"Renk seçimi sence uygun mu? Yaz ışıltısı elbisesini siyah tasarlamak tüm eğitim hayatına ve bana bir hakaret. Hangi insan giyer bunu?"
E açık renk yapınca da çok sıradan,bu kadar klişe tasarımcı mı olur demişti.
"Işıltıyı gümüş taşlar ve belinde ki incilerle sağladım."
Umut kırıcı bir bakış attı.
"Napıcaz senin bu gümüş takıntını?"
Bu sözlerin ardından boynuna asılı olan gözlüğünü takıp atölyeden çıktı.
"Bu kadın kafayı yemiş, mis gibi elbise. Beğenmemek için yer arıyor."
Bunu diyen üniversitenin başından beri beni hep destekleyen arkadaş grubumuzdan Beril'di.
"Harbi...Piraye, sen nasıl bu kadına karşı gelmiyorsun? Ben çoktan kavga çıkartırdım. Ne yapsan beğenmiyor."
Bunu diyen de yine aynı arkadaş grubumuzdan Yeşim'di.
"Şurda mezun olmamıza az kaldı. Şuan başıma iş alamam. Yoksa keyfimden susmuyorum."
Bölüm birincisiydim ve mezun olana kadar sorun yaşayıp bu birinciliği bırakmak istemiyordum. Son iki hafta kalmıştı mezun olmamıza ama buna rağmen dersler son hızda devam ediyordu.
Moda Tasarım okumak küçüklüğümden beri hayalimdi ve şimdi bu hayalimi gerçekleştirmeme çok az kalmıştı.
"Mezuniyet demişken... Mezun olunca ne yapıcaksınız?"
Mert, arkadaş grubumuzun son üyesi. Üniversitenin başından beri olan arkadaş grubumuz.
Beril Kaplangöz;
Yaptığı tüm tasarımlarda ustalığını ve dikkatini ortaya koysada sosyal yaşamında oldukça dikkatsiz ve sakardı.
Yeşim Nil Canveren;
Maskülen tarzda yaptığı çalışmalar oldukça farklı ve dikkat çekiciydi. Zaten kendiside dikkat çekici olmayı seven hareketli biriydi.
Mert Baysal;
Sim. Başka bir kelimeye gerek yoktu. Hocalar bir benim gümüş takıntım iki Mert'in sim takıntısından bıkmıştı.
"İtalya'da ki tüm tasarım atölyelerine mail göndericem. Türkiyeyle sınırlı kalmak istemiyorum." Aslında bu dediğim çoğu tasarımcının hayaliydi. İtalya... Modanın ve tasarımları kalbi...
"Hiç kuşkun olmasın. Senin gibi CVsi dolu bir öğrenciyi havada kaparlar."
"Umarım Mert, ablamı hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Biliyorsun en çok o istiyor yurt dışında çalışmamı."
"Evet, demiştin. Ayrıca şu 'başarınla hayal kırıklığına uğraması', benim uçağa binme ihtimalimden bile daha imkansız."
Gülümsedim. Mert'in yükseklik korkusu vardı. Ne olursa olsun ablamı gururlandıramamak en büyük korkumdu. Benden 10 yaş büyüktü. Bana sadece abla olmakla yetinmemiş, anne ve baba da olmuştu. Anne... Acaba hayatta olsaydı hayatımız nasıl olurdu? Belki de ablamda en büyük hayali olan üniversiteye gidip Mimar olabilirdi. Ama o tüm hayallerini bir kenara bırakıp henüz 15 yaşındayken bana bakmaya başlamış ve liseyi yarıda bırakıp hayatını bana adamıştı.
"Pirayeeee!"
" Efendim ya ne bağrıyorsun etini koparmışlar gibi?"
" Üç oldu sana sesleniyorum, daldın gittin." Düşüncelerimde ablamın olması, dalıp gitmem için yeterli bir sebebti.
"Tamam baktım Yeşimcim.Noldu?"
"Sevim Hanım bizi çağırıyor. Dikiş dersine girmiyoruz."
İçimi bir korku kapladı. Sevim Hanım son sınıflardan sorumlu kişiydi.
"Bizi mi? Biz naptık ki şimdi. Al işte kesin bugün derste Gamze hocaya söylediklerimizi biri gidip yetiştirdi."
"Saçmalama Piraye, lisede miyiz?"
"Asıl sen saçmalama Yeşim. Geçen dönem seni, sırf hocanın arkasından güldün diye ispiyonlamadılar mı. Herkes birbirine çelme takıp düşürme peşinde."
Bunu hatırlatmam yüzünü buruşturmasına neden oldu.
"Çingen Selen! Kendisi hem projelerimi çalıyor üstüne üstlük beni ispiyonluyor.Pislik.
Hadi sende Piraye ya yürü geç kaldık."
Bir yandan konuşurken hızlı adımlarla Sevim Hanımın odasının kapısına gittik. Kapıda bizim ekibi görünce Sevim Hanımın hepimizi çağırdığını anladım. Beril kapıyı tıkladı ve Sevim Hanımın "gelin" sesini duyunca içeri girdi. Onun peşine hepimiz içeri girmiştik. En son giren ben olduğum için kapıyı kapattım.
"Hoş geldiniz gençler, buyrun oturun."
Gösterdiği koltuklara oturduk. İçim içimi yiyordu. Yalnız benim değil diğerlerinin de stresli olduğunu gergin yüzlerinden anladım.
"Hepinizin heyecanlandığını görebiliyorum. Sakin olun, sizi buraya bir müjde vermek için çağırdım." Tuttuğum nefesi büyük bir rahatlıkla verdim.
"Bu okula alınan her öğrenci yetenek sınavından geçer. Ve her öğrencinin birbirinden değerli yetenekleri vardır."
Her bir kelime içimi sıkıyordu. Neden zaten bizim bildiğimiz şeyleri bize tekrar söylüyordu?
"Fakat sizler gerek kendi tasarımlarınıza gerek başka tasarımlara çok daha farklı yaklaşıyorsunuz. Bunu zaten notlarınızdan da görebiliyorum."
Evet sadece ben değil diğerleri de bölümde dereceli öğrencilerdi.
"Bu sene İtalya'da içinde ünlü mankenlerinde olduğu bir tasarım atölyesi beş farklı ülkeden üçer öğrenci kabul edicek. Ve bizim ülkemizden seçilecek öğrenci için bu okula mail göndermişler. Bizde, hocalarınız ve okul yönetimi olarak sizleri uygun gördük."
Bir yandan duyduklarımı sindirmeye çalışırken bir yandan mutluluktan gözlerimin dolmaması için derin nefes alıp veriyordum. Hedeflerime ulaşmak için hayatımda ilk defa bu kadar şanslı hissediyordum.
"Ama bu o kadar kolay değil tabii."
Kolay olsa şaşardım.
"Bizim dışımızda Türkiyede bir okula daha mail atmışlar, yani yarışma yapılacak."
Harika(!)
"Yarışma 1 hafta sonra yapılacak, size bir gün süre ve az malzeme verilecek sizden bu sürede ve elinizdeki malzemeyle en iyi elbiseyi tasarlasmanız isteyecekler."
Tamam. Sorun değildi. Sakin ve sessiz bir ortamda iyi bir elbise çıkartabiliridim.
"Unutmadan söyleyeyim atölyede yalnız değilsiniz diğer okulun öğrencileriyle aynı atölye ve aynı malzemeleri paylaşıcaksınız."
Tamam. Sorundu...Kalabalık ve sesli bir ortamda da elbise tasarlayabilirdim.
"Bu 1 hafta sadece yarışmaya hazırlanacagınız için derslerden muafsınız gençler. Unutmayın bu hayatınızın şansı olabilir. Bunu iyi değerlendirin."
İyi değerlendirecektim. Elimden gelenin çok daha fazlasını yapmam gerekiyordu. Yapıcaktım.
