Ali Abi'nin sesiyle indirdiğim silahımı kılıfına geri koyup, "Küçük böcek, ha," diyerek yumruğumu Ateş denen adamın yüzüne geçirdim. Suratı Ali Abi'den tarafa savrulurken, ensesini kavradım ve onu aşağı eğerek dizimle karnına bir tekme attım. Attığım tekmeyle karnını tutup yere yığılan adama bir kere daha vuracaktım ki Yağız beni geri çekti. Yağız'a bir şey söyleyemeden tekrer Ali Abi'nin sesini duydum. "Küçük Hanım lütfen, olaylar bildiğiniz gibi değil," Ne demek istediğini anlamadım, öylece suratına bakıyordum. En sonunda Ali Abi'nin sözlerini takmayıp Yağız'dan kurtuldum. Ona dönüp, "İznim olmadan bana dokunabileceğini hatırlamıyorum." dedim. Daha o cevap veremeden, bacaklarımın, dizlerimin altındaki bölümünde hissettiğim sızıyla hafif yere eğildim. Ama diz çökmedim. Hemen doğruldum, Yağız'ı arkamda bırakarak bana vuran kişiye döndüm. Karşımda onu görünce kan beynime sıçradı. Bana vurmuştu. Günlerce uğraştığım planı mahvedip ekibimi tehlikeye atan, sabah neredeyse kaza yapmama neden olan adam -tamam bu kaza olayında benim de biraz hatam vardı. Ama şimdi bunu burada belirtmeye gerek yok.-, Ateş SÖNMEZ, bana vurmuştu.
Herkes ayaklanmış, odanın ortasında olanları izliyordu. Ali Abi, bu yaşananlara daha fazla seyirci kalamamış olmalı ki ayağa kalkıp yanımıza geldi. "Ateş sen ne yaptın?!" Ateş onu duymazlıktan geldi ve bunu daha önce yapmadığı için pişmanmış gibi bana bir yumruk savurdu. Tabii ki bana bir daha vurmasına izin vermeyecektim. Yumruğunu tuttum ve direk yüzüne baktım. Ancak o zaman dudağının kanadığını fark ettim. Bu sefer diğer eliyle vurmayı denedi ama başaramadı. Onu da tutmuştum. En sonunda gözlerini gözlerime dikti, ona sırıtarak karşılık verdim. Şuan onun iki kolunuda tutuyordum ve itiraf etmeliyim ki bu hiç kolay değildi. O gerçekten güçlüydü ama zar zor da olsa onu engelleyebiliyordum "Üzgün değilim,"dedim. Dediklerimden bir şey anlamamış gibi öfkeyle bana bakarken anlaması için tekrar konuştum. "Şimdi olacaklardan dolayı üzgün değilim," dedim ve kafamı yüzüyle buluşturdum ve kollarını bıraktım. O geriye doğru sendelerken tekmemi karnına geçirerek yere düşmesini sağladım. Yağız tekrar beni tutmaya çalıştı fakat bu sefer izin vermedim. Ona döndüm ve onu kolundan kavrayıp kolunu, sırtıyla birleştirdim. Dudaklarının arasından küçük bir inilti yükseldi. Kulağına yaklaştım ve konuştum. "Az önce yaşananlardan ders çıkarmadın sanırım,"dedim. O bir kez daha inlerken onu, diğer ekip üyelerinin üstüne ittim. İkisi Yağız'ı tutarken diğerleri hala şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Ateş, Ali Abi ve ekipten bir adamın yardımıyla yerden kalkıp, az önce oturduğu koltuğa geri oturdu. Ali Abi de, o oturduktan sonra yerine oturdu. Gözlerimi onlardan ayırıp ekibin kalan üyelerine göz gezdirdim. Ali Abi'nin ve Ateş'in oturduğunu gördükleri için onlarda oturmuştu. Sarı saçlı, esmer tenli olan bana dik dik bakıyordu. Tek kaşımı havaya kaldırıp "Bir sorun mu var?"diye sordum. Sesimi öfkemin yatışması için kontrollü bir şekilde çıkarıyordum. Bana dik dik bakmaya devam ederken "Kimsin sen?"diye soruma soruyla karşılık verdi. Hafif sırıtarak zaten birikmiş olan sorulara alayla bir tane daha ekledim. "Neden herkes kim olduğumu bu kadar merak ediyor, acaba?" Bu sefer alayla bana bakan o oldu. "Niye acaba? Sonuçta alt tarafı kimsenin bilmediği bir sebepten dolayı 'Reis'in oğlunu' darp ettin." 'Reis'in oğlu' kısmını bastırarak söylemişti. "Neden herkes senin kim olduğunu merak etsin ki?" Ciddileşerek ona doğru bir adım attım. Tam karşısında durup gözlerinin içine baktım. "İnan bana kim olduğumu bilmek istemezsin." Çıkışa doğru ilerlerken son bir kez Ali Abi'ye ve ardından bana öfke saçan gözlerle bakan Ateş'e baktım. Kapıya yöneldikten sonra kapı kolunu kavradım. Kavramamla birlikte kapının içeriye açılması bir oldu. Kapının suratıma çarpmaması için direk geri çekildim. Bugün kafama yeterince darbe almıştım.
Merakla içerideki herkes gibi içeri giren kişiye baktım. Gelen kişi babamdı. Herkes onu görünce ayağa kalktı. -Ayağa kalkacak hali olmayan Ateş bile.- Babamı görünce merakım yerini şaşkınlığa bıraktı. Tek kaşımı kaldırarak "Baba?"diye sordum. Bana gülümseyerek karşılık verdi. Ardından eliyle içerideki herkese oturması için işaret etti. Ona 'baba' dediğimi duyanlar ise "Baba mı?"diye birbirlerine endişeli ve korkmuş bir şekilde bakmaya başladılar. Onların söylediklerine pek kulak asmayıp tekrar babama döndüm. "Burada ne işin var? Eğer bir adamını kaybetmeyi göze alamadıysan sorun yok, onu öldürmedim." İmalı bir şekilde Ateş'e baktım. O ise benim bakışıma birkaç saniyelik karşılık verip, hayretle bakan gözlerle Ali Abi'ye döndü. "Bu kız Usta'nın kızı mı?" Ali Abi, onu başıyla onayladı. Ateş şaşkın ve endişeli gözlerle Ali Abi'ye bakıyordu. "Ben sana boşuna el kol hareketi yapmadım,"diyen Yağız'ın konuşmasıyla ona döndü. Babam, mafyalar birliğinde 'Usta' olarak bilinirdi. Düşmanı çoktu ama ondan korkan ve onun tarafında olanlar daha çoktu. "Küçük Hanım sizden de özür dilerim. İzniniz olmadan size dokundum. Ancak sinirlendiğinizde kendinizde olmuyorsunuz ve birini hiç tereddüt etmeden öldürebiliyorsunuz. Arkadaşıma zarar vermenizi istemedim."diye devam eden Yağız'ın sesini duyunca bende ona döndüm.
"Anlayabiliyorum fakat benim işimi yapmamı engellemenin sonuçlarını biliyorsun değil mi?" Bunun bedelini kesinlikle biliyordu ve arkadaşı için bunu göze aldı. Başını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı. Ardından mahcup bir şekilde boynunu eğerek gözlerini yere dikti. Bir kez daha gözlerimi ekibin üzerinde gezdirirken bana kim olduğumu soran sarışına baktım. Hepsinden daha çok korkmuş ve endişelenmiş görünüyordu. Büyük ihtimal bunu nedeni az önce benimle olan alayla dolu konuşmasıydı. Ben bunları düşünürken tekrar Ali Abi'nin sesini duydum. "Usta artık şu konuyu bir açıklığa kavuştursak iyi olacak sanırım."
"Kesinlikle,"diye onayladı onu babam. Tekrar babama dönüp "Bilmediğim bir şey mi var baba? Anlat bana."dedim. "Bence Ateş bize olayı çok iyi bir şekilde anlatabilir." Ali Abi, onu başıyla onayladı. Ben hala ne olduğunu anlamamışken Yağız'a kaçamak bir bakış attım. Oda bir şey bilmiyor olmalı ki omuz silkmekle yetindi. Ateş ise öylece bana bakıyordu. Nefret ve öfkeyle. Ona aynı şekilde karşılık verdim. "Artık olayı tam olarak anlatabilir misiniz?" Benim bu rica dolu sorumla Ateş sırıtmaya başladı. "Ooo. Sen böyle nazikçe bir şeyler yapabilir miydin ya?" Ya o beni sinirlendirmekte çok iyiydi ya da ben çok kolay sinirleniyordum. Ben ikinci seçeneği tercih ederim. "Bana baksana sen!" Ona doğru bir adım attığımda babam beni kolumdan tuttu ve onun oturduğu sandaleyinin karşısındaki boş sandalyeye oturttu. "Sakin ol Günce, olayda bilmediğimiz yerler var." Günce benim gerçek adım değildi. Annemin adı 'Gündüz' benim adım ise 'Gece'. Takma adımı ise kendi adımı, anneminki ile birleştirerek yapmak istedim. Bu yüzden beni ekiptekiler kadar yakın olanlar 'Günce' olarak da bilir. Ama yalnızca bana Yağız 'Günce' olarak hitap eder. Diğerleri hala bu cesarete sahip değil. Bu sabah Yağız'ın bana 'Küçük Hanım' demesinin tek nedeni mahcup veya benim sinirlenebileceğim durumlarda bu ismimi kullanmasıydı. -Babamın yanında ve kalabalık ortamlarda da bana 'Günce' demezdi.- Sakinleşmeye çalışarak "Konuş,"diye Ateş'e tısladım. Yüzü tamamen ciddileşti. "Ben yaklaşık bir ay önce babamın verdiği bir görev için Amerika'ya gittim. Hem işimi bitirdiğim hem de yeni bir görevim olduğundan dün tekrardan Türkiye'ye geri döndüm. Babamın bana verdiği görevde bana gönderilen adrese baskın yapmam gerekiyordu. Ben telefonuma gelen adrese gidip adamlarımla baskını yaptım. Ancak gönderilen adres yanlıştı ve sizin operasyona baskın yaptık. Olay kısaca böyle, amacım işinizi altüst etmek değildi. O yüzden özür dilerim. Ayrıca öbür mesele için de özür dilerim, Usta'nın kızı olduğunuzu bilmiyordum." Kafamı özrünü kabul ettiğimi göstermek için aşağı yukarı salladım. "Neymiş o öbür mesele kızım?" Babamın sorduğu soruyla duraksadım fakat Ateş'in bana vurduğunu babama söylememeye karar verdim. Çünkü özür dilemeyecektim ama suçlu olduğumu da biliyordum. En azından bunu yapmalıydım. Hayatımda babam hariç hiç kimseden özür dilememiştim. -Gerçek hayatım sekiyyaşımdan sonra başladığından öncesini hesaba katmadım.-
"Buraya geldiğimde Ateş'e bağırıp çağırınca normal olarak bana biraz kaba davrandı. Hepsi bu, sorun yok yani merak etme." Bana gülümsedi ve gözleriyle onayladı. Babam bu sefer Ali Abi'ye döndü. "Bugün bazı aksilikler olmuş olabilir ama planlara devam. Baran'dan kurtulana kadar boş durmak yok." dedi. "Haklısın Usta." Babam ve Ali Abi birbirlerine çok bağlıydı. Tıpkı abi kardeş gibi. Aralarından su sızmazdı. "Bu konuda anlaştığımıza ve işleri yoluna koyduğumuza göre biz artık kalkalım, dimi kızım?" Babamı başımla onayladım. O ayağa kalkınca herkes ayağa kalktı. Bende onların peşinden ayağa kalktım. Ali Abi, babamla birlikte kapıdan çıktı. Bende onları takip ettim. Odadan çıkmama son birkaç adım kalmıştı. "Bekle" Bu ses Ateş'ten gelmişti. Ona doğru döndüğümde bir sorun olup olmadığını sorarcasına tek kaşımı kaldırdım. O ise boş gözlerle bana bakıyordu. Sabır dilercesine seslice derin bir nefes alıp verdim. "Sorununu söyleyecek misin?" Yüzünde hiç sevmediğim sırıtış belirdi tekrar. "Yine nazik kız rolüne bürünmüşüz he?." Yağız, Ateş'e susması için kaş göz işaretleri yapıyordu. "Sen sadede geliyor musun, yoksa ben o nazik kızı mezara koyup yerine seri katili getireyim mi?" Yağız, artık Ateş'i uyarmaktan bıkmış olmalı ki bu söylediğimle birlikte gülmeye başladı. Ateş'le aynı anda ona dönünce ellerini bir suçlu gibi havaya kaldırdı ve gülüşünü zar zor durdurdu. Tekrardan Ateş'e döndüğümde az önceki sırıtışından eser yoktu. "Neden sana vurduğumu babana söylemedin?" Bu sefer sırıtan ben oldum. "Oradan bakınca başına gelen her şeyi ailesine şikayet eden biri gibi mi duruyorum?" Herkes bir film sahnesi izlermişçesine bizim konuşmamızı -didişmemizi- izliyordu. "Kesinlikle böyle bir kişiliğinin olmadığını biliyorum," diye yanıtladı Ateş. Yüzümdeki sırıtışı biraz daha genişlettim. "Güzel, o zaman bunun bedelini sana benim ödeteceğimi de biliyorsundur diye umuyorum." Suratım ciddileşmeye başlarken arkamı döndüm. Odadan çıkmadan önce ekledim. "Görüşmemek üzere SÖNMEZ."
* * *
Dün olanlar hala aklımdan çıkmamıştı. Benim ekibimdeki hiç kimse böyle adresleri karıştırmazdı. Bu olay tamamem bir hatadan mı oluşuyordu? Yoksa aramızda bir suikastçı mı vardı? Bu düşüncelerle kahvaltımı yapıp masayı kaldırdım. Dışarı çıktığımda üzerimde siyah bol bir eşofman ve aynı şekil bir sweatshirt vardı. Tabii ki olmazsa olmazım siyah maskem ve şapkamda üzerimdeydi. Motoruma binerken telefonumla Yağız'ı aradım. Ateş'le bir daha görüşmek istemiyordum. O yüzden olayın aslını Yağız'ın öğrenmesini isteyecektim. Yağız telefonu açtı. "Efendim Günce?"
"Alo Yağız, senden bir şey isteyeceğim. Müsait misin?" Umarım müsaittir çünkü bu olayın hemen çözülmesini istiyordum. "Evet müsaitim. Bir sorun mu var?" Müsait olması iyiydi. "Aslında tam olarak bir sorun değil bir şüphe"dedim. "Anlamadım, nasıl bir şüphe bu?" Anlamaması normaldi, büyük ihtimal onlar bu olaydan şüphelenmemişti. "Ben dünkü olayda içimizde bir süikastçının olduğunu düşünüyorum. Sence de öyle olamaz mı?"diye sordum. Bir andan konuşurken bir andan yolu takip ediyordum. Şimdi bir kaza hiç iyi olmazdı. "Aslında bir an bunu düşündüm ama sonra 'Hangisi olabilir ki?' diye de kendime sordum. Bir yanıt bulamayınca bıraktım." Ben de kim olabileceğini bilmiyordum. "Senden de bu konu hakkında yardım isteyeceğim. Ateş'e adresi ona atan kişinin kim olduğunu sorup araştırmanı istiyorum. Bu iş için yazılım dersi iyi olan biri gerekiyor ve yazılımımın pek de iyi olmadığını biliyorsun." Karşıdan hızla gelen araba dümdüz üzerime sürüyordu. Biraz daha yakından bakınca şoförün uyuduğunu gördüm. "Sanırım işimiz kolay olacak. Ateş'in şüphelendiği kişiler arasında o kız da var. Ben halledeceğim." "Tamamdır Yağız, sağol. Şimdi kapatmam gerek hoşçakal." Ne Yağız bir şey söyleyebildi ne de ben telefonu kapatabildim. Motoru aniden sağa sürünce telefonum elimden düşmüştü. "Siktir,"diye bir küfür çıktı ağzımdan. "Şimdi sırası mıydı!" Sinirlenmiştim, o yüzden biraz bağırdım. Motoru durdurup telefonumu düştüğü yerden aldım. Tekrardan motoruma döndüm ve az önce araba kullanırken uyuyakalmış şoförün peşinden gittim. Arabayı bulunca uzun uzun kornaya bastım. -Umarım uykusu derin değildir. Birde şimdi onunla uğraşamam.- Bir dakika ya ben neden bu adamı uyandırmaya çalışıyorum? Ben insanlardan -özellikle de erkeklerden- nefret etmiyor muydum? Şimdi neden bir insana yardım ediyordum? Kaza yapıp ölmesi ya da masum bir insanı öldürmesi benim umrumda olmamalıydı. Masum bir insan... Evet, sadece masum bir insanın benim gibi hayatını bir erkeğin mahvetmemesine izin vermeyecektir. Amacım sadece buydu. Kornaya basmaya devam ederken şoförün yavaş yavaş uyanmaya başladığını gördüm. Daha da fazla kornaya bastım ve adama camı açması için adama işaret yaptım. Adam sonunda kendine gelmiş olmalı ki hemen doğruldu ve camı açtı. "Bayım araba kullanırken uyuyordunuz ve son sürat bir hızla ilerliyordunuz. Birine çarpabilirsiniz lütfen yavaşlayın!" Beni duyabilmesi için biraz bağırdım. Böyle nazik biri olaktan nefret ediyordum. Beni anlaması fazla uzun sürmedi, hemen yavaşladı. Sonrasında motoruma yaklaşarak konuştu. "Teşekkür ederim, sen olmasaydın birine çarpmış olabilirdim." Adama daha yakından baktığımda kırklı yaşlarında esmer biri olduğunu gördüm. Sadece, "Daha dikkatli olun."dedim ve motoruma yanından hızlanarak geçtim. Arabayı arkamda bırakırken doğruca babamın mekanına sürdüm. Yolda fazla araba yoktu ama yine de hızlanmadım. Aksine, yavaşladım ve yere düşen telefonumu kontrol ettim. Ekranı çatlamıştı, şimdi birde bununla mı uğraşacaktım? Ben düşüncelerime dalmış bir şekilde motoru kullanırken telefonuma bir mesaj geldi. Mesaja bakmadan önce bir yolu kontrol ettim, önümde kimse yoktu. Sürmeye devam ederek telefona gelen mesaja baktım. Bilinmeyen bir numara? Kim olabilirdi ki?
Bilinmeyen Numara:
Merhaba, Küçük Hanım.
Lakabımı nasıl biliyordu, anlamadım. Kimdi bu, ne istiyordu? Anlaşılan ona sorsam daha iyi olacaktı. Babamın mekanına yaklaştığımda, yolun kenarındaki, küçük ama yağmur yağdığında işe yarayabilecek -en azından diğerleri için. Çünkü benim için en iyisi yağmurun altında yürümek.- bir otobüs durağının yaňında durdum. Motorumu düzgünce park ettikten sonra durağın bankına oturdum ve mesaja karşılık verdim.
Gece:
Kimsin?
Anında mesajımı görüp yazmasını beklemiyordum.
Bilinmeyen Numara:
Kim olduğumun bir önemi yok bence.
Sence? Senin fikrini kim sordu acaba?
Gece:
Kendi ağzınla söylüyorsun, senin için yok. Bu benim için bir önemi olmadığı anlamına gelmez.
Bilinmeyen Numara:
Aslında kendi ağzımla söylemiyorum. Kendi ellerimle yazıyorum ama neyse.
Ha ha ha, aman çok komik.(!) Gerçekten yazdığım şeylerden sadece buna mı takılmıştı?
Gece:
Cidden yazdığım onca şeyden sadece buna mı takıldın?
Bilinmeyen Numara:
Sanırım evet.
Şuan burada sinir krizi geçirebilirdim. Benimle cidden alay ediyordu!
Gece:
Kim olduğunu söylüyor musun yoksa seni bulup öldürmemi mi tercih edersin?
Ben yapamadan bile Yağız kolayca bu itin kim olduğunu bulabilirdi.
Bilinmeyen Numara:
Ne o şimdi de tehditlere mi başladınız Küçük Hanım?
Hala benimle alay ediyordu!
Gece:
Soruma soruyla karşılık vermeyi bırak da kim olduğunu söyle seni adı herif!
Öfkem kat ve kat artarken ben nasıl bu saate kadar nöbet geçirmediğimi sorguluyorum.
Bilinmeyen Numara:
Hadi ama Küçük Hanım, ya da Günce mi desem? Ah, doğru ya size sadece ekibiz gibi yakın olduklarınız veya babanız o şekilde hitap ediyordu, değil mi? Çok özür dilerim. Ayrıca kim olduğumu söylemeyeceğim, siz tahmin edin.
Bu adam şuan benim iliklerime kadar öfkeyle dolup taşmama neden oluyordu. Resmen benim hakkımda birçok bilgi sahibiydi. Oysa hiçbir bilgim etrafa yayılmazdı, babamın bu konuda kesin bir talimatı vardı.
Gece:
Biraz daha zorlarsan çok kötü şeyler olacak. Benim hakkımda bu kadar bilgiyi nereden biliyorsun?
Bilinmeyen Numara:
Ekibinizdeki herkese güvenmemelisiniz Küçük Hanım. Sizin hakkınızda şimdilik bildiklerim bu kadar ama kendinizden bahsetmek isterseniz sizi seve seve dinlerim.
Ekibimdeki birisi mi? Hangisi böyle bir şeye cesaret edebilirdi ki? Birazcık da olsa konuyla birlikte sinirimi de dağıtmak için son yazdığı şeye odaklandım. '...sizi seve seve dinlerim.' Aklıma birkaç dakika önce yazdıkları geldi ve aynısını ona yapmaya karar verdim.
Gece:
Aslında yazdıklarımı seve seve dinleyemezdin. Seve seve okurdun ama neyse.
Bilinmeyen Numara:
Oooo, benim gibi eğlenceli konuşmaya başladığınıza göre yakınlaşmış olmalıyız.
Oturduğum yerde küçük bir kahkaha patlattım. Sesim alçaktı, yanımda oturan kişi bile kahkaha attığımı zor anlardı. Hem sinirden hem de yazdıkları yüzündendi bu kahkaha.
Gece:
Sen gerçekten fazla uçtun. Seninle yakınlaşmak? Yok daha neler ya. Eğer biraz daha ciddi kalsaydım burada iyi şeyler yaşanmayacaktı. Kendini yükseltmene gerek yok yani.
Bilinmeyen Numara:
Hmm, demek öyle. Şuan yakınlaşmamış olabiliriz ama bu ileride yakınlaşmayacağımız anlamına gelmez, değil mi Küçük Hanım?
Tekrardan küçük bir kahkaha patlattım. Bu herif kendini ne sanıyordu?
Gece:
Şunu bir aklına sok: Sen ve ben asla yakınlaşmayacağız. Tanımadığım birine nasıl yakınlaşmamı bekliyorsun acaba?
Bilinmeyen Numara:
'Sen ve ben' mi? Neden kısaca 'biz' demiyorsun ki?
Bu adam bana kafayı yedirtecek! Allah'ım, yüce Rabbim, lütfen bana sabır ver. Yoksa şurada kendimi parçalayacağım.
Gece:
Neden mi? Bunun sebebi belli değil mi? Biz diye bir şey yok, sen ve ben varız. Ve birbirimizi tanımıyoruz, etmiyoruz. Şimdi bana kim olduğunu söylemeyeceksen yazmayı bırak. Senin için harcayacak vaktimin sonuna geldim. Bir daha yazma! Gerçi yazamazsın da zaten.
Tabii ki onu engelleyecektim. Böyle zamanını boşa harcayan salaklarla şim yoktu. Onun yazmasını beklemeden onu engelledim. Ekrana son baktığımda gördüğüm tek şey 'yazıyor' kelimesiydi. Ama ne yazacağı umurumda değildi, içimde bir merak duygusu bile oluşmadı. Motorumu park ettiğim yerden geri aldım ve babamın mekanına yola çıktım. Telefonuma tekrardan bir mesaj geldi ama sadece motorumu sürmeye devam ettim. Mekana vardığımda içeri girdim ama babamı göremedim. "Baba, içeride misin?" İçeriyi didik didik aradım. Fakat babam yoktu. Onu aramayı düşündüm ve telefonumu çıkardım. Az önce gelen mesajı takmayıp direk babamı aradım. Telefonu açtığında konuşmaya başladım.
"Alo baba, neredesin? Mekanda yoksun." İlk bir sessizlik oldu sonra bir ses geldi. O bir silah sesi mıydı? "Baba neler oluyor? Baba!" Babam sonunda konuştu. "Günce şuan bir operasyondayım, daha sonra konuşalım tatlım." Ben daha bir şey söyleyemeden telefonu yüzüme kapattı. Bana bir operasyon olduğunu söylememişti. Anlaşılan geç haber verilmişti. Telefonumu kapatacakken aklıma demin gelen mesaj geldi. Mesajı görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı.
Bilinmeyen Numara:
Hadi ama Küçük Hanım. Benden, kullandığım sadece bir numarayı engelleyerek kurtulabileceğinizi sanmış olamazsınız.
Bu herif şimdi de başka bir numaradan mı bana yazıyordu? Hiç mi dert peşimi bırakmayacaktı?
Gece:
Sen sapık falan mısın ya? Ne istiyorsun benden?
Bilinmeyen Numara:
Hayır Küçük Hanım, sapık falan değilim. Ne istediğime gelirsek sadece sizi tanımak istiyorum.
Hey Allah'ım sen büyüksün. Ben kurtulmaya çalıştıkça bu sapık adam beni delirtiyor. Tanımak istiyormuş! Rabbim lütfen şu hatsize gününü gösterde beni tanımak istemek neymiş anlasın.
Gece:
Bana bak şimdi sana kendimi bir tanıtırsam 'keşke tanımasaydım' diye dua edersin!
Bilinmeyen Numara:
Eğer ben bir şeyi çok istersem Küçük Hanım, istediğim şey için tüm riskleri alırım. Yani sonucunda dediğiniz gibi de olsa bu istediğimden vazgeçmeyeceğim.
Vazgeçmeyecekmiş. Ya sabır, Allah'ım sen beni neyle sınıyorsun?
Gece:
Hmm, demek vazgeçmeyeksin?
Bilinmeyen Numara:
Kesinlikle :)
Şuan senin o gülen suratını o kadar çok parçalamak istiyorum ki...
Gece:
O zaman ben vazgeçirmesini bilirim.
