
XVI. BÖLÜM
Mr. Ardley çayını yudumlarken bu sefer bize memnuniyetsiz bakışlar atmanın keyfini sürüyordu. Prens benim için "dostum" demişti. Belki sadece karşısındaki inatçı ve huysuz adamı susturmak için bir yöntem olsa da onun için farklı bir adla anılmak ne yalan söylemeli ki şimdi daha iyi hissettiriyordu.
"Eh, peki ne istiyorsunuz benden?"
"Siz ne istediğimizi bilmiyor musunuz Mr. Ardley? Sizce Rultam, Arnogya Sarayında bulunduğu esnada sizin yanınızda olmamın sebebi ne olabilir?"
"Bana soru soracağına net yanıtlar ver."
"O halde Mr. Ardley, beni iyi dinleyin. Sizin Stormrigde valisi olarak bize yaptığınız ihanetin önüne geçmek için buradayım."
Valinin pek umurunda değilmiş gibi önündeki çörekten bir parça da koparıp o yedi. "İhanet mi? Kime ihanet?"
"Rultam Krallığına ihanet."
Mr. Ardley bıyık altından gülümserken "Ben Arnogya dışında başka bir krallık tanımıyorum. Yani Anthonio, size ihanet etmek gibi bir ihtimalim olamaz." diye karşılık verdi. Çöreğinden bir parça daha ağzına atarken pis ve inatçı bir ifade yüzüne yapışıyor, bir daha hiç yüzünden çıkmayacakmış gibi uzun müddet oraya yerleşiyordu.
"Pekala Mr. Ardley, diyelim ki siz yalnızca bir vali olarak milyonlarca akre toprağı olan Rultam'ı tanımıyor ve varlığını kabul etmiyorsunuz. Sizin siyaset anlayışınızı bir nebze belki anlarım. Ama verdiğiniz sözün arkasından iş çevirmenizi asla anlayamam ve sizin gibi yıllarını bu konumda geçirmiş birine yakıştıramam."
"Sözlerine dikkat et genç adam!" diye ani bir tepki sandalyemde geriye yaslanmama sebep oldu, adamın gözlerindeki parıltılar, kırmızı uyarı bayrakları gibi üzerimize yöneltilmişti. "Benim iş çevirdiğim falan yok. Halkım ne isterse onu yaparım! Bunu da ne sana sorarım, ne de o leş çiğneyen babana."
"Asıl siz sözlerinize dikkat edin. Bir gün kendi leşinizin çiğnenmeyeceğini garanti edebilir misiniz?" Anthonio bunu ne kadar sakin bir üslupla söylese de sözlerinin ne kadar tehlike barındırdığı ortadaydı, bunu gösteriş için ya da sırf iddialı konuşmak adına yapmıyordu. Eğer bir şeyi bu kadar net ve duru ifade ediyorsa onu ant içmiş gibi yapması ondan beklenirdi. Ancak Mr. Ardley için tüm bunların hiçbir önemi yoktu, yeni tıraş olduğu için saçsız gibi görünen kafasında gezenler haricinde bir şey tanımıyordu.
"Ne babandan ne onun çok sevdiği veliaht prensinden ne de acımasız diye övüp göklere sığdıramadıkları senden korkarım ben. Ama benim halkımın topraklarına da göz diktiniz demek? Halkımın isteğini belli eden, oylarını topladığım o belgeyi de istiyorsunuz? Neden size vereyim peki?"
"Barış anlaşmasından çekilir, yeniden çok daha toparlanmış halde saldırır, elinizdeki konumu da alırız sizden." Mr. Ardley sarayda bile zor gördüğüm kendisine özel getirilen çikolatalı içeceğini keyifle yudumladı. "Korkmadığımı söyledim. Başka bir sebep bul."
Prens "Bu ne istiyor?" der gibi yüzüme bakınca omuz silkip bilemediğimi, en az onun kadar onu anlamadığımı belli ettim. Prens biraz daha çay içip taze kuruyemişlerden birkaç parça yerken Mr. Ardley'in her bir hareketini gözlüyordu ama adamın içinden geçeni çözmek öyle kolay olacağa benzemiyordu.
"Mr. Ardley..." diye mırıldanarak söze başladım. "Sizin korkmamanız halkın korkmadığı anlamına gelmiyor."
"Stormridge halkı mı korkuyor? Ne kadar cesur olduklarını bu oylar kanıtlar küçük kız."
"Sandığınız gibi küçük falan değilim." Anthonio yandan bir bakışla beni izlerken yanlış bir söz etmemem için temkinli duruyordu. "Üstelik bu sandığınız gibi yaşımla alakalı da değil. Ben yıllardır üzerime yaş ekliyorum Mr. Ardley. Yıllardır on yılları üstüme katıyorum. Sadece ben değil savaşın, tüm Arnogya halkına yaptığı tam olarak bu, hiç fark etmemiş miydiniz?"
"Bu adamlar yetmiş yıldır bir asalak gibi üzerimize yapıştılar. Topraklarımızı bizden koparmak için ellerini ardına koymadılar, ne yapacağız, buna göz mü yumacağız?" Dilimi tutup hiç konuşmamamın daha iyi olacağını fark etsem de içimdekiler döküldü:
"Bunu bir anlaşmaya oturduğumuzda değil de Kral, yanı başında asıl asalakla koca bir savaşı yönetmeye çalışırken onu yalnız bıraktığınızda düşünmeliydiniz Mr. Ardley. Bütün iş geçmiş ve zar zor toparlanmışken yeniden her şeyi birbirine karıştırarak yapamazsınız."
Bu iki cümle dilimden döküldüğü gibi masanın ortasında bir bomba etkisi yapıp hem karşımdaki kişiyi hem de yanımdaki Prens'i tepetaklak etti. Mr. Ardley o kadar iddialı konuşurken şimdi ağzı açık kalmış, kalın kaşlarını çatmış ve alnındaki çizgiler belirginleşmişti. Sonrasında dudaklarını birbirine bastırmış, bastonunu iki elinin arasına almış ve masadaki bir noktaya dalmıştı.
Prens Anthonio'ya ise göz ucuyla tedirgin biçimde baktım. İddialı cümleler kurmak gibi bir alışkanlığım yoktu, ki böyle bir şeye genelde gerek olmazdı ama akılsızca yapılan işler yüzünden öfkeliydim. Belki Prens de en çok bendeki bu öfkenin büyüklüğüne hayret etmişti. Gözlerini uzun müddet üzerimden ayırmadı.
"Ben yaşlı bir adamım," dedi Mr. Ardley. "Kız kardeşim vefat ettikten sonra siyasetle ilişiğimi tamamen kestim. Hareket edebilmekten aciz bir adama böyle yüklenmek zalimcedir, sevgili kızım."
"Ama siz de halkımıza yaptığınız şeyle çok ağır bir yük bindireceksiniz. Ben doğruyu konuşmazsam, siz doğruyu konuşmazsanız ne olacak?" Cümlelerimi biraz daha yumuşatarak anlaşmanın durumundan, Prens'in anlatmasına fırsat vermeden Rultam'ın isteklerinden, bizim bu istekleri karşılamamızın aslında bir zorunluluk olduğundan, yapılan evlilik anlaşması sayesinde kalıcı bir barış sağlanacağından uzun uzun bahsettim.
Tüm bunları anlatırken elbette vali tüm dediklerime onay verip pişmanlık duymuyordu. Kalbindeki bir tereddüt anına dokunmayı başarmıştım ama gerisi yine onun inatçılığı ve tabularıyla doluydu. Buna rağmen cümlelerimin etkisi hala yüz ifadesinde okunabiliyordu.
Memnuniyetsizce Anthonio'ya dönüp sonunda benden konuşmayı devraldı:
"Arnogya'dan belgeyi almak için gelecek ulağın üç günü var. Eğer bu üç gün içerisinde halkımın Rultam'ı seçmesi için yapacağın bir yenilik olursa ve bütün şartlar bize uygun olursa o zaman ulağı geri döndürüp fikrimi değiştireceğimden bahsedeceğim. Ama olur da bulamazsan ya da vadettiklerinle beni yapacağına inandıramazsan o zaman elimdeki belgeyi saraya gönderip son kararı onların vermesini isteyeceğim."
Birbirimize umutla baktıktan sonra Anthonio "Rultam'ın Stormridge'e en güzel şekilde hizmet edip yöneteceğinden şüpheniz olmasın." diyerek bu teklifi kabul etmiş oldu.
Gitmeden önce son bir kez Mr. Ardley bastonuna tutunup "Söyle bakalım, sen nerelisin?" diye sordu. Beklenmedik soru karşısında "Stormrigde'tenim efendim." diyebildim. "Anlaşılıyor." deyip gülümseyerek uzaklaştı. Kral'ın Stormridge'ten olduğunu herkes bilirdi de eski kraliçenin yani annemin orada doğduğundan çok az kişi haberdardı.
Oradan ayrıldığımızda Prens Anthonio bana doğru döndü, dalgın görünüyordu. "Beni her defasında nasıl şaşırtmayı başarıyorsun aşçı? Belki de gerçekten büyülü yeteneklerin var ve benden gizliyorsun."
"Belki de sadece siz beni yeni tanımaya başlamışsınızdır Ekselansları."
🌸✨️🎀
