Ertesi sabah Lamina, alarmın sesiyle uyandığında zihninde alışılagelmiş spor salonu sahneleri yoktu. Bugün okul vardı; akademik sorumluluklar, yaklaşan sınavlar ve kütüphane koridorlarındaki o yoğun sessizlik... Kendi kendine verdiği sözü tutmaya kararlıydı: Kyla'yı ve o kafa karıştırıcı dokunuşları zihninden tamamen silecekti.
Üniversite kampüsüne girdiğinde, çevresindeki karmaşa tam da ihtiyacı olan şeydi. Dersliklerde profesörlerin anlattığı konulara, not alması gereken karmaşık iş planlarına ve arkadaşlarıyla yaptığı ödev projelerine odaklandı. O gün, spor salonundaki o başka Lamina ile vedalaşmış gibiydi. Kütüphanede masasına oturduğunda, zihni tamamen derslere odaklanmıştı. Hatta bir an, spor yapmadığı için üzerindeki o tatlı yorgunluğun yerini akademik bir tatminin aldığını fark etti.
Öğle yemeği sırasında arkadaşlarıyla otururken, konu spor salonlarından açıldı. Bir arkadaşı, "Lamina, bu aralar spor salonuna gitmiyor musun? Sanki duruşun biraz değişmiş, daha dikleşmişsin," dediğinde Lamina sadece gülümsemekle yetindi. Demek sporun etkisi hâlâ üzerimde, diye düşündü ama ardından hızlıca konuyu kapattı. Kyla’nın ismi dilinin ucuna gelmişti ama onu oraya hapsetti.
Kyla hakkında düşünmeyi bırakmak, başlangıçta zor görünse de gün ilerledikçe bir özgürlük hissi yarattı. Artık kimin beline dokunup dokunmadığını, kime baktığını ya da kimin ne düşündüğünü hesaplamıyordu. Sadece kendi hayatına, projelerine ve derslerine odaklanmış durumdaydı.
Akşam olduğunda, spor salonunun olduğu caddeden geçmek yerine, uzun bir yürüyüşle eve gitmeyi tercih etti. Spor salonunun o ağır metal kapısının önünden geçmediği için kendini rahatlamış hissediyordu. O gece, yastığına başını koyduğunda Kyla’nın hayali zihnini ziyaret etmedi. Lamina, ilk kez bir şeyi yapmayarak kendini daha güçlü hissettiğini fark etti. Sanki hayatının kontrolünü, kendi zihninin derinliklerinden geri almıştı.