Hayalet okuyuculuk yapmayalım lütfen moral beğenisi bırakalım, sizi seviyorum 🤍
Genç adam araba kullanacağı için alkolü tek kadehte bırakmış ve biraz da kafasının fazlaca yerinde olması nedeniyle bunalmıştı. Etrafında onlarca insan kendinden geçmiş vaziyette eğlenirken o, sözde karısının hiç tanımadığı biriyle yiyişmesini bitirmesini bekliyordu. Gözlerini ikilinin üzerinde tutmamak için çaba sarf etse de ister istemez kayıyordu işte. Sarışın adam kolunu kadının incecik beline dolamış ve boynunu keşfe çıkmışken derin bir nefes daha aldı ve başını diğer tarafa çevirdi. Adam, Cansu ile temasa geçer geçmez şeceresini çıkartmıştı; zararsızdı. Zaten hiçbir şey yapmadan oturmasının nedeni de buydu. Sıcaktan ve kalabalıktan bunalmış bir vaziyette gergince gömleğini çekiştirirken bakışları bir kez daha karısına kaydı. Kadın kahkahalarla adamın kulaklarına bir şeyler söylüyor fakat Evren'e sırtı dönük olduğundan ne dediğini okuyamıyordu. Ancak beden dillerine bakılırsa edepsiz bir konuşma geçiyordu aralarında. Evren bir kez daha başını diğer tarafa çevirirken kendine yeni bir kadeh doldurtmayı düşündü. Sesli müzik ayık kafayla hiç çekilmiyordu.
Bu seferki çabası ise yaklaşık yarım dakika kadar sürmüş; adam tekrardan birbirine iyice yakınlaşan çifte bakmaya başlamıştı. Kadın uzun ve ojeli parmaklarını adamın gömleğinden içeriye sokmuş göğsüne dokunurken Evren sertçe yutkundu. Nereye kadar ilerleyecekti bu vaziyet? Gözünün önünde sevişmezlerdi herhalde değil mi? Umarım Cansu yine bir taşkınlık yapıp da adamı eve falan getirmeye kalkmazdı. Başını önüne eğip şakaklarını ovarken onu bırakıp gitmeyi düşündü bir an. Fakat hemen sonra bundan vaz geçti. Derin bir nefesi daha ciğerlerine gönderirken hızla arkasını dönüp barmene boş kadehini işaret etti. Barmen çok geçmeden kadehi tekrar doldurmuştu. Evren hiç düşünmeden sıkıca kavradığı bardaktan büyük bir yudum aldı. Genzini yakarak geçen sıvıyla yüzü hafiften buruşur gibi olduğunda kahveleri bir kez daha kadının üstündeydi. Artık müzikle uyumlu biçimde salınmayı bırakmış ve adeta tek bir vücut haline gelip öpüşmeye başlamışlardı. Adam kısa bir an kalakalsa da hemen sonra yeniden başka yerlere bakmaya başlamıştı. Fakat gerginliği, salladığı bacağından kendini belli ediyordu. Çok geçmeden de parmaklarının arasındaki bardağı kafasına dikip tek seferde tüm kadehi boşaltmıştı.
Gözleri son yarım saattir olduğu gibi bir kez daha kadına kaydığında, sarışın adamın iri elini kadının kalçasını kavrarken bulmuştu. Kaşları derince çatılırken bakışları bileğindeki saate kaydı.
03.38
Kanına hızla karışan alkolden mi yoksa son derece gürültülü ve boğuk ortamın bunaltıcı havasından mıdır bilinmez, ani bir kararla yerinden kalktı ve cebinden birkaç yüzlüğü masaya bırakıp onlara doğru ilerlemeye başladı. Yüksek sesle çalan müzik ve etrafta tepinircesine dans eden insanlar yüzünden kadın, Evren'in yanlarına geldiğini fark etmemişti. İşin aslı son bir saattir onun varlığını unutmuş gibiydi. Omzuna dokunan elin baskısıyla irkilerek; adama sokulan bedenini geri çekmiş ve Evren'e dönünce onun da orada olduğunu anımsamıştı.
Evren gözlerini sarışın adamdan itinayla uzak tutarken kadının arzuyla parlayan mavilerine dikti.
" Hadi gidelim çok geç oldu. "
Ancak Cansu bunu duymaktan hiç hoşlanmamıştı.
" Sen git. " diyerek yeniden adama döndü.
Adam da bunu bekliyormuşçasına kadını kollarının arasına haspedivermişti. Evren derin bir nefes alıp yeniden konuştu.
" Hadi dedim Cansu. "
Kadının keyfi fazlasıyla kaçarken bu durum, Evren'in biraz bile umurunda değildi. Bunun üzerine sarışın adam araya girmişti.
" Kim bu, sevgilin mi yoksa? "
Cansu adamın dikkatinin dağılmasından memnun kalmayarak, uzun parmaklarıyla çenesini kavrayıp yüzünü kendisine çevirirken sorusunu geçiştirdi.
" Kimse değil. "
Adam aldığı yanıttan tatmin olup olmadığını umursamadan bir kez daha kadının dudaklarına uzandığında Evren artık daha fazla sabredemeyip, kadının kolunu kavramış ve onu çekip yanına almıştı.
" Kimse değilim, kocasıyım. " derken ilk defa gözlerini sarışın adamın gözlerine dikti.
Adam bu karşılıkla adeta şoka girerken Evren'in gergin yüzünün de etkisiyle panikledi.
" B-ben bilmiyordum. " diyerek geriye doğru bir adım attığında Evren onun kendisini uğraştırmayacak olmasından memnundu.
Cansu sinirli bir yüzle korumasına bakarken mızmız bir çocuğa benziyordu.
" Ama bu yaptığın hiç hoş değil! " diye bağırdı huysuzca.
Evren, yanlarından uzaklaşan sarışının arkasından bakmayı kesip kadına döndürdü başını. Sonra başıyla dışarıyı işaret etti.
" Hadi, çok geç oldu. "
Cansu söylenerek kolunu silktiğinde adam da elini kadından çekmişti.
" Sana bekle diyen mi vardı? Gitseydin! "
Tadı kaçmış vaziyette ileriye doğru attığı ilk adımla dengesi bozulunca, kendini bir kez daha korumasının kollarında buldu. Kafası çok iyiydi. Biri tutmadan ayakta bile duramayacak kadar iyi. Başını şaşkın bir tavırla yerden kaldırdığı an Evren'in ılık nefesi yüzünü okşadı. Aralarında bir karış mesafe ya var ya yoktu. Mavileri, adamın gergin yüzünde turlarken yavaşça yutkundu ve hemen ardından mırıldandı.
" Sen aslında baya yakışıklısın. "
Adam işittiği şeyle afallarken kadını doğrultup kendinden uzaklaştırmıştı. Ancak Cansu çoktan kendine yeni bir eğlence bulmuş gibiydi.
" Hiç sevgilin oldu mu senin? " diye sordu merak ve biraz da şüpheyle.
Ancak bir yanıt almak şöyle dursun; adam başını önüne çevirip kadını kolunun altına almış ve ilerletmeye başlamıştı.
" Olmadı mı? " diye sordu bu kez Cansu ısrarla.
Evren'in sessizliği bozulmazken onun zoruyla ilerliyordu. Sonra ansızın aklına gelen şeyi söyleyiverdi.
" Gay falan mısın? "
Ve Evren daha fazla sakinliğini koruyamayıp burnundan sertçe soludu.
" Ya sabır! "
Cansu ise pek etkilenmişe benzemiyordu.
" Ama gay olsaydın benden etkilenmezdin değil mi? " diye sordu düşünceli bir tavırla.
Bu defa adam da dönüp ona bakmış ve tek kaşını hayretle havaya kaldırmıştı.
" Senden etkilendiğimi nereden çıkarttın? " diye sordu.
Karşılık olarak ise içten bir kahkaha aldı. Kadının kahkahasını anlamlandırmak ister gibi yüzünü incelerken Cansu durup bir sır verir gibi adama yaklaşmıştı. Sonra ansızın konuştu.
" Bayılıyorsun bana. "
Evren bu cümleyle gözlerini devirirken kadın bir kez daha tökezleyince, bunu konuyu değiştirmek için fırsat bilmiş ve onu tek hamlede kucağına almıştı.
" Evet herkes sana tapıyor. " diye alay etmeyi de ihmal etmedi.
***
Genç kadın yola çıkar çıkmaz sızıp kaldığından adam onu eve de kucağında taşımak zorunda kalmış; korumalardan gelen yardım tekliflerini ise kesin bir dille geri çevirmişti. Kadını odasına taşıyıp yatağa nazikçe bıraktıktan hemen sonra ayaklarındaki stilettoları çıkartmak için davranmış ve işte o zaman bir kez daha görmüştü parmaklarından sızan kanı. Kaşları hafifçe çatılırken ilk olarak sabah fark ettiği kanamayı, genç kadının geçiştirdiğini anımsadı. Ve biraz endişe daha çok merakla kadının zarif ayağını bileğinden kavrayıp hafifçe havaya kaldırdı. Cansu rahatsız olduğunu ifade eden mırıltılar çıkartsa da bırakmamış daha yakından bakmaya başlamıştı. Ve gördüğü görüntüye ilk birkaç dakika hiçbir anlam veremedi. Kadının parmak aralarında ve tırnak diplerinde incecik kesikler vardı. Hepsi yeni değildi, bazıları geçmeye yüz tutmuş izlerden ibaretti.
Elini kadının bileğinden çekip bedenini doğrulturken bu kesiklerin nasıl oluşmuş olabileceğini düşünüyordu. Hiç anlamadığı kadınsal bir şeylerin bedeli olabilirler miydi? Yoksa aklına gelen şey miydi? Kaşları birden çatılıverdi ve inanamaz gözlerle kadının yüzüne baktı. Hiçbir şeyden habersiz uyuyordu. Hiçbir şeyden haberi olmasa da yüzünde huzursuz bir ifade konaklıyordu. Sertçe yutkunurken ne yapacağını bilemeyerek sakallarını kaşıdı. Kadın düşündüğünden de kötü durumdaydı. Huzursuz bir his göğüs kafesinin ortasına çöreklendiğinde kadının üşüdüğü için cenin pozisyonu aldığını fark etmiş ve üstüne örtmek için pike aramaya başlamıştı. Çok geçmeden sandalyenin üstünde duran kırmızı battaniyeyi fark etti ve onu yavaşça kadının üstüne örttü. Odadan çıkarken aklında bunu kendine neden yapmış olabileceği sorusu turluyordu.
Kendine zarar vermek için mi? Ya da kendini cezalandırmak için? Belki de acı da olsa bir şeyler hissedebilmek için... İnsanların göremeyeceği ve bedeninin en hassas yerlerinden biri olan tırnak diplerine kesikler atmış olması intihara meyilli olduğuna işaret eder miydi? Bunu ne zamandan beri yapıyordu? Ne sıklıkla? Belli ki bu defaki kesik derindi bu yüzden gün boyu kanaması durmamıştı. Peki bu seferkinin amacı neydi? Bu ve benzeri sorular yüzünden başının çatlayacağını sandı bir an ve yatağına oturup başını ellerinin arasına aldı. Hepsi bir yana dursun, genç kadının ruh sağlığından ne derece sorumluydu ki? Neden kendini bir şeyler yapmak zorunda hissediyordu? Aralarındaki şey sahte bir evlilikten ibaretti. Onun da ilk karşılaştıklarında dediği gibi, arkadaş bile değillerdi. Evini paylaştığı ve güvenliğini sağladığı biriydi yalnızca, genç kadın. Tam şu an kendini öldürse, bundan sorumlu mu tutulurdu? Kızı yalnızca dışarıdan değil, kendinden mi koruması gerekiyordu? Sıkıntıyla soludu. Konunun görev bilinci ya da patronuna verdiği sözden ibaret olmadığını yüreğinin derinlerinde hissediyordu. Kadına karşı engel olamadığı bir şefkat ve merhamet duygusuyla dolmuştu içi. Onu korumak istiyordu. Belki de kadının bu savunmasızlığı kendisine birini hatırlattığı için ve zamanında o kişiye yetemediği için...
Ertesi sabah Evren bölük pörçük uyuyabilmiş ve kendini daha fazla zorlamamaya karar verip erkenden kalkmıştı. Sporunu yaptı, duşunu aldı, kahvesini içip kahvaltı hazırladı. Kadının geç kalkacağına emin olduğu için onu beklemeden bir şeyler atıştırırken bir yandan da laptopundan kalan işlerini tamamlamaya koyuldu. Henüz on dakika ya olmuş ya olmamıştı ki genç kadının ayağını sürüyerek mutfağa girişini duydu. Başını şaşkınlıkla laptopundan kaldırıp kadının yeni yıkamış olduğu suratına baktı. Gece bıraktığı halinden oldukça farklı görünüyordu. Üstüne bir tayt ve tişört çekmiş, nemli saçlarını tepesinde toplamıştı.
" Günaydın. " dedi adam tok sesiyle.
Kadın ise ona başını sallayarak kahve makinesine yöneldi. Haznedeki kahveyi raftan çıkarttığı fincana boşaltırken esnedi. Aslında uykusunu almış bir şekilde kalkmıştı fakat hala mayışıktı. Kahve iyi gelecekti. Fincanı sıkıca kavrayıp adamın karşısındaki sandalyeye otururken masadaki kahvaltılıklara göz attı. Canı bir şey istemiyordu. Zaten dün gece ne kadar çok içtiyse hala midesi bulanıyordu. O an aklına gelen şeyle başını kaldırıp adama baktı.
" Ben dün biriyle... " deyip duraksadı.
Doğru kelimeyi arıyordu.
" Tanışmıştım. " diye tamamladı sonra cümlesini.
Adamın yüzü hayal meyal gözünün önüne gelirken anlattı kabaca.
" Sarışın, hafif uzun saçlı, baya uzun boylu bir adamdı. "
Evren kadını dinlerken klavyedeki ellerini geri çekip sandalyesinde geri yaslanmıştı.
" Dün gece birden fazla kişiyle tanıştın. " dedi sonra, kadın susunca.
Cansu bir anda güldü ve elindeki fincanı dudaklarına götürüp bir yudum aldı. Birçoğunu hatırlamasa da keyifli bir gece geçirdiğine emindi. Yalnızca biriyle sevişip sevişmediğinden emin değildi. Yani muhakkak sevişmiş olmalıydı ama buna dair hiçbir şey hatırlayamıyordu. Yine de kahvesini içtikten sonra ertesi gün hapı yutmayı aklının köşesine yazdı. Şu an için en son istediği şey babasını hatırlamadığı bir çocuğa hamile kalmaktı. Birden bu düşünce içini ürpertince fincanı elinden bırakıp koşarak mutfaktan çıktı ve ilacını almak için odasına yöneldi.
Günün geri kalanında Evren daha çok odasında işlerini hallederken, Cansu bahçede takılıp Berat ile laflamıştı. Bir ara konuşmak için Yağız'ı aramışsa da ulaşamamıştı. Akşam karanlığı çöktüğünde antrenin ışığını yaktı ve telefonundan açtığı parça eşliğinde gökyüzünü izlemeye başladı. İçinde bir boşluk vardı sanki. Ne hissedeceğini bilemiyor ve o boşluğu doldurmaya da gücü yetmiyordu. Babası ile görüşmeyeli günler olmuştu. Hiç mi merak etmiyordu? Peşine adam takan, ne yapsa izleyen adam günlerdir kızını bir başına bırakmış olamazdı herhalde değil mi? İçinin üşüdüğünü hissetti ansızın. Sonra kollarını gövdesine doladı. Gözlerinin yine üstünde olduğuna emindi ve bu düşünce onu çok rahatsız ediyordu. Bakışları evin kameralarına çevrildi sonra. Acaba şu an odasında oturmuş kendisini mi izliyordu? Kaşları çatılırken, ayağa kalkmak ve kameraları taşla kırıp yerlerinden sökmek istedi. Fakat yapmadı. Çünkü ne yaparsa yapsın, onu engelleyemeyeceğine dair olan inancı her şeyden güçlüydü ve belki de ilk kez savaşacak gücü yoktu.
Gözlerinin nemlendiğini hissettiğinde başını eğdi ve kollarını bedenine daha çok sardı. Aradan geçen zamanın farkında değildi fakat daldığı derin düşüncelerden çıkmasına neden olan şey önce omuzlarına değen kumaş parçası sonra ise burnuna dolan erkek parfümü oldu. İrkilerek başını kaldırdığında Evren'i hemen yanındaki sandalyeye yerleşirken buldu. Kadının üşüdüğünü fark edip, üstüne ceketini getirmişti. Cansu ceketin kollarından kollarını geçirirken sessiz kaldı. Teşekkür etmek lügatında yoktu. Onun için terslememesi ve ceketi kabul etmesi zaten bir teşekkürdü. Evren de bunun gayet farkındaydı. Bir süre sessizce sokağa baktı ikisi de. Sonra kadın başını hafifçe çevirip adamın yüzüne baktı. Soluk mavileri yüzünde dolanırken sağ kaşının altındaki yarığı buldu ve sertçe yutkundu.
" Acıyor mu? "
Adam işittiği soruyu anlayamayarak kendisine dönmüş ve baktığı yerin kaşı olduğunu fark ettiğinde ise işaret parmağıyla yarasına dokunmuştu.
" Hayır. "
Dikişleri çıkalı iki gün oluyordu, artık sızı falan yoktu. Yalnızca hafif bir iz kalmıştı. Genç kadın bir süre sessizce adamın yara izine bakmaya devam etti. Sonra birden konuştu yeniden.
" Yara izlerinden nefret ediyorum. "
Evren bu cümle karşısında nasıl bir tepki vereceğini bilemeyerek sükunu korurken sağ eli gayriihtiyari bir şekilde sol koluna dokunmuştu. Bunu fark eden kadın da cansız mavilerini adamın tişörtünün kapadığı koluna indirdi. Sonra derin bir iç çekti. Patavatsızlık etmişti. Fakat bunun için kendini biraz bile olsa kötü hissetmemişti. Hissetmesi gerekirdi belki. Her insan biraz kötü hissederdi. Ancak Cansu içinin bomboş olduğunu hissediyordu yalnızca. Sonra belki de böyle bir anda, empatiden ve acıma duygusundan bu kadar yoksun hissederken böyle bir konuyu açmaması gerektiğinin farkında olsa da sordu. Gözlerini yeniden adamın kahvelerine kaldırmıştı.
" Ailene ne oldu? "
Adam bir gün böyle bir soruyla karşılaşacağını biliyordu fakat yine de hazırlıksız yakalanmıştı. Sertçe yutkunurken başını yeniden önüne çevirdi ve sokağı izlemeye başladı. Bomboş olan sokağı. Kadın ise biraz bekledi ve sonra cevap alamayacağını fark ederek o da önüne döndü. Karşılarında ikisini de cezbeden bir manzara yoktu fakat saatlerce oraya bakabilirlerdi. Cansu saniyeler sonra sorduğu soruyu bile unutup kendi iç dünyasına dalmışken adam hala aynı noktada kalakalmıştı. Kadın bu soruyu öylesine sormuştu, biliyordu bunu. Geçici bir merakla... En büyük cehennemini üç kelimeye sığdırıvermişti. Ailene ne oldu? Aralarında, birbirlerine acılarını açacak, yaralarını gösterecek bir bağ yoktu. Onları önemseyecek kadar ilgisi bile yoktu kadının üstelik. Öylesine bir anda, öylesine sorulmuş bir soru... Nasıl öylesine cümlelerle anlatılırdı ki bu? Kesik bir nefes doldurdu ciğerlerine ve hiçbir kelime sarf etmeden sandalyeden kalkıp içeriye döndü.
▪️Merhaba nasılsınız? Oylamayı unutmayalım.
▫️Sizce Evren Cansu'yu kıskandı mı yoksa ortamdan ve kadının halinden mi rahatsız oldu?
▪️Finalde Evren'in Cansu'yu yanıtsız bırakmasını haklı buluyor musunuz?
▫️Cansu kendine neden zarar veriyor olabilir? Fikirlerinizi merak ediyorum.
