İçeriğe geç

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 13 · 3 dk okuma

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 13

BÖLÜM 12 - MÜHÜRLÜ KAPI

Lord Cassian'ın kahkahası taş duvarlarda yankılanıyordu.

Lyra istemsizce bir adım geri çekildi.

Demir kapı bütün ağırlığıyla kapanmıştı.

Kapının ardından gelen ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu.

Onlar içeride sıkışmıştı.

Rowan hemen kapıya yöneldi.

İki eliyle itti.

Kapı yerinden bile oynamadı.

"Boşuna uğraşma."

Adrian sakince konuştu.

"Bu kapı dışarıdan mühürlenir."

Rowan sinirle yumruğunu kapıya vurdu.

"Harika."

Alaric kılıcını çekti.

"Eğer içeri girerlerse savaşırız."

Adrian başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Neden?"

"Çünkü buraya giremezler."

Herkes ona döndü.

Adrian, salonun ortasındaki eski tahtın yanına yürüdü.

Tahtın kol dayanağında kartal şeklinde küçük bir oyma vardı.

Avucunu üzerine bastırdı.

Taşların arasından derin bir gürültü yükseldi.

Bir anda salonun dört bir yanında mavi ışıklar yanmaya başladı.

Duvarlara kazınmış eski rünler parlıyordu.

Lyra hayranlıkla etrafına baktı.

"Bu da ne?"

"Büyü."

Adrian'ın cevabı kısaydı.

"Aurelia'nın ilk krallarının büyüsü."

Işıklar giderek güçlendi.

Kapının arkasından gelen vurma sesleri aniden kesildi.

Cassian'ın sesi son kez duyuldu.

"Bu sadece biraz zaman kazandırır, Adrian."

Sonra sessizlik oldu.

---

Lyra ağır adımlarla salonun ortasına ilerledi.

Burası bir taht odasını andırıyordu.

Fakat gördüğü hiçbir yere benzemiyordu.

Tavan onlarca metre yüksekti.

Duvarlarda eski savaşları anlatan kabartmalar vardı.

Bazı askerlerin sırtında siyah kuzgun kanatları işlenmişti.

Bazılarının elindeyse ışık saçan kılıçlar bulunuyordu.

Ortadaki taş taht ise diğerlerinden farklıydı.

Üzerindeki gümüş kuzgun arması neredeyse canlı gibi parlıyordu.

"Bu yer..."

Lyra fısıldadı.

"...neden tarih kitaplarında yok?"

Adrian acı bir tebessüm etti.

"Çünkü unutturuldu."

---

Rowan yavaşça tahtın önüne geldi.

"Gerçekten babasının kral olmadığını mı söylüyorsun?"

Adrian derin bir nefes aldı.

"Hayır."

"Ne?"

"Öyle söylemedim."

Lyra şaşkınlıkla ona baktı.

"Az önce söyledin."

"Hayır."

Adrian gözlerini Lyra'ya çevirdi.

"Baban kral."

"O zaman?"

"Fakat bu tahtın ilk varisi değildi."

Salondaki hava yeniden ağırlaştı.

Adrian diz çöktü.

Parmaklarını taş zeminde gezdirdi.

"Yıllar önce iki kardeş vardı."

"Biri kuzgun hanedanından."

"Diğeri Valerian Hanedanı'ndan."

"Krallığı birlikte kurdular."

Lyra dikkatle dinliyordu.

"Bunu neden hiç öğrenmedik?"

"Çünkü tarihin bir kısmı silindi."

---

Tam konuşmaya devam edecekken tavandan ince bir taş parçası düştü.

Ardından bir tane daha.

Salon hafifçe sallandı.

Adrian yukarı baktı.

"Mühür zayıflıyor."

Alaric kaşlarını çattı.

"Ne kadar zamanımız var?"

"Çok değil."

---

Rowan sessizce Lyra'nın yanına geldi.

Kimsenin duymayacağı kadar alçak sesle konuştu.

"İyi misin?"

Lyra ilk kez ona baktı.

Bunca karmaşanın içinde bu soruyu soran tek kişi Rowan'dı.

"Hayır."

Dürüstçe cevap verdi.

"Ben de değilim."

İkisi istemsizce gülümsedi.

Çok kısa sürdü.

Ama ilk kez korkunun içinde küçük de olsa bir huzur hissettiler.

---

Adrian salonun en arkasındaki taş raflara yöneldi.

Tozla kaplı eski tomarları incelemeye başladı.

Bir süre sonra kalın deriyle kaplanmış büyük bir kitap çıkardı.

Kitabın kapağında yine aynı kuzgun arması vardı.

"İşte aradığım buydu."

Lyra yaklaşınca kitabın üzerinde tek bir kelime yazdığını gördü.

Vakayiname.

"Bu ne?"

"Aurelia'nın gerçek tarihi."

Adrian kitabı açtı.

Sayfalar sararmıştı.

İlk sayfalarda eski kralların isimleri yazıyordu.

Sonra Adrian'ın eli bir sayfada durdu.

Yüzündeki ifade değişti.

"Hayır..."

Rowan hemen yanına geldi.

"Nedir?"

Adrian sessizce kitabı ona uzattı.

Rowan satırları okumaya başladı.

Okudukça yüzü soldu.

Lyra dayanamadı.

"Ne yazıyor?"

Rowan başını kaldırdı.

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

"Bu kitapta..."

Bir an durdu.

"...Prenses Lyra'nın adı yazıyor."

Lyra şaşkınlıkla güldü.

"Bu normal değil mi? Ben prensesim."

Rowan başını yavaşça iki yana salladı.

"Hayır."

Kitabı ona uzattı.

"Çünkü bu kitap..."

Derin bir sessizlik oldu.

"...üç yüz yıl önce yazılmış."

Lyra'nın parmakları titreyerek kitabı aldı.

Gerçekten de sayfanın ortasında kendi adı duruyordu.

Lyra Valerian.

Ve ismin hemen altında, kırmızı mürekkeple yazılmış tek bir cümle vardı:

"Tahtı kurtaracak... ya da sonsuza dek yok edecek son prenses..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.