İçeriğe geç

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 10 · 2 dk okuma

GÜLEN MASKENİN ARDINDA

Bölüm 10

BÖLÜM 9 - HAYALET

Yağmur kule pencerelerine vuruyordu.

Kimse konuşmuyordu.

Kimse nefes almıyormuş gibi görünüyordu.

Rowan olduğu yerde donup kalmıştı.

Karşısındaki kadına bakıyordu.

Yıllardır gördüğü bütün kabuslar gözlerinin önünden geçiyordu.

Bu mümkün değildi.

Olamazdı.

Çünkü annesi ölmüştü.

Buna emindi.

Bunu kendi gözleriyle görmüştü.

Kadın maskeyi tamamen çıkardı.

Yüzünde yılların bıraktığı izler vardı.

Saçlarının arasına beyaz teller karışmıştı.

Ama gözleri...

O gözleri Rowan tanıyordu.

Çocukluğundan beri.

"Anne..."

Kelime dudaklarından istemsizce döküldü.

Kadının gözleri doldu.

"Ne kadar büyümüşsün."

Lyra sessizce onları izliyordu.

İçinde garip bir his oluşmuştu.

Bu sahne gerçek görünüyordu.

Fakat aynı zamanda fazlasıyla yanlıştı.

Çünkü ölüler geri dönmezdi.

Rowan bir adım ileri çıktı.

Sonra bir adım daha.

"Bu nasıl mümkün olabilir?"

Kadın gülümsedi.

Ama bu mutlu bir gülümseme değildi.

Daha çok yıllardır taşınan bir acının yansıması gibiydi.

"Uzun bir hikâye."

"Hayır."

Rowan'ın sesi sertleşti.

"Öldüğünü gördüm."

Kadın gözlerini kapattı.

"Öyle görünmesi gerekiyordu."

Bu cevap kulede yankılandı.

Lyra'nın kalbi hızlandı.

"Ne demek bu?"

Kadın bu kez ona döndü.

"Çünkü birileri ailemizi öldürmek istiyordu."

Alaric kaşlarını çattı.

"Kim?"

Kadının yüzündeki ifade değişti.

Bir anda korkutucu derecede ciddi görünmeye başladı.

"Kraliyet."

Oda sessizliğe gömüldü.

"Yalan."

Bu kez konuşan Rowan'dı.

"Kraliyet ailesi ailemi öldürmedi."

Kadın ona baktı.

Uzun süre.

Sessizce.

Sonra yavaşça konuştu.

"Gerçekten buna inanıyor musun?"

Rowan cevap veremedi.

Çünkü ilk kez şüphe etmişti.

Kadın devam etti.

"On yedi yıl önce krallığın gerçek veliahtı ortadan kayboldu."

Lyra'nın kalbi duracak gibi oldu.

"Adrian..."

Kadın başını salladı.

"Evet."

"Ne biliyorsun?"

"Her şeyi."

Bu cevap odadaki herkesin dikkatini çekti.

Çünkü aylardır peşinde oldukları gizem tam karşılarında duruyordu.

Kadın kule penceresine yaklaştı.

Dışarıdaki fırtınayı izledi.

"Adrian ölmedi."

Lyra'nın nefesi kesildi.

"Ne?"

"Hiç ölmedi."

Alaric öne çıktı.

"O zaman nerede?"

Kadın gözlerini kapattı.

Sonra çok yavaş konuştu.

"Onu sakladılar."

"Sakladılar mı?"

"Evet."

"Kim?"

Kadın cevap vermedi.

Birkaç saniye boyunca yalnızca yağmurun sesi duyuldu.

Sonra başını kaldırdı.

Ve tek bir isim söyledi.

"Kral."

Bu kez dünya gerçekten durmuş gibiydi.

Lyra'nın yüzü bembeyaz kesildi.

"Babam mı?"

Kadın sessizce başını salladı.

"Evet."

"Hayır."

Lyra geri çekildi.

"Bu mümkün değil."

"Olabildiğini biliyorum."

"Yalan söylüyorsun."

Kadın üzgün görünüyordu.

"Keşke."

Lyra'nın gözleri dolmaya başlamıştı.

Hayatı boyunca babasının kusurları olduğunu biliyordu.

Ama böyle bir şey...

Hayır.

Buna inanamazdı.

İnanmak istemiyordu.

Tam o sırada kulenin alt katlarından bir ses geldi.

Demir kapılar çarpıyordu.

Ayak sesleri.

Bir sürü ayak sesi.

Muhafızlar.

Alaric pencereye koştu.

Aşağı baktı.

Ve yüzü gerildi.

"Buradalar."

"Kim?"

"Saray muhafızları."

Rowan'ın annesi küfretti.

"Daha erken gelmişler."

Rowan hemen ona döndü.

"Ne demek daha erken?"

Kadın cevap veremeden kulenin kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı.

Bir kez.

İki kez.

Üç kez.

Kapıyı kırmaya çalışıyorlardı.

Lyra'nın kalbi hızlandı.

Çünkü muhafızların başında duran kişiyi görmüştü.

Lord Cassian.

Ve yaşlı adam bağırıyordu:

"Prensesi alın!"

"Diğerlerini öldürün!"

Kuledeki herkes donup kaldı.

Çünkü ilk kez düşman kendini açıkça göstermişti...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.