Karanlığın içinde nefesimi tuttum.
“Beni neden bıraktın?”
Ses hâlâ kulaklarımdaydı.
Ateş’in elini buldum.
Bu kez geri çekilmedi.
“Bu mümkün değil,” diye fısıldadı.
“Az önce o ses…”
“Ben de duydum.”
Telefonumun fenerini tekrar açmaya çalıştım.
Ekran gelmedi.
“Şarjım vardı.”
Ateş kendi telefonuna baktı.
O da kapanmıştı.
Sonra koridorun sonunda bir ışık yandı.
Eski evin içindeki tek oda aydınlanmıştı.
Ateş elimi sıktı.
“Buradan gitmemiz gerekiyor.”
“Hayır.”
“Arel.”
“Bütün bunların cevabı burada.”
“Ve belki de seni buraya getirmelerinin sebebi tam olarak bu.”
“Kim getiriyor bizi?”
Ateş cevap vermedi.
Odaya doğru ilerledik.
Kapının önünde durduğumuzda içeriden eski bir müzik çalmaya başladı.
Tanıdık bir melodi.
Bir anda başım ağrımaya başladı.
Duvarlar bulanıklaştı.
Ve sonra…
Hatırladım.
On iki yıl önce.
Ben ve Ateş bu evin bahçesindeydik.
Ateş elinde küçük bir oyuncak araba tutuyordu.
“Bu senin,” demişti.
“Hayır, senin.”
“Bende daha büyükleri var.”
“Yalan söylüyorsun.”
Gülmüştüm.
O da gülmüştü.
Sonra içeriden bağırışlar gelmişti.
Ateş’in yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.
“Arel, buradan gitmelisin.”
“Nereye?”
“Ne olursa olsun eve girme.”
Ama ben dinlememiştim.
Kapıya doğru koşmuştum.
İçeride bir adam vardı.
Babamla tartışıyordu.
Ve o adam…
Ateş’in abisiydi.
Gözlerimi açtığımda yerdeydim.
Ateş önümde diz çökmüştü.
“Arel?”
“Hatırladım.”
“Neyi?”
“Abini.”
Ateş sustu.
“Babamla tartışıyordu.”
“Evet.”
“Neden?”
Ateş cevap vermedi.
“Bana söyle.”
“Arel…”
“Bana söyle!”
Ateş gözlerini kapattı.
Sonunda konuştu.
“Çünkü baban onun sırrını öğrenmişti.”
“Ne sırrı?”
Ateş’in yüzündeki ifade değişti.
“Benim ailem düşündüğün gibi değildi.”
“Nasıl?”
“Babam insanları dolandırıyordu.”
İçim ürperdi.
“Abim de onunla çalışıyordu.”
“Peki benim ailemin bununla ne ilgisi vardı?”
Ateş bana baktı.
“Baban onları polise ihbar edecekti.”
O anda odanın içinden bir ses geldi.
Tak.
İkimiz de sustuk.
Masadaki eski kasetçalar kendi kendine çalışmaya başlamıştı.
Ateş yavaşça ona yaklaştı.
Kasetin üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
AREL.
Ateş kaseti çalıştırdı.
Önce cızırtı geldi.
Sonra bir erkek sesi.
“Eğer bunu dinliyorsanız…”
Ateş dondu.
“Bu babam.”
Kayıttaki ses devam etti:
“On iki yıl önce olanların tamamını Ateş bilmiyor.”
Ateş’in yüzü gerildi.
“Ne demek istiyor?”
Kayıttaki adam birkaç saniye sustu.
Sonra söylediği cümleyle ikimizin de kanı dondu:
“Yangını çıkaran kişi Ateş değildi.”
Ateş bana baktı.
Kasetten gelen son cümle ise her şeyi daha da kötüleştirdi:
“Yangını çıkaran kişi Arel’in ailesinden biriydi.”