
XVII. BÖLÜM
Valinin isteği üzerine aklımıza fikirler gelmesi açısından araştırmamızın ilk noktası olarak bir pazar alanını belirlemiştik. Arnogya'dan bir yerleşkeyi gözlemlemek adına iyi bir tercih olabilirdi. Kadın satıcılar rengarenk giyimleriyle önlerindeki meyveleri yememiz için uzatıyor, bazı erkek satıcılarsa üzerimize uygun harika kıyafetleri olduğunu söylüyordu. Küçücük çocuklar pazar yeterince bunaltıcı değilmiş gibi ayaklarımızın dibinde dolaşıyor, koşturuyor, ortalığı birbirine katıyordu. Tam bir curcuna hali tüm bir pazarı kaplamıştı.
Güneşin yakıcı sıcaklığında bir adam insanların arasından geçip hızlı hızlı yürürken sattığı ayakkabıyı çalan hırsızı yakalamaya gittiğini söyleyince Prens durup giden adamın arkasından baktı.
"Ben adama yardım edeceğim, sen beni burada bekle." deyince şaşırarak Anthonio'ya ne olduğunu sordum. O ise bekleyemeyeceğini söyleyip yanımdan hızla ayrılınca öylece ortada kaldım. Biraz sonra ağacın gövdesine yaslanarak birkaç tezgah ötemde satılan sığır, koyun ve atların bulunduğu geniş alanı seyre daldım. Ağacın heybetli dalları görme alanımı bir miktar kapattığı için olduğum yerden çıkıp yakınımdaki kuzunun başını okşayacaktım ki ağacın diğer tarafından bir konuşmaya kulak misafiri oldum:
"Ortalıkta görünmüyorlar."
"Yanındaki kız buralarda bir yerdeydi ama o katil herif çoktan uzaklaşmış."
"O zaman önce kızı bulalım."
"Onu ne yapacağız, akılsız! Onunla bir işimiz yok. Prensi bulalım yeter, sonrasına kasabada icabına bakarız."
"Bulup bir an önce yakmak için sabırsızlanıyorum."
Dediklerini duymamla tüylerim ürperirken ağaca biraz daha yaslandım ve kafamı biraz dışarıya bakacak şekilde uzattıktan sonra Prens Anthonio'nun gittiği yöne doğru gittiklerini fark ettim. Prens eğer işini hızlıca halledecek ve beni aramak için buraya gelecek olursa...
Hiç vakit kaybetmeden adamlarla arama bir mesafe koyarak tezgahların gölgesi arasında o ikisini göz hapsine aldım. Uzun boylu olan adam arada bir cebini yokluyordu, tuniğinin üzerindeki çıkıntıdan bunun büyük bir bıçak ya da hançer olduğu anlaşılıyordu. Prens'in kendini savunacak yeteneğe sahip olduğunu, hatta yetenekten çok daha fazlasına sahip olduğunu pekala biliyordum ama bu adamlar sinsi bir şekilde takip ediyorlar ve halk arasından masum birileri gibi pazarda dolaşıyorlardı. Prens olur da arkası dönük bir şekilde biriyle konuşurken arkasına geçip hançeri saplamaya yeltenecek olurlarsa yapacak bir şeyi kalmayabilirdi.
Temkinli adımlarla birkaç metre daha ilerlediğimde gözlerim çok uzaktaki ayakkabı satılan tezgahı tanıdı. Anthonio bir ihtimal buradaydı ya da buraya yakındı. Elim ayağıma dolaşırken önümde etrafını aptal aptal izleyen iki adama nefretle baktım.
Fazla zamanım yoktu, derin bir nefes alıp ciğerlerimi doldurduktan sonra hızlı adımlar atarak adamların tam arkasında bittim ve kısa olanın omzuna dokunup onu durdurdum. Adam gözleri yuvasından çıkacakmış gibi bana bakınca fısıldayarak "Prensi mi arıyorsunuz?" diye sordum. Uzun olan beni biraz geç fark edip "Sen..!" diye hayretle bağırsa da sorumu duymamla başını hızla onaylayarak salladı.
"O zaman beni takip edin." Arkama dönüp Prens'in gittiği yolun tersi yönüne doğru yürümeye başlayacaktım ki "Neden bize yolu gösteresin ki?" diye sordu aralarından biri. Soğuk terler dökerek "Çünkü ben de bir Arnogyalıyım ve o adamdan bir an önce kurtulmak istiyorum." demeyi başardım. "Cesedini görene dek içim soğumayacak. Sizin onu takip ettiğinizi anlayınca bir yere saklanıp sizi bulmak için arkanızdan yetiştim."
İnanmaları adına dualar mırıldanırken çökük elmacık kemikleri olan, kirden ve güneşten iyice kararmış bir tene sahip olan uzun adam "Hadi çabuk yürü o zaman." deyip omzumdan itti. Hemen önüme dönüp hiç zaman kaybetmeden seri adımlarla onları pazarın tenha kısımlarından dolaştırıp çıkışa doğru sürükledim. Kısa boylu olan arada söyleniyor ve bana pek de dediklerime inanmıyor gibi geliyordu. Tırnaklarımı sıkıntı içinde yememek için ellerimi yumruk yapmış, bunun yerine dudaklarımı kemirmeye başlamıştım.
Pazardan çıkardıysam Prens için artık tehlike geçmiş demekti ama şimdi sıra benim onlardan kurtulmamadaydı. Daha fazla pazardan uzaklaştırırsam bu kadar çok gitmeyeceğini fark edip bana inanmazlardı. Bu nedenle ileride gözüme kestirdiğim limon bahçesini elimle gösterdim.
"Pazarda satıcının biri ona bahçesinden taze limon vereceğine söz verdi, bu yüzden şu an orada limon toplayıp gölgede dinleniyor." Bu esnada durunca boynumda bir şeyin, hançerin kabzasının soğuk temasını hissettim. "Ne yapıyorsunuz?" derken korkumu belli etmemek için büyük çaba sarf ettim.
"Ne diye yolun ortasında duruyorsun?"
"Pazarda çantamı unuttuğumu fark ettim. Siz onu yakalayana kadar ben dönmüş olurum."
"Yok öyle bir şey. Önüne düş ve bize nerede olduğunu göster. Sana kuru kuruya güvendiğimizi mi sandın?" Yutkunup adama yandan bir bakış attım. Sararmış dişlerini gıcırdatırken yaşlı, çirkin bir büyücüyü andırıyordu. Tekrardan yürürken yardım istemek niyetiyle çevreme göz gezdiriyordum ama birileri geçse dahi önlerine bakıyorlar, çevresine göz atmıyorlardı. Tırnağımı korkuyla avuç içimin kanayacak kadar yumruğuma bastırınca ellerime bir baktım ve biraz sonra sahiden de limon bahçesinin önündeydim.
Ağaçların dallarından sarkan sarı limonlar olgunlaşmış ve hasat zamanları gelmişti, yere bırakılmış birkaç büyük sepette limonlar toplanmış, bazı çuvallara ise topluca yüklenmişti. Limon bahçesinin bu görünen yüzü dışında ilerisi ne gözüküyor ne de oralarda ne olduğu tahmin edilebiliyordu. Kısa ve çirkin olan adamın biraz zorlamasıyla gıcırtıyla açılan kapı davetkar biçimde beni içine çağırıyordu ama bunu yapmamam gerektiğini biliyordum.
"Ah, Prens orada!" diyerek hayretle bağırıp ileriye atıldım ve başka bir binayı gösterdim. Adamlar daha ne olduğunu anlamadan tabanları yağladım. Ama onlar da boş olmadıklarından bağırarak, küfrederek peşi sıra beni takip ettiler. Pazar alanından çıkan insanlar arasına karışıp az önce ezberlediğim yollardan, insanlar arasında koşturarak gitmeye başladım. Bir ara ayağım yoldaki bir taşa çarpınca yere düşüverdim, kendimi hızla toparlasam da ayağımdan fırlamış ayakkabıyı geri alamadım. Arada arkama baktığımda hala ellerinde hançer olduğunu gördüm, bu adamların deli cesaretleri vardı!
Biraz sonra pazarın yanındaki binaların yakınından koştururken aniden iki el tarafından bir tarafa çekildim ve onunla birlikte bir tarafa yuvarlanıp düştüm.
✨️👸🏻🤴🏻
Selam arkadaşlarr
Kitabı beğeniyor musunuz, sizce nasıl gidiyor? Yorum yazarak fikrinizi belirtmeyi unutmayın lütfen :)
