Upuuzuuuun bölüme oy bırakalım önce 🖤
Genç kadın öğlene doğru uyanıp odasından çıkmayı başardığında kendini pek enerjik hissetmediğini fark etti. Geç yatıp geç kalkmıştı ve gece boyu ne yapacağına karar vermeye çalışmış; bir arpa boyu da yol alamamıştı. Tüm bu zihinsel işlevler hem fiziksel hem de ruhsal açıdan yorulmasına sebep olurken keşke bir de işe yarasalardı. Tüm hayatını kocasından aldığı parayla geçirmek fikri asla kabul edebileceği bir şey değildi. Fakat başka bir seçeneği var gibi de durmuyordu. Hole çıktığında dışarıdaki gürültüyü işitmiş ve adımlarını direkt olarak kapıya yöneltmişti. Kapıyı açıp bahçeye çıktığında Evren'i telefonla konuşurken buldu ve durup bir süre dinledi.
" Tamam Nihat Bey. "
Cansu, adamın babasıyla konuştuğunu fark ettiğinde daha da dikkat kesildi.
" Anladım. Tamam merak etmeyin. "
Genç kadın konunun kendisini ilgilendirdiğine yüzde yüz emin vaziyette kollarını göğsünde kavuştururken Evren hala onu fark etmemişti.
" Tamam. Kart meselesi... Anladım efendim. "
Adam bir süre karşı tarafı dinlemiş sonra da telefonu kapatmıştı. Cansu, hem konuya girmek hem de onun dikkatini çekebilmek için birden abartılı jestlerle taklidini yaptı.
" Anladım efendim. Emredersiniz efendim. Tamam efendim. "
Evren kadının sesini işitmesiyle irkilerek arkasını dönmüş ve kadının tiksintiyle dolu yüzüyle karşılaşmıştı. Yaptığı taklide sesini çıkartmazken kadın üstüne gitmeye devam ediyordu.
" Yalaka. "
Adam telefonunu kotunun arka cebine koyup derin bir nefes aldığında kadın sordu.
" Ne diyor yine sevgili sahibin? "
Evren'in normalde yapacağı şey onu yanıtsız bırakıp içeriye girmek olurdu fakat bunu bilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu yüzden saniyelerdir yaptığı çocukluğu görmezden gelip ciddiyetle konuya girdi.
" Bir süre yurtdışı yolculuğu yapamıyoruz. "
Cansu kaşlarını çatarken sordu.
" Neden? Ne kadar bir süre? "
Hoş parası da yoktu zaten ama ihtimallerinin dahi engellenmesinden nefret ederdi.
" Tehdit altındasınız. Süresi şimdilik belirsiz. Çözmeye çalışacağız. "
Genç kadın pek etkilenmemişti.
" Aylardır tehdit altında değil miyiz? Daha geçen İtalya'daydım. "
Evlenmeden önce kısa bir İtalya seyahati yapmış, kendine hiç ihtiyacı olmayan bir sürü yeni kıyafet ve çanta satın almıştı.
" Bu seferki öngörü değil. Açık bir tehdit altındasınız ve baban ortalıkta pek dolanmamanı söyledi. "
Cansu sesli bir şekilde nefes alırken gerçekten öfkelendiğini hissediyordu.
" Hadi diyelim tehdit altındayız... Konunun yurtdışıyla alakası ne? "
Evren kadına doğru uzun bir adım atıp aralarındaki mesafeyi kısaltırken yanıtladı onu.
" Ülkeden kaçmanızı bekliyorlar. "
Kadının kafası daha da karışırken bu konu hakkında daha fazla konuşup asabını bozmak istemediğine karar verdi. Zaten elle tutulur bir yanıt da alamıyordu. Gözlerini etraftaki korumalarda gezdirirken kaşları derince çatılmıştı.
" Gerçekten hapis hayatı yaşıyorum. " diye homurdandı ve tam da o anda dışarı çıkası tuttu.
" Çıkıyorum ben. " deyip arkasını dönmesiyle Evren de peşine takılmıştı.
" Nereye? "
Cansu içeriye girip odasına ilerlerken omuzlarını silkti.
" Yağız'la buluşur takılırız. "
Adam kadını odasının kapısına kadar takip etmiş fakat içeriye girmemişti.
" Az önce ne dedim ben? " diye sordu bıkkın bir tınıyla.
Kadın, gözlerini ona değdirmezken üstündeki pijamayı tek çekişte sıyırıp yere fırlatmıştı.
" Yurtdışına çıkamıyoruz dedin. Yurtiçinde takılacağım. "
Adam, bir kez daha kadının iç çamaşırlarıyla kalması üzerine başını eğse de konuşmaya devam etti.
" Cansu, tek başına gidemezsin. "
Kadın bu kez sutyenini de çıkartmış ve hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermeden üzerinde yalnızca kırmızı bir külotla gardırobunu karıştırmaya başlamıştı.
" İyi, gelirsin sen de. "
Evren ayaklarının biraz ilerisine düşen kırmızı sutyeni gördüğünde kaskatı kesildi. Bir anda nefesi kesilmiş ve kadının ne dediğini dahi algılayamamıştı. Kadın çıplak bir vaziyette kendine elbise seçerken, adam onun yerine de utanarak arkasını dönüverdi. Her ne kadar ilkel dürtüleri dönüp bakmasını, hatta uzun uzun incelemesini söylüyorsa da kendine engel olmayı başarmıştı. Sertçe yutkundu ve birkaç derin nefesi ciğerlerine gönderdikten sonra dikkatini bir nebze de olsa toparlayabildi.
" B-ben gelemem. İşlerim var. "
" Senin işin beni korumak değil mi? " derken elindeki elbiseyi yere atmıştı.
Alışverişi kim yaptı bilmiyordu fakat bazı parçaları, talimata uymayıp kafasına göre almış olduğu kesindi. Bunlar Cansu'nun giyeceği tarzda şeyler değildi. Kaşları çatılırken eline aldığı bir diğer elbiseyi inceliyordu. Çok demode, diye geçirdi içinden.
" Başka işlerim de var Cansu. " dedi sitemkar bir sesle adam.
Genç kadın askıdaki elbiselerde göz gezdirirken adamın sitemini kulak ardı etmişti.
" Puantiye ne ya? 2023'teyiz! " diye isyankar bir şekilde söylenirken nihayet giyecek bir şey bulmayı başardı.
Ellerinin arasında tuttuğu siyah derin sırt dekolteli elbiseyi üzerine geçirdikten sonra, kalçasının görünmesini engelleyen ipleri bağlamak için hiçbir zahmete girmeden Evren'e yaklaştı.
" Şunları bağlasana. "
Adam işittiği soruyla biraz tedirgin bir şekilde kadına döndüğünde, üzerinde kıyafet olduğunu fark edip rahatlamıştı. Fakat kadın arkasını döndüğünde ve kalçasındaki ipleri işaret ettiğinde bir kez daha dumura uğradı. Tuttuğu nefesini bırakırken bakışlarını yeniden yere indirmişti.
" Ben bilemem ki nasıl bağlanacağını. " diye isteğini geri çevirdiğinde Cansu'nun sinirle soluyuşunu işitti.
Kadın önüne döndü ve çatık kaşlarıyla konuştu.
" İyi git bana birini çağır, bağcık bağlamayı bilen... " diye vurgulamış, kendince adamı küçümsemişti.
Adam pes etmiş bir şekilde burnundan sesli bir nefes bıraktı ve sıktığı dişlerinin arasından konuştu.
" Dön. "
Cansu saçlarını savurarak adama bir kez daha arkasını döndüğünde, Evren gergin bir adımla kadınla aralarındaki mesafeyi sıfıra indirmişti. Çocukluğundan bu yana titrediğine ilk kez şahit olduğu parmakları iplerle buluştuğunda gözleri, elbisenin dekoltesinden gözüken kırmızı çamaşıra bakmamak için direniyordu. İpleri biraz çekip açıklığı kapatmaya çalışsa da başarılı olamamış ve bu kez daha sıkı çekmişti. Fakat yine başaramadığında kaşları çatıldı.
" Kapanmıyor bu. " dedi işin içinden çıkamayarak.
Cansu başını omzunun üstünden arkaya çevirdiğinde ellerini iplerden çekmişti.
" Bakayım. E kapanmış işte. "
Evren çatık kaşlarıyla kadının çıplak sırt çizgisine bakarken yavaşça yutkundu.
" Nesi kapanmış? "
Cansu hareket ettikçe gevşeyen ipler yüzünden açığa çıkan kırmızı çamaşır, adamın sorusuna bir yanıt olduğunda kadın gülmeden edemedi.
" Komple sırtımı falan kapatmaya çalışmıyordun herhalde? "
Evren sessiz kalarak yeniden ipleri kavradı ve sıkıca çekip düğüm attı. Tüm bunları yaparken sıktığı dişlerinin arasından homurdanmayı da ihmal etmemişti.
" Zorluyorsun beni. "
" Efendim? " diyerek önüne dönen Cansu, adamın kıpkırmızı kesilmiş yüzünü gördüğünde afalladı.
Hemen sonra anladı meseleyi ve gülmemek için dudaklarını birbirine sıkıca bastırdı. Onunla biraz oynamaya karar vermişti. Yüzüne ciddi ve düşünceli bir ifade takınırken elleriyle göğüslerini kavrayıp havaya kaldırdı. Elbisenin önü tamamen kapalı olsa da kumaşı saten olduğu için kadının göğüsleri fazlasıyla belli oluyordu.
" Sence oldu mu? " diye sorarken adamın beti benzi atmıştı.
Evren bakışlarını kaçırıp başını yana çevirdiğinde, kendini tutamayıp kahkahayı bastı genç kadın.
" Ay özür dilerim tutamadım kendimi! " diyerek daha çok gülmeye başladığında adam kendisiyle alay ettiğini fark etmiş ve çatık kaşlarıyla bir kez daha kadına bakmıştı.
Cansu nihayet gülmesini bitirdiğinde Evren'in sinirli suratını görüp alt dudağını dişledi.
" Ya kıyamam sana! " diye haykırdığında adam hışımla arkasını dönüp ilerlemeye başlamıştı.
Cansu keyifli bir şekilde peşine takıldı.
" Ya bak ne diyeceğim! İstersen bekaretini kaybetmene yardım ederim. " dediğinde adamın ayakları olduğu yere çakıldı.
Kadın da hemen arkasında durmuş konuşmaya devam ediyordu.
" Gerçekten bak. Senin için bu iyiliği yapabilirim, mesele değil. "
Evren öfkeden gözü dönmüş bir şekilde kadına dönerken sertçe yutkunmuştu.
" Cansu, cinsel hayatıma burnunu sokmayı bırak artık. " diye tısladı burnundan solurken.
Kadın, adamın beden dili ve sesindeki tınısı bir yana, nefes alıp verdikçe büyüyen burun deliklerinden bile o ne kadar çıldırttığını görebiliyordu. Fakat bunu umursamıyordu.
" Ay ama senin bir cinsel hayatın yok ki? " dediğinde adam elleriyle yüzünü sıvazlamıştı.
" Allah'ım sabır ver. Sana ne kızım bundan? " derken başını kadının yüzüne doğru hafifçe eğdi.
Cansu onun gergin yüzünü incelerken iç çekti.
" Çok sıkıcısın. Hayatımda gördüğüm en düz, en sade, en... hiçbir şeysiz insansın. "
Evren tek kaşını havaya dikerken omurgasını yeniden doğrultmuştu.
" Hakkımda ne biliyorsun ki sen? " diye sordu birden.
Kadın böyle bir soru beklemediğinden afallamıştı.
" Ben senin hakkında her bir detaya hakimim Cansu. O yüzden sana ne kadar şımarık, utanmaz, pervasız bir kadın olduğunu söyleyebilirim. Sen? Ne biliyorsun hakkımda? "
Cansu işittiklerinden hoşlanmadığını hissettiğinde karşı atağa geçti. Adamın söylediklerinde bir hata yoktu, sadece ondan duymaktan hoşlanmamıştı.
" Bileceksin tabi, senin işin bu! Hem sanki bana bir şey anlatıyorsun da... "
" Merak ediyor musun ki? " diye sordu bu defa adam.
İkisi de kılıçlarını çekmiş gibiydi. Cansu kısa bir an diyecek bir şey bulamasa da sonra hemen karşılık verdi, onun da kaşları çatıktı şimdi.
" Sorduğumda cevaplıyorsun sanki! "
Kadın, dün geceki meseleye gönderme yaptığında ortamda bir sessizlik oluştu. Hemen sonra Evren gözlerini kaçırmış ve konuyu kapatmak için son cümlesini de sarf etmişti.
" İşim var, çıkamayız evden. "
Normalde olsa Cansu buna sinirlenir ve adamı çileden çıkartana kadar da rahat durmazdı fakat o an farklı bir şey hissetti kadın. Adamın kendisine tamamen yabancı olmasının biraz da kendi tavrıyla ilgili olduğunu fark etti. Aslında ona mesafeler açan da duvarlar ören de kendisiydi bu yüzden hiçbir şey paylaşamıyorlardı. Adam arkasını dönüp odasına ilerlerken kafası karışık bir şekilde öylece durdu. Onunla ilgili bugüne kadar hiçbir şeyi gerçekten de merak etmediğini fark etti. Evren kimdi? Koruması olması dışında. Nelerden hoşlanırdı? Nelere ilgi duyardı? Kadınlardan neden kaçıyordu? Bunların hiçbiri, o ana kadar umurunda bile olmamıştı. Tam da o an neden merakını cezbetmeye başlamıştı peki? Ne yapacaktı bu bilgileri? Arkadaş mı olacaktı onunla? Yağız'la ilgili bile bilmediği, sormadığı, merak dahi etmediği bir sürü şey vardı. Kafası karman çorman olmuş bir şekilde üstüne kapanan kapıya bakakaldı öylece. Karşı odasında baştan aşağıya hiçbir detayına hakim olmadığı bir gizem yatıyordu ve kadın bugüne kadar onu hiç merak etmediğini fark ediyordu. Nedeni belki de onun sıkıcı, sıradan, niteliksiz biri olduğuna çoktan karar vermiş olmasıydı. Öyle değil miydi? Yavaşça yutkundu. İnsanların, gösterdiğinden çok daha fazlası olduğunu en iyi kendi biliyorken; peşin hükümle onun kim olup kim olmadığına karar vermesi ne büyük ironiydi. Derin bir nefesle göğsü şişerken dışarıya çıkmayı da, Yağız'ı görmeyi de unutmuş; aklını tek bir şey kurcalamaya başlamıştı. Evren Ertem kimdi?
***
O akşam pek yapmadıkları bir şey yapıp karşılıklı bir şekilde akşam yemeğine oturmuşlardı. Fakat masaya oturduklarından beri ikisinden de çıt çıkmıyordu. Cansu gündüz yaptıkları konuşmayı düşünerek çorbasını karıştırırken Evren'in kafasından bir ton şey geçmekteydi. Bir ara aklına gelmiş gibi kaşığını tabağına bırakıp elini cebine attı ve cüzdanını çıkartıp içinden mor bir kartı çekti. Hemen sonra masanın üstünden kadına doğru ittirdi. Cansu ne yaptığını anlamak ister gibi yüzüne baktığında göz göze gelmişlerdi.
" Baban bir süre daha kartlarını açmayı düşünmüyor. Bunu kullanırsın. Şifresi 14 09. "
Cansu sessiz kaldığında ekledi.
" Limiti sınırsız değil. "
Evren kendi kredi kartlarından birini kadına vermişti ve bunu, Cansu her defasında para istemek zorunda kalmasın diye yaptığını kadın bile fark etmişti. Halbuki ona kızgın ya da kırgın falan olduğunu sanıyordu. Neden iyilik yapıyordu ki? Kendisini kötü hissettirmek gibi bir arzusu varsa boşa uğraşıyordu çünkü Cansu arsız bir kadındı. Masanın üstündeki karta uzanıp onu eline alırken dümdüz bir sesle karşılık verdi.
" Babamın parasını bana verdiğin için teşekkür falan beklemiyorsundur herhalde? "
Evren böyle bir tavra hazırlıksız yakalandığı için kendine kızmıştı. Ne bekliyordu ki? Cansu buydu işte. Kaşları derince çatılırken başını kaldırmadan yanıtladı onu.
" Senden hiçbir beklentim yok. "
Kadın bu asabi cevaba karşılık sessiz kalmayı seçti. Aralarındaki gerginlik tavan yapmıştı. Bir gün iyi geçinmeyi başarıyorsalar ertesi gün muhakkak bir şey patlak veriyordu. Bu artık ikisinin de kabullendiği bir düzen haline gelmiş gibiydi. Kaşığı çorbaya daldırıp ağzına götürürken hem gerçekten merak ettiği için hem de konuyu değiştirmek için sordu.
" Melek'e ne oldu? "
Evren bakışlarını yeniden kadınınkilere diktiğinde gerçekten de bezgin bir ifadesi vardı.
" Kovdun ya. "
Kadın sessizce çorbasını içti. Bir anlık sinir harbinde arada Melek de kaynamıştı. Fakat bundan pişman olduğunu dile getirmeyecekti. Derin bir nefes alıp sandalyesinde dikleşirken konuştu.
" Geri getirirsin diye düşünmüştüm. Malum, isteklerimin sizin nezdinizde pek önemi yok. "
Evren de tıpkı kadın gibi dikleşip sandalyeye yaslanırken elindeki kaşığı bıraktı.
" Eve çalışan alma nedenimiz senin istiyor olmandı. Ben en başından beri istemedim, biliyorsun bunu. "
Kadın yavaşça yutkunurken bakışlarını kaçırdı. Bu suçlayıcı tavrından rahatsızlık duymaya başlamıştı. Normalde olsa umurunda olmaz hatta bundan zevk bile alırdı fakat şu an hassasiyet gösteriyordu. Regli mi yaklaşmıştı? Gözlerini sıkıca yumup açtı ve derin bir nefes daha aldı. Hemen sonra saatlerdir kafasını kemirip duran o şeyi dile getirdi.
" Benim hakkımdaki her şeyi bilmiyorsun. "
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra bu sessizliği adamın düşünceli sesi bölüverdi.
" Farkındayım. Bilmediğim, anlayamadığım şeyler yaşadığının farkındayım. "
Cansu böyle bir cevabı beklemediğinden şaşırarak yeniden adama baktığında az öncekinden farklı birini görür gibi olmuştu. Daha ılımlı, daha şefkatliydi sanki bakışları. Birden oturduğu yerde kaskatı kesildi. Kendisine acıyor muydu? Kaşları hızla çatılırken, Evren ters giden bir şeyler olduğunu sezmiş fakat müdahale edememişti.
" Sana, ilgine, beni anlamana ihtiyacım var mı sanıyorsun sen? " diye sordu kadın diklenerek.
Adam da kaşlarını çatmıştı.
" Hayır Cansu. Öyle bir şey demedim. "
" Diyemezsin de zaten. Bana acıyacak en son insansın sen. "
Adam dişlerini öfkeyle kenetlerken bakışlarını masaya indirdi. Kadının acımasız saldırılarından, sürekli kendisini küçük görmesinden ve bitmek bilmeyen nefretinden usanmıştı. Bugüne kadar kendini sabırlı bir adam olarak bilirdi ancak bu kadın tahammül seviyesinin çok çok üstündeydi. Kadının hiç beklemediği bir anda yumruğunu masaya öyle sert vurdu ki, Cansu güçlü bir çığlık koyverdi.
" Ruhun hasta senin. " dedi adam, kadının gözlerine bakarak.
Kadının gözlerindeki korku hızla öfkeye hemen ardından da hayal kırıklığına dönerken konuşmaya devam etti.
" Tedavi olmayı hiç mi düşünmedin? "
Cansu hayal kırıklığını maskeleyen bir nefretle oturduğu yerden doğrulduğunda avazı çıktığı kadar bağırmıştı.
" Tedaviye ihtiyacım yok benim! "
Bunun üzerine adam da gürültüyle sandalyesinden kalktı.
" O yüzden mi kendini jiletliyorsun Cansu!"
Genç kadın işitmeyi hiç beklemediği cümleyle dumura uğrarken adam ona doğru bir adım attı.
" Kendine neden zarar veriyorsun? " diye sordu bu kez daha alçak bir sesle, anlamak istiyordu.
Cansu aniden dolan gözlerini adamdan kaçırırken titreyen sesiyle tısladı.
" Kes sesini! "
Fakat Evren vaz geçmedi. Kadına yaklaşmaya devam etti.
" Herkese neden bu kadar öfkelisin? Kendine bile. Hiç mi sevdiğin biri yok senin şu hayatta? Hiç mi güvendiğin biri yok? "
Kadın kirpiklerinden taşan yaşlarla bir kez daha haykırdı.
" Kes sesini! "
" Yeter artık Cansu. Yeter bu kadar yıprattığın. Kendini de bizi de. Dur artık. "
Kadın artık kendine hakim olamayıp hıçkırıklara boğulduğunda adamın göğsünü yumruklamaya başlamıştı.
" Kes sesini dedim sana!"
Adamı göğsünden var gücüyle ittirdi fakat sarsamadı bile.
" Aptal! Aptalsınız hepiniz! " diye haykırdı hıçkırıklarının arasından.
" Asıl aptallık eden sensin. Ömrünün sonuna kadar yalnız kalmak mı istiyorsun? " diye sordu adam yeniden öfkesine yenilerek.
Kadın bir hışımla gözlerini silerken adama ölümcül bir bakış atmıştı.
" Senin kimin var sikik! " diye bağırdı yüzüne doğru ve durmadı.
" Bana yalnız olduğumu söyleyene bakın hele! Ahmak herif! Senin kimin var? " diye haykırarak adamı bir kez daha göğsünden ittirdi.
Bu defa sarsmayı başarmıştı. Her anlamda...
Fakat durmadı. Zaten öldürdüğüne emin olana kadar çiğnemeyi severdi.
" Ailen yok! Tek bir arkadaşın yok! Sevmediğin, seni sevmeyen bir kadınla evlisin! Senin kimin var söyle! "
Durdu ve adamın tıpkı bir ruhu andıran yüzüne baktı tiksintiyle.
" Bana zavallı olan benmişim gibi davranamazsın... " diye fısıldadı başını iki yana sallarken.
" Senin yalnızlığını fark eden bile olmamış be bugüne kadar. " diye devam etti sözlerine.
Artık bağırmıyordu fakat seçtiği kelimeler aynı etkiyi bırakıyordu.
" Görülmemenin acısını benden mi çıkartıyorsun? " diye sordu hiçbir duyguyu barındırmayan sesiyle.
Adam yavaşca yutkundu. Beter vaziyetteydi ve yüzünün her bir zerresi bunu açıkça haykırıyordu. Kadın adama doğru uzun bir adım attı ve tam önünde durdu.
" Benden ilgi mi dileniyorsun Evren? " diye fısıldadı yüzüne doğru.
Adam kahvelerinde titreşen nefretle kadının gözlerine bakmaya başladığında, kendisini parçalamak isteyen bir yırtıcının gözlerine baktığını hissetti.
" İlgiye mi açsın? " derken adama biraz daha yaklaşmış ve tüm özel alanını ihlal etmişti.
Adam kaskatı kesilirken kendini geri çekmek istedi fakat kadın ondan önce davranıp ensesindeki saçları kavradığı gibi parmak uçlarına çıkıp adamı öpmeye başladı. Alt dudağını dudakları arasına kıstırmış dil darbeleriyle ıslatırken ne elleri rahat duruyordu ne de dudakları. Adam ellerini kadının omuzlarına yerleştirip onu ittirmeye çabalarken kadın insanüstü bir güç uyguluyordu sanki. Adam başını kadından uzaklaştırmayı başardığı an dudağında hissettiği dişlerle inledi. Cansu, alt dudağını parçalamıştı. Kadın dudaklarının arasına sızan kanı yalarken adamın göğsüne tokatlar indiriyor onu kendine geri çekmeye çabalıyordu.
Adam kendini daha fazla kontrol altında tutamayıp kadını sertçe ittirdiğinde kadın sendeleyerek yere düşmüştü. Fakat öyle öfkeliydi ki pişmanlık hissetmemişti bile.
" Yeter! " diye kükrerken baş parmağıyla çenesine sızan kanı sildi.
Kadın oturduğu yerden kalkarken kahkaha atmaya başlamıştı. Fakat zoraki bir kahkaha olduğu o kadar belliydi ki...
" Neden? İlgi istemiyor muydun? " diyerek adama doğru ilerledi.
Evren çileden çıkmış bir şekilde avuç içini dudağına bastırırken boştaki elini kaldırıp kadını durdurdu.
" Cansu! " diye bağırdı bu defa var gücüyle.
Kadın onun bu halinden ürkse de vaz geçmeye gönlü yoktu.
" Sen de herkes gibi beni sikmek istemiyor musun? Gel al işte! " diye haykırırken üstündeki tişörtü başından çıkartıp fırlattı.
Evren sabır dilenir gibi gözlerini sımsıkı yummuşken Cansu adamı kışkırtmaya devam ediyordu.
" Korkak bir zavallısın! "
Adam kadının ellerini bir kez daha tişörtünde hissettiğinde artık kontrolünü tamamen kaybetmişti.
" Cansu! Yeter! Böyle yapma! " diye kükrerken kadının canını yakıp yakmadığını umursamadan kolundan sıkıca kavrayıp sarstı.
Kadının gözleri onu istediği kıvama getirmenin memnuniyetiyle parıldarken dudakları zehrini salmaya devam ediyordu.
" Nasıl? " diye sordu yüzüne doğru.
Ancak adamdan yanıt alamadı.
" Nasıl dedim sana! Söyle! Hadi! Fahişe gibi de! "diye haykırdığında ise adam onunla baş edemeyeceğini fark edip arkasındaki koltuğa doğru ittirmişti.
Kadın koltuğa sert bir düşüş yaparken inledi. Hemen sonra kısa bir gülüş sundu adama.
" Kınıyor musun beni? " diye sordu bu defa.
Tavrı son derece umursamaz görünse de soruların cevapları konusunda oldukça ilgiliydi. Evren sakinleşmeye çalışarak ellerini saç tutamlarının arasından geçirirken kadın ona asla müsaade etmeyecekti.
" Acıyor musun bana? " diye sordu bu kez.
Canı kavga etmek istiyordu, belli. Evren yüzünü sıvazlarken daha alçak bir sesle konuştu.
" Cansu. Yeter. "
Kadın bunun üzerine koltuktan doğrulup yeniden adamın karşısına dikilmişti fakat Evren ondan kaçmak ister gibi arkasını dönünce, o da etrafını dolanmak zorunda kaldı. Kin dolu mavilerini adamın bezgin ve çaresiz bakan kahvelerine dikip konuştu yeniden.
" Zevk almaktan bile korkan senken acınası durumda olan ben miyim? "
Evren kenetlediği dişlerinden güç alırken kadın devam etti.
" Dürtülerinden korkan, erkekliğinden utanan zavallının teki senken... "
Ancak adam cümlesini tamamlamasına müsaade etmemiş ve yüzüne eğilip bütün öfkesiyle kükremişti.
" Aptalsın! Bedenini kullandırıp içindeki boşluğu doldurmaya çabalayan zavallının tekisin! Zevk aldığını mı sanıyorsun?! Sevişmeden önce nasıl sarhoş olduğunu gördüm Cansu! Hiçbir şey hatırlamayacak, kendini unutacak kadar içtiğini gördüm! Tanımadığın, ilgini bile çekmeyen heriflerin altına girmeyi ilgi sanacak kadar aciz bir kadınsın! " demesiyle sol yanağına yediği sert tokadın sesi geniş salonda çınlamıştı.
Kadın yaşaran gözlerini adamın yüzünden ayırmazken var gücüyle dişlerini sıkıyordu. Parmaklarını alev alev yanan avcunun içine kıvırıp sıkarken güçlükle yutkundu. Zapt edemediği bir öfke damarlarında dolanıyor ve ayakta zor bela duruyordu. Evren, kızaran yanağının acısıyla başını yeniden kadına çevirdiğinde kaskatı kesilmiş vaziyetteydi. Sıkmaktan kasılan çenesini gevşetmek için ağzını açtığında yumruklarını iki yanında sıkıyordu.
" Sen ilgiden ne anlarsın ki? " diye sordu kadın, ruhsuz ve acımasız bir sesle.
Pimi çekilmiş bir bombayı, adamın göğüs kafesinin orta yerine bırakırken gözlerine tiksintiyle baktı.
" Anne yok, baba yok. Kimden gördün ilgi? Nejla Hanımdan mı? "
Son cümlesi, adamın haftalardır sabırla sakındığı öfkesini ayyuka çıkartmaya yetmişti. Elleri titreyen adam kararan gözlerini kadının yüzünden ayırmazken üstüne doğru yürüdü. Kadın endişeyle geri geri giderken adam bir yandan acı çeken bir hayvan gibi kükrüyor bir yandan önüne çıkan ne varsa yakıp yıkıyordu. Cansu korkuyla kollarını başının etrafına sarmış vaziyette duvar dibine sindiğinde, salona; kırılan camların şıngırtıları, devrilen masanın havaya kaldırdığı toz ve Evren'in küfürler savuran gür sesi hakimdi. Cansu bir kez daha, karşısındakinin en zayıf noktasını bulmuş ve onu deştikçe deşmişti. Bir kez daha bütün gücüyle karşısındakini zıvanadan çıkartmayı başarmış, onarılması imkansız yarıklar açmıştı. Fakat şimdi, her zamankinin aksine; eserini gururla izlemek yerine, sindiği yerde tir tir titriyor ve cılız bir sesle durması için yalvarıyordu.
Dakikalarca sürdü. Evin salonu mahşer alanından farksızken Evren kırılmadık, devrilmedik ve parçalanmadık tek bir eşya dahi bırakmamıştı. Korumalar müdahale etmek istemişse de onları da engellemişti. Uzun yıllardır yaşamadığı bir öfke krizi yaşamış ve tamamen tükenince de salonun orta yerine çöküvermişti. Cansu ise yanaklarında kuruyan yaşlarla, korku dolu bir şekilde adamı seyrediyordu. Adam tıpkı küçük bir çocuk gibi dizlerini kendine çekmiş ve ufacık olmuşken, bu görüntü içinde bir yere dokundu sanki. Onu ilk kez bu denli savunmasız ve çaresiz görüyordu. Sertçe yutkundu. Belki de fazla ileri gitmişti. Ölüm sessizliğinde birbiri ardına geçen dakikalardan sonra, adamın çatallaşmış sesi harabeden farksız salonda yankılandı.
" Sana hiçbir zaman, beklediğin gibi yaklaşmadım ben. "
Kadın işittiği cümleyle afallamıştı. Ne demek istediğini anlamak ister gibi yüzünü görmeye çalıştı fakat adamın başı eğikti.
" Çekici olmadığından değil. Sana değer verdiğimden. " diye fısıldadı bitik bir sesle.
Kadın hiç beklemediği bu itirafla sarsılırken adam başını kaldırıp kan çanağına dönmüş gözleriyle kadına baktı.
" Bu acımak değil. " deyip omuz silkti güçsüzce.
" Ama ben senin de bir kalbin vardır, belki de çok yaralı olduğundan bu kadar saldırgandır diye düşünüyordum. Seni anlamaya çalışıyordum. "
Acılı bakışları yavaşça donuklaşırken fısıldadı.
" Yanılmışım. Herkeste kalp olmuyormuş."
❤️ Arkadaşlar okunma sayısı ve beğeni sayısı arasındaki ciddi fark moralimi bozuyor lütfen pamuk eller butona ve yoruma ❤️
▪️Merhaba nasılsınız?
▫️Evren ve Cansu tartışmasında kim haklı sizce?
▪️Evren ve Cansu birbirine ne hissediyor sizce?
▫️First Kissimiz biraz olaylı oldu...
