Son yazdıklarımdan sonra o numarayı da engelledim. Başka bir numara kullanarak bana tekrardan yazabileceğini bildiğim için Yağız'ı aradım. Bu numaranın sahibini ve onun yerini bulursa işte o zaman işler karışacaktı. Telefon çaldı ama Yağız açmadı. Bir kez daha ve bir kez daha aradım ancak sonuç aynıydı, Yağız telefonunu açmıyordu. Büyük ihtimal sabah ona bahsettiğim konuyu araştırıyordu ve odaklanabilmek amacıyla telefonunu kapatmıştı.
Bu düşüncem mantıklı geldiği için Yağız'ın telefonunu açmamasını pek kafaya takmadım. Ama yine de ben o herifi bulacaktım ve bunu tek başıma yapamayacağımı da biliyordum. Ekibimde Yağız dışında, yazılımdan anlayan ve hacker olan bir arkadaşım -tanıdığım desem daha doğru olur sanırım- daha vardı, Sarp. Onu, geçen hafta başkanlık yaptığı operasyonda başarısız olduğu günden beri görmemiştim. Birkaç kez babam onunla konuştuğunda durumundan haberim oldu.
Kendini biraz suçlu hissediyormuş ve yalnız kalmak istiyormuş. Fakat benim isteğimi de geri çevireceğini sanmıyordum. Sarp'ın numarasını tuşladım ve onu aradım. Telefon biraz çaldı, bir an o da açmayacak sandım. En sonunda telefon açıldı ve Sarp konuştu.
"Alo, Küçük Hanım? Bir sorun mu var?" Bir anda beni soru yağmuruna tutunca biraz şaşırdım.
"Hop hop, sakın Sarp. Soru yağmuruna tutmama gerek yok, baştan alalım şunu. Nasılsın bakalım?" İlk bir sessizlik oldu. Sonra Sarp tekrar konuştu.
"İ-iyiyim Küçük Hanım, siz?" Anlaşılan çok şaşırmıştı. Sesi hafiften titriyordu.
"Ben de iyi olmaya çalışıyorum. Aslında senden bir isteğim vardı, müsait misin?" Sarp şaşkınlığını üzerinden atmış olmalı ki artık sesi titremiyordu.
"Tabii Küçük Hanım, müsaitim. İsteğiniz neydi, hemen yerine getireyim." Nedense içimden gülümseyesim geldi. Ekibimin bana karşı olan bu tavrını seviyordum sanırım.
"Bana bugün bir numaradan mesaj geldi, hatta birden fazla ve ben bunun kim olduğunu bilmiyorum. Numarayı engelledim ama bu sefer de başka bir numaradan yazdı. Bu konularda kötü olduğumu biliyorsun. Tabii adamın kim olduğunu bulamadım. Yağız'dan yardım isteyecektim ama ona, sabah söylediğim bir olayı araştırdığını unuttum. Sen de bir hacker olduğun için bana yardımcı olabileceğini düşündüm." Ona olayı kısaca özetledim.
"Elimden geldiğince size yardım etmeye çalışırım Küçük Hanım." Bana yardım edeceğini öğrenince sevindim. Şu herifi bir bulursam kimse onu elimden alamazdı.
"O zaman seninle ********* Cafe'de buluşalım. Ben bu adamın yerini öğrenmek istiyorum." Beni sakince dinliyordu.
"Merak etmeyin Küçük Hanım, elimizde bir numara varsa işimiz kolay olacak. Zaten şuan dediğiniz yere yakınım. Beş on dakika sonra oradayım." Bende yakın olduğum için bu olayın hızlı biteceğini düşündüm.
"Tamam o zaman orada görüşürüz." dedim ve telefonu kapattım. Motoruma doğru yürüdüm. Motorumu çalıştırdığımda telefonumdan yine bir ses geldi: mesaj sesi. Ateşle tartıştığımızda içimden; onun beni kolayca sinirlendirdiğini, benim çabuk sinirlenen bir insan olmadığımı düşünmüştüm. -daha doğrusu bu sorunun sebebini kendime yüklememiştim- Ama kesinlikle ben çabuk sinirleniyordum. -Ateş beni daha kolay sinirlendiriyordu da her neyse- Telefonu artık takmaya başlamıştım. Doğruca Sarp'a verdiğim adrese sürdüm. Mekanın kapısının
önüne geldiğimde Sarp'ın da tam olarak beni kapıda beklediğini gördüm. O daha beni fark etmemişti ve sanırım telefonundan biriyle yazışıyordu. Sinsice yanına yaklaşıp konuştum.
"Kiminle yazışıyorsun?" Sanırım yaptığım şey iyi değildi çünkü Sarp iki adımlık bir mesafeye sıçradı. Ona kocaman olmuş, şaşkın gözlerimle bakarken, Sarp ise beni görünce rahatlamış gibi bir elini kalbinin üstüne koyarak derin bir nefes aldı. Diğer eli hala telefonu tutuyordu.
"Küçük Hanım siz miydiniz?" diye sordu. Benden daha şaşkın ve korkmuş gözüküyordu.
"Başka birini mi bekliyordun?" dedim bende. Anında cevap verdi.
"Tabii ki hayır. Ama siz birden öyle arkamdan konuşunca ben..."
"Biliyorum biliyorum. Sessizce arkandan yaklaşmamalıydım, benim hatam." Hatamı kabul etmiş ama her zaman olduğu gibi özür dilememiştim.
"İsterseniz içeri geçip ayaküstü konuşmayalım?" dedi sorarcasına. Onu başımla onayladım ve içeri girdik. Boş, insanlardan uzak bir masaya geçip
oturduk. Garsonlardan biri yanımıza geldi.
"Hoşgeldiniz efendim, bir şeyler yemek ya da içmek ister misiniz?" Sarp'a dönüp sordum.
"Bir şeyler istiyor musun?"
"Bir sade kahve odaklanmama yardımcı olur aslında." Biraz çekiniyor gibiydi. Ne kadar yanımda çekinmemeleri gerektiğini söylesemde çoğu -hatta hepsi- böyleydi.
"O zaman bize bir sade kahve ve Iced Latte lütfen. Iced Latte'de pipet olursa sevinirim." Garson beni başıyla onayladı.
"Hemen getiriyorum efendim."dedi ve gitti. Sarp garsonun uzaklaştığından emin olduktan sonra konuşmaya başladı.
"Küçük Hanım sizin için de uygunsa, isterseniz başlayalım."dedi. Ardından
bilgisayarını çıkardı ve masanın üzerine koydu. Ekranını açtığında tekrardan bana baktı.
"Numarayı alabilir miyim?" Hemen telefonumun kilidini açtım. Açar açmaz karşıma ilk çıkan şey buraya yola çıkmadan önce gelen mesaj oldu.
Bilinmeyen Numara:
Küçük Hanım, daha ne kadar beni engellemeyi düşünüyorsunuz acaba?
Sakin ol Gece, sakin olman gerekiyor.. Sakin falan olamıyorum! Bu pisliği parçalama isteğim gittikçe artıyor! Bir şekilde sakinleşmeyi başardım ve Sarp'a bu numarayı vermeden önce, yerini doğru saptayabilmemiz için bu piç kurusuna yazdım.
Gece:
Hala orada mısın?
Bir cevap gelmedi. Yazmaya devam ettim, telefonun başında olması işimizi kolaylaştırırdı. Yazmadan önce Sarp'ın sesini duydum.
"Bir sorun mu var Küçük Hanım?" Başımı kaldırıp ona baktım.
"Hayır bir sorun yok. Sadece telefonun başında olduğundan emin olmaya çalışıyorum." Anladığını gösterircesine başını aşağı yukarı salladı. Tekrar telefona dönecektim fakat garson kahvelerimizle birlikte gelmişti.
"Siparişleriniz geciktiği için üzgünüm efendim. Mutfakta bir karışıklık çıktığı için böyle oldu. Tekrardan özür dilerim." Garsona hafif gülümsedim
"Sorun yok, anlayabiliyorum." Garson da bana gülümseyerek karşılık verdi. Ardından içeceklerimizi masaya koyup bizi yalnız bıraktı. İstediğim gibi Latte'me pipet koymuştu.
"Şu herif cevap verene kadar yazayım da tam yerini tespit edelim. Canımı sıkmaya başladı." Tekrardan telefonumun kilidini açıp yazmaya başladım.
Gece:
Hey, sana diyorum!
Gece:
Hala orada mısın?
Yazmaya devam edeceğimde ekrandaki 'yazıyor' yazısını görünce duraksadım.
Bilinmeyen Numara:
Ooo, bakıyorum da artık siz bana yazıyorsunuz Küçük Hanım. Güzel bir yol kat etmişim anlaşılan.
O kat ettiğini sandığın yolu bir yerine... Neyse, böyle birisi için ağzımı bozamazdım.
Gece:
Öyle mi? Bana olduğun yerde duruyorsun gibi geldi.
Bilinmeyen Numara:
Hakkımı yemeyin Küçük Hanım. Sizin de benimle aynı fikirde olduğunuzu biliyorum. İnkar etmeyin lütfen.
Hey Allah'ım sen bana sabır ver. Yoksa bu kulun istemeden(!) çok büyük günahlar işleyecek.
Gece:
Ne o? Şimdi de aslı olmayan şeyler mi düşünmeye başladın?
Bu konuşmayı daha fazla sürdürmek istemiyordum. Sarp'a döndüm.
"Artık telefonun başında olduğundan eminiz. Hadi başlayalım." Ona direk numarayı gösterdim. O da numarayı aldı ve işlemlere başladı. Latte'min pipetini maskenin altından geçirip, bir yudum alırken Sarp konuştu.
"Küçük Hanım, bu numarayla yazışmaktan hoşlanmıyor olabilirsiniz ama telefonun başından ayrılmadığından emin olmak için ona yazabilir misiniz?" Ben daha Sarp'a cevap vermeden bir mesaj geldi. Derin bir nefes alıp verdim. Oflayarak telefonu elime aldım ve gelen mesaja baktım. Sarp yazacağımı anlamış olmalı ki işine devam etti. Arada kahvesini yudumluyordu.
Bilinmeyen Numara:
Aslı olmadığını nereden çıkardınız ki?
Bu herif beni delirtmek için mi geldi bu dünyaya ya?!
Gece:
Çünkü ben seninle aynı fikirde değilim. Bunu anlamak bu kadar mı zor?
Kriz geçirmemek için hiçbir nedenim yoktu. Fakat tüm enerjimi, bu şerefsizi bulduğumda ona yapacaklarıma harcayacaktım. Pipeti ağzıma getirip bir yudum daha aldım. Latte'mi masaya bırakırken Sarp'a baktım.
"Daha ne kadar sürer?" Bıkkınlıkla çıkan ses tonum onun da bana dönmesini sağladı.
"Çok az kaldı Küçük Hanım, merak etmeyin." Anlayışla başımı salladım. Bu eziyetten kurtulmama az kalmıştı. Şükürler olsun Allah'ım. Telefonuma bir mesaj daha geldiğinde ona bakmak yerine aklıma takılan bir şeyi Sarp'a sordum.
"Sarp?" Bana döndü ve konuştu.
"Efendim Küçük Hanım."
"Bana neden 'Küçük Hanım' demek yerine Yağız gibi 'Günce' demiyorsun?
Bir nedenin mi var yoksa çekiniyor musun?" Söylediklerimle duraksadı. O sırada telefonuma başka bir mesaj geldi ama yine umursamadım.
"Ben size 'Günce' diyecek kadar yakın olmadığımı düşünüyorum. Bu yüzden 'Küçük Hanım' demek daha cazip geliyor." Haklıydı. Yinede bana Günce demesini tercih ederdim.
"Bana 'Günce' diye seslenirsen sevinirim. Böylesi de benim için cazip olur." Ona maskenin altından hafif gülümsedim. O da bana aynı şekilde karşılık verdi.
"Peki Kü-"
"Bak yine 'Küçük Hanım' diyordun!" Ona sahte bir şekilde kızmış gibi yaptım. Sonra da içimden gülmek geldi ve küçük çaplı bir kahkaha attım. Sarp da benimle birlikte gülmeye başladı. Benimki saniyeler içinde solarken o gülmeye devam etti.
"Peki Günce." Bu konuda anlaştığımızı düşünerek telefona geri döndüm. Sarp da bilgisayarına döndü. Latte'mi hızlıca bitirmek için ağzıma pipetle büyük bir yudum çektim. Telefona gelen mesajları görünce neredeyse aldığım o büyük yudumu maskeye püskürtüyordum.
Bilinmeyen Numara:
Ekip arkadaşından aldığım bilgiye göre, 21 yaşında başarılı bir mafyaymışsın.
Bilinmeyen Numara:
Acaba bu güzel bilgiyi kiminle paylaşabilirim? Hmmm... Buldum, polise ne dersin?
Bu şey benimle dalga mı geçiyirdu?! Bilgilerimi paylaşan haini bulursam onun da benden çekeceği çok olacak!
Gece:
21 yaşında? Bir mafya? Daha fazla at istersen.
Bilinmeyen Numara:
AA, atmak mı? Daha önce bir ekibiniz olduğunu kabul eden siz değil miydiniz?
Sabrımı sınıyor bu şerefsiz!
Gece:
Ben böyle bir şeyi kabul ettiğimi hatırlamıyorum ve kabul etmedim de.
Bilinmeyen Numara:
Red de etmediniz ama.
Hey Allah'ım sanır! Sakinleşmek için Latte'mden büyük bir yudum içtim. Pipetin içecek bittiğinde çıkardığı sesi duyunca Latte'min bittiğini anladım.
Gece:
Kabul de etmedim.
Bilinmeyen Numara:
Siz kabul etmeseniz bile bir ekibinizin olduğunu biliyorum.
Çok mu biliyorsun sen?(!)
Gece:
Diyelim ki bir ekibim var, ekibim var diye bir mafya mı olmam gerekiyor? Polisimdir belki?
Bilinmeyen Numara:
Tabii ki böyle seçenekler de var ama arkadaşınız öyle demiyor.
Ben o arkadaşı bulursam çok güzel şeyler diyeceğim de neyse. Sarp'ın sesi beni düşüncelerimden ayırdı.
"Buldum Günce." Hemen sandalyemden kalktım ve onun sandalyesinin arkasına geçerek bilgisayara baktım. Ekranda bir konum vardı, çok tanıdık
bir konum: Ali Abi'nin mekanının konumu. Şaşkınlıkla bilgisayara bakmaya devam ederken Sarp'a sordum.
"Bu nasıl oluyor? Reis'in hangi adamı böyle bir şey yapabilir?" Sarp benden de şaşkın gözüküyordu. O da Ali Abi'nin bir adamı olduğu için bunu yapanın bir arkadaşı olma ihtimalini düşünüyor olabilirdi. Ya da hangi arkadaşının bunu yapabileceğini. Sarp bana döndü.
"Şimdiye kadar tanıklarım sana bunu yapacak cesarete sahip değil." Bir şeyler daha mırıldandı ama anlayamadım.
"Hadi toparlan gidiyoruz." dedim. Sarp hemen bilgisayarını toparlamaya başladı. Bende telefonumu aldım. Garsona elimle işaret yapıp gelmesini söyledim. Garson gelince hesabı ödeyip dışarı çıktık. Bahçede sadece benim motorumu görünce Sarp'ın kısa bir mesafe olduğu için yürüyerek geldiğini düşündüm ama sormadan edemedim.
"Sarp senin araban nerede, yürüyerek mi geldin?"
"Evet, telefonda da söylediğim gibi yakındaydım. O yüzden yürüyerek geldim." Motoruma yaklaştım ve yedek kaskı çıkarıp Sarp'a uzattım. Bana şaşkın şaşkın bakarken kaşlarım çatıldı ve göz devirdim.
"Neyi bekliyorsun Sarp, gelsene hadi!" Sarp yüksek çıkan sesimle birlikte irkilerek uzattığım kaskı aldı ve kafasına geçirdi. Ben de şapkamı çıkartıp benimkini taktım ve motoru çalıştırdım. Sarp'a oturması için elimle arka tarafa vurdum. Sarp allak bullak olmuş suratıyla arkaya oturdu. Belime tutunmaktan çekinir gibi motorun yanlarını tutmuştu ama bu şekilde düşmesi kaçınılmazdı. Derin bir iç çektim ve arkama dönerek Sarp'ın, kaskın kapattığı yüzüne baktım.
"Bu şekilde tutunursan daha üç metre gidemeden düşersin. Bana tutunmaktan çekinme."
"Yok Günce ben böyle iyiyim. Merak etme düşmem." Kesinlikle düşecekti.
"Emin misin?" diye sordum.
"Evet evet." Omuz silkerek önüme döndüm.
"Yine de düşecek gibi olursan bana tutunmaktan çekinme." Beni başıyla onayladığını aynadan gördüm. Düşeceğinden neredeyse emindim. O yüzden ani bir hız yapıp bana tutunmasını sağlayacaktım. Gaz pedalına ilk önce çok az bastım ve birkaç metre ilerledim.
"İyi misin, tutunabiliyor musun?" diye sordum.
"E-evet, merak etme."
Suratımda bir sırıtış belirdi ve gaz pesalına var gücümle bastım. Sarp'ın bir çığlık atıp, belime tutunduğunu hissedince yüzümdeki sırıtış yerini kahkahaya bıraktı. Sarp'a aynadan baktığımda kaskından yüz ifadesini göremedim ancak çok korkmuş ve şaşkın olduğunu biliyordum. Gülmeye devam ederken Sarp'a ufak bir bakış atıp önüme geri döndüm.
"Eee Sarp efendi, sen çekinip yapmazsan biz yaptırmasını biliriz." Hala gülüyordum ama sadece kendi duyabiliyordum. Bir süre sonra Sarp'ın da güldüğünü duydum. Belimi daha iyi bir şekilde tuttu ve konuştu.
"Senden korkulur Günce." Ona bakıp konuştum.
"Bunu daha yeni mi anladın?" Duyduğum korna sesiyle önüme döndüm ve doğruca bir arabanın üstüne sürdüğümü fark ettim. Motorumu hemen sağa saptırarak çarpmadaktan son anda kurtuldum. Sarp belime daha sıkı tutunmuştu. Bu yaptığı sırıtmama neden olmuştu.
"Korkma Sarp ölmeyeceksin. Ama belimi biraz daha sıkarsan beni öldüreceksin." Onunla tamamen dalga geçiyordum fakat Sarp beni fazlasıyla ciddiye almıştı.
"Ö-özür dilerim Küçük Hanım." Ellerini aniden belimden çekince motoru durdurdum. Yolda benden başka aracı olan olmadığından sıkıntı yoktu. Sarp geri aktarılacakken onu kolundan tuttum.
"Dur dur, sakin ol! Sadece şaka yapmıştım. Böyle bir şey yapacağını bilseydim yapmazdım." Sarp dengesini sağladığında kolunu bıraktım.
"Tekrardan özür dilerim Küçük Hanım. Fazla sıktığımı fark edemedim." Tamamen ona dönmüştüm.
"Sarp bir şey olmadı, tamam. Hem o kadarcık sıkmayla beni rüyanda bile öldüremezsin. Her neyse, ayrıca bana yine 'Küçük Hanım' dediğini fark etmedim sanma. Unut o lakabı." Bana gülümsediğini hissettim.
"Tamam Günce." Ben önüme dönüp motoru çalıştırdığımda Sarp'ın kolları belimi sardı. Normalde babam da ben de teması sevmeyiz ama şuan rahatsız olmuyordum. Ali Abi'nin mekanına ilerlerken hala bunu yapanın kim olabileceğini düşünüyordum.
Yaklaşık yarım saat sonra Ali Abi'nin mekanına vardık. Motorumu her zamanki yerine park ettim. Sarp kollarını belimden çekti ve motordan indi. Bende onun peşinden indim ve kaskımı çıkararak şapkamı geri taktım. Sarp da bana çıkardığı kaskı verdi. İkisinide motorun direksiyonuna astım. İçeri girmeden önce içindeki sevinçle numaraya yazdım.
Gece:
Orada mısın?
Anında cevap verdi.
Bilinmeyen Numara:
Her zaman :)
Artık o gülen suratını parçalayabileceğim için çok mutluyum.
Gece:
Bu işin sonlanacak olması senin için çok üzücü değil mi? Fakat benim için heyecan verici derecede güzel.
Şuan ki yüz ifadesini görebilmek için neler vermezdim.
Sarp'a başımla gidelim işareti yaptım. Ben önden ilerlerken beni takip etti.
Kapıdaki korumaların beni selamlamasına izin vermeden, işaret parmağımı maskenin kapattığı dudaklarımın üzerine getirerek sessiz olmalarını sağladım. İşaretimi ikiletmeden yerine getirdiler ve sessizce kapıyı açtılar. Sarp ile koridorda ilerlerken gördüğüm her korumaya aynı şekilde susmaları için işaret yapıyordum. Sarp konumu bilgisayarından telefonuna geçirmişti ve ona göre ilerliyorduk. Başımı 'Şimdi nereye?' diye sorarcasına salladım. Sarp telefonunu görebilmem için bana çevirdi. Konum Ali Abi'nin ve adamlarının neredeyse her gün bulunduğu odayı gösteriyordu. Oraya doğru ilerlerken Sarp beni takip etti. Telefonuma gelen mesajla yüzümde bir sırıtış belirdi.
Bilinmeyen Numara:
Ne demek istiyorsun?
Gece:
Çok açık değil mi?
Onunla oynamak istiyordum. Hakkım sonuçta değil mi?
Bilinmeyen Numara:
Soruma cevap ver!
Gece:
Ooo, sakin ol şampiyon. Hemen cevap veriyorum soruna.
Çok beklersin. Sürün biraz da aklın başına gelsin.
Gece:
Kısaca açıklamak gerekirse..
Bilerek işi uzatıyordum.
Bilinmeyen Numara:
Teker teker yazmayı bırak artık!
Gece:
Tamam tamam.
Tabii ki bırakmayacağım.
Bilinmeyen Numara:
Hadi.
Gece:
Kediyken Fare oldun tatlım, olan bu.
Bilinmeyen Numara:
Ne?
Telefona tekrar bir mesaj geldiğinde bakmadan direk kapadım. Zaten kapının önüne gelmiştik. Bu sefer benden önce adamları Sarp durdurmuştu çünkü ben öyle bir dalmıştım ki, üç adım daha ilerlesem kapıya çarpacaktım. Sarp, adamlara kapının önünden çekilmelerini işaret etti. Ardından sessizce kapıyı açtı neredeyse hiç ses çıkmadı. Bizim içeri girdiğimizi gören herkese ikimizde aynı anda'sus' işareti yaptık.
Sessizce odanın içinde ilerlerken bize arkalarını dönmüş olan Yağız ve Ateş'i gördüm. Yağız'ın böyle bir şeyi yapabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Ateş hiçbir şekilde şüphelendiklerimin arasında değildi çünkü dünden sonra onu bir daha görmem diye düşünüyordum. Ama benim adım da Gece'yse bunun bedelini çok ağır ödetirdim. Bir adım daha ilerlememle telefonuma gelen mesajın sesi duyuldu. Ateş ve Yağız'ın geldiğimizi görmemeleri için hemen adamlardan birine el kol hareketletriyle telefonunu çıkarmasını işaret ettim. Telefonunu çıkardığında Ateş ona döndü.
"Benim telefonum abi." dediğinde Ateş geri önüne döndü.
Telefonumu elime aldım ve kilidini açtım. Anlaşılan bana yazan Ateş'ti. Gönderdiği mesaja baktım.
Bilinmeyen Numara:
Doğru düzgün açıkla şunu!
Çok beklersin Ateş, hemde çok. Telefonumu tamamen kapattım -ses çıkmadığından emin oldum- ve cebime koydum. Ardından silahımı kılıfından çıkartıp Yağız ve Ateş'e doğrulttum.
"Daha ne kadar açıklamamı istiyorsun SÖNMEZ? Sence de yeterince açık değil mi?" İkisi de bir anda oturdukları yerde doğruldu. Ama bana dönmediler. Tetiğe bastım ve kurşunun, kafalarının arasından geçmesine izin verdim. İkisi de yerinde sıçradı. Ateş, bir suçlu gibi yavaşça ellerini havaya kaldırdı.
"Yağız; biz seni verdiğimiz görevle meşgulsün sanalım, sen bizi sırtımızdan vur. Öyle mi?" Bir kurşunun daha kafalarının arasından geçmesini sağladım. Tekrardan yerlerinde sıçradılar. Bu sefer Yağız da ellerini kaldırdı. Pis pis sırıtıyordum. Benden çekecekleri çoktu.
"Öyle değil Küçük Hanım, her şeyin sorumlusu bu yanımdaki." Yüzümdeki sırıtış büyürken, bana 'Küçük Hanım' dediği için korktuğunu anladım ve bu
beni daha da hırslandırdı. Sonrasında Ateş'in sesi kulağıma geldi.
"Hemen sat zaten. Hem beni destekleyen sendin, tüm suçu benim üzerime atmaya çalışma!"
"Ben mi destekledim seni?! Fatih söyle koçum öyle bir şey oldu mu?" diye sordu Yağız, az önce el kol hareketleri yaparak bize yardım etmesini sağladığımız adama. Fatih konuştu.
"Oldu." Odadaki herkesten kıkırtı sesleri yükseldi. Sarp dahil herkes Yağız'a gülüyordu. Benim ise zaten odaya girdiğimizden beri yüzümde bir sırıtış vardı.
"Öyle olsun Fatih, öyle olsun." Yağız alınmış gibi duruyordu. Bu kadarı fazlaydı. Bir kurşun daha aynı yeri boylarken bağırdım.
"Yeter!" İçeriye bir sessizlik hakim oldu, herkes susmuştu. "Konuyu dağıtmaya çalışmayın. Ya da birbirinizi suçlamaya. Her ikinizde ceza alacaksınız." Söylediklerimle birlikte ikisi de bana döndü. Yüzümde, az önce bağırırken yok olan sırıtışım tekrar belirdi.
"Benden çekeceğiniz var ve hiç acımayacağımı belirtmek isterim." Yağız yutkunurken Ateş endişeli bir surat ifadesiyle bana bakıyordu. Ben ise hala sırıtıyordum.
Selam sevgili -olmayan- okurlarım. 2. bölümü yanlışlıkla cumartesi günü paylaşmışım. Bölüm günlerini artık cumartesi yapalım. Saatler yine aynı: 21.00-21.30 saatleri arasında. Bu bölüm toplam 2692 kelimeden oluşuyor. Bana destek olursanız sevinirim. :)

