5 gündür aralıksız bu yarışma için hazırlanıyordum. Yapacağımız tasarım konusunda bizi serbest bırakmışlardı. Fakat ne kadar ve ne tür malzemeyle karşılaşacağımı bilmediğim için net bir tasarım oluşturamamıştım. Başaramamaktan çok korkuyordum. Kendime her ne kadar güvensemde rakiplerimizin de en iyi moda okullarından birinden olduğunu öğrenince stresim ikiye katlanmıştı. Ve bu başaramama korkusu yarışmayı ablama söyleyememe neden olmuştu. Onun haberi olmadan katılacaktım çünkü kaybedersem eminim ki o buna çok üzülecekti. Peki ya kazanırsam? O zaman İtalya'ya gidicektim. Ama ablamı nasıl burda tek başına bırakacaktım? Onu da yanımda götürmek istiyordum. Ben gidersem kendi masraflarımı aldığım burslarla öderdim ama ablamınkilere kur farkı yüzünden yetemeyebiliridim. Olsun. Ek iş yapardım. Burda bile ortalama bir şekilde geçinmeye çalışıyorduk. Ablam bir hobi merkezinde sanat ögretmeninin asistanı olarak çalışıyordu. Ve evin masraflarının büyük bir çoğunluğunu kendi maaşından ödüyordu. Benim bursum ise ancak kendi eğitim masraflarıma yetiyordu. Ve bu durum beni fazlasıyla yük gibi hissettiriyordu.
Düşüncelerim beni boğarken Yeşimin bakışlarını üzerimde hissettim
Kafamı kaldırıp göz göze geldiğimizde hislerimin doğru olduğunu anladım.
"Yarışmayı mı düşünüyorsun?"
" Evet."
" Takma bu kadar kafana sen mükemmel bir öğrencisin Piraye!"
"Rakiplerimiz de öyle Yeşim."
"Nerden biliyorsun çok iyi olduklarını?"
"Türkiye'nin en ünlü iki Moda Tasarım okuluna davet göndermişler yani onlarda yetenekli."
" Ohooo işimiz var sen böyle düşünüp daha şimdiden içini karartacaksan yani."
'Bana diyorsun ama sen hiç heyecanlı değilsin. Hatırlatırım sen de katılıyorsun bu yarışmaya."
"Aman be kızım biz sadece kendimizi denemek için katılıyoruz."
"Birincisi, ne demek kendimizi denemek için?! Bu fırsat yalnız benim için değil sizler içinde bulunmaz bir nimet. İkinci olarak da biz demişken Beril ve Mert nerde?"
Yüzüne her zaman takındığı o gülüşünü yerleştirdi; kaşlarını hafif kaldırıp dişlerini göstererek sırıttı.
" Valla ikiside yarışma bahanesiyle Mert'in evinde çalışıyorlar kaç gündür artık ne çalışıyorlarsa..."
Evet. Bir detayı atlamıştım. Beril ve Mert sevgiliydi. Henüz bir kaç aydır birliktelerdi ama en az 2 yıldırda aralarında bir çekim olduğu bariz belliydi. Bu kadar geç kalmalarında Berilin rolü büyüktü. Çünkü o biraz... Utangaçtı hatta öyle ki sevgili olduktan sonra 2 gün boyunca okula bile gelmemişti sırf bize görünememek için.
" En azından onlar yarışmayı önemsiyor."
Yüzündeki sırıtış silindi.
"Aman be sana da bişey demeye gelmiyor."
Çantasını alıp oturduğumuz banktan kalktı.
Sitemkar bir şekilde konuştu;
"Neyysee ben gidip yarışmaya hazırlanayım yoksa birileri beni arkadaşlıktan men edicek."
Bu sefer ben güldüm
" Git bakalim Yeşim Hanımcım."
"Sizde çok durmayın Piraye hanım başınıza güneş geçicek. Mazallah o güzel yüzünüz lekelenir falan."
Cümlesini bitirdikten sonra arkasını dönüp saçını savurdu ve 100 metre ilerdeki otobüs durağına doğru yürümeye başladı.
***
***
***
"Çiçeğim daha önce de oluyordu zaten ilk değil ki!"
"Ama okulunun bitmesine bu kadar az kalmamıştı önceden."
"Haklısın da benim elimde olan bişey değil ki"
Çatalını bıraktı.
"Ablam, doğru şöyle birşey mi oldu, birşey oldu da benden mi saklıyorsun yoksa?"
Durdum. Ablama yalan söylemekten nefret ediyordum ama bu yalan sayılır mıydı ki? Sonuçta kazanırsam ona sürpriz yapmış olacaktım. Bence bu yalan sayılmazdı...
Gözlerimi tabağıma indirip bezelye taneleriyle oynadım.
"Yok abla ya ne olucak sanki?"
Güldü.
"Ne biliyim belki bir delikanlıyla vakit geçirmek için söylüyorsundur."
Kafamı hızlıca kaldırıp gözlerimi kıstım.
"Aşk olsun yani abla benim tek sevgilim sensin."
"Aman be pire, sen gitsen ben göndermem seni zaten neyse git bende iş yerinden bir kaç arkadaşla yemeğe çıkıcam sende evde yalnız kalmamış olursun."
Yine gülümsedim. Pire, ablamın bana taktığı lakaptı. Çok beğendiğimi söyleyemezdim ama sırf ablam diyor diye sesimi çıkarmıyordum. Kim kendine pire denmesini severdi ki?
Bütün bu konuşma yarışma günü 1 gün boyuca eve gelemeyeceğimi açıklamam için gerçekleşmişti. Ona, Beril ve Yeşim ile proje üzerine okulda sabahlayacağımızı söylemiştim.
Ablam. Çiçek. Tüm başarılarım onun sayesindeydi. Bende bir an önce kendi paramı kazanıp onu en iyi şartlarda yaşatmak istiyordum.
(Yarışma Günü)
Sabah 6. Bütün gece uyuyamadığım için hâlâ uykum vardı. Ablamı uyandırmamaya dikkat ederek dün hazırladığım çantamı ve masanın üzerinde ki çizimlerimi aldım ve aşağıda beni bekleyen taksiye bindim. Aramızdan bir tek Beril'in arabası vardı ve beni evden almayı teklif etmişti fakat bize çok uzak oturuyorlardı bende Berile buraya kadar zahmet etmemesini atölyede buluşabileceğimizi söyledim. Biraz ısrar etse de sonunda ikna edebilmiştim. Kimseye yük olmak istemiyordum. Her ne kadar arkadaşım olsa da birilerinin üstünde yük gibi hissetmek beni yoruyordu. Belki küçüklükten beri ablama yük olduğumu düşündüğüm için böyleydi. Düşünceler, stresten ısırarak kızarttığım dudaklarım ve uykulu gözlerim ile İstanbul'un kalabalık sokaklarında ilerliyorduk. Yarışma Türkiyedeki en büyük atölyelerden birinde yapılacaktı. Saat 8 de başlayıp ertesi gün 8 de sona erecekti. Evet. Tam 24 saat sürecekti. Umarım gece uyuduğum 4 saatlik uyku bana yeterli olurdu.
Taksi atölyenin önünde durunca ücreti ödeyip indim. Yüklü miktarda para ödemiştim. Pahalıydı. Hem de çok pahalı.
Kafamı kaldırıp atölyeye baktığım da içimdeki heyecan tavan yaptı. Burası bir villaya benziyordu. Denizin kenarında etrafında lüks evlerin ve iş yerlerin bulunduğu bir yerdi. Hemen yanımdaki siyah Maserati ve ileride bulunan bir kaç lüks araba bu zengin semtin tuzu biberiydi. İncelemeye devam ederken bizimkileri kapının önünde konuşurken gördüm. Benden önce gelmişlerdi. Büyük bir adım attığım sırada az önce burda olmadığına yemin edebileceğim koca bir tümseğe takıldım. Ve sonrası bir kabus. Elimdeki tüm çizimlerim farklı yerlere savrulurken bende yere yapıştım. Tabi düşerken resmen çığlık attığım için etrafımdaki bir kaç kişi ve bizim ekip bana doğru baktı. Zaten Beril benim yere kapaklandığımı gördüğü an yanıma koştu. Beni yerden kaldırdıklarında asıl kabusla karşılatım. Tüm çizimlerim yerdeki su birikintisinin içindeydi. Mahvolmuştum. Başlamadan bitmişti resmen her şey. Çizimlerimi su birikintisinden almaya çalışırken dolu gözlerle konuştum.
"Allah kahretsin!"
"Dur kızım bırak şu kağıtları çok kötü düştün iyi misin?"
"Ne kağıdı Yeşim ya çizim onlar, gece gündüz demeden uğraştığım tasarımlarımdı!"
Ağlamak üzereydim. Belki de bu bana evrenin bir mesajiydı bana.
"Tamam dur sakin ol bi."
"Ben gidiyorum. Katılmıyorum yarışmaya falan!"
"Aaa hemen pes ediceksen hiç başlama bu işe."
"Başlamadan bitti-"
Durup başımı ıslanıp mahvolmuş kağıtlarımdan kaldırdım. Karşımda tanımadığım bir kadın duruyordu.
Elini uzattı.
"Miyase Pınar Ak. Bright Italy Fashion School."
Bu o okuldu. İtalya'da ki o okul. Yarışmayı düzenleyen o okul.
Elimi uzattım.
"Piraye Aydoğdu." Miray Aydoğdu Annem.
Annemin soy adı.
Elimi sıktı.
"Süs ve ziynet. Bir Tasarımcı için çok ugun."
İsmimin anlamını bilmesi şaşırtmıştı.
"Daha tam tasarımcı olduğum söylenemez."
Elimdeki kağıtları gösterdim.
"Fazla amatörüm."
"Uluslararası bir okula kabul almak için yarışmaya katılacak olan genç bir kadın.
Amatör tanımından daha çok yakıştı."
"Ben. Teşekkür ederim. Böyle bir başlangıç yapmak beni fazlasıyla üzdü."
"Başlangıçlar ve devam ettiğin süreç zor olacakki sonuçlar bir ödül olsun. Yalnız artık atölyeye girmezsenin geç kalıcaksınız ve rakipleriniz yarışmadan kazanmış olacak." Kol saatime baktım yarışmanın başlamasına çok az kalmıştı. Miyase Hanıma gülümseyip diğerleriyle birlikte içeri doğru yürürken yanımdaki siyah Maseratinin arka kapısı açıldı ve elinde dosyalarla bir kız indi. Kısa boylu, sarı küt saçlıydı. Sonra ön sağ kapısı açıldı. Kıvırcık saçlı, sinir bozucu bir şekilde sakız çiğneyen bir oğlan indi arabadan. Ne konuştuklarını anlamasamda kızın eliyle atölyeyi - atölye kelimesi bu kadar büyük ve görkemli bir yer için oldukça sade kalıyor - göstermesi ve elindeki dosyalar onların yarışmacı olabileceklerini düşündürdü.
Maseratili bir yarışmacı? Tamam belki de Miyase Hanım gibi jürilerden biriydi. Maserati demişken. Bir param olsun, kendime araba almak istiyordum.
Bu sefer şöför kapısı açılmıştı. Önce siyah, fazla uzun olmasa da gür gözüken saçlarını gördüm. Dikkatlice incelemeye devam ederken Mert'in kolumdan çekip beni içeri götürmesiyle röntgenlemem yarıda kalmıştı.
Son bir kez kafamı döndürüp baktığımda gördüğüm siyah saçlı oğlan arabadan inmişti. Arkası dönüktü. Boyunun 1.80'in üzerinde olduğu kesindi. Acaba bir jüri üyesi miydi yoksa uzun süredir merak ettiğim rakiplerimden biri miydi?