Olea'nın bakış açısı
Yine karanlıkta yürüyorduk, ama karanlık Eirik için sorunmuş gibi görünmüyordu.
"Yerleşim yeri uzak mı?"
"Benim için değil, senin için öyle."
Kaşlarımı kaldırdım. "Nasıl yani?"
"Şöyle ki, gümüşgözlülerin beyaz ipi olur. Her biri kendi ipini göre biliyor. Onu kullanarak kolaylıkla çatılar üzerinde hareket eden biliyoruz." diye açıkladı.
"Ben görmüyorum" dedim ellerime bakarak.
"Göremezsin tabi, dönüşümün tamamlanmadı." diyince önümüzde bir adam çatıdan inerek dizleri üzerine düştü.
"Yine elinden kaçırdın, değil mi?" diye sırıttı Eirik.
Adam kalkarak sakince beni süzdü. "Bu kız kim?" diye sordu ciddi sesiyle. Karanlık da olsa gözlerinin parlamasından ve mavi cildinden gümüşgözlü olduğu belliydi.
"Yarı gümüşgözlü, yarı insan. Bizimle yerleşim yerine gelecek." diye açıklama yaptı Eirik. Adam hiç birşey söylemeden önümüze geçti. "Yürüyerek gideceğiz yani. Öğleye anca varırız" dedi.
"Niye acelen var ki? Ivy'i elinden kaçırdığını Thaddeus'a söylemeye çok mu heveslisin?" diye sordu Eirik, sesinde alaycı bir ton vardı.
"Konuştum Ivy ile."
"Evet?"
"Hiç birşey." diyerek kestirip attı. Kendi içlerinde de sorunlar varmış demek ki.
"Öğleye kadar yürüyecek miyiz?" diyerek mızmızlandım. Bir leydi olarak her yere arabayla giderdik. Bu kadar yolu yürümeye kimse dayanamazdı.
"İstersen burda kala bilirsin, Olea Arlington." diyince gözlerim kocaman açıldı. O da mı beni tanıyordu? Adam bana doğru gelerek," Ya da istersen işini buradaca bitirə bilirim, yürümek zorunda kalmazsın." dedi öfkeli sesiyle.
"Jason" diye uyardı Eirik kolunda ittirerek.
Jason tıslayıp çatıya sanki bir şeyler fırlattı ve yukarı çıktı. "Yerleşim yerinde seni bekleyeceğim, Eirik" dedi giderken.
"O kim?" diye sordum, kaşlarımı çatmıştım.
"Soylulardan nefret eden bir gümüşgözlü."
"Seni neden öldürmedi?"
"Çünkü işe yarar olduğumu kanıtladım. Sense tanıştığın gibi mızmızlandığın için sinirlendi."
"Kim olduğumu nerden anladı?"
İçini çekti, "Arlington'ları iyi tanır. Defalarca anlaşma yapmaya çalıştı, ama her defasında ona saldırdılar."
Gümüşgözlü ve insan anlaşması akla gelemeyecek kadar anlamsız görünüyor. Sanki şu anda olduğum durum farklıydı.
Öğle güneşinin altında yerleşim yerine girdiğimde yeterince büyük görünüyordu. Tahmin ettiğimden daha çok gümüşgözlü, çok sayıda kamp ve küçük kulübeler vardı.
" Benim acelem var, Olea. Birine sana bir yer bulmasını -" derken Elowen buraya doğru koşarak Eirik'in lafını böldü.
"Olea! Gelmeyeceksin sanmıştım." dedi boynuma sarılarak. Açıkçası bir gümüşgözlüye sarılmak garip hissettirmişti. İnsana benzer bir yaratığa sarılmak...
"Gelmeyecektim" dedim onu iterek. "Annen ailemi öldürdü. Yaktı onları" dedim omuzlarından ittim.
"Aileni mi?" diye sordu, yüzünde şaşkınlık ve hayal kırıklığı vardı. "Sen bir Arlington musun?"
"Evet." dedim ayağımı yere vurarak. Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra,
"Diğerlerine bunu söyleme. Herkes seni kabul etmeye bilir." diyerek uyardı beni. Gümüş gözlerinde hala şaşkınlık vardı. Sanki başka bir yaratıkmıșım gibi bakıyordu bana, bir canavarmıșım gibi.
"Gel, benimle aynı kulübede kalırız" dedi, elini kolumu tutmak için uzatırken Elowen'den uzaklaştım.
O benden ailem onun ve onun gibilerin ailesini öldürmüștü diye nefret ediyordu. Ben de aynı sebepten ondan nefret ediyordum.
Yolu gösterirken Elowen'i takip ettim.










