İçeriğe geç

GÜNAHKÂR

Bölüm 31 · 15 dk okuma

GÜNAHKÂR

Bölüm 31

G-31

Adam her zamanki gibi laptopunun başında çalışırken kadın telefonda babasını kartını açması için ikna etmeye çalışıyordu. Fazla uzamıştı bu mesele. Eski konforuna kavuşmak istiyordu. Fakat adam Nuh diyor peygamber demiyordu. Uzun ve meşakkatli süren tartışma, nihayet babasının dergiye çıkıp röportaj verme sözünü alması üzerine sona erdi. Cansu telefonu kapattığında derin bir iç geçirmiş ve adımlarını salona yöneltmişti. Kapıdan içeriye girdiğinde Evren'i fazla odaklanmış bulup bölüp bölmemek konusunda tereddütte kaldı. Fakat sonra ona doğru adımlamaya başladı. Evren'in kendisini fark edip işine ara vermesini ummuştu ve öyle de oldu. Adam başını kadına kaldırdığında yüzündeki düşünceli ifadeyi görüp kaşlarını kaldırdı.

" Hallolmadı mı? "

Cansu telefonunu sehpaya bırakıp adamın yanına otururken omuz silkti.

" Kafayı şu dergiye takmış durumda. En kısa sürede çift olarak röportaj vermemizi istiyor. "

Evren hafifçe başını salladı fakat gerilmişti.

" Ne söyleyeceğimizi önceden belirliyor muyuz çünkü ben hiç beceremem. "

Genç kadın yanağına değen saçlarını kulağının arkasına atarken tebessüm etti.

" Merak etme Hale ayarlayacak. "

Sonra mavilerini merakla, adamın dizleri üstünde duran laptopa indirdi.

" Var mı bir gelişme? "

Evren de kahvelerini ekrana çevirirken cıkladı.

" Uğraşıyorum hala. "

Cansu bir süre ekrandaki kodlara baktıktan sonra aklına düşen şeyle yeniden konuştu.

" Bu program... " derken işaret parmağını ekrana doğru yöneltmişti.

Evren yeniden ona döndüğünde kararsız bir sesle devam etti.

" Herkesi bulmana yarıyor mu? "

Adam daha söylemeden onun ne demek istediğini anlamıştı, ekranı kapatıp laptopu sehpaya bırakırken sesli bir nefes aldı.

" Denedik. Bulamadık. "

Cansu hafifçe alt dudağını dişlerken sessizleşti. Evren ise programı yapmasının asıl amacının zaten Demeter Şahinşah'ı bulmak olduğu gerçeğini söyleme gereği duymamıştı. Fakat doğruydu, yıllardır kadına dair tek bir ipucu dahi yakalayamamışlardı.

" Sevgilisini de aradınız mı? " diye sorarken rahatsızca kımıldandı kadın, koltuğun üstünde.

Evren sıkıntıyla solurken geriye doğru yaslanmıştı.

" Kim olduğunu bilmiyorum. "

Cansu'nun kaşları çatıldı birden. Evren ise hafifçe omuz silkti.

" Baban bunu herkesten saklamak istedi. O meseleyle kendisi ilgilendiğini söyledi ve konusu da bir daha açılmadı. "

Kadının kaşları daha da çatılırken kafası oldukça karışmıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse adamın varlığını gizli tutma nedeninin itibarı olduğunu anlamak güç değildi fakat annesinin o adamla kaçtığı düşünüldüğünde, Demeter'i aramak için seferber edilen tüm teknolojinin adama uygulanmadığını varsaymak ahmaklık olurdu.

" Ona ulaşmadan, annemi bulmayı nasıl deneyecektiniz ki? " diyerek yöneltti bu kafa karışıklığını.

Evren ise gerçekten de bilmediği ve yıllarca aradığı bu bilgi hakkında söyleyebileceklerini çoktan tüketmişti. Evet, hem kadını hem de onu bulabilmek umuduyla adama dair herhangi bir bilgiyi bulmak için yapmadığı şey kalmamıştı fakat kadın birden bire ortadan kaybolmuş gibiydi. Adam ise hiç var olmamışçasına gizemliydi. Kadın, adamın sessizliğini bir cevap olarak kabul ettiğinde sesli bir iç çekmiş ve sırtını koltuğa yaslamıştı.

" Sadece anlamak istiyorum. " diye mırıldandı.

Annesinin kendisini neden ve nasıl kolayca terk edip gittiğini, neden bunca sene hiç merak etmediğini anlamak istiyordu. Fakat bunları dile getirmedi. Getirmesine de gerek yoktu çünkü Evren kadının hissettiklerini görebiliyordu. Uzanıp kucağında duran beyaz elini tuttu ve iki avcu arasına hapsetti.

" Biliyorum. "

Cansu ise dalgın bakışlarını adama çevirdi. Yüzünde gerçekten de kendisini anladığına dair bir ifade vardı. Adam avuçlarının arasındaki zarif eli kaldırıp öperken kadın iç çekti. Sonra mavilerini adamın kemikli yüzüne dikip birkaç saniye öylece seyretti. Yüzündeki her bir izin ona yaşanmışlıkların mirası olduğunun bilinciyle, sessizce. Gözleri, onun sağ kaşının üstündeki dikiş izini bulduğunda pişmanlıkla kısıldı. Sonra bir cesaretle elini adamın avcundan çekip işaret parmağıyla hafifçe dokundu ize. Okşar gibi, geçirmek ister gibi... Evren ise tüm bu süre boyunca kadının mavilerindeki belli belirsiz parıltıları izlemiş ve ne düşündüğünü anlamaya çalışmıştı. Onu okumak kolaydı, Cansu her ne kadar iyi rol yapsa da... Sonra ansızın kesişti bakışları. İkisi de heyecanlandığını hissetti o an. Kadın, adamın kendisine bakan gözlerindeki etkilenmişlike afallarken Evren onun ruhsuz mavilerine bile hayranlık besliyordu. O maviler belki de yirmi üç yıllık bir cenazeyi taşıyordu. İlk konuşan kadın oldu, sesi incecik ve güçsüz çıkmıştı.

" Seninle tanıştığım ilk zamanlar... ne düşündüğünü asla anlayamazdım ve bu çok sinir bozucuydu. Şimdi ise açık bir kitap gibisin. "

Evren hafifçe gülümsedi.

" İnsan sevdiğine zor olmamalı. " diye yanıtladı onu, pürüzsüz bir sesle.

Cansu bu cevapla kısa bir an duraksadı. Sonra aynı tondan devam etti konuşmaya.

" Gerçekten... o kadar mı seviyorsun beni? "

Evren bu soru karşısında sessiz kalmayı tercih etmişti. Kadının yüzündeki sorgulayan ve inanamayan ifade her geçen saniye daha da belirginleşirken kolunu uzatıp kadının bedenini göğsüne çekti. Sonra başına, ipek gibi saçlarının arasına dudaklarını bastırdı. Cansu ise bunun bir cevap olduğunun farkındaydı. Fakat yine de inanması çok güçtü. Evet güzel bir kadın olduğunu biliyordu fakat kesinlikle iyi biri değildi. Nazik hiç değildi. Bir adamın hele ki Evren gibi bir adamın kendisinden hoşlanması mümkün görünmüyordu gözüne. Üstelik adama yapmadığını da bırakmamıştı. İç çekti seslice. Birkaç dakika kadar salonun orta yerindeki koltuğun üzerinde birbirlerine sarılı şekilde oturdular. Açıkçası bundan ikisinin de bir şikayeti yoktu fakat sonra Cansu kendini geri çekip adamın gözlerine baktı tekrar.

" Bana çocukluğundan bahsetsene. " dedi birden.

Evren'i çocuk olarak hayal etmek güçtü. Evren de bu soru ile uzaklara dalmış ve göğsünü derin bir nefesle şişirmişti. Sanki çok çok eski, çok uzak bir zamana ait gibiydi çocukluğu... Öyle ki, gerçekliğinden kolaylıkla şüphe edilebilirdi. Ağırca yutkunurken gözlerini birkaç saniye yumdu ve geri açtığında yeniden kadına çevirdi. Cansu ise gerçek bir merak ve yoğun bir dikkatle ona bakıyordu.

" Güzeldi çocukluğum. " diye girdi söze, sesi bir süredir konuşmamaktan çatallı çıkmıştı.

Sonra burnundan güler gibi bir ses çıkarttı.

" İlk beş yıl özellikle. "

Beş yaşındayken kardeşi olmuştu ve başlarda ona pek ısınabildiği söylenemezdi. Yüzünde emanet bir tebessümle yeniden daldı gözleri. Cansu onun derin bir sessizliğe gömüleceğini fark ettiğinde sordu.

" Anne ve baban nasıl insanlardı? "

Evren kadının sesini duyduğunda bir kez daha tüm dikkatini ona yöneltmişti.

" Bana hep dünyanın en iyi anne ve babası gibi gelirlerdi. " dedi dürüstçe.

İlgili ve sevgi doluydular, hatırladığına göre. Sonra omuz silkti.

" Fakat pek de bir şey anımsamıyorum. Sorabileceğim birileri de yok. " derken başını hafifçe öne eğmiş ve parmaklarını incelemeye başlamıştı.

Cansu bu kez öncekinden daha az özgüvenli çıkan sesiyle yöneltti sorusunu.

" Sevgisini gösterirler miydi? "

Yıllarca, eğitim hayatında ve arkadaşlık ilişkilerinde başarısız olmasının yegane nedeniydi bu, kendisi farkında olmasa da... Çevresindeki herkesin ailesi tarafından nasıl sevildiğini gördükçe büyük bir öfke ve kıskançlıkla dolmuş bunu da bu yaşına kadar büyütmekten geri kalmamıştı. Birçoğundan daha güzeldi, daha akıllıydı, daha tatlıydı. Neden kendisini hiç sevmezlerken; onları çok seviyorlardı? Sevilmeyi en çok o hak ediyordu oysa. Üstelik yaramaz bir çocuk da değildi Cansu. Ergenliğine kadar... Uslu, sessiz, kendi halinde biriydi. Yine de ne annesinin ne babasının sevgisini hak edememişti. Etrafında onca haylaz çocuk, ailesi tarafından sarıp sarmalanırken o hep tek kalmıştı. Neyi yanlış yaptığını da hiç anlamamıştı. Şimdi belki de bu soruyu yönelten o içindeki hiç sevilmemiş kız çocuğuydu. Yine bir şekilde ortaya çıkmış ve sevilmek için ne gerektiğini araştırmaya başlamıştı. Evren soruyu işittiğinde başını kaldırıp yeniden karşısındaki kadına baktı.

" Gösterirlerdi. " dedi usulca, onu incitmekten korkuyordu.

Cansu da bu soruya cevap vermek konusundaki isteksizliğini ve nedenini anlamış, sessizleşmişti. Kendisine acımasını istemiyordu. İnsanların kendisine acımasına tahammülü yoktu. Sertçe yutkundu ve derin bir nefes aldı. Kısa bir anlığına içindeki hırçın kadın baş gösterecek olmuşsa da dilinin ucuna gelen saldırgan kelimeleri yuttu. Sakinleşti. Adamın onu küçümsemediğini biliyordu. Yalnızca bunu kendine hatırlatması gerekmişti. O an hiç beklemediği bir şey oldu. Evren uzanıp ellerini kavradı ve ömrü boyunca asla unutamayacağı o sözleri sıraladı.

" Biliyorum. Asla onların açtığı boşluğu dolduramam ama ben severim seni. O kadar çok severim ki bir an bile hatırlatmam içindeki boşluğun yerini. "

Cansu ansızın nemlenen bakışlarını adamın kahvelerinden hızlıca ayırırken bileğinin içinde hissettiği parmakların dokunuşuyla ürperdiğini hissetti. Evren kadının nabzının attığı noktayı parmağıyla okşarken onu sakinleştirmek ister gibi nazikti. Kadın ağlamaktan kaçınarak burnunu çekti. Toparlanmak istiyordu fakat gördüğü şefkat, kendisini o kadar hazırlıksız yakalamıştı ki aklı bulanıyordu. Alt dudağını dişlerken kirpiklerinin arasına sıkıca tutunan minik bir yaş süzülerek burnuna indi. Tam silmek için elini çekecekken Evren ondan erken davranmış ve dudaklarıyla burnunun ucunda duran yaşa dokunmuştu. Sonra usulca yanağına taşıdı dudaklarını. Orayı da öptü nazikçe. Sonra gözlerine çıktı. Nemli kirpiklerinin üstüne bastırdı dudaklarını, kadın iç çekerken. Ardından diğer gözünü de öptü. Yavaşça geri çekildiğinde Cansu'nun kızaran gözleri açılıverdi. Birkaç saniye, hiçbir şey demeden baktılar birbirlerine öylece. Sonra kadın uzanıp yavaşça bastırdı dudaklarını adamınkilere. Evren, bu hamleyle gözlerini kapatırken kadının ellerini kavrayan parmaklarını yavaşça çözmüş ve beline doğru uzatmıştı.

(+18 sahne, bayağı hardcore +18)

Kadının, dudaklarının üstünde kımıldanan yumuşacık dudakları onu öyle etkiliyordu ki... Tüm bedeni kendini bırakacakmış gibi gevşerken, aynı zamanda tüm sinir uçları da uyarılıyordu sanki. Kalp atışları şiddetli bir ivmeyle yükseliyor, parmak uçları daha fazla temas arzusuyla tutuşuyordu. Güçlü elleri kadının incecik belini sıkıca kavrayıp onu kucağına çektiğinde Cansu da öpüşlerini derinleştirmişti. İkisi de birbirine duydukları açlıklarını gidermek ister gibi yoğun bir şekilde öpüşürken, kadının elleri adamın tişörtünün yakalarında geziniyordu. Tadını seviyordu, dokunuşlarının bıraktığı etkiyi böylesine net görebilmeyi de seviyordu. Onu etkilemeyi ve ondan etkilenmeyi...

Evren tek elini kadının ensesine götürürken diğeriyle belini sıkıca kavramaya devam ediyordu. Cansu ise adamın her yerine dokunmak isteyen arsız ve sabırsız parmaklarını, tişörtün üstünden dahi kendini belli eden göğüs kaslarında gezdiriyordu. Oradan omzuna çıktı ve sonra pazularına indi. Onun bu kadar güçlü oluşuna bayılıyordu. Dilini dudaklarının arasından içeriye itmesi ile Evren kısık bir sesle inlemişti. En ufak bir dokunuşunun bile adamı titrettiğinin farkındaydı ve bundan büyük bir zevk alıyordu. Fakat hesaba hiç katmadığı şey; aynı etkiyi adamın da kendi bedeni üzerinde bırakabiliyor oluşuydu. Evren diliyle kadının sıcak ve ıslak dilini kavradığında Cansu tırnaklarını adamın kollarına geçirdi. Onun dizleri üzerinde hafifçe doğrulup öpüşmenin hakimiyetini geri almak istediğinde ise Evren kadının saçlarını sıkıca kavramış ve onu kucağına geri oturtmuştu. Cansu bu hareketle adamın dudaklarının üzerine sesli bir inilti bırakırken Evren belindeki elini kalçasına indirmiş ve onu tek hamlede koltuktan kaldırmıştı.

Kadın uzun ve ince bacaklarını adamın beline dolarken Evren onun dudaklarını emmeyi bırakmadan salonun çıkışına ilerliyordu. Fazlasıyla kışkırmıştı ve daha fazla öpüşmekle yetinemeyecek haldeydi. Zaten kadının muhteşem kokusu ciğerlerine yayılırken irade sahibi olmak çok güçtü. Üstelik tüm bunlar yetmezmiş gibi artık onun tadını biliyordu. İpeksi teninin verdiği hazzı bir kez almıştı ve bunu sürekli isteyen dürtüleriyle baş etmesi imkansız gibiydi. Altındaki pantolonun içinde varlığını fazlasıyla belli eden şişkinlik büyük bir istekle kavruluyordu. Sersem adımlarla odasına girdiklerinde kadını daha önce de yaptığı gibi duvara dayamıştı. Cansu sırtına temas eden serin ve pürüzlü yüzey ile kaşlarını çatarken dudaklarını adamınkilerden ayırdı ve güçlükle soluklandı. Mavileri hafifçe kısılı vaziyette adamın gergin yüz hatlarında dolanırken alnına düşen bir tutam saçı bile içinin titremesine yetmişti. Çok yakışıklıydı.

Evren ise elini kadının saçlarından çekmiş ve zaten kucağına tırmanmasıyla açılan elbisesinin altından bacağını kavramıştı. Kadının yumuşacık teni, adamın dokunuşuyla kasılırken Cansu çamaşırındaki ıslaklığın arttığını hissedip dudağını dişledi. Sonra kendine daha fazla hakim olamayarak adamın üstündeki tişörtü çekiştirmeye başladı. Evren, onun kendisini soymak istediğini fark ettiğinde bacağındaki elini çekip ensesine atmış ve tişörtü tutup çıkartmıştı. Cansu, onun ahenkle kasılan kaslarına bakarken etkilenmekten alıkoyamadı kendini. Adam gerçekten bir heykeltıraşın ellerinden çıkmış gibiydi. Sol kolundaki devasa yanık izi bile vücudunun kusursuzluğundan bir şey eksiltmeyi başaramıyordu. Alt dudağını dişleriyle çekiştirmeye bir son verip adamın boynuna sürttüğünde onun da tüm bedeninin kasılmasını zevkle seyretti. Sonra daha da ileri gidip dudaklarının temas ettiği yerde dilini gezdirdi. Evren'in hafif terli ve tuzlu tadı ağzının içinde yayılırken adamın iri elini elbisesinin altından tam kalçasının üzerinde hissetmesiyle inlemişti. Başını gayriihtiyari geri atıp onun kendisini seyreden kahvelerine baktığında yüzünde belli belirsiz bir gülümseme gördü.

Adamın iri ve telaşlı parmakları, kadının külotunun iplerini çekiştirirken Cansu da tırnaklarını boydan boya onun göğsüne sürtüyordu. Adamın sırtında bir önceki sevişmelerinden kalma tırnak izleri vardı ve karşıdaki boy aynasından baktığında onları görmek kadına büyük bir haz vermişti. Evren'in parmakları külotun içine girdiğinde tüm bedeni kasıldı ve bacaklarıyla adamın belini sıktı. Bu esnada uzun parmakları da onun boynuna dolanmıştı. Evren yavaşça yutkunduğunda adem elmasının parmaklarının altından kaydığını hissetti ve baş parmağıyla o çıkıntıyı okşadı. İçinden geçen onu ısırmak olsa da...

Evren orta ve yüzük parmağını kadının en hassas noktasında okşarcasına dolaştırırken Cansu sesli şekilde inlememek için dudaklarını dişliyordu. Adam ise onu kıvrandırmaktan fazlasıyla hoşlanmış gibiydi. Kahveleri kadının kasılan bedeninde arsız fakat ağır ağır dolanırken parmakları asla rahat durmuyordu. Sol eliyle sıkıca kavradığı belini, etini kopartmak ister gibi sıkıştırırken diğer elinin parmakları da kadının ıslaklığının keyfini çıkartıyordu. Parmaklarını hafif hafif sürtmeye başladığında kadının dudaklarından iniltiler dökülmeye başlamıştı ve bu defa dudağını dişleyen Evren'di. Cansu adamın kucağında kıvranarak bacaklarının arasını, adamın avcuna sürterken Evren kadının belindeki elini karnına bastırıp onu duvara sabitlemişti. Bu hareketle kadın adeta hırladı. Sonra dudaklarını adamın çenesine dokundurup fısıldadı.

" Mm... kontrolü eline almanı sevdim. "

Sesinin her bir zerresinde büyük bir arzu ve açlık yatıyordu. Adam işittiği cümleyle parmaklarının hızını arttırırken çarpık bir gülümseme sundu.

" Beni görünce ıslanmanı sevdim. " demesiyle parmaklarını kadının içine itmesi bir olmuştu.

Cansu onun kendini beğenmiş tespitine karşılık dahi veremeden gürültüyle inlerken kollarını omuzlarına doladı. Evren kışkırtıcı bir yavaşlıkla parmaklarını kadınlığına sokup çıkartırken sesli sesli inlemeye devam ediyordu.

" Lütfen... " dedi titreyen sesiyle, nefes nefese.

Evren ise anlamazdan geldi.

" Ne lütfen? "

Bunun üzerine kadın kollarını daha sıkı sararak dudaklarını adamın kulağına yaslamıştı.

" Evren... " diye inledi bu kez.

Evren bir an aklının gittiğini sandı. Kadının incecik sesi ile kendi adını söylemesi; üstelik inleyerek. Parmakları hızlandı birden. Kendi de zor durumdaydı, maksimum seviyede şişen erkekliği kotunu zorluyordu ve biraz da canını yakıyordu. Avcuna yayılan bu ıslaklığın tadına bakmak istiyordu o da. Fakat kadını kıvrandırmaktan da müthiş bir zevk duyuyordu.

" Söyle. " dedi kendi de nefes nefeseyken.

Cansu artık sinirlendiğini hissederek tırnaklarını adamın omuzlarına sapladı fakat bu da engel olmadı Evren'e. Bunun üzerine debelenerek inmeye çalıştı adamın kucağından. Fakat gücü yetmediği gibi onun hareketlerinin hızının daha da arttırmasına neden olmuştu. Bu kez daha güçlü bir sesle inledi adamın kulağına. Evren tüm bedeninin titrediğini hissederken sert bir şekilde emretti bu kez.

" Söyle. "

Cansu da daha fazla dayanamayacağını anlamıştı zaten. Uçlarda dolandığını hissediyordu.

" Gir artık içime. " dedi ağlamaklı bir sesle.

Evren parmaklarını bir kez daha itti kadının içine.

" Böyle mi? " diye sordu dişlerinin arasından.

Duymak istediği bu değildi. Kadın da bunu anladığında pes etti ve ona istediği şeyi verdi.

" Sik beni. "

Bu cümle sanki tüm kapalı kapıların kilidini açmış gibi, adam hızla çıkarttı elini kadının külotundan ve pantolonunun fermuarını indirdi. Devasa boyuttaki erkekliği öyle ıslanmıştı ki baksırından çıkartırken ellerine bulaşmıştı. O esnada Cansu da adamın bedeninin izin verdiğince elbisesini çıkartmaya çalışıyordu. Fakat Evren'in o kadar sabrı yoktu. Elini kadının elbisesinin altına sokup bir kez daha külotunu kavradı ve bu kez onu kenara çekip erkekliğine yol açtı. Tek eliyle kadının belini sıkıca kavrarken diğeriyle kavradığı penisini onun içine yönlendirirken hiç zorlanmadı. Çünkü ikisi de fazlasıyla hazırdı. Kadın o kadar ıslaktı ki içine giren iri penisin kayarak dibine ulaşması bir saniyeden kısa sürdü. Ve ikisinin de dudaklarından fırlayan iniltiler eşliğinde Evren kadına istediğini verdi.

Cansu adamın omuzlarına geçirdiği parmaklarından güç alırken, içini doldurup duvarlarını zorlayan varlığından aldığı keyfi katlamak ister gibi kalçasını kımıldatıyordu. Bu hareket Evren'in de fazlasıyla hoşuna gitmişti. Kadının bacaklarını beline dolayarak kucağında devinmesi ve bunu yaparken yüzünün aldığı o hal... Şevkle hızını arttırdığında artık onu çığlık attıracak noktaya getirmişti fakat kadın kendini zorluyordu.

" Beni sikmesi için yalvardığım tek erkeksin Evren. " dedi birden.

Bu cümlenin onu ne kadar azdıracağını bilerek. Evren ise iki eliyle birden kadının belini kavrayıp onu duvardan ayırdı ve yatağa yönlendirirken hırıltıyla konuştu.

" Sikmek için çıldırdığım tek kadınsın Cansu. "

Kadın adamın cümlesindeki hırsı ve gözlerinde harlanan ateşi gördüğünde dudağını dişlemişti. Sırtı bir kez daha yatakla buluştuğunda çok geçmeden adamın iri bedeni de üstündeki yerini aldı ve içini yeniden hırsla doldurmaya başladı. Artık çığlıklarını tutamıyor ve kocasının ağırlığı altında zevkle titriyordu. Evren her ne kadar kadının çığlıklarını işitmekten büyük bir zevk duysa da tek elini kaldırıp dudaklarının üstüne kapatmaktan kendini alıkoyamadı.

" Dışarıdakiler duyacak gidip hepsinin belasını sikeceğim sonra. " diye hırladı uyarır gibi.

Bahçedeki onlarca adamın karısının iniltili çığlıklarını işitmesi ihtimali bile çıldırtmıştı onu. Kaşları derince çatılırken hırsını atmak ister gibi daha da sertleşti kadının içindeki git gelleri. Cansu ise büyük bir çabayla çığlıklarına engel olmaya çalışıyor fakat ağzına kapanan avcun içinden boğuk boğuk inlemeye devam ediyordu. Kadının sona ulaşması çok uzun sürmezken Evren hissettiği ıslaklıkla içinden çıktı ve kendini yanındaki boşluğa attı. Nefes nefeseydi. Rahatlama sırası ondaydı ve kadın da bunun farkındaydı. Yan dönüp adamın erkekliğini sıkıca kavradığında kısık iniltisi kulaklarını okşadı. Birkaç dakika içinde de parmaklarının arasına titreyerek gelmişti. İkisi de rahatlayıp gevşemişken ne kadar yorulduklarını yeni fark ediyordu. Cansu başını adamın göğsüne yatırmış soluklanırken adam da onun saçlarını okşuyordu. Diğer eli ise kadının çıplak teninde geziniyordu. Bu kez saf bir aşkla. Parmak uçları kadının kokusuna bulanmak arzusuyla nazik nazik bel oyuntusundan yukarıya tırmanırken eline değen minik beni hissetmesiyle durdu ve kuruyan boğazı yüzünden çatallı çıkan sesiyle mırıldandı.

" Burada benin olduğunu biliyor muydun? "

Cansu sessiz kaldı. Bunu söyleyen ilk erkek o değildi elbette. Dolayısıyla görüş açısında olmayan benin yerini fark ettiği ilk an da bu an değildi. Evren de bunu anladığında derin bir iç çekmiş ve konuşmuştu.

" Tabii ki biliyorsun. " dedi kabullenmişlikle.

Cansu yavaşça doğruldu adamın göğsünde ve mavilerini onun kahvelerine dikti.

" Kimsenin görmediği bir şey mi görmek istiyorsun? " diye sordu.

Adam sessizce ve ne demek istediğini anlamak ister gibi ona bakarken kadın biraz daha yaklaştı yüzüne.

" O zaman gözlerime bak. " dedi usulca.

Bu aslında bir aşk itirafı sayılırdı. Çünkü hislerini ilk kez adama bu kadar açık gösteriyordu. Evet, bedenine daha önce birçok farklı adam dokunmuş olabilirdi fakat yüreğine ilk kez birisi dokunuyordu ve bunu yalnızca bakışlarından anlayabilirdi. Evren işittiği cümlenin getirdiği afallama ile sertçe yutkunduğunda kadının mavilerini turladı gözleri. Cansu belki kendisini sevdiğini söylememişti fakat göstermişti. Kesinlikle çok net göstermişti. İçine yayılan sıcacık bir huzur hissiyle başını hafifçe kaldırdı ve kadının dudaklarını sıkıca öptü, geri çekilirken de fısıltıyla yanıtladı onu.

" Ben de seni seviyorum. "

Instagram:@ailkesandikli

Bölüm sonu

3 yorum