Koridor yeniden sessizliğe gömüldü.
Rowan'ın bakışları, karşısındaki genç kadından ayrılmıyordu.
"Bu... imkânsız."
Kadın acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
"Son zamanlarda çok sık bu kelimeyi kullanıyorsun."
"Benim bir ablam yok."
"Öyle büyütüldün."
Kadının sesi sakindi.
"Çünkü var olduğumu bilmemen gerekiyordu."
Rowan elindeki kılıcı daha sıkı kavradı.
"Bana yalan söyleme."
"Gözlerime bak."
Kadın bir adım daha yaklaştı.
"Çocukken bana 'Lili' derdin."
Rowan'ın kaşları çatıldı.
Başını iki yana salladı.
"Hatırlamıyorum."
"Hatırlayamazsın."
Kadın gözlerini yere indirdi.
"Çünkü o gece hafızanın bir kısmını sildiler."
Lyra sessizce Rowan'a baktı.
İlk kez onu bu kadar çaresiz görüyordu.
Her zaman herkesi koruyan kişi şimdi kendi geçmişiyle savaş veriyordu.
İçinden gelen sese engel olamadı.
Yavaşça Rowan'ın yanına yürüdü.
Hiçbir şey söylemeden elini tuttu.
Rowan irkildi.
Başını Lyra'ya çevirdi.
Lyra'nın gözlerinde korku yoktu.
Yalnızca güven vardı.
"Yalnız değilsin."
Bu iki kelime Rowan'ın içindeki fırtınayı bir anlığına durdurdu.
İlk kez elini geri çekmedi.
Parmakları istemsizce Lyra'nın parmaklarına kenetlendi.
Adrian onları sessizce izledi.
Yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
Lillian derin bir nefes aldı.
"Dinle beni Rowan."
"O gece babamız seni bana emanet etti."
"Kaçmamızı söyledi."
"Peki ya sen?"
"Ben seni kaybettim."
Koridor sessizleşti.
"Bir patlama oldu."
"Her yer alev içindeydi."
"Seni bulamadım."
Rowan'ın boğazı düğümlendi.
"Yıllarca seni aradım."
Kadının sesi titriyordu.
"Her şehirde."
"Her köyde."
"Her izde."
"Ta ki seni sarayda soytarı kıyafetleri içinde görene kadar."
Lyra şaşkınlıkla araya girdi.
"O zaman neden ortaya çıkmadın?"
Lillian'ın yüzü karardı.
"Çünkü yalnız değildin."
"Kiminle?"
"Cassian seni izliyordu."
Elias bastonuna dayanarak öne çıktı.
"Lillian doğru söylüyor."
Kadın ona şaşkınlıkla baktı.
"Elias..."
"Yıllardır yaşadığını biliyordum."
"Ben de senin yaşadığını biliyordum."
İkisi kısa bir süre sessizce birbirlerine baktılar.
Sanki yıllardır taşıdıkları yük aynı anda omuzlarından inmişti.
Tam o sırada koridorun duvarlarından biri sarsıldı.
Eski taşlar çatlamaya başladı.
Ardından yüksek bir uğultu duyuldu.
Adrian irkilerek arkasını döndü.
"Hayır..."
"Ne oldu?"
"Mühür bozuluyor."
Lillian'ın yüzü ciddileşti.
"Çabuk!"
"Herkes geri çekilsin!"
Taş duvar büyük bir gürültüyle çöktü.
Yoğun toz bulutu koridoru kapladı.
Tozun içinden ağır adımlar duyuldu.
Bir...
İki...
Üç...
Sonra karanlığın içinden siyah pelerinli biri çıktı.
Bu kez ne maske vardı ne de saklanma çabası.
Lord Cassian.
Yüzünde alışılmış o sakin gülümsemesiyle duruyordu.
"Ne kadar duygusal bir aile buluşması."
Rowan öfkeyle ileri atıldı.
Ama Lillian kolundan tuttu.
"Dur."
"Neden?"
"İstediği bu."
Cassian hafifçe alkışladı.
"Akıllı kız."
Sonra cebinden küçük, altın bir kum saati çıkardı.
Kumun son taneleri aşağı düşüyordu.
"Ne yazık ki zamanınız bitti."
Lyra kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsun?"
Cassian kum saatini yere bıraktı.
Cam büyük bir gürültüyle kırıldı.
Tam o anda bütün koridor sarsıldı.
Taşlar yerinden oynamaya başladı.
Elias'ın yüzü bembeyaz kesildi.
"Hayır..."
Adrian bağırdı.
"Cassian! Ne yaptın?"
Cassian'ın gülümsemesi genişledi.
"Yeraltı Sarayı'nın mühürlerini kırdım."
"Tüm tüneller çökecek."
Lyra'nın kalbi hızlandı.
"O zaman hepimiz öleceğiz!"
Cassian başını iki yana salladı.
"Hayır."
Bakışlarını doğrudan Lyra'ya çevirdi.
"Sadece burada kalmayı seçenler."
Ardından arkasındaki karanlığa doğru yürümeye başladı.
Tam kaybolacakken durdu.
Son kez arkasına baktı.
Ve şu sözleri söyledi:
"Yirmi beşinci gecede yalnızca bir kişi taç giyecek."
"Ve o kişi..."
Bakışları bu kez Rowan'a kaydı.
"...sen olmayacaksın."
Bunu söyledikten sonra karanlığın içinde gözden kayboldu.
Koridor yeniden sarsıldı.
Tavandan dev taş parçaları düşmeye başladı.
Adrian kılıcını çekti.
"Koşun!"
Lillian öndeydi.
Elias arkasından güçlükle ilerliyordu.
Lyra tam koşmaya başlayacakken ayağının altındaki zemin çatladı.
Bir çığlık attı.
Boşluğa doğru düşmeye başladı.
Son anda güçlü bir el bileğini yakaladı.
Rowan.
Tek eliyle taş zemine tutunuyor, diğer eliyle Lyra'yı bırakmamaya çalışıyordu.
Altlarında ise sonu görünmeyen karanlık bir uçurum vardı.
"Lyra!"
Rowan'ın sesi ilk kez bu kadar korkuyla doluydu.
Taş yavaş yavaş yerinden kopuyordu.
Ve Rowan, Lyra'yı kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atıyordu.