İçeriğe geç

GÜMÜŞ MADALYON

Bölüm 3 · 7 dk okuma

GÜMÜŞ MADALYON

Bölüm 3

Bölüm 3

Sabah ezanı İstanbul semalarında yankılanırken kadızade köşkü çoktan uyanmıştı ev halkı seccadeleri ellerinde mescide (küçük salona) iniyordu namaz eda edilmiş kahvaltı zamanı gelmişti evin beyleri işe gidince evde günlük rutin devam etti Akşam, Kadızade Köşkü'nün gündüzden kalan bütün hareketini yavaş yavaş içine çekmişti. Yemek bitmiş, sofralar kaldırılmış, mutfakta ertesi günün hazırlıkları başlamıştı. Büyük köşkün koridorlarında artık yalnızca ayak sesleri duyuluyor, elektrik lambalarının ışığı duvarlarda ağır ağır hareket eden gölgeler bırakıyordu. Günün son vazifeleri tamamlandıktan sonra ev halkı her zamanki gibi ,geniş salonda toplanmıştı.

Necip Bey'in akşamları çocuklarıyla oturup konuşmak gibi bir alışkanlığı vardı. Bazen gün içinde yaşananları sorar, bazen okuldan, işten, okunan kitaplardan söz eder, bazen de hiçbir özel konu olmadan uzun uzun sohbet ederlerdi. O gece de başlangıçta her şey her zamanki gibiydi. Fakat Lara'nın yüzündeki düşünceli ifade, sabah annesiyle yaptığı konuşmanın henüz zihninden çıkmadığını açıkça gösteriyordu.

Bir müddet sessiz kaldıktan sonra başını kaldırdı.

“Dayı, müsaade ederseniz bu akşam konuşma bahsini ben açmak isterim. Daha doğrusu size bir soru sormak istiyorum.”

Necip Bey elindeki bastonu dizinin yanına bıraktı ve ona döndü.

“Tabii kızım, buyur.”

Lara'nın soracağı şeyin ağırlığını kendisi de tam olarak bilmiyordu. Sabah annesiyle arasında geçen konuşmanın kızgınlığı hâlâ içindeydi fakat bu defa sesi öfkeli değildi. Daha ziyade yıllardır kafasının bir köşesinde duran bir meselenin cevabını arayan genç bir insanın merakı vardı.

“Bizim ailemiz nasıl bu kadar zengin oldu?” diye başladı. Ardından biraz durup sorusunu değiştirdi. “Yok, belki daha doğrusu şöyle sormalıyım. Bu hanede gelirler neden eşit dağılmıyor? Daha da açık sorayım… Benim babam da sizin eski eşiniz gibi yabancı ve zengin olmadığı için mi ben ve ağabeyim buradaki diğer insanlardan daha az harçlık alıyoruz?”

Odadaki sessizlik bir anda değişti.

Neşe başını kaldırmış, Hatice Hanım kızına bakmış, diğerleri ise Necip Bey'in vereceği cevabı beklemeye başlamıştı. Lara sorusunu bitirdiğinde ilk kez gerçekten söylediklerinin ne kadar ileri gittiğini fark etmiş gibiydi. Fakat artık söz ağızdan çıkmıştı.

Necip Bey hemen cevap vermedi.

Uzun sayılabilecek bir süre düşündü. Yüzündeki ifade kızgınlıktan ziyade, yıllardır zihninde taşıdığı aile hikâyesinin nereden ve nasıl anlatılması gerektiğini tartan bir adamın ifadesiydi.

Sonunda hafifçe doğruldu.

“Kızlarım, oğullarım… Ve burada olmayan evladım Ali,” dedi. “Siz benim gözümde birbirinden hiçbir farkı olmayan altı mücevhersiniz. Ne birinizi diğerinden ayırabilirim ne de birinizi diğerinden kayırabilirim. Sana neden böyle hissettirdiğimizi açıkçası anlamıyorum. Fakat sorduğun ilk sorunun cevabını verebilirim.”

Odanın havası biraz daha ağırlaştı.

“Bizim aslımız,” diye devam etti Necip Bey, “sandığınız gibi büyük bir servetin içinden gelmiyor. Benim dedemin babası, yani sizin büyük büyük dedeniz Mustafa Efendi, Bursa'da doğmuş ve büyümüş. Fakir bir ailenin çocuğuymuş. Bir çiftlikte çalışırken evlenmiş. O zamanlar ellerinde büyük bir servet yokmuş. Fakat ellerinde başka bir şey varmış: Çalışmak ve biriktirmek.”

Çocukların hiçbiri konuşmuyordu.

“Bir müddet sonra benim dedem, Kerem Bey dünyaya gelmiş. Ailenin durumu yavaş yavaş düzelmeye başlamış. Küçük bir tarla satın almışlar. Ekip biçmişler. Kazandıklarının hepsini harcamamışlar. Bir kısmını yeniden toprağa, bir kısmını da oğullarının eğitimine ayırmışlar.”

Necip Bey'in sesi, yıllar öncesine ait bir hikâyeyi anlatıyor olmasına rağmen son derece sakindi.

“Dedemin eğitim çağı geldiğinde onu İstanbul'a yatılı bir mektebe göndermişler. On yıl boyunca ailesinden uzakta yaşamış. Düşünün… On yıl. O dönemde İstanbul'a okumaya gönderilen bir çocuğun ailesinden ayrılması bugün düşündüğünüzden çok daha ağır bir meseleydi. Fakat büyükleriniz onun eğitimini geleceğe yapılmış bir yatırım olarak görmüşler.”

Kısa bir nefes aldı.

“Dedem okulundan kadı olarak mezun olduğunda yaptığı ilk iş, kendisi için büyük bir ev almak olmamış. Ailesini Bursa'da güzel bir konağa yerleştirmek olmuş. Çünkü yıllarca onu okutabilmek için fedakârlık yapan insanlara borcunu böyle ödemek istemiş.”

Lara'nın yüzündeki ifade yavaş yavaş değişiyordu.

Necip Bey devam etti.

“O dönemde Bursa'daki bugün bizim adımızı taşıyan sokağın ilk binasını da dedemler yaptırmış. Küçük fakat güzel bir konakmış. Ardından dedem görevleri sebebiyle yeniden İstanbul'a dönmüş. Saray çevresiyle kurduğu ilişkiler neticesinde saraydan çıkma bir kalfa hanımla, sizin Nigar Babaannenizle evlendirilmiş.”

Hatice Hanım bu kısmı daha önce defalarca duymuş olmasına rağmen sessizce dinliyordu.

“Nigar Hanım eve geldiğinde sadece bir gelin gelmemiş. Başka bir düzen de gelmiş. Evde misafir ağırlama usulleri, günlük işlerin takibi, eğitim, temizlik, mutfak düzeni… Bunların hepsi yeniden şekillenmiş. Bursa'daki o ev zamanla küçük bir saray gibi anılır olmuş.”

Necip Bey hafifçe gülümsedi.

“Fakat asıl mesele bunların hiçbiri değildi. Asıl mesele, dedenizin ve babaannenizin kazandıkları parayı nasıl kullandıklarıydı. Biriktirdiler. Altın aldılar. Tarla aldılar. Bir tarla daha aldılar. Sonra bir ev. Sonra başka bir arsa. Küçük küçük ilerlediler.”

Bastonunun başını parmaklarıyla yokladı.

“Dedemin bana bıraktığı en büyük miras para değildi. Bir cümleydi.”

Odadaki herkes dikkat kesildi.

“İki kuruşun varsa bir kuruşunu kenara koy.”

Necip Bey bunu söylerken Lara'ya baktı.

“Bizim servetimiz böyle oluştu. Bir gecede değil. Bir nesilde değil. Yıllar boyunca.”

Bir süre sonra anlatmaya devam etti.

“Dedem görevleri sebebiyle tekrar İstanbul'a geldiğinde üzerinde bulunduğumuz arsanın bulunduğu yeri satın almış. Buraya ilk ev yapıldığında bugün gördüğünüz köşk yokmuş. Çok daha küçük bir evmiş. Bahçenin dört köşesindeki dört servi ağacının ikisi dedemle babaannenizi, diğer ikisi de babamla amcamı temsil eder.”

Lara istemsizce başını çevirdi. Bahçeyi göremiyordu ama o dört ağacın yerini biliyordu.

“Sonra babam büyümüş. Amcamın evlatlık olduğunu zaten biliyorsunuz. Babam ise annesinden aldığı eğitimi çok ciddiye almış. Yedi yaşında üç dil konuşabilecek kadar eğitimliymiş. Daha sonra kadılık okulundan mezun olmuş.”

Necip Bey'in sesi bu noktada biraz yumuşadı.

“O sırada büyük babaannemizle dedem vefat etmişti. Ailenin artık İstanbul'da ve Bursa'da arsaları, evleri, tarlaları vardı. Fakat onların bize bıraktığı asıl düşünce değişmemişti.”

Yine aynı cümleyi söyledi.

“İki kuruşun varsa bir kuruşunu sakla.”

“Babam, annemle evlendiğinde anneniz de saraydan çıkma bir kalfaydı. O zamana kadar ailede yıllarca biriktirilen emek, onların döneminde daha düzenli yatırımlarla büyüdü. Köşk de zaman içinde bugünkü hâline geldi. Büyük pencereler, yüksek duvarlar, geniş bahçe, odalar, çalışma yerleri… Bugün gördüğünüz rahatlığın arkasında, geçmişte bahçede ve tarlada çalışan insanların emeği var.”

Necip Bey bir an durdu.

“Bizim için rahatlık zamanı daha sonra başladı. Önce çalıştık. Sonra kazandık. Sonra kazandığımızı korumayı öğrendik.”

Lara artık başını önüne eğmişti.

Necip Bey onun sorusunun ikinci kısmına geçmeden önce odadaki herkese baktı.

“Babanıza gelince…”

Bu kez Lara gözlerini kaldırdı.

“Babanız, sizin de bildiğiniz gibi mütevazı bir ailede yetişmiş bir insandı. Kız kardeşim Hatice Hanım görev yaptığı yerde onunla tanıştı. Durumuna bakmadık. Ailesinin servetine bakmadık. İnsanlığına baktık. Kız kardeşim onu sevdi, biz de evliliğine razı olduk.”

Hatice Hanım'ın yüzündeki ifade değişmişti. Yıllar önce yaşanmış bir hikâyenin yeniden anlatılması, sabahki tartışmanın ağırlığını da azaltmış gibiydi.

“Babanızın ömrü uzun olmadı. Siz doğduktan sonra vefat etti ve siz buraya geldiniz. O sırada ben de görev yaptığım yerde İspanyol sefaretinin kızı Anjelika Hanım'la evlenmiştim. Evet, o varlıklı bir aileden geliyordu. Fakat dünya görüşlerimiz birbirine uymadı ve yollarımız ayrıldı.”

Necip Bey derin bir nefes aldı.

“Böylece ailemiz, bütün eksikleriyle birlikte yeniden bu köşkün altında toplandı.”

Sözlerini biraz daha sert bir tonla sürdürdü.

“Şimdi sana şunu açıkça söyleyeyim Lara. Ben burada insanların birbirine ‘senin babandan şu kadar kaldı, benim annemden bu kadar kaldı’ diye hesap çıkarmasına izin vermem. Çünkü bu aileyi ayakta tutan şey miras hesapları değil. İnsanların birbirlerine sahip çıkmasıdır.”

Lara'nın gözleri dolmuş değildi ama yüzündeki sertlik tamamen kaybolmuştu.

“Senin daha az, Neşe'nin daha fazla aldığı şeylerin her birinin sebebi vardır. Kimi zaman ihtiyaç, kimi zaman tasarruf, kimi zaman kişinin kendi kazancı, kimi zaman da ileride yapılacak bir yatırım… Bunların hepsini aynı kefeye koyamazsınız. Neşe'nin biriktirdiği para ile senin harcadığın parayı yalnızca miktar üzerinden kıyaslarsan elbette adaletsizlik görürsün. Fakat birinin parasını nereye koyduğuna, diğerinin parasını nereye harcadığına bakarsan mesele değişir.”

Lara sessizce başını salladı.

Necip Bey son kez kızına baktı.

“Farklı hayatların bir araya getirdiği bir aileyiz. Her birimizin geçmişi farklı. Ama bu, birbirimize verdiğimiz değerin de farklı olduğu anlamına gelmez. Bunu lütfen birbirinden ayırmayı öğrenin.”

Ardından bastonunu eline aldı.

“Ve senden bir ricam var.”

Lara başını kaldırdı.

“Bir dahaki sefere bana bu hesabı açtırmadan önce iki defa düşün.”

Bastonunun ucu yere hafifçe dokundu.

“İyi geceler evlatlarım. Ben namazımı bu gece odamda kılacağım.”

Necip Bey odadan çıktığında kimse hemen konuşmadı.

Kapının kapanmasıyla birlikte salonda garip bir sessizlik kaldı. Az önce yalnızca harçlık meselesi gibi görünen bir tartışma, herkesin ailesinin nereden geldiğini yeniden düşünmesine sebep olmuştu.

Neşe, Lara'ya baktı. Lara da ona.

Aralarında o gece hiçbir söz geçmedi.

Fakat ikisi de aynı şeyi anlamıştı.

Kadızade Köşkü'nün duvarları yalnızca zenginliği değil, birkaç neslin sabrını, emeğini ve birbirinden devraldığı alışkanlıkları taşıyordu.

Ve o evde yaşayan herkes, o servetin yalnızca sahibi değil, aynı zamanda emanetçisiydi.

Sevgili nazik okuyucu bir bölümün daha sonuna geldik aileyi tanımaya başladık gelecek bölümde köşk bize kendini anlatacak ...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.