastırıp gövdemi kaldırmam gerekti. Hala nefes nefeseyken karşımda Prens Anthonio'yu görünce gelen rahatlama hissi kalbime yayıldı. Ama bedenim titriyor, koşuşturmacanın etkisini atamıyordu. Göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyor, nefesim boğazımı acıtıyordu.

O ise kalkıp ellerini belimden ayırmadan beni duvara yasladı. "İyi misin Orla?"

"Çok korktum." diye mırıldandım. Telaşlı bir şekilde duvar kenarından sokağı kontrol etti. Ardından "Gel hadi buradan uzaklaşalım." deyip ayağa kalkmama yardım etti. İki binanın arasında gölgede kalmış bir alandaydık, pazar çöplerinin toplandığı bu yerden çıplak ayakla ilerleyip bahçeye dönüşen bir yere geldik. Bahçe duvarı boyumuzdan uzun olduğu ve baktığım yerden sadece ağaçların dalları göründüğü için bir an geriye döneceğimizi zannedip endişelensem de Prens duvardaki bir çıkıntıya tutunarak kendini duvarın yukarısına atıverdi. Ardından dengesini bozmadan bir dizini yere yaslayarak tırmanmam için ellerini uzattı.

Üzerimdeki elbise bunu yapmamı zorlaştırsa da biraz yukarı çektikten sonra ellerini kavrayıp diğer ayağımdaki ayakkabıyı da atıp duvar çıkıntılarına parmaklarımı geçirerek onun da desteğiyle yavaş yavaş yukarı çıktım.

Bir süre cambaz gibi iki evin arasındaki bahçe duvarında yürüdükten sonra ineceğimiz sokağa baktık. Prens hiç düşünmeden kıvrak bir hareketle taş zemine atladıktan sonra aşağıdan ellerini bana doğru uzattı.

"Buradan atlayacak olursam bir yerimi kırarım." diye sızlandım.

"Seni tutarım." diyerek bu sefer kollarını genişçe iki yana uzattı. Telaşla sokaktan gelen geçen birkaç kişiye baktım ama daha sonra tereddüt etmeden kendimi aşağıya bırakıp Anthonio'nun kolları arasında kendimi buldum. Beni nasıl olup da bu pozisyonda tuttuğunu anlayamadığımdan yüzüne şaşkın şaşkın bir süre bakakaldım.

"Beni indirmeyecek misiniz?" diye sorup utançla kıpırdandım. Yanaklarıma kan hücum ediyor, Anthonio'nun ise hiçbir şekilde yüzünde mimikleri oynamıyordu.

"Ayakkabıların yok, kaybetmişsin."

"Sorun değil, bir süre idare edebilirim." deyip inmek için ayağımı yere doğru uzattıysam da fırsat vermeden sol kolunu biraz daha yukarı kaldırıp buna engel oldu.

"Biraz sabret." Alçak sesle mızırdanırken huzursuz bir şekilde olduğum yerde salınıyordum. Bir erkeğin beni daha önce hiç görmediğim bir sokağın ortasında kollarının arasında taşıması yeterince utanç verici değilmiş gibi bir de bu kişinin Prens Anthonio olması utancımı kat ve kat artırıyordu. Sokaktan her geçen kişi önce benim tuhaf pozisyonuma bakıyor, sonra muhtemelen hayatlarında bu kadar yakışıklı bir yüz daha görmedikleri için boynundan fuları çoktan düşmüş Anthonio'yu göz hapsine alıyorlardı. Neyse ki Prens köşeyi dönüp de bir ağacın altında beni yavaşça yere bıraktığında bu korkunç durumdan kendimi kurtarmış oldum.

Kalbim boğuk bir şekilde gümlerken yüzüne bakmaktan kendimi imtina edip ayağa kalkmaya yeltendim ama bu sefer dizimi tutup "Biraz sabretmeni söylemiştim." diyerek beni durdurdu. Çapraz bir şekilde taktığı bez çantanın içini açıp da bir çift kibar beyaz bir ayakkabı çıkarınca gözlerime inanmakta zorlandım. Yüzüme bakmadan ayakkabının bağcıklarını açıyor, diğer eliyle kahverengi tabanını sabit tutuyordu.

"Dün ayakkabının ucunun açıldığını söylemiştin."

Yavaşça elini ayağıma uzatıp zarif bir şekilde geçirirken tamamen sessizleşmişti, bense nefesimi tuttum, onu izlerken gözlerimi kırpmayı sanki unutmuştum. Parmak uçlarım ayakkabının sivri ucuna doğru girdi, sonra topuğum tam ayakkabıya uyacak şekilde yerleşti. Bir diğer ayağıma geçerken o kadar sakin ve alışılmış bir şeyi tekrarlar gibi görünüyordu ki sıcacık elleri ayağıma temas ettiğinde neden bunun beni bu kadar sarstığını anlamakta zorluk çekiyordum.

"Siz... Nasıl unutmadınız?"

"Unutkan biri gibi mi görünüyorum?"

"Hayır tabii ki! Ama çok fazla işiniz var, vali için sabahtan beri birileriyle görüşüyorsunuz. Bu kadar sorun içerisinde bir de beni düşünmüşsünüz." Ayakkabı bağcıklarını bağlamasına izin vermeden ayağımı kendime çekip bağlamaya başladım. Neden duygulandığımı ben de bilmiyordum, başımı eğdim. O da çekilip yanındaki ağaca yaslandı.

"Arkadaşlarımı düşünecek kadar kendime vakit ayırabiliyorum." deyip bir süre sustu. Bu sefer de benim için arkadaşım demesi gülümsememe yol açtı.

"O adamların seni takip etmesinin sebebi bendim, değil mi?"

"Evet, sizi o kasabada olduğu gibi yakalayıp ellerime geçirmeyi planlıyorlardı. Ben de onları uzaklaştırmaya çalıştım ama pek beceremedim."

"Öyle mi? Demek uzaklaştırmaya çalıştın?" deyip kollarını göğsünde birleştirdi, düşünceli görünüyordu. Başımla onaylayınca "Teşekkür ederim Orla." diyerek hafifçe gülümsedi, kalbimi sızlatan sıcak ve nazik bir gülümsemeydi.

Ayakkabı bağcıklarımı bağlarken olayı kısaca şöyle bir düşündüğümde belki de gereksiz yere kendimi ortaya atmış olabileceğim aklıma geldi. Prens Anthonio hiç telaşlı değildi, hayatında bunun gibi kişilerle belki de onlarcasıyla karşılaşmıştı. Adamlar pazar alanında böyle rahatça saldırmaya hazırlandıklarına göre akıllı ve sinsi de sayılmazlardı.

Bana "Onlardan ne olacaktı? Beni ne sanıyordun?" diyerek halime gülebilir, benimle dalga geçebilir hatta büyüklük bile taslayabilirdi. Ama o yine de teşekkür etmişti.

Bu teşekkür ona yardımcı olduğum için değildi, onu düşündüğüm içindi. Tavrından bunu okuyabiliyordum ve bu kapakları sonuna kadar açılmış kanallar gibi kalbimin coşkuyla atmasına, tüm bedenime kanın hızla pompalanmasına sebep oluyordu. Bir aptal gibi hayallere dalmamak için kendime kızdım ve yeni ayakkabılarımı ilk kez kullanıp onun peşine takıldım.

Yan yana yürüyorduk. Rüzgarlı bir hava olduğundan gökyüzünde bulutlar dans ediyor, bir üstümüze düşüp gölge yapıyor bir koşarak kaçıp güneşin yoğun ışığıyla bizi yalnız bırakıyordu. Yolun kenarında yürürken bir dükkanın önündeki adamın bağırışı aramızda oluşmuş sükuneti bozdu.

"Yarın karnaval başlıyor, performansımızı meydanda sergileyeceğiz, hepinizi bekleriz!" Prens Anthonio adamın dediklerini daha iyi duymak adına bir süre durmuştu, yolumuza devam edeceğimizi düşündüğüm sırada adamın yanına varıp önünde tarihlerin ve mekanların yazılı olduğu sayfaya göz atacağını beklemiyordum. Muhtemelen sayfadaki tüm yazıları ezberledikten sonra oradan benimle beraber uzaklaştı.

"Ekselansları lütfen halkın arasında dolaşırken dikkat edin, şöyle biraz uzaktan yürüyelim. Hem neden karnaval etkinliği bu kadar ilginizi çekti? Bana sakın her yerde düşmanlarınız varken oraya katılmayı düşündüğünüzü söylemeyin?"

"Bugün elde edinebildiğim bilgi çok kısıtlıydı ama karnaval böyle bir yer değil. Çevremizi en iyi gözlemleyebileceğimiz, insanlarla rahatça konuşabileceğimiz yer orası. Yüzümüzü iyi gizleyen bir maske takarsak ve saçlarımızı örtecek bir peruk bulursak tanınma olasılığımız kalmaz."

Gözlerimi irice açarken "Yani siz maskeli baloya da mı katılmayı düşünüyorsunuz?" diye sordum.

"Bu, kasabanın içinde düzenlenen küçük bir karnaval. Halkı tatmin edecek büyük etkinlikler gelmeyecektir, bu yüzden bütün herkes bu maskeli baloya yüklenip kalabalık bir ortam oluşacaktır. Neden bu fırsatı kaçıralım ki?"

Anthonio bendeki tereddütü fark etmiş olmalı ki gözlerinin sürekli etrafı kontrol etmeye alışık olduğunu, ilk defa böyle bir şeyle karşılaşmadığını bana tane tane anlatma gereği duydu. "Yanında ben olacağım." dedi. "Endişelenecek bir şeyin olmayacak. Tabii eğlenceleri sevmiyorsan ve odana tıkılıp sıkıntıdan patlayana kadar zaman geçirmek istiyorsan sen bilirsin."

"Sizinle gelirim." deyiverdim. "Böyle bir etkinliğe katılmayalı çok oldu."

***

Aynanın karşısında kendime kaçıncı kez baktığımın farkında değildim, bukle bukle sarı saçlardan oluşan peruğumun altındaki topuzun sağlam olduğuna karar verene kadar birkaç kez daha kontrol ettim. Üzerimde kollarında fırfırlar, göğüs kısmında küçük kurdeleler bulunan, uzun ve kuyruklu bir eteği olan, beyaz, eteği altın sarısı minik çiçeklerle bezeli zarif ve sade bir elbiseydi. Boynuma tamamlaması adına sahte altından bir kolye, kulaklarıma inci küpe, saçlarımın yan kısımlarındaki örgülere küçük sarı ve mavi çiçeklerden oluşan birer toka takmıştım.

Tüm bunları aldığımız yerde maskelerin de bulunması işimizi kolaylaştırmıştı, handan çıkmadan önce beyaz maskeyi yüzüme takacak ve Prens'le birlikte faytona binip balo salonuna varmış olacaktık. Daha fazla oyalanmadan yatağımın üzerindeki kısa pelerine doğru yürüyordum ki kapının çalınmasıyla hemen koluma takıp kapıya koştum.

Kapıyı aralayıp karşımdaki kişinin Prens Anthonio olduğunu görünce rahatlayıp içeri girebileceğini söyledim. Batmak üzere olan güneş yüzünden yaktığım lambaları aynanın karşısından alıp birbirimizi daha yakın görmek adına masanın üzerine yerleştirdim. Eteğimi tutarak yürümek biraz zorlasa da tam karşısında durduğumda dalgın bakışlarının önce eteğimde, sonra elbisemin fırfırlarında, en sonunda yüzümde toplanmasıyla kendimi şaşkınca ona bakarken buldum. Ademelması aşağı yukarı oynadı, dudakları hafifçe aralı şekilde öylece kalmıştı.

Bana doğru birkaç adım atıp aramızdaki mesafeyi azalttıktan sonra eğilip elimi tuttu, üzerine nazik bir öpücük bıraktı.

"Bana eşlik edip edemeyeceğinizi sormaya gelmiştim leydim."

"Leydi mi? Ah, Ekse... Ekselansları elbette eşlik edeceğim!"

"Göz kamaştırıcı görünüyorsun Orla. Anlaşılan karnavaldan kuyruklu bir yıldız geçecek bu gece."

"Kuyruklu bir yıldız mı?" deyip derin bir nefes alarak pelerinimi hemen üzerime geçirdim. Prens saçına kendi saç modeline yakın siyah bir peruk takmıştı, bembeyaz teni bu siyah peruğun yanında daha da belirginleşmişti. Kıyafet olarak ise gece kadar siyah olan kumaşın üzerinde safir düğmeler ve işlemler bulunan bir palto tercih etmişti. Belki sarayda giydiği kıyafetler kadar gösterişli değildi ama bir şeyi giydiği anda ona bir soyluluk, asalet geliyordu. Bu nedenle her zamanki kadar mükemmel görünüyordu.

"Anlaşılan iddialı sözlerinizin yanında iltifat etme gibi maharetleriniz de varmış Majeste."

"İltifat mı? Ben ona daha çok gördüğüm güzelliği betimleme sanatı diyorum." deyip kollarını göğsünde birleştirerek kapıya yaslandı. Bugün üzerinde rahat ve keyifli bir hal vardı. Akşama kadar odasından çıkmamış, çıktığındaysa birkaç siyasi işini halletmişti ama belki de yorgunluğunu bu şekilde atmayı tercih edecekti.

"Beni yırtılmış kıyafetlerim dışında görünce biraz şaşırdığınızı düşünüyorum."

"Bence genel olarak şaşırtmayı seviyorsun." Yüzüme anlamlı bir gülümseme takıp maskemi elime aldım, yüzüme yaklaştırıp "Bakalım, balo salonundaki insanlar da aynı fikirde olacak mı?" deyince hafifçe güldü ve kendi maskesini de takıp kimseye görünmeden -takip edilme ihtimalimizi sıfıra indirmek için- hanın arka bahçesindeki duvardan atlayıp çıktık ve başka bir sokağa gelmesi için tuttuğumuz faytona bindik.

Araba karanlık sokakta gezinen çeşit çeşit ve rengarenk giyinmiş halkın arasından ancak ağır ağır geçebiliyordu. Her yerde at arabaları, ellerde aceleyle taşınan lambalar, bazı kadınların abartılı tuvalet elbiseleri, bazılarının canavarları andıran kostümleri, yüzünü çeşitli boyalarla boyamış olanlar, elinde köpek demeye zorlanacak kadar minik olan canlıları yanında götürenler... Liste böyle uzayıp giderken Prens Anthonio kollarını göğsünde birleştirdi.

"Hiç dans etmeyi biliyor musun? Saraydan pek ayrılmadığına ve saraydaki balolar da soylulara özgü olduğuna göre cevabın..."

Ne cevap vermem gerektiğini biliyordum ama bugün yapmam gerekeni değil yapmak istediğimi seçmek içimden geliyordu. Bu nedenle sözünü kesiverip "Biliyorum Ekselansları, dilediğiniz dansa beni kaldırabilirsiniz." diyerek onu bir nebze şaşırttım. Maskesi yüzünden nasıl bir yüz ifadesine sahip olduğunu anlamam zor olsa da "Bugün bu ikinci oluyor." demiş ve dışarıyı izlemeye devam etmişti.

Araba balo salonunun olduğu büyük ve gösterişli binanın önünde durduğunda eteklerimi iki yandan tutarak faytondan aşağı indim. İnsanların akın akın çıktığı merdivenden binaya doğru gidecektim ki Prens yanıma geçip koluma giriverdi.

"Bugün bir kavalyen olduğunu unutuyorsun Orla. Adı da Anthony, ona gece boyunca böyle seslen."

****

İçerideki cümbüş gözlerimi kamaştırırken yanımdaki adamın koluna girmesem yolumu bulmakta zorluk çekeceğim bir salonun içerisine girmiştim. Etrafımız o kadar kalabalık ve insanlar o kadar ilginç ve tuhaf görünüyordu ki Prens Anthonio'ya giderek daha çok yaslanmak zorunda kalıyordum. Abartılı büyüklüklerdeki camdan avizelerden yayılan ışık salonun köşesinde, dans etmeye hazırlanan gençlerin olduğu yere doğru gidişimizi aydınlatırken salonun bir ucunda çalan enstrümanların sesi daha yakından duyuluyordu. Ama henüz prova amaçlı gibiydi, sanatçıların sandalyelerine oturmamış olmaları asıl dansın başlamadığını gösteriyordu.

"Önce biraz sohbet edelim." demişti içeriye girmeden önce Anthonio. Gençlerin yanına vardığımızdaysa hiçbir yabancılık çekmeden sohbete atlayıverdi. Daha soğuk ve sert bir yapısı olsa da bir insanın birden bu kadar rahat konuşkan kıvamına girmesi ayrı bir yetenek olmalıydı.

Konuştuğu genç adam kim olduğumu sorunca hemen rolüme girip güzel bir gülümsemeyle Anthony'nin bir yakın arkadaşı olarak kendimi tanıttım. Genç hafifçe başındaki maskeyi kaldırıp çarpık dişlerini yayarak gülümserken bir anda hiç sormadan elimi tutup öpmesini ve kendine doğru çekmesini beklemiyordum.

Elimi telaşla çektiğimin farkında varmadan kendini tanıtmaya girişti. Falan köyün falanca çiftliğinin sahibinin oğluydu. Middlenisse'te, şu salonda bile en zenginlerdendi. Bir keresinde saraya gitmişliği bile vardı da böyle özelliklerinden bahsetmeye utanır, kibirli görünmek istemezdi.

Sadece bir an prenses olduğumu öğrendiğinde nasıl bir şaşkınlığa uğratacağımı düşünsem de bunu hemen başımdan savdım.

Anthonio başka gençlerle bir sohbetin içine girivermişti ama arada yandan bir bakışla bizi izliyordu. En sonunda önümdeki genç elini uzatıp beni ilk dansa kaldırmayı teklif edince korktuğum şey başıma gelmiş oldu. Güçlü bir müzik sesi yayılmaya başlarken salonun ortası boşaltılmış ve dans edecekler için ayrılmıştı.

Tercihen dans etmek için bu adamı seçmezdim ama gece içerisinde bir kez bile dans etmemekten iyidir diye düşündüm. Zaten Prens ile görev için geldiğimizden belki esasında o, hiç dansa kalkmayı bile planlamıyordu ama ben yıllar sonra, dans yeteneğimin körelip körelmediğini test etmek istiyordum. Hem artık balo kapılarından prenseslerin ve soyluluların danslarını izlemekten yorulmuştum. O yüzden hafif bir gülümsemeyle adamın elini tuttum ve Anthonio'ya "Ben birazdan gelirim." deyip minik ve aceleci adımlarla boş alana doğru yürüdüm.

Bizim gibi başka gençler de yerlerini alırken çalan hafif müziğin temposuna ayak uydurarak yavaş yavaş salınır gibi dans etmeye başladık. Yanımdaki adamın sustuğu yoktu, bu nedenle dansa odaklanmakta ve yanlış bir hareket yapıp yapmadığımı anlamakta zorlanıyordum. Müziğin temposu giderek hızlanınca hareketlendim ve ayağımı da buna göre seri bir şekilde yer değiştirdim. Tam dansı yeniden hatırladığıma inanıyordum ki çevremizde dönerken adam yanlışlıkla ayağıma basmaya ve hızıma yetişememeye başladı. Dans bittiğinde karşımdaki adam yüzünden ayağım ağrıyor ve acıyordu.

Az önce gençlerin olduğu yere yürüdüğümde birkaç kişinin daha benden tarafa yaklaştığını gördüm. Maskesini yüzünden çıkarmış kızıl saçlı yüzü güzel ve sevimli görünen bir çocuk diğerlerinin önüne geçip eğilerek sıradaki dansı onunla yapıp yapamayacağımı sordu. Olduğum yerde hayret içinde kalırken Prens Anthonio gölgede kalmış mavi gözlerini bana dikmişti. Belki de görevimle uğraşmadığım için bana kızgındı ama bir dans daha etmenin zararı olmayacağını düşündüm ve kızıl saçlı gencin elini tutup beni salon ortasına götürmesini izledim.

Müziğin en çok vals dansına uygun olduğunu düşündüğümüzden ona göre bir tempo tuttururken önümdeki "Daha önce hiç sizin kadar güzel dans eden bir hanımefendiyle dansa kalkmamıştım. Hareketleriniz gerçek bir leydi kadar rahat ve asil." deyince aklıma Baş Danışman'ın sözleri geldi:

Sen ne oturmayı ne kalkmayı ne yemek yemeyi ne yürümeyi ne sohbet etmeyi ne resmi bir konuşma yapmayı ne dans etmeyi ne dansa kaldırılmayı ne piyano çalmayı asil soydan gelen birine yakışacak şekilde bilirsin.

Bunun doğrusu gerçekten bilmek istiyordum, saraydan bir soylu ancak bunun gerçek doğrusunu söyleyebilirdi ki o da Prens Anthonio'ydu. Ama az önce gençlerin yanından ayrılmış, yaşlıların olduğu alana doğru yürümüştü. Yani benimle dans etmeye yetecek kadar zamanı bile olmayabilirdi ki belki de bana söylemese de konumu bakımından bir aşçıyla dans etmek istemiyordu.

Bölüm sonu

1 yorum