"Ben senin annenim."
Kadının sözleri taş salonun içinde yankılandı.
Lyra'nın dizlerinin bağı çözüldü.
"N... ne?"
Sesi zar zor çıkmıştı.
Kadın birkaç adım daha attı.
Gözleri Lyra'nın gözlerinden ayrılmıyordu.
"Yıllardır seni görmek için bekledim."
"Yalan söylüyorsun."
Lyra başını sertçe iki yana salladı.
"Annem ben doğarken öldü."
Kadının yüzünde hüzün belirdi.
"Sana bunu söylediler."
"Çünkü gerçek buydu."
"Hayır."
Kadın derin bir nefes aldı.
"Sana anlatılan buydu."
Odanın içi yeniden sessizliğe gömüldü.
Rowan, Lyra'nın önüne geçti.
Refleksle onu koruyacak şekilde durdu.
"Bir adım daha atarsan..."
Kadın, Rowan'a baktı.
Bakışlarında ne öfke ne de korku vardı.
Sadece yorgunluk.
"Bana zarar vermeyeceğini biliyorum."
"Bu kadar emin olma."
Rowan kılıcını çekti.
Çeliğin sesi salonda yankılandı.
Lord Cassian alaycı bir gülümsemeyle onları izliyordu.
"Her zamanki gibi... önce saldırıyorsun."
Rowan'ın gözleri Cassian'a döndü.
"Seninle işimiz daha bitmedi."
---
Kadın, pelerininin iç cebinden küçük bir kolye çıkardı.
İnce bir gümüş zincirin ucunda yarım ay şeklinde bir madalyon vardı.
Madalyonun üzerine mavi bir taş işlenmişti.
"Lyra."
Kadın kolyeyi havaya kaldırdı.
"Bunu tanıyor musun?"
Lyra'nın nefesi kesildi.
Boynuna dokundu.
Çocukluğundan beri taşıdığı kolyenin diğer yarısı...
Kadının elindekinin birebir aynısıydı.
İkisi birleştiğinde tam bir daire oluşturuyordu.
"Bunu..."
Lyra'nın sesi titredi.
"...babam bana verdi."
Kadının gözleri doldu.
"Hayır."
"Bunu sana ben verdim."
---
Lyra'nın zihni karmakarışıktı.
Babası hiçbir zaman annesinden uzun uzun bahsetmemişti.
Ne zaman soru sorsa konuşmayı değiştirirdi.
Çocukken bunu önemsememişti.
Şimdi ise her anı yeniden hatırlıyordu.
Acaba...
Gerçekten hiç sorgulamamış mıydı?
---
Adrian sessizliği bozdu.
"Yeter."
Herkes ona döndü.
"Şimdi geçmişi tartışmanın zamanı değil."
"Neden?"
Çünkü Cassian zaman kazanmaya çalışıyor."
Lord Cassian gülümsedi.
"Her zamanki kadar zekisin."
Tam o anda taş salon yeniden sarsıldı.
Bu kez çok daha şiddetliydi.
Sütunlardan biri büyük bir gürültüyle yere yıkıldı.
Toz bulutu her yeri kapladı.
Muhafızlar geri çekildi.
Salonun tavanında büyük bir çatlak oluşmuştu.
---
Adrian bağırdı.
"Herkes geri çekilsin!"
Ama geç kalmıştı.
Tavanın bir bölümü çöktü.
Kocaman taş parçaları yere düştü.
Lyra dengesini kaybederek geriye savruldu.
Tam başını taşa çarpacakken güçlü bir kol onu yakaladı.
Rowan.
Bir eliyle Lyra'yı kendine çekmiş, diğer eliyle düşen taşı savuşturmuştu.
İkisi yere düştüler.
Lyra gözlerini açtığında Rowan'ın yüzü kendisine yalnızca birkaç santimetre uzaktaydı.
İlk kez bu kadar yakındılar.
İkisi de nefes nefeseydi.
"İyi misin?"
Rowan'ın sesi her zamankinden daha yumuşaktı.
Lyra birkaç saniye konuşamadı.
Sadece başını salladı.
Tam o sırada Rowan'ın alnından ince bir kan damlası süzüldü.
"Yaralandın!"
"Önemli değil."
"Önemli."
Lyra hiç düşünmeden elini kaldırdı.
Parmakları Rowan'ın alnındaki kana dokundu.
Rowan olduğu yerde dondu.
O ana kadar hiçbir şey onu bu kadar şaşırtmamıştı.
Çünkü Lyra'nın dokunuşu...
Beklediğinden çok daha sıcaktı.
İkisi de birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Sanki çevrede kimse yokmuş gibi.
Ta ki Alaric'in sesi duyulana kadar.
"Rowan!"
İkisi aynı anda irkilerek birbirlerinden uzaklaştılar.
---
Toz bulutu dağılınca herkes yeniden ayağa kalktı.
Fakat Lord Cassian ortada yoktu.
Muhafızlar da...
Maskeli kadın da...
Hepsi kaybolmuştu.
Adrian öfkeyle yumruğunu sıktı.
"Kaçtılar."
Rowan çevresine bakındı.
"Hayır."
"Neden?"
"Bizi buraya getirmek istediler."
Lyra şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
Rowan yere eğildi.
Çöken taşların arasında eski, bronz bir sandık görünüyordu.
Az önce tavan çökmemiş olsaydı...
Sandık asla ortaya çıkmayacaktı.
Adrian'ın gözleri büyüdü.
"İmkânsız..."
Sandığın kapağında tek bir sembol vardı.
Gülen bir maske.
Ve altında eski dilde tek bir cümle kazınmıştı:
"Gerçek, yalnızca maskesini çıkarana görünür."
Rowan ağır ağır kapağı açtı.
Sandığın içinden eski bir mektup çıktı.
Mektubun üzerinde yalnızca tek bir isim yazıyordu.
Rowan Blackwood.
Rowan'ın nefesi kesildi.
Çünkü bu...
On beş yıl önce öldüğünü sandığı babasının el yazısıydı.