İçeriğe geç

Gün Masalı

Bölüm 9 · 12 dk okuma

Gün Masalı

Bölüm 9

7.Bölüm:BİLMEDİĞİN ŞEHİRDE KAYBOLMAK

Hepinize merhaba arkadaşlar^^

Biliyorum 100 oy gelmedi ama bu bölümü yayınlamak istedim.

Lütfen bölümü şarkıları dinleyerek okuyunuz!

Bölüm şarkıları;

PERDENİN ARDINDAKİLER~KENDİME

PERDENİN ARDINDAKİLER~ FARKLI LİMANLARDA

Gözlerimi kapattığım da siyahtan daha koyu bir renk olduğunu keşfettim...

Gözlerimi araladığımda bir kaosun içindeydim. Kuzey'in kucağındaydım. Selin ve Seyit sanırım peşimizdeydi.

''Seyit hemen ambulans çağır, bir şey yap!'' diye bağırıyordu Kuzey. Gözlerim yine karanlığa gömülürken son bir cümle duydum Kuzey'in dudaklarının arasında, ''Lütfen beni bırakma daha çok erken, lütfen...''

(Yazarın anlatımıyla)

Kuzey'in kollarında vurulmuş olan Yıldız, Kuzey, Selin ve Seyit binadan çıkmaya çalışıyorlardı ama bilmedikleri bir şey vardı o binanın çıkışı yoktu.

''Kuzey ve Selin burada bir kapı var.'' Seyit'in cümlesiyle Kuzey başını kapıya çevirdi. Kapıya tekme attığında kapı gürültülü bir şekilde açıldı. Odanın içinde ameliyathane vardı. Kuzey Yıldız'ı sedyeye yatırdı. Kanı durdurabilecek bir şeyler arıyordu hepsi. Selin bulduğu kumaş parçasıyla Yıldız'ın yanına gitti. Yıldız kolundan vurulmuştu. Kan durmadığı için Yıldız sürekli bayılıyordu. Selin kumaş parçasıyla Yıldız'ın koluna turnike yaptı. Yıldız yarım saat sonra kendine gelmeye başlamıştı.

''Kuzey...'' Yıldız gözlerini açtığın da Kuzey'i başında buldu. ''Söyle sevgilim.'' Kuzey'in ağzından sözcükler öfkeli, korkmuş ve üzüntülü çıkıyordu . ''Su verir misin, susadım da.'' dediğin de Yıldız, Kuzey'in gözleri odayı taramaya başlamıştı.

''Selin şurada su var, getirir misin?'' Kuzey'in gösterdiği yere gitti Selin ve suyu alıp Yıldız'ın baş ucuna geldi. Seyit o sırada binadan çıkış yolunu arıyordu. Kuzey Yıldız'ı belinden tutup yavaş bir şekilde oturttu ve suyu içirmeye başladı. Yıldız suyu içtiğinde kendine gelmişti biraz. Kuzey ve Selin Yıldız'ı kollarından tuttular. Yıldız'ı sedyeden kaldırdılar ve yürümeye başladılar. Seyit koşa koşa onlara doğru geliyordu.

''Sakın gelmeyin! On beş kişi az önce binaya girdiler silahlılar.'' Seyit'i sözlerini duyunca Kuzey daha da öfkelendi.

''S*çtığımın şerefsizlerini buraya gömeceğim. Seyit Yıldız'ı al!''

''Kuzey sakın. Lütfen gitme. Beni bura da yalnız bırakma lütfen...'' Yıldız'ın sesi titrek çıkıyordu. Kuzey, Yıldız'ın gözlerine bakınca gitmemesi gerektiğini anladı ve gitmemeye karar verip Yıldız'a sarıldı. ''Seni bırakıp asla gitmeyeceğim. Seni asla bırakmam. Şurada bir tünel gibi bir yer var oraya doğru yürüyelim. Belki çıkış yolu buluruz.'' Kuzey'in gösterdiği yere doğru yürümeye başladılar. Adam sesleri daha çok yakından geliyordu. Bilmedikleri yeni bir karanlık yola giriyorlardı. Herkesin aklında aynı sorular vardı. Bu yola girmekte iyi mi yaptılar? Bu yolun sonunda onları ne bekliyordu? Bu yolun sonunda iyi ki bu yolu seçmişiz diyecekler miydi?...

Tünelin sonuna doğru yaklaştıkça deniz sesi geliyordu. Kuzey'in ellerinin arasında Yıldız, Seyit'in ellerinin arasında Selin... Ömer, Burçak, Zeynep ve Egemen neredeydi peki?...

Tünelin sonu sahile çıkıyordu. ''Burası neresi?'' diye sordu Yıldız korkuyla. Şuan hiç biri ne yapmaları gerektiğini bilmiyordu. Sonra dudaklarının arasında korktukları cümleyi söyledi Kuzey, her şeyi değiştirecek ''Yolun sonuna geldik, bundan sonra kaçmamız gereken bir yer kalmadı. Sevdiklerimizi arkamızda bıraktık. Şuan ki tek önceliğimiz Egemen, Zeynep, Burçak ve Ömer'i bulmak.''

Ömer, Zeynep, Burçak ve Egemen'de aynı sahildelerdi. Hiç biri bilmiyordu ki aynı sahilin içinde olduklarını. Görünmez bir perde vardı sanki, birbirlerini göremedikleri... Ömer, Burçak, Zeynep ve Egemen'in aklında da aynı sorular vardı. Yıldız, Kuzey, Selin ve Seyit neredelerdi? Yaşıyorlar mıydı? İyiler miydi?

(Yıldız'ın Anlatımıyla)

Bilmediğim şehirin sahilindeydim. Burası neresiydi?

''Burayı bir yerden hatırlıyorum. Çocukluğum da sanırım böyle bir yere gelmiştim.'' Kuzey'in söylediği sözler üzerine hepimiz durmuş Kuzey'e bakıyorduk.

''Kuzey abi iyi misin sen ya şakanın sırası değil.''

''Şaka yapacak halim mi var Seyit?'' herkes öfkeliydi. Benim aklımda tek bir soru vardı Kuzey buraya gelmişse neden önceden söylemedi bunu? Kolumda hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum.

''İyi misin sevgilim?'' Kuzey'i rahatlatmak için gülümseyerek ''İyiyim...'' dedim.

''Sen buraya daha önce ne için geldin ki ayrıca kimle geldin''

''Hatırlamıyorum s*ktiğimin bu yerine neden geldiğimi hatırlamıyorum. Lanet olsun!'' Kuzey'in öfkeli sözlerine hiçbir şey diyemedik. Sahil yolu boyunca ilerledik. Yürüdük yürüdük sonunda bir araba gördük ve içine bindik. Kuzey sürücü koltuğuna, ben Kuzey2in yanındaki yolcu koltuğuna, Selin ve Seyit arkaya oturdular. Kuzey arabayı çalıştırdı ve gaza sertçe bastı.

''Bu arabaya bindik tamam. Buradan çıktık o da tamam ama nereye gideceğiz?'' Selin'in sorusu üzerine başımı arkaya çevirdim ve konuşmaya başladım,

''Buradan çıkacağız. Ömer, Burçak, Egemen ve Zeynep'i bulacağız. Şuan ki önceliğimiz onları bulmak.'' dedim titrek bir sesle. Kuzey arabayı durdurdu ve başını bana doğru çevirdi

''Şimdi neden durduk abi ya!'' Seyit'in cümlesini duymazlıktan geldi ve konuşmaya başladı,

''Şuan ki önceliğimiz seni hastaneye götürmek.'' dedi ve arabayı çalıştırdı. Yol boyunca hepimiz sessizdik. Herkes beyninin içindeki savaşı susturmaya çalışıyordu sanki. Görüş alanıma Ömer, Egemen, Burçak ve Zeynep girdi. İlk önce onları hayal zannettim ama sonra araba daha da çok onlara yaklaşınca anladım onların gerçek olduğunu.

''Kuzey arabayı durdur, oradalar!'' diye bağırdım Kuzey ani frenle arabayı durdurdu. Hepimiz öne doğru savrulduk ama emniyet kemerlerimiz takılı olduğu için hiçbir şey olmadı. Egemen, Zeynep, Burçak ve Ömer arabaya bindiler.

''İyi misiniz?'' diye sorduğum da hepsi başını salladı.

''Bizi neden kaçırdılar abi?'' Ömer söylediklerinde haklıydı.

''Sen iyi misin Yıldız? Koluna ne oldu?''

''İyiyim, merak etmeyin!'' kolumdaki kanama durmuştu ama hala acıyordu. Önümüze iki yol ayrımı çıktı. Bir tarafı ormanlı yola çıkıyordu diğer tarafı ise normal dümdüz bir yola...

''Ne taraftan gideceğiz?'' diye sordu Burçak.

''Normal düz yoldan gidelim. İlla ki caddeye çıkarız.''

''Bence ormanlık yoldan gidelim. Bu bir oyun olabilir.'' Egemen'in dediği mantıklıydı. Kuzey direksiyonu ormanlı yola çevirdi ve sürmeye başladı.

''Arabanın GPS'si var oradan bakalım bu yol nereye çıkıyor.'' Kuzey arabanın GPS'sini açtı ve konum şuan Sapanca'da olduğumuzu gösteriyordu. Bu yol Sapanca merkeze çıkıyordu. Yol boyunca sohbet ettiler. Bir yol aramaya çalıştılar. Ben ise sadece susup önüme bakıyordum. Uyku beni içine doğru çekiyordu. Kolumda hissettiğim acı buna destek veriyordu. Gözlerim yavaş yavaş kapandı ve derin bir uykunun kollarına kendimi bıraktım.

Hepimiz ormandaydık, bilmediğimiz bir yolda yürüyorduk. Sonra ilk önce Seyit ve Selin toz olup uçtu yanımdan, bunu kimse fark etmedi. Biraz daha yol boyunca yürüdük başımı arkaya çevirdim ve Burçak ve Ömer toz olup uçtu, bunu da kimse fark etmedi. Yol boyunca Kuzey ve Egemen derin bir sohbete daldılar. Sonra Egemen Zeynep'in yanına geldi ve onlar da toz olup uçtu yanımdan. Kuzey ve ben tek kalıştık. Kuzey yanımdan gittikçe uzaklaştı. ''Sakın Kuzey, beni yalnız bırakma ,Lütfen..'' diye bağırdım Kuzey'e doğru. Sonra Kuzey'de toz olup uçtu...

''Hayır... Hayır. Kuzey beni yalnız bırakma..''

''Seni yalnız bırakmıyorum sevgilim. Kabus gördün sadece kalk hadi.'' Gözlerimi açtığımda Kuzey'in gece mavisi gözleri ile karşılaştım. Yatığım yerden doğruldum ve ona sarıldım. Buna ihtiyacım vardı. Onun yanımda olmasına ihtiyacım vardı. Onu hissetmeme ihtiyacım vardı, evet şuan kolum acıyordu ama bu umrumda değildi. Kollarını açtı ve ona sarılamam izin verdi. Kaç dakika sarılı kaldık bilmiyorum ama bu zaten çokta önemli değildi. Ondan kendimi geriye doğru çektim ve arabanın içine baktım. Arka koltuktaydık ve kimse arabada değildi.

''Herkes nerede?''

''Büfeye gittiler. Sen uyuyorsun diye ben gitmedim, seni arabada yalnız bırakmak istemedim. Acıktıysan gidelim.'' Kuzey'in dediği karşısında acıktığımı fark ettim ve başımı evet anlamında salladım. Kuzey arabadan indi ve hızlı adımlarla benim kapımın yanına geldi. Kapıyı açtı ve elini uzattı. Uzattığı elini tuttum.

''Teşekkür ederim.''

''Rice ederim.''

El ele tutuşmuş bir şekilde büfeye girdik. ''Oooo aşk kuşları gelmiş bakıyorum da.'' Ömer'in dediğine büyük bir kahkaha attık.

''Biz yemeğimizi yedik şurada oturma alanları var biz oraya gidelim. Siz de yemeğinizi yedikten sonra yanımıza gelirsiniz.'' Egemen'in dediğini onayladıktan sonra hepsi masadan kalktılar ve gittiler. Kuzey bana menüyü uzattı ve garsonu çağırdı.

''Ben sebzeli makarna ve kola alabilir miyim?''

''Ben de aynısından istiyorum.'' garson geldi siparişlerimizi verdik ve gitti. Kuzey'le masada artık tek başımızaydık.

''Yemeğimizi yiyelim sonra seni hastaneye götürelim.''

''Olur.'' Kuzey bana mutlu bir şekilde bakıyordu ben de ona. onun yanında huzurluydum. Sanki hiç bulamadığım huzuru onu yanında bulmuştum. Yemeklerimizi hızlı bir şekilde yedik ve çocukların yanına gittik.

''Siz burada bekleyin biz bir hastaneye gidip gelelim.''

''Bir şey yok değil mi?''

''Yok sadece Yıldız'ın koluna göstereceğiz.''

''Tamam biz buradayız.''

Kuzey'le arabaya doğru yürüdük, el ele. Kuzey benim kapımı açtı ben koltuğuma oturunca hızlı adımlarla o da şoför koltuğuna oturdu. Arabanın anahtarını kontağa taktı ve çevirdi. Yaptığı şeyleri hızlı yapıyordu. Araba çalıştığın da hızlı bir şekilde ısınmaya başlamıştı. Kuzey radyoyu açtığın da naif bir şarkı kulaklarıma ilişti.

"Seni öpmeden ölürsem

Şehrimin yağmurları

Adına hazır

Yine sana yazarım..."

Diyordu şarkı sözleri.

"Hangi grup şarkıyı söylüyor?" diye sordum Kuzey'e başımı çevirerek. Kuzey başını çevirip kısa bir süre bana baktı ve "Perdenin Ardındakiler." dedi.

On- on beş dakika sonra hastanedeydik. Kuzey arabadan indi ve benim kapımın yanına gelip kapımı açtı. Arabadan indim ve Kuzey'in elini tuttum. Hastaneye girdik ve Kuzey bana sıra no aldı. 179 kişi sonra sıra bana geliyordu.

"Kafeteryaya inelim mi kahve filan alırız sevgilim . Sana sıranın gelmesine çok var."

"Olur!" Kuzey'le birlikte kafetaryaya indik. Ben boş bir masaya oturdum, Kuzey'de bize kahve almaya gitti. Telefonum yanımda yoktu. Bu yüzden Kuzey'i beklerken çok sıkıldım. Ayrıca annemi de aramalıydım,beni çok merak etmişlerdir. Kuzey yanıma doğru geliyordu, elinde iki tane kahve vardı ve kolum hâlâ acıyordu. Kahvelerimizi içtik ve sonunda sıra bana geldi. Doktorun odasına girdik.

"Hoş geldiniz şikayetiniz neydi?" diye sordu doktor bana. Kuzey doktoru cevapladı,

"Silahla vuruldu 5 saat önce."

"Hemen koluna bakmak istiyorum. Lütfen şuradaki yatağın üstüne oturur musun?" doktorun işaret ettiği yatağa oturdum. Doktor koluma bakmak için gerekli malzemelerin aldı ve yanıma geldi. Kuzey sağ elimi tutuyordu.

"Çok kan kaybetmişsin. Lan akışını düzenlemek için sana serum vereceğiz. Onun dışında gayet iyi kolun." Doktor beni normal hastane odasına aldı ve koluma serum taktı. Üstün başım hep kan olmuştu.

Bugün çok yorulmuştum. Serumun etkisiyle uyku beni kendine çekiyordu, kısa bir süre sonra uyudum.

(Dört saat sonra)

Gözlerimi gecenin karanlığına açtım. Kuzey hastanenin odasında bulunan koltukta uyuyordu. Öyle güzel uyuyordu ki o an ona içim düştü. Kolumda takılı olan seruma baktım. Serumun bitmesine az kalmıştı. Kuzey'i uyandırmak istemiyordum. Bu yüzden biraz daha uyumaya karar verdim ve ikinci uykuma gözlerimi kapattım.

.....

Odadaki konuşmalarla gözümü araladım. Kuzey doktorla konuşuyordu.

''Serumu bitti çıkış işlemlerini yapıp, çıkabilirsiniz.''

''Her şey için teşekkürler.'' Doktor odadan çıktı ve Kuzey yanıma geldi. Yatağımda biraz yana kayıp Kuzey'in oturması için yer açtım. Kuzey tereddüt ederek yanıma oturdu.

''Bunu bize kim, neden yaptı? Ben seni kırmak istemezken o senin canını yaktı. Gözlerimin önünde... O an elimde hiçbir şey gelmedi. Gözlerimin önünde vuruldun ve ben ne yapacağıma bilemez halde etrafa öfke saçıyordum.'' Kuzey'in titrek sesi içimi parçaladı. Gözlerim dolu halde sustum. Hiçbir şey diyemedim... Biliyorum şuan kendi vicdanı ile savaşıyor ve ben buna engel olamıyordum. Sonra derin bir nefes aldı, sanki sevgisini öfkesine bastırmak istiyormuş gibi.

''Kolun nasıl. iyi mi?'' kolumdaki acı hafiflemişti. Arkadaşlarımın yanına gitmek istiyordum bir an önce. Oldum olasıya hastaneyi sevmemiştim zaten. Hastane hem ölümlerin habercisi, hem de mucizelerin habercisiydi benim için.

''İyiyim. Bir an önce buradan gitsek olur mu?''

''Olur! Ben çıkış işlemlerini yapıp geliyorum benim burada bekle tamam mı?'' endişeyle yüzüne baktım. Burada tek başıma kalmak istemiyordum. Onsuz huzursuz hissediyordum kendimi.

''Hayır ben de geleceğim. Burada beni tek başıma bırakamazsın.'' yüzüme baktı. Sanki içimden geçirdiklerimi o da duymuştu ya da hissetmişti.

''Tamam, sen nasıl istersen.'' Kuzey yatağımın başında asılı olan montumu alıp beni yavaş yavaş giydirmeye başladı. Sonra ayakkabılarımı yerden alıp ayağıma giydirdi. Sonra beni yavaşça, beni incitmemeye çalışarak belimden tutarak beni yataktan kaldırdı. Belimi sıkıca kavradı ve yürümeye başladık. Kuzey yarım saat içinde çıkış işlemlerimizi yapmıştı bile. Hastanenin bahçesine yürüdük birlikte. Hastanenin bahçesine çıktığımız da soğuk hava karşıladı bizi, havadan, gökyüzüne bakarak derin bir nefes aldım. O an gökyüzüne kendimi o kadar yakın hissetim ki ona dokunmak istedim. Elimi gökyüzüne doğru uzattım oysaki bir hiçlik ile karşılaştım ama o an bir şey fark ettim ben gökyüzüne umutla dokunmak istedim ve gökyüzünü hissettim, olsun bana o da yeter...

Kuzey ben bunları yaparken beni izliyordu. Kuzey'e baktım ve ona gülümsedim. Sonra bana doğru yaklaşıp elimi tuttu ve bana arabanın kapısını açtı. Açtığı kapıdan arabanın içine girdim ve üşüdüğümü fark ettim. Kuzey şoför koltuğuna oturdu ve arabanın klimasını açtı. Araba ısınmaya başlamıştı bile. Elimi radyoya uzattım ve bir şarkı açtım. Kulaklarımı Perdenin Ardındakiler grubun sesi ve sevdiğim şarkısı;

''Sen, ben, biz,

Farklı limanlarda

İçimizde sancıyla

Bekledik yenilmeyi direnmedik direnmedik

Bir tarafım uçsuz bir deniz

Fırtınalar kopar aklımda

Bir yıkıntı artık anılar...''

Diyordu şarkı, ve devam ediyordu,

''Çırpındım ama kaldım altında

Olmadı denedik ama umut bizli bir yer değil

Karanlık bir yerdeyim vicdanım gibi...''

Şarkının sözleri ne kadar anlamlı değil mi? Gözlerim dışarda, kulaklarım şarkı da. İkimiz de susuyorduk, arabanın içini sadece şarkı dolduruyordu. Koltuğum da yan döndüm ve araba süren Kuzey'i izlemeye başladım. Yüzünün yan profili o kadar güzeldi ki...

''Beni mi izliyorsun?''

''Hıhı.'' mayışmış bir ses tonuyla sorusuna karşılık verdim. Bir anlığına bana baktı ve gülümsedi.

''Sevgilim, sevgilim, sevgilim...'' söylediğine hipnoz olmuş gibi bakıyordum. O dudağını araladı ve devam etti konuşmaya,

''Ne güzel bir kelime değil mi? Birbirini seven farklı cinsten insanları birbirine bağlıyor... Biliyorum bugün kötü şeyler yaşadık ama şunu bil ki her kötü yaşadığın anın üstüne yeni mutlu bir an ekleyeceğiz... Seni mutlu etmek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Sen benim tekrar hayata tutunma sebebimsin. Senin üzülmene asla izin vermeyeceğim. Sen benim en büyük sevgi kaynağımsın...''

Söyledikleri bir yandan beni mutlu ediyor, diğer yandan ise üzüyordu. Eğer bu aşka inanırsak sonumuz Romeo ve Juliet gibi, Leyla ile Mecnun gibi, Ferhat ile Şirin gibi ve son olarak Kerem ile Aslı aşkı gibi olursa... Tam birbirimizi bulduk derken yeniden kaybedersek... Ben buna katlanamazdım, onu kaybetmeyi göze alamazdım ama bir o yandan da onu bırakıp gitmek istemiyordum. Günler önce kendime söz vermiştim, ''Ne olursa olsun asla onun bırakıp gitmeyeceğim.'' bu sözü vermiştim ve tutacaktım. Onu kırdığımı bilerek bırakıp gidemezdim, ona bu kötülüğü yapamazdım...

Ben bunları düşünürken arkadaşlarımızın yanına gelmiştik bile. Çocukların yanına giderken onları ateş etrafında oturduklarını gördük. Ellerinde marshmallow vardı.

''Ooo yılın çifti gelmiş.'' Ömer'in cümlesine gülerek karşılık verdim,

''Eeee biz geldik de bize marshmallow yok mu?''

''Olmaz mı? Sen iste yeter ki.''

Selin'in yanına geçip oturdum, Kuzey'de benim yanıma oturdu. Bugün kötü şeyler yaşadık, birbirimiz kaybettik ama ayakta kalmayı başardık. onların yanında kendimi ailemin yanındaymışım gibi hissediyordum. Onlar benim için ikinci bir aileydi artık. Biliyorum ki onlarla başımızdan bela hiç eksik olmayacak ama biz o beladan her zaman bir şekilde kurtulacaktık. Buna inanıyordum, hem de bütün kalbimle...

Merhaba nasılsınız? size bugün uzun bölümle geldim.

Bölüm hakkında fikirlerinizi yorumlara yazmayı unutmayın!

Şimdiden yorumlarınız için teşekkür ederimtrong>
Yeni bir yazarım ve bana destek çıkarsanız sevinirim:)

En kısa zamanda yeni bölümle görüşmek üzere^^

Bölümü beğenirseniz beni çok mutlu edersiniz^^

İletişim bilgileri;

https://www.instagram.com/svly_3466/

https://www.instagram.com/svly_8389/

Bölüm sonu

1 yorum