Olea'nın bakış açısı
Eve doğru yaklaşırken dumanlar artıyordu. İstediğim tek şey dumanların bizim evden gelmemesiydi. Oraya varınca yerimde dondum kaldım. Öfkeli ateşler evimizi çatırtıyla yakıyordu. Ailem... içeride miydiler acaba? Belki de yangını görünce çıkmıştılar dışarı?
"Leydi Olea" diyerek bir el kondu omzuma. Yüzümü adama doğru çevirdim. "Üzgünüm, leydim, ne evi, ne de lord ve leydi Arlington'ları... kurtaramadık" diyince kalbime hançer saplandı sanki. Yutkunamadım, gözlerin doldu.
"Ağabeyim?" diye sora bildim sadece, boğazım düğümlenmiști, belki ağabeyim kaçma planımızı gerçekleștirdikten sonra yangın çıkmıştı. Cevabı duymaya korkuyordum.
"Lord Corwin'i bulamadık, leydim, belki de yangını -" cevabını duyar duymaz etrafa göz attım, deli gibi oradan uzaklaşmaya başladım.
"Corwin!" diye bağırdım.
"Leydim, tehlikesiz bir yere götürmeliyiz sizi" diye bağırdı peşimden adam.
"Corwin!" cevap yoktu, uzaklaşmış olmalıydı. Onu bulana kadar durmayacaktım.
Bulamamıştım. Elowen'in beni getirdiği evin olduğu sokaktaydım kimsesiz bir şekilde. Bir gece ailemi kaybetmiştim. Ölümden kaçmıştım. Ve yanılmıştım. Evden kaçmasam ölecektim, evet, ama evden kaçtım ve hayattayım. Şimdilik.
İçimi çekip yavaş adımlarla o küçük eve doğru yürüdüm. Kapısı kilitli değildi. Belki de Elowen beni beklemiştir diye düşünerek içeri girdim. Kimse yoktu. Kapıya yaslanıp nefesimi verince yan odadan bir gümüşgözlü çıktı.
"Senin ne işin var burada?" diye sordu beni tanırmıș gibi.
"Ben... gidiyorum" korkmamaya çalışarak diyip kapıyı açtım.
"Hayır, bekle." diyerek bana doğru geldi, sesi çok tanıdıktı. "Burayı nasıl buldun?"
"Elowen diye bir gümüşgözlü getirmişti beni buraya"
"Elowen mi? Sen de yarı gümüşgözlüsün demek, ha?" diye sordu masaya doğru giderek. Bir gözü insan gözü gibiydi ve kulaklarından sadece biri kepçe kulaktı.
Kapıyı kapattım. "Sen de mi derken? Beni tanıyor musun?"
"Leydi Olea Arlington" dedi sırıtarak, birşeyler içiyordu.
"Kimsin sen?" dedim sertçe, ona doğru adım attım.
"Ne çabuk unuttunuz" diyerek bana döndü. "Öldüğüme gerçekten inanmışsınız, ha?"
Kaşlarımı çatıp adamı süzüyordum, sesini nereden tanıyordum ki.
"Lord Eirik?" diye sorunca başını salladı. "Gümüşgözlüye dönüşmeye başlayınca kaçtın mı?"
"Evet. Yarı insan bile olsak yaşamamıza izin vermezler. Sen de öyle yapmışsın galiba."
"Ağabeyim de kaçtı ama onu bulamıyorum." dedim endişeyle.
"Ah, kötü olmuş" diyerek bana bir bardak uzattı.
"Bukmama yardım eder misin?" diyip bardağı aldım.
"Zamanım yok."
"Siz gümüşgözlüler bir-birinize yardım etmiyor musunuz?" diye soedum, ters ters bakıyordum ona.
"Birini bekliyorum. Sonra yerleşim yerine gideceğim." dedi, beni geçip kapıya doğru gidiyordu. "İstersen sen de gel."
"Bize ne yapacaklar orda?"
Bana dönüp garip soru sormuşum gibi baktı. "İnsanız sonuçta" dedim.
"Tam bir insan değiliz. Gümüşgözlülerin sayısı gittikce azalıyor, bu yüzden kanında az bile gümüşgözlü kanı olan her kesi aralarına alıyorlar. Ne kadar çok, o kadar iyi"
"Nasıl anlıyor ki gümüşgözlü olduğumuz? Ya bedenimi boyamışsam?" diye sordum kolumdaki mavi deriyi göstererek.
"Tam gümüşgözlüler veya kanının büyük bir kısmında gümüşgözlü kanı olanlar, , birinin gümüşgözlü olduğunu hissede bilir. İnsanları gördükleri yerde öldürürler" Diye açıkladı ve kapıyı açıp çıktı. Demek bu yüzden Elowen bana yardım etmişti. Yani yerleşim yerlerine gidersem bana zarar vermeyecekler. Ama ya Corwin?
🦋 Eirik "Ayrik" diye okunuyor 🦋









