Yeraltı bahçesi ölüm sessizliğine büründü.
Herkes aynı noktaya bakıyordu.
Karanlığın içindeki iki altın göz...
Kıpırdamadan onları izliyordu.
Lyra, farkında olmadan Rowan'ın kolunu daha sıkı tuttu.
Rowan başını hafifçe ona çevirdi.
"Korkuyor musun?"
Lyra dürüstçe başını salladı.
"Evet."
Rowan, elini onun elinin üzerine koydu.
"Ben yanındayım."
Bu dört kelime Lyra'nın kalbinin daha hızlı atmasına neden oldu.
Garipti.
Karşılarında ne olduğunu bile bilmiyorlardı.
Ama Rowan yanındayken kendini biraz daha güvende hissediyordu.
Bahçenin derinliklerinden ağır adımlar duyuldu.
Toprak titredi.
Kristallerin ışığı gölgelerin arasına vurunca devasa bir siluet ortaya çıktı.
Yaklaşık dört metre boyundaydı.
Vücudu tamamen siyah taşlardan oluşuyordu.
Omuzlarında mavi kristaller parlıyordu.
Gözleri ise altın rengindeydi.
Elias derin bir nefes aldı.
"Kristal Muhafız..."
Adrian şaşkınlıkla ona döndü.
"Efsanelerdeki yaratık mı?"
"Evet."
"Onun hâlâ yaşadığına kimse inanmıyordu."
Muhafız yavaşça ayağa kalktı.
Her adımı mağarayı sarsıyordu.
Elindeki dev taş mızrağı yere vurdu.
Tok bir ses bütün mağarada yankılandı.
Alaric kılıcını çekti.
"Savaşacağız."
"Hayır!"
Elias sert bir sesle konuştu.
"Hepimiz ölürüz."
"Başka çaremiz yok."
"Var."
Yaşlı adam, mağaranın ortasındaki taş kaideyi gösterdi.
Üzerinde eski dilde tek bir cümle yazıyordu.
"Gerçek varis, korkuyla değil; cesaretle yaklaşacaktır."
Lyra yazıyı okuduğu anda muhafızın gözleri ona çevrildi.
Yaratık bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Rowan hemen Lyra'nın önüne geçti.
"Yaklaşma."
Kristal Muhafız durdu.
Başını hafifçe eğdi.
Sanki Rowan'ı inceliyordu.
Sonra boğuk ama anlaşılır bir ses duyuldu.
"Blackwood..."
Herkes donup kaldı.
Muhafız konuşmuştu.
"Sen..."
Rowan şaşkınlıkla bir adım öne çıktı.
"Benim adımı biliyorsun."
Yaratık başını salladı.
"Yüzyıllardır..."
"...Blackwood soyunu bekliyorum."
Lillian şaşkınlıkla kardeşine baktı.
"Efsane doğruymuş."
Muhafız mızrağını yere bıraktı.
Sonra diz çöktü.
Dev taş beden yere vurunca mağara yeniden sarsıldı.
"Koruyucu..."
Sesi mağaranın içinde yankılandı.
"...nihayet geri döndü."
Rowan ne yapacağını bilemedi.
Hayatında ilk kez biri ona diz çöküyordu.
Tam o sırada mağaranın girişinden bir patlama sesi geldi.
Kristallerden bazıları parçalandı.
Toz bulutu yükseldi.
Adrian hızla arkasını döndü.
"Cassian!"
Gerçekten de oydu.
Fakat bu kez yalnız değildi.
Arkasında onlarca maskeli asker vardı.
Ve siyah pelerinli gizemli kadın...
Lyra'nın annesi olduğunu iddia eden Elena da onun yanındaydı.
Cassian alkışlayarak içeri girdi.
"Ne kadar etkileyici."
Bakışlarını Kristal Muhafız'a çevirdi.
"Yüzyıllardır uyuyordun."
Muhafız ayağa kalktı.
Altın gözleri öfkeyle parladı.
"İhanetçi..."
Cassian gülümsedi.
"Ben değil."
Sonra parmağıyla Elias'ı işaret etti.
"Gerçek hain o."
Mağarada buz gibi bir sessizlik oluştu.
Lyra şaşkınlıkla Elias'a baktı.
"Bu... doğru değil, değil mi?"
Elias'ın bastonunu tutan eli titredi.
Yüzü bembeyaz olmuştu.
Konuşmuyordu.
Adrian bir adım geri çekildi.
"Büyük Üstat..."
Lillian'ın bakışları sertleşti.
"Konuş."
Elias yavaşça gözlerini kapattı.
Yıllardır taşıdığı yük omuzlarına yeniden çökmüş gibiydi.
Sonunda fısıldadı.
"...Evet."
Lyra'nın kalbi duracak gibi oldu.
"Evet... ne?"
Yaşlı adamın gözlerinden iki damla yaş süzüldü.
"Yirmi yıl önce..."
"...o gece sarayın kapılarını açan kişi bendim."
Kimse nefes alamıyordu.
Elias devam etti.
"Ama bunu isteyerek yapmadım."
"Cassian..."
"...kızımı öldürmekle tehdit etti."
Rowan yumruklarını sıktı.
Adrian'ın gözleri öfkeyle parlıyordu.
Lyra ise yalnızca tek bir şey hissediyordu.
İhanet.
Tam o anda Cassian'ın sesi yeniden yükseldi.
"Şimdi..."
Elini havaya kaldırdı.
"Bırakın perde açılsın."
Maskeli askerler iki yana çekildi.
Aralarından zincirlenmiş bir adam getiriliyordu.
Yüzü kan içindeydi.
Üzerindeki kraliyet pelerini parçalanmıştı.
Lyra adamı görür görmez çığlık attı.
"Baba!"
Kral Arthur başını güçlükle kaldırdı.
Gözleri kızını buldu.
Dudakları belli belirsiz kıpırdadı.
"Kaç..."
Ama sözünü tamamlayamadı.
Cassian kılıcını kralın boğazına dayadı.
Sonra Lyra'ya baktı.
"Diz çök."
"Aksi hâlde..."
Kılıcın ucu biraz daha bastırıldı.
"...baban bu mağaradan canlı çıkamayacak."