Muhafız odadan çıktıktan sonra kule yeniden sessizliğe gömüldü.
Fakat bu kez sessizlik farklıydı.
Daha ağır.
Daha tehlikeli.
Lyra, Rowan'ın yüzüne baktı.
Genç adamın gözleri kapıya kilitlenmişti.
Sanki az önce gördüğü şey bütün düşüncelerini altüst etmişti.
"Ne oldu?"
Rowan cevap vermedi.
"Rowan."
Bu kez gözlerini ona çevirdi.
Yüzündeki ifade Lyra'nın hoşuna gitmedi.
Çünkü ilk kez korkmuş görünüyordu.
Gerçekten korkmuş.
"Muhafızın boynunu gördün mü?"
Lyra kaşlarını çattı.
"Hayır."
"Ben gördüm."
"Ne vardı?"
Rowan birkaç saniye sustu.
Sanki anlatıp anlatmamayı düşünüyordu.
Sonunda ağır bir nefes verdi.
"Siyah bir işaret."
"Ne işareti?"
"Bir tarikatın sembolü."
Lyra'nın kalbi hızlandı.
"Tarikat mı?"
"Evet."
"Sarayın içinde mi?"
"Öyle görünüyor."
Genç kız birkaç adım geri çekildi.
Bu artık yalnızca bir suikast girişimi değildi.
Birileri sarayın içine kadar sızmıştı.
Hem de kimsenin fark etmediği kadar uzun zamandır.
O gece Lyra odasına döndüğünde uyuyamadı.
Sürekli Rowan'ın sözlerini düşünüyordu.
Tarikat.
Sembol.
Suikast.
Bütün bunlar kulağa kötü bir hikâye gibi geliyordu.
Ama gerçekti.
Pencereye doğru yürüdü.
Saray bahçeleri ay ışığı altında sessiz görünüyordu.
Fakat tam o sırada bir hareket fark etti.
Bahçenin uzak köşesinde biri duruyordu.
Simsiyah bir siluet.
Lyra gözlerini kıstı.
Adam hareketsizdi.
Sanki doğrudan onun penceresine bakıyordu.
Kalbi hızlandı.
Bir adım geri çekildi.
Sonra tekrar baktı.
Kimse yoktu.
Siluet kaybolmuştu.
Ertesi sabah saray karışmıştı.
Prens Alaric'in saldırıya uğradığı haberi gizlenmeye çalışılsa da çoktan yayılmıştı.
Koridorlarda fısıltılar dolaşıyordu.
Hizmetçiler korkuyordu.
Muhafızlar her zamankinden daha gergindi.
Lyra kahvaltı salonuna girdiğinde babasının öfkeli olduğunu hemen anladı.
Kral masaya yumruğunu vurdu.
"Saldırgan bulunacak!"
Kimse konuşmadı.
"Bütün saray aranacak!"
Danışmanlar başlarını eğdi.
Fakat Lyra'nın dikkatini çeken başka bir şey oldu.
Salondaki herkes endişeli görünüyordu.
Bir kişi hariç.
Kraliyet danışmanlarından Lord Cassian.
Yaşlı adam sakin görünüyordu.
Hatta fazla sakin.
Kral bağırırken bile yüzündeki ifade değişmiyordu.
Bu durum Lyra'nın dikkatini çekti.
Ama nedenini anlayamadı.
Öğleden sonra Rowan onu eski kütüphanede buldu.
Kimsenin kullanmadığı, sarayın en sessiz yerlerinden biri.
Lyra eski kitapları inceliyordu.
"Burada ne yapıyorsun?"
Rowan omuz silkti.
"Sizi arıyordum."
"Beni mi?"
"Evet."
Lyra kitabı kapattı.
"Neden?"
Rowan etrafa baktı.
Kimsenin olmadığından emin olunca yaklaşarak konuştu.
"Çünkü işler kötüleşiyor."
"Ne kadar kötü?"
Genç adam birkaç saniye sustu.
Sonra fısıldadı.
"Sandığımdan daha kötü."
Bu cevap Lyra'nın içini ürpertti.
"Neler biliyorsun?"
Rowan'ın gözleri kısa süreliğine karardı.
"Yeterince."
"Rowan."
"Henüz anlatamam."
"Artık bundan nefret etmeye başladım."
"Ben de."
İlk kez ikisi de gülümsedi.
Kısa bir an için.
Sonra sessizlik geri döndü.
Tam o sırada kütüphanenin üst katından bir ses geldi.
Tak.
İkisi de başlarını kaldırdı.
Bir kitap düşmüş gibiydi.
Ama içeride onlardan başka kimse yoktu.
Rowan'ın yüzü anında ciddileşti.
"Burada kal."
"Ne?"
"Burada kal."
Genç adam hızla merdivenlere yöneldi.
Lyra birkaç saniye bekledi.
Sonra doğal olarak yaptığı şeyi yaptı.
Onu dinlemedi.
Sessizce peşinden gitti.
Üst kata çıktığında rafların arasında hareket eden bir gölge gördü.
Birisi kaçıyordu.
Siyah pelerinli birisi.
Rowan da görmüştü.
"Dur!"
Adam koşmaya başladı.
Rowan peşinden fırladı.
Lyra da istemsizce ardından koştu.
Koridorlar.
Merdivenler.
Boş odalar.
Kovalamaca bütün saraya yayıldı.
Sonunda yabancı bir kapıya ulaştı.
Eski bir depo odası.
Kapıyı açıp içeri girdi.
Rowan hemen arkasından daldı.
Lyra birkaç saniye sonra yetişti.
Ama içeri girdiğinde oda boştu.
Tamamen boş.
Kaçacak başka kapı da yoktu.
Pencere de.
Hiçbir şey.
Adam resmen yok olmuştu.
Lyra şaşkınlıkla etrafa baktı.
"Bu imkânsız."
Rowan cevap vermedi.
Yerdeki tozların arasında diz çökmüştü.
Bir şey bulmuştu.
Küçük, siyah bir nesne.
Onu eline aldı.
Lyra yaklaşınca ne olduğunu gördü.
Bir maske.
Gülümseyen siyah bir maske.
Tıpkı bahçede gördüğü siluetin taktığı maskeye benziyordu.
Ve maskenin iç kısmına tek bir kelime kazınmıştı:
"Prenses."
Lyra'nın kanı dondu.
Çünkü bu kez hedefin kim olduğu konusunda hiçbir şüphe kalmamıştı.
Birileri onu izliyordu.
Ve artık bunu bilmesini istiyorlardı...