İçeriğe geç

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 20 · 3 dk okuma

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 20

BÖLÜM 19 - DÜŞMEYECEK SÖZ

"Lyra!"

Rowan'ın sesi, çökmekte olan yeraltı sarayında yankılandı.

Genç kızın parmakları kayıyordu.

Altındaki uçurumun sonu görünmüyordu.

Taş parçaları karanlığa düşüyor, saniyeler sonra bile sesleri duyulmuyordu.

Bu boşluk...

Normal bir uçurum değildi.

Rowan bütün gücüyle Lyra'nın bileğini sıkıyordu.

"Elimi bırakma!"

"Bırakmayacağım!"

Ama zemin çatlıyordu.

Rowan'ın tuttuğu taş yavaş yavaş yerinden kopuyordu.

Alaric ileri atıldı.

"Rowan!"

"Yaklaşma!"

"Neden?"

"Taş daha hızlı kırılır!"

Lillian dizlerinin üzerine çökerek kardeşine uzandı.

"Kolunu bana ver!"

Rowan başını salladı.

"Önce Lyra."

"Rowan!"

"Önce o!"

Lyra'nın gözleri dolmuştu.

"Hayır..."

Sesi titriyordu.

"Beni bırak."

Rowan bir an ona baktı.

Bakışları hiç olmadığı kadar keskindi.

"Bir daha böyle bir şey söyleme."

"Rowan..."

"Ben seni bırakmam."

Bu sözler Lyra'nın kalbine işledi.

O an ilk kez...

Onun yalnızca görevini yerine getirmediğini anladı.

Tam taş tamamen kırılacakken Adrian koşarak geldi.

Kılıcını yere sapladı.

Lillian ve Alaric birlikte Rowan'ı tuttu.

"Şimdi!"

Hep birlikte bütün güçleriyle çektiler.

Lyra taş zemine düştüğü anda herkes geriye savruldu.

Aynı anda zemin tamamen çöktü.

Az önce bulundukları yer, devasa bir gürültüyle uçuruma gömüldü.

Eğer birkaç saniye daha geç kalsalardı...

Hiçbiri hayatta olmayacaktı.

Lyra nefes nefese yerde oturuyordu.

Elleri hâlâ titriyordu.

Rowan sessizce yanına geldi.

Hiç konuşmadan pelerinini çıkarıp omuzlarına örttü.

"Üşüyorsun."

Lyra hafifçe gülümsedi.

"Sen?"

"Ben iyiyim."

"Yalan söylüyorsun."

Rowan cevap vermedi.

Lyra elini uzatıp onun kolunu tuttu.

Kumaş yırtılmıştı.

Altında derin bir kesik vardı.

"Yaralanmışsın."

"Önemli değil."

"Senin için hiçbir şey önemli değil mi?"

Rowan gözlerini kaçırdı.

"Bana bir şey olursa idare ederim."

"Ama sana bir şey olursa..."

Lyra cümlesini tamamlayamadı.

İkisi de sustu.

Aralarındaki sessizlik, söylenmeyen onlarca cümleden daha anlamlıydı.

Elias bastonuyla önlerindeki kapıyı işaret etti.

"Çıkış burada."

Eski taş kapının üzerinde tek bir arma vardı.

Kanatlarını açmış gümüş bir kuzgun.

Kapının hemen altında ise şu söz yazılıydı:

"Sadakat, kan bağından güçlüdür."

Rowan yazıyı uzun süre izledi.

Sonra yavaşça fısıldadı.

"Babam bunu bana hep söylerdi."

Lillian şaşkınlıkla ona baktı.

"Hatırlıyor musun?"

"Hayır."

Rowan başını salladı.

"Hatırlamıyorum."

"Ama bu cümleyi duyunca..."

Göğsünü tuttu.

"...sanki bir şeyler geri geliyor."

Kapı açıldığında karşılarına yeraltında saklı devasa bir bahçe çıktı.

Tavanı tamamen kristallerle kaplıydı.

Kristaller mavi bir ışık yayıyor, bütün mağarayı gündüz gibi aydınlatıyordu.

Ortada ise berrak bir göl uzanıyordu.

Lyra hayranlıkla etrafına baktı.

"Burası..."

Elias gülümsedi.

"Unutulan Bahçe."

"Kraliyet ailesi zor zamanlarda buraya sığınırdı."

Adrian gölün kıyısına yürüdü.

Tam eğildiği sırada suyun yüzeyinde bir görüntü belirdi.

Önce bulanıktı.

Sonra netleşti.

Saray...

Taht odası...

Ve...

Kral Arthur.

Hayattaydı.

Lyra yerinden fırladı.

"Babam!"

Kral diz çökmüş hâldeydi.

Ellerinde zincirler vardı.

Yüzü yaralıydı.

Karşısında ise Lord Cassian duruyordu.

Cassian'ın elinde siyah bir taç vardı.

Suyun içinden gelen görüntüde Cassian'ın sesi yankılandı:

"Yirmi beşinci gecede herkes seni ölmüş sanacak."

Kral Arthur başını kaldırdı.

"Lyra..."

Sesi güçlükle çıkıyordu.

"Kaç..."

Tam o anda görüntü kesildi.

Göl yeniden durgunlaştı.

Kimse konuşamadı.

Çünkü artık emindiler.

Kral ölmemişti.

Esir tutuluyordu.

Adrian yumruğunu sıktı.

"Demek planı bu."

Lyra gözlerini gölden ayırmadı.

"Babamı kullanıyor."

"Hayır."

Elias'ın sesi bu kez çok ciddiydi.

"Hâlâ anlamadınız."

Herkes yaşlı adama döndü.

Elias derin bir nefes aldı.

"Cassian'ın amacı kral olmak değil."

"O zaman ne?"

Yaşlı adamın yüzü gölgede kaldı.

"Onun istediği şey..."

Bir an sustu.

"...tahtın altında mühürlü olan gücü serbest bırakmak."

Tam bu sırada bahçenin derinliklerinden kulakları sağır eden bir kükreme yükseldi.

Kristaller titremeye başladı.

Gölün suyu dalgalandı.

Ve karanlığın içinden iki parlak, altın renkli göz açıldı.

Lyra istemsizce Rowan'ın koluna tutundu.

Çünkü o gözler...

Onları izliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.