İçeriğe geç

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 12 · 3 dk okuma

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 12

BÖLÜM 11 - KAYIP VELİAHT

Lyra'nın kulakları uğuldamaya başladı.

Zaman durmuş gibiydi.

Adamın söylediği iki kelime zihninde tekrar tekrar yankılanıyordu.

"Küçük kız kardeşim."

"Hayır..."

Sesi fısıltıdan ibaretti.

"Bu... mümkün değil."

Adam birkaç adım daha yaklaştı.

Yüzündeki ifade ne öfkeliydi ne de mutluydu.

Yalnızca derin bir yorgunluk taşıyordu.

"On yıl boyunca bana öldüğümü söylediler."

Lyra'nın nefesi hızlandı.

"Sen... Adrian mısın?"

Adam başını hafifçe eğdi.

"Bir zamanlar öyle çağrılıyordum."

Odadaki sessizlik ağırlaştı.

Alaric, refleksle elini kılıcının kabzasına götürdü.

Rowan ise tek kelime etmeden Adrian'ı inceliyordu.

En küçük hareketini bile kaçırmıyordu.

---

"Yaklaşma."

Alaric kılıcını çekti.

Parlak çelik, fenerin ışığında parladı.

"Kim olduğunu bilmiyorum."

Adrian gülümsedi.

"Hayır."

Sesi sakindi.

"Kim olduğumu biliyorsun."

Alaric'in çenesi gerildi.

"Beni öldürmeye çalışan sendin."

"Beni ilk sen gördün."

"Bu soruma cevap değil."

Adrian gözlerini kısa süreliğine kapattı.

"Sana zarar vermek istemedim."

"O hâlde neden saldırdın?"

Adrian'ın bakışları sertleşti.

"Çünkü seni orada bırakmam gerekiyordu."

"Ne?"

"Eğer gerçeği o gece öğrenseydin..."

Cümlesini tamamlamadı.

---

Lyra öne çıktı.

"Yeter."

Üç adam da ona döndü.

"Eğer gerçekten Adrian'san..."

Sesi titriyordu.

"...neden şimdi ortaya çıktın?"

Adrian, uzun zamandır beklediği soruyu duymuş gibi derin bir nefes aldı.

"Çünkü artık saklanacak zaman kalmadı."

"Neden?"

"Çünkü savaş başladı."

Lyra kaşlarını çattı.

"Ortada savaş falan yok."

Adrian acı acı gülümsedi.

"Sen öyle sanıyorsun."

---

Rowan'ın annesi sonunda konuştu.

"Adrian."

Genç adam ona döndü.

"Onlara her şeyi anlat."

Adrian başını salladı.

"Henüz değil."

"Neden?"

"Çünkü aramızda hâlâ bir hain var."

Bu söz üzerine herkes birbirine baktı.

Adrian devam etti.

"Lord Cassian yalnız çalışmıyor."

Lyra'nın midesine bir yumruk oturmuş gibiydi.

"Ne demek istiyorsun?"

"Sarayda ona yardım eden biri var."

"Kim?"

Adrian'ın cevabı gecikmedi.

"Bilmiyorum."

"Yalan."

Bu kez konuşan Rowan'dı.

Adrian bakışlarını ona çevirdi.

İki genç adam ilk kez doğrudan göz göze geldi.

Aralarında görünmeyen bir gerilim oluştu.

Rowan yavaşça konuştu.

"Sen kim olduğunu biliyorsun."

"Biliyorum."

"O hâlde neden söylemiyorsun?"

Adrian'ın yüzü karardı.

"Çünkü kanıtım yok."

---

Bir anda yer sarsıldı.

Tünelin tavanından taş parçaları düştü.

Alaric irkilerek yukarı baktı.

"Ne oluyor?"

Adrian sertçe konuştu.

"Bizi buldular."

Uzaktan metal sesleri duyuluyordu.

Birileri tünele giriyordu.

Hem de çok kalabalık bir grup.

---

"Bu taraftan."

Adrian odanın arkasındaki dar geçidi gösterdi.

"Çabuk."

Kimse yerinden kıpırdamadı.

Lyra, Rowan'a baktı.

Rowan ise Adrian'a.

Kimse güvenmiyordu.

"Onun peşinden mi gideceğiz?"

Alaric fısıldadı.

"Başka seçeneğimiz var mı?"

Tam o sırada ilk muhafızlar salona ulaştı.

Kılıçlar çekildi.

"Oradalar!"

"Yakalayın!"

Rowan hiç düşünmeden Lyra'nın elini tuttu.

"Koş."

Lyra şaşkınlıkla ona baktı.

Ama elini çekmedi.

İkisi Adrian'ın gösterdiği geçide doğru koşmaya başladı.

Alaric ve Rowan'ın annesi de peşlerinden geldi.

Muhafızların ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.

Dar koridor karanlıktı.

Sadece Adrian yolu biliyor gibiydi.

Yaklaşık yüz metre koştuktan sonra önlerine devasa bir demir kapı çıktı.

Adrian durdu.

"İşte geldik."

"Nereye?"

Lyra nefes nefeseydi.

Adrian kapının üzerindeki eski işlemeleri gösterdi.

"Aurelia'nın unuttuğu yere."

Kapıyı iki eliyle itti.

Yıllardır açılmamış kapı büyük bir gürültüyle aralandı.

İçeride devasa bir salon vardı.

Salonun tam ortasında, beyaz taşlardan yapılmış eski bir taht duruyordu.

Fakat taht boş değildi.

Üzerinde, kadife bir örtünün altında saklanan altın bir taç vardı.

Lyra istemsizce yaklaştı.

Tacın ön kısmında kraliyet arması yerine hiç görmediği bir sembol bulunuyordu.

Kanatlarını açmış gümüş bir kuzgun.

Adrian yavaşça konuştu.

"İşte gerçek taç."

Lyra şaşkınlıkla ona döndü.

"Ne demek gerçek taç?"

Adrian'ın cevabı bütün bildiklerini altüst edecek cinstendi.

"Çünkü baban..."

Bir an sustu.

"...Aurelia'nın gerçek kralı değil."

O anda arkalarındaki demir kapı büyük bir gürültüyle kapandı.

Adrian hızla döndü.

Yüzündeki sakin ifade ilk kez kayboldu.

Kapının diğer tarafından yavaş ve alaycı bir alkış sesi yükseldi.

Lord Cassian'ın sesi taş duvarlarda yankılandı.

"Sonunda hepiniz aynı yere toplandınız."

Ardından soğukkanlı bir kahkaha duyuldu.

"Artık hiçbiriniz buradan canlı çıkamayacaksınız..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.