İçeriğe geç

Gümüş Otriş

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Gümüş Otriş

Bölüm 3

Rakip

"Geleceğin ünlü tasarımcıları;

Hepiniz buraya kariyerinizi çok daha iyi şartlarda devam ettirmek için geldiniz. Birbirinden yetenekli 8 genç. Burda olduğunuza göre dereceye girseniz de girmeseniz de hepinizin çok iyi yerlere geleceğine eminim.

Yarışma 10 Haziran sabah saat 8 de başlayıp , 11 Haziran sabah 8 de sona erecek. Konu olarak serbestsiniz. Atölyenin içerisindeki mutfakta sizlere 3 öğün yemek verilecek, istediğiniz zaman yiyebilirsiniz. Bunun dışında sizden 24 saat ayakta olmanızı bekleyemeyiz, yine atölyenin içerisinde bulunan dinlenme yerlerinde istediğiniz zaman dinlenebilirsiniz. Geri kalan kısım size kalmış. En iyi 3 elbiseyi tasarlayan tasarımcılarımızı tüm masraflarını karşılamak suretiyle İtalya'ya götürüyoruz.

Sıra sizde gençler, tüm hünerlerinizi sergileyin. Başarılar..."

Atölyede yarışmanın başlamasına dakikalar kala bizimkiler ve siyah maseratiden inen "rakiplerimiz" Pınar Hanımı dinliyorduk.

Hâlâ siyah maseratilelerin - tamam onlardan uzaylı gibi bahsetmek etik olmayabiliridi-

rakibimiz olması beni şaşırtmıştı. Çünkü o arabayı alabilecek bir öğrencinin İtalya'ya gitmek için böyle bir yarışmaya girmesi pek tutarlı değildi.

Belki de araba kiralıktı. Ya da başka bir şey. Bunu bu kadar kafama takma sebebimin uykusuzluk olduğuna karar verdim. Ama dikkatimi çeken şey siyah Maseratiden çok siyah saçlı oğlandı. Pınar Hanım konuşurken çaktırmadan yüzüne bakabilmiştim. Teni ne çok açıktı ne de çok esmerdi. Sakalsız bir yüzü vardı. Fakat bu onu çocuksu göstermiyordu. Siyah kumaş pantolon ve beyaz bol olmayan düz bir tişört giymişti. Gözlerini henüz görememiştim. Adını da henüz öğrenememiştim. O beni görmüş müydü acaba? O da benim ismimi bilmiyordu. Olsun. Dereceye giren öğrencileri söylerlerken elbet öğrenirdi.

Ben ne zamandan beri bu kadar özgüvenliydim? Ve ben ne zamandır cansız mankenin önünde elimde kağıtlarla duruyordum?

Uzun ve epey geniş bir masanın etrafına dizilmiştik hepimiz. Ve önlerimizde cansız mankenler vardı. Masamızda dikiş makinası, kumaş sabunu, metre, kağıt ve kalem varken hem benim arkamda hem de karşımda oturan siyah saçlı oğlanın arkasında bulunan dolaplar renk renk ipler, kumaşlar ve diğer süslerle doluydu. Bir saniye karşımda oturuyordu ve önündeki kağıda bir şeyler çiziyordu. Yarışım başlamasına 7 dakika vardı. Neden erken başlamıştı? Ve neden hâlâ gözlerini göremiyordum? Sandalyeye oturmuş gözlerini görmeye çalışırken yanımda bir gümbürtü koptu. Ve maseratili çocuk aniden kafasını kaldırdı. Tamam gözlerini göreyim falan demiştim ama bu şekilde olmamalıydı. Sesin geldiği yere baktığımda yerde cansız manken ve üstünde boylu boyunca yatan Berili görünce sabah ki sakarlığımın Berile nazaran o kadar da kötü olmadığını fark ettim. Bende dahil herkes Beril'in yanına gitmiştik. Berilin yaralanıp yaralanmadığını sorarken masanın karşı tarafında duran kıvırcık saçlı oğlanın

"Rakiplerimizin hepsi sakar herhalde" deyip gülmesiyle bakışlarımı ona çevirdim. Gözlüklü ve fazla uzun değildi. Demekki sabah ki düşüşümü görmüştü. Acaba siyah saçlı oğlanda görmüş müydü düşüşümü? Umarım görmemiştir. Bu ihtimal bile beni utandırmış ve bana laf atan o marula cevap verememi sağlamıştı. Berili çoktan kaldırmış sandalyesine oturtmuştuk. İyi olduğunu anlayınca da hepimiz yerlerimizd geçmiştik. Son 3 dakika.

Sabahtan beri yaşadığım tüm şeyleri bir kenara bırakıp dikkatimi topladım. Göğüs hizasında olan açık kumral saçlarımı tepede toplasam da perçemlerim önüme düşüyordu. Rahat olabilmek adına beyaz tişörtümün üstüne siyah salopet giymiştim.

Hazırdım. Ben yıllardır modanın eğitimini alıyordum. Küçükken bile sokaktaki eski kumaşları arkadaşlarımın bebeklerine elbise olarak dikiyordum. Benim hiç oyuncak bebeğim olmamıştı. Olsun. Artık oyuncak bebeklere değil gerçek insanlara yolda bulduğum kumaşlarla değil bana sunulan kumaşlarla elbiseler dikiyordum. Keşke ablam da hayallerine kavuşabilseydi. Ablam... Onun için bu yarışmayı kazanmalıydım.

Önümdeki kağıtlara döndüm. Bu yılın trend olan ürünlerini bir araya getirmeliydim. Derin bir nefes aldım.

"Süreniz başladı gençler. Başarılar."

Tamam önce modeli belirlemeliydim.

Balık, sol bacağında derin bir yırtmaç,

Kolsuz, straplez bir model. Olabildiğince dikkat çekici olmalıydı. Kumaş? Kumaşta Mert'in yolundan ilerleyip simli ve pullu bir kumaş tercih edecektim. Kafamı kaldırıp karşımdaki rakibime baktım. Kağıdına bir şeyler çiziyor ve kafasını kaldırmıyordu. Pekâlâ benim de sanırım aynısını yapmam gerekiyordu.

***

Bir saatin sonunda çizimi tamamlamıştım. İçime sinen bir tasarım olmuştu. Sıra parçaları bulmaya gelmişti. Ayağa kalktığımda daha şimdiden belimin ağrıdığını hissettim. Yeşim ve adını henüz ögrenemediğim kız mutfakta kahvaltı olarak verilen sandiviç ve meyve suyunu almış birlikte yiyor bir yandan da sohbet ediyorlardı. Ne ara çizimlerini bitirmiş ve mutfağa gitmişlerdi emin değildim. Gerçi çizimlerini yaptılar mı ondan da emin değildim. Siyah saçlı rakibim ve Beril ise hâlâ önlerindeki kağıtlarla ilgilenirken Mert, kıvırcık saçlı oğlan ve nerden geldigini bilmesemde diğerlerinin arkadaşı olduğunu tahmin ettiğim sarı saçlı oğlan -insanları saç renkleriyle hitap etmeyi bırakıp isimlerini öğrenmeliydim- kumaş dolabının önünde malzeme alıyorlardı. Acıkmıştım. Ama stresten dolayı bir şey yiyebilecek durumda da değildim. Kumaşların bulunduğu dolabın önüne gelince istediğim gibi bir kumaşın olup olmadığını bilmediğim için biraz panikledim. O kadar kafamda tasarlayıp istediğim kumaşı bulamazsam tasarımı baştan bile yapabilirdim. Pembe, fıstık yeşili, siyah, füme... Ve evet. Hayalimdeki kumaştan çok daha iyisi. Beyaz, pullu ve simli. Abartılı bir kumaş olmasının yanı sıra oldukça zarif gözüküyordu. Ruloya sarılı kumaşı üst raftan aldım. Yüzümde hazine bulmuşcasına bir ifadeyle arkamı döndüm. Sevgili siyah saçlı rakibim de çizimini bitirmiş olucak ki hemen karşımda diliyordu. Gülümsedim. Önce gülümsememe baktı. Sonra gözleri bir annenin çocuğuna sarılır gibi sarılmış olduğum kumaşa kaydı. Dudakları iki yana kıvrıldı ve gözlerini kıstı. Daha doğrusu küçümseyen bir ifadeyle baktı. Bu küçümseme kumaşa karşı mı yoksa bana karşı mıydı bilmiyorum. Gülümsemem soldu kaşlarım hafif çatıldı. Yanından hızlıca geçip masama doğru ilerlediğimde aşağılayıcı bir şekilde burnundan nefes verip güldüğünü işittim. Gerçekten kimlerle uğraşıyordum? Bütün bu havası kesin zengin olmasından dolayıydı. Ya da direkt Allahın cezası biriydi. Hırsla kumaşı masaya bırakıp cansız mankenin ölçülerini aldım. Aldığım ölçüleri kalıba yerleştirmek için masaya eğildiğimde karşımdaki "sevgili" siyah saçlı rakibimi mankenin önünde ölçülerini alırken gördüm. Masanın üzerinde benimkine tamamen zıt bir kumaş duruyordu. Siyah, mat ve sade bir kumaş... Bir de beni küçümsüyordu. Tasarımını bilmesem de bu kumaşla en fazla sondan birinci olabilirdi.

***

4 saattir kumaşın üzerinde ölçülerle ugraşıyordum. En ufak bir hataya bile yer yoktu. Ama uykusuzluk ve kapanmamak için direnen gözlerim beni fazlasıyla hata yapmaya itiyordu. Öyle bir noktaya gelmiştim ki kumaşın iç yüzeyi değil dış yüzeyinden iğneyle işaretleme yapmaya başlayınca kafamı masaya yasladım. 5 dakikalık gözlerimi kapatmamın kimseye zararı olmazdı.

"Kazanmak benim için bir süpriz değil fakat bu kadar kolay kazanmayı ben bile istemem." Gözlerimi korkuyla araladım. Noluyor? Yarışma. Uyumuştum. Hızlıca doğruldum. Yüzümün yanında bir yüz bulmak benim için bir süpriz di evet. Fakat bu yüzün rakibime ait olduğunu görmek nedense beni fazla şaşırtmadı.

"Saat kaç?!"

Kolundaki saate baktı.

"Dörde çeyrek var."

"Hayır hayır."

" Tamam şaka yapmıştım."

Tuttuğum nefesi verdim.

" Sandığımdan komikmişsin."

Gözlerimi ovdum. Bir yandan telefonumu bulmaya çalışıp saati öğrenmeye çalışırken rakibim kolunu bana doğru uzatıp saati görmemi sağladı.

Ne?

"Hani şaka yapmıştın? Yalancı. Dörde çeyrek var işte! Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Geldiğimden beri tuhaf tuhaf tavırlar. Kimsin ya sen?!"

Elini uzattı.

"Uraz Aslansoy"

Uzattığı eline baktım. Sırtımı dikleştirdim, başımı kaldırdım.

"Sıradan, yalancı ve ukala biri."

Elini sıkmadım ya da adımı söylemedim. Uyanınca biraz sinirli olabiliyordum. Buna yarışmanın stresi de eklenince hiç iyi olmuyordu.

"Dörde on yedi var çeyrek değil. Yani yalancı değilim. Ayrıca bana teşekkür etmen gerekiyor. Uyandırmasam sabaha kadar uyuyacaktın."

Sözlerinin ardından bir şey söylememi beklemedi. Yürüyüp kendi masasına oturdu.

Etrafıma bakındığımda Mert,Beril ve kıvırcık oğlan mutfakta yemek yerken- Mert ve Beril bir masada marul ise başka bir masada oturuyordu. Mertin marula sabahki söylemlerinden dolayı attığı bakışları burdan bile görebiliyordum.-Yeşim ile sabah yanında olan kız ve diğer oğlan cansız mankenlerin önünde çalışıyorlardı. Bizimkilerin beni kaldırmamış olmasına biraz kırılmıştım ama onlarda meşguldü. Gerçi ben olsam kaldırırdım onları. Olsun. Kalkıp tuvalete girip elimi yüzümü yıkadım. Aynada kendime baktım. Yapabilirsin Piraye. Yapmalıydım. Tuvaletten çıktığımda geri masama oturdum.

"Bir tavsiye. Gidip yemek ye ki bayılma."

"Çok düşüncelisin sağol." Yapmacık bir gülümsemeyle söylemiştim bunları. Aslında acıkmıştım. Tekrar önümü döndüğümde karnımda bir hareketlilik hissettim. Ve ardından guruldama... Gözlerimi kapattım. Harika ya. Yine mi rezil olmuştum? Bir gülme sesi. Rakibimin gülme sesi. Hızla kalkıp mutfağa ilerledim. O anki rezil hissetme duygusuyla ne ara yemek yedim bilmiyorum ama son kaşığımı da yediğimde biraz daha iyiydim. Tekrardan tuvalete girip elimi yüzümü yıkadım. Masama dönmeye utanıyordum. Derin bir nefes alıp tuvaletten çıktım. Tüm bunlar yaşanırken bizimkiler bana bir kaç şey sormuştu ama onları geçiştirmiştim. Sandalyeye oturduğumda asla karşıma bakmıyordum. Ama onun bakışlarının üzerimde olduğunu hissediyordum. Masama baktığımda büyük bir fincan kahveyle karşılaştım.

"Bir tavsiye daha. Yemekten sonra ağırlık çöker, uykun gelir. İç ki tekrardan uyuma kumral. Sadece bir tavsiye..."

Hiç bir şey söylemeden kahveden bir yudum aldım. Lezzetliydi. Uraz. Güzel bir isim. Ve unutmadan. Gözleri de saçları gibiydi. Simsiyah.

🪡⭐

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.