
IX. BÖLÜM
Uzaktan dalgaların kıyıyı acımasızca gelen sesi Prens'in iç dünyasını yansıtır gibi kayalıklarla sert çarpışmalar yapmaktaydı. Önümdeki adamın anında değişmiş yüz ifadesi ise kendi başımın kayalıklara çarpıştığı düşüncesini uyandırıyordu.
"Bildiğini tahmin etmiştim ama bu kadar diretmeme rağmen karşılık vermeyince gereksiz üzerine geldiğimi sanmıştım. Aldanmışım." Gözlerimi beni cezalandırmak dışında hiçbir işe yaramayan bu bakışlardan kurtarmak istiyordum ama söyleyeceğim bununla sınırlı kalmayacaktı, devam etmek zorundaydım.
"Size yalan söylemek istemezdim."
Eliyle parmaklarını göstererek "Bu ikinci oluyor. Ne zaman zor durumda olsan yalana başvuruyorsun." deyince yüzüm utançla kızardı, asıl yalanın kendisinden habersizdi.
"Bu o tarz bir şey değil." deyip dik ve kendinden emin durmak için çabaladım. "Yine olsa yine aynısı yaparım. Çünkü elinizdeki kağıdın doğruluğundan emin olmayıp size okusaydım ülkemi kötü bir vaziyetin içine sokabilirdim."
"Kağıtta ne yazıyordu?"
"Stormridge valisinin yakında burada olacağı ve elindeki halk oylamasıyla anlaşmada toprağın Arngoya'nın elinde kalacağı..." Bir adım kendimi geri çektim, sebebi Prens Anthonio'dan gelebilecek ani bir tepkiden en az hasarla kurtulmak istememdi.
Şaşkınlığı önce hayrete sonra hiç vakit kaybetmeden öfkeye dönüşüverdi. "Arkamızdan böyle bir iş çevirmeye nasıl cüret ederler?" deyip sağ elini pek kibar sayılmayacak bir hareketle omzuma koydu.
"Söyle, bu gerçekten de doğru muymuş?" Elinden kurtulmak istesem de yerimden kıpırdayamadım, başımı yukarı aşağı sallamakla yetindim. Omzumu bırakırken beni de hafifçe kendinden uzaklaştırmak ister gibi itmişti. Bir süre eliyle sıkıntı içinde saçlarını karıştırıp çizmesiyle ayağına gelen taşları etrafa savurdu. Ardından bir karara varacağı esnada gözlerinde pek sevimli olmayan bir parıltı yayılıp başını iki yana salladı.
"Sana güvenmiyorum. Büyücü, aşçı ya da her neysen. Senin sözünle hareket etmeyeceğimi öğrenecek kadar dersimi aldım." Bir an kendimden nefret ettim, saray hayatının karışık işleri olmasa asla kendimi bu konumda bulmayacağımı biliyordum ama Prens de anlamalıydı, siyaset dediğin şey çokça yalan, biraz da strateji işiydi.
"Size doğru olduğunu ispat edebilirim."
"O nasıl olacakmış?"
"Saray kütüphanesine gitmemiz gerekecek."
"Peki öyle olsun. Eğer bu işin içinden de bir yalan çıkarsa sana bu sefer asla acımam, anlıyorsun değil mi?" Başımı acıyla onayladım, ağzımda oluşan buruk tat hiç gitmeyecek gibiydi.
"Böyle bir durum yaşanmayacak ekselansları ama yaptığım şeyin büyüklüğünü anlamak zorundasınız. Şu an ben Kral'ın büyük bir kumara girerek bizzat yazdığı notu size yetiştirmiş oldum. Bu öğrenilirse..." Yutkundum, yaptığım şeyin kendi adıma tehlikeleri ancak şimdi gözümde canlandı. Beni bir mahzene tıktıklarını ya da bütün saray halkının önünde işkence ettiklerini düşünmek bir an hiç de zor gelmemişti.
"Bana acıyacaklarını sanmam." Prens yüzümü bir süre süzdükten sonra belki de bana acıdığından "Pekala, saraya gidelim." dedi ve o önden ben arkasından saraya kadar sessiz ve huzursuz bir yolculuk yaptık. Bu yolculuk boyunca Prens Anthonio'nun ciddi ve ifadesiz yüzü, attığı sert adımlar, etrafında oluşturduğu o karanlık hava beni daha da ürkütüp korkutmuştu.
Saraya girdiğimizde sakinleşmiş ve tek tük kişinin geçtiği, geçerken meraklı bakışlar fırlattığı koridorlardan ilerlerken mümkün olduğunca Prens Anthonio'dan uzak duruyor, onunla yürüdüğüm anlaşılmasın istiyordum. Bu hem Baş Danışman'ın kulağına gitmemesi içindi hem de birazdan ortaya atacağım öneriyi gerçekleştirmemiz durumunda hemen ikimizin adının birlikte anılmamasını istediğim içindi.
Prens Anthonio odasına sakladığı yazıyı almaya giderken ben sarayın geniş kütüphanesinde kitaplıkların arasında gezinmeye başladım. Tozlu rafların, bazıları sararmış, bazılarının kapakları kopartılmış kitapların arasında gezinirken sonunda başlığı Dohr olan antika gibi duran kitaba ulaştım. Prens eskisinden daha düşünceli biçimde yanıma döndüğünde masanın birine bir kenarına notu diğer kenarına kitaptan alfabenin yer aldığı sayfayı açtım. Böyle yan yana koyunca hecelerin açılımını kolayca okudu ve doğruyu söylediğime neyse ki inandı.
ANLAŞMADAN ÖNCE, STORMRIGDE VALİSİ MR. ARDLEY AYIN 12'SİNDE MIDDLENISSE'TE OLACAK. KENDİSİNE KONAKLAMA HUSUSUNDA YARDIMCI OLMANI VE BARIŞ ANLAŞMASINA KADAR HER TÜRLÜ İHTİYACINI GİDERMEN İÇİN YAZIYORUM. ELİNDE STORMRIGDE HALKININ BÜYÜK ÇOĞUNLUKTAKİ OYUNU ARNOGYA'DAN YANA KULLANDIĞINA DAİR ÖNEMLİ BİR BELGE VAR. SANA GÜVENİYORUM.
"Bu her nasıl elinize ulaştıysa çok ciddi bir bilgi. Ben Arnogya ve Rultam'ın barışmasını her şeyden çok istiyorum, o nedenle bunun anlaşmayı bozma ihtimalinden korkuyorum."
Hiç tereddüt etmeden "Bozulur." deyiverdi, benim gibi fısıldayarak. Kütüphanede kimse yoktu ama her ihtimale karşı duyulmak istemezdik. "Arnogya Kralı bize vadettiklerini hiçe sayarsa biz de onu ve ülkesini hiçe saymakta tereddüt etmeyiz." Tüylerim ürperirken sunacağım öneriyi kabul edip etmeyeceğini ölçer gibi yüzüne baktım.
"Ben de bu yüzden size bir teklifte bulunacaktım."
"Nasıl bir teklif?"
"Eğer siz de isterseniz Stormrigde valisini bulup bu yoldan vazgeçirebilir ya da bunu kabul etmezse bu işi zorla engelleyebiliriz. Eğer şimdi çıkacak olursak sabaha Brineport'ta olur, öğle vaktine doğru Middlenisse Kasabasına ulaşırız." Özenle kafamda kurduğum bu planı söylerken özellikle yavaş konuşmuş ve iyice kafasına yatması için cümlelerimin arasına boşluklar bırakmıştım.
Prens Anthonio ellerini arkada birleştirip kütüphanenin boş giriş alanında volta atmaya başladı. Çok tehlikeli bir noktadaydık çünkü Prens valiyi bulmakla uğraşmak yerine Rultam olarak direkt anlaşmaya oturmaktan vazgeçebilir ve bize yeni bir savaş açabilirdi. Arkadan çevrilen işi fark ettiğini ilan edip başka şart koymak için zorlamayı da düşünebilirdi. Ama düşününce bunların hiçbiri mantıklı bir karar olmazdı, Rultam şu an için güçlü konumda olsa da Arnogya gibi bir ülkeyi kolay kolay alt edemez, önünde sonunda bu tarz bir anlaşmada yeniden oturmak için bir araya gelirdi.
Çok uzun gelen birkaç dakikanın ardından "O zaman eşyalarını hazırla. Normalde seni yanıma almazdım ama yanımda bir Arngoyalı bulundurmanın faydası dokunabilir. Birazdan bir fayton tutacağım, sarayın arka kapısında seni beklerim." dedi.
Ben de başımla onaylamamla kütüphaneden çıkıp saray kapısına doğru yol aldı. Ben de elimi çabuk tutup merdivenlerden hızlı hızlı çıkarak odama girdim. Kendime geniş bir çantada birkaç parça kıyafet ve para aldıktan, Lydia'ya bugün arada kaldığım mesele konusu nedeniyle dışarı çıkacağıma, yarın burada olamayacağıma, benim adıma endişelenecek bir şey olmadığına ve kimseye yokluğumu sezdirmemesi gerektiğine dair kısa bir yazı bıraktıktan sonra pelerinimi yeniden başıma geçirerek aşağı indim.
Koridorları temkinli adımlarla geçip arka bahçedeki Batı kapısına vardığımda faytonun kapısına yaslanmış beni bekleyen Anthonio'yu gördüm. O da üzerine siyah bir pelerin almış duruyor, sürekli kapıdan içeriye bakıyor, kimseyi göremeyince geri dışarı çıkıyordu. Ben yanına geldiğimde son bir kez kararsız bir şekilde beni süzüp kafası karışık bir şekilde -sanki yaptığı şeyi onaylamaz gibi- başını salladı ama yine de faytona geçip artık bir an önce yola çıkmamız gerektiğini söyledi.

