İçeriğe geç

Gücün Gölgesi

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Gücün Gölgesi

Bölüm 2

Karanlık Çember

Kırmızı rujumu dudağıma yaydım. Topuklu ayakkabımın kancasını düzenledikten sonra aynada kendime baktım. Gösterişli görünüyordum, vermek istediğim izlem de buydu. Kapıyı kapatıp toplantı odasına doğru yürüdüm.

Kapıyı açıp içeri girince herkes ayaklanmıştı. Beni değil babamı bekliyorlardı, beni görenler önce süzmüş ardından tekrar oturmuşlardı. İçerideki sahte gülümsemelerin ne kadar yapmacık olduğunu biliyordum.

Masanın sağ tarafında Maksim Masow vardı. Yaşlı yüzünü çevirdiğinde ifademi bozmamıştım, midemi bulandırıyordu.

Yanında Lucas Miller herkesi dikkatlice süzüyor ve daha nasıl para koparabileceğini düşünüyordu. Boşandığı karısının nafakasını vermeye bile aciz olan bir adam, bir masada servet harcayabiliyordu.

Masanın diğer ucundaki Igor Pavlov ise son günlerde uyuşturucu taramasından sorgudaydı, zekiydi ama aptaldı da. Sevkiyatı kendi başına yönetebileceğini sanması trajikomikti.

Masanın kalanına göz gezdirip baş köşedeki sandalyeyi çekip oturmuştum, burası babamın koltuğuydu. Üzerimdeki meraklı gözleri ve çatılan kaşları hissediyordum. Fısırdaşmaları duyunca yarım ağız gülümsedim.

Maksim Masow daha fazla dayanamayarak konuştu. ''Bu ne saygısızlık, Ivan nerede? Toplantı oluşturup katılmayacak mı?''

Susamıştım gözüm masaya kaydığında içimdeki hissi dürttüm. İçecekleri içecek kadar güvenim yoktu.

''Babam yok.'' Kısa açık uçlu cevabım onu sinirlendirmişti.

''Onu görüyoruz'' dedi Bayan Mariya. Zavallı Mariya boynundaki kolye bile kocasının metresinin boynundaki kolyeydi. Bunu bile bile gurursuzca takması seviyesini açığa çıkarıyordu.

''Bundan böyle Veniora cemiyetinin ve hisselerinin başında ben varım.'' Oluşan sessizlikle dudağımı ısırdım, daha sonra kahkaha sesleri duyulmuştu. Tiksindirici bakışlar atıp üstten bakıyorlardı.

''Başımıza küçük bir kız çocuğu mu kesilecek?''

Önümdeki mavi dosyanın içinden bazı sözleşmeleri çıkardım, masanın ortasına koyduğumda herkesin gözü dosyadaydı. Yutkunduklarını gördüm. Mariya kaşlarını çatmıştı, hazmedemediği çok konu vardı.

Babamın imzasının yanında benim imzam vardı.

''Bu nasıl olur?''

''Bu küçük kız çocuğunun neler yapabileceğini görmek istemezsin.'' Yüzü kıpkırmızıydı, sıktığı çenesi neredeyse kırılacaktı. Gülümseyerek memnuniyetle koltuğuma oturdum.

''Ivan'ın bir kızı olduğunu bile bilmiyordum, demek onun kızısın.'' Peki, tanışalım. Masadaki herkesi araştırmıştım ve tanıyordum.

''Ben Lana Ester Veniora, Ivan Veniora'nın tek kızı.''

''Lana Hanım, bu öylece bir şey değil. Belli ki hafife alıyorsunuz. Bu şirketi yönetmek evcilik oynamaya benzemez.'' Evcilik mi?

''Sizin de hafife aldığınız çok konu var Bayan Mariya, ama haklısınız, neticede'' sesimi kısarak ona doğru uzandım.

''Bu biraz karakterinizde var.'' Yüzü gittikçe kızarıyordu.

''Benimle konuşurken ne dediğinizi tartın derim. Aksi halde evcilik oynayacak duruma düşmenizi istemem.'' Göz kırpıp, koltuğuma iyice yayıldım.

Hepsine teker teker göz gezdirdiğimde çoğundaki kötü bakış fark ediliyordu. Şimdiden çok nefret kazanmıştım, sevmelerini beklemiyordum hatta istemiyordum da. Eninde sonunda bunu kabulleneceklerdi, küçümsemeleri çok sürmezdi.

Güç kimdeyse, merkez oydu.

6 Saat Önce

Uzun koridoru geçip, merdivenlerden aşağıya indim. Karşımdaki kapıyı gördüğümde belime sıkıştırdığım anahtarla kapıyı açtım, hissettiğim soğukluk tüylerimi ürpertmişti. Eski kitapların, tozlu bir masanın olduğu ışıksız odayı açtığım kapı aydınlatıyordu.

Tozlu dolaptaki viski koleksiyonunu gördüm. Yanına yaklaştığımda çok eski bir markanın olduğunu gördüm. Elimi uzatacakken sağa kaydırıp, kitaplığı ileri ittim. İtmemle dönerek başka bir odaya açılmıştı.

''Demek geldin sonunda kızım.'' Siyah deri kaplamalı koltuğunda oturuyordu. Etrafa baktığımda koyu tonlarla kaplı olan oda kasvetliydi.

''Açık olacağım baba, lafı uzatmayı sevmem bilirsin.'' Kollarımı göğsümde birleştirdim, babam derin bir iç çekti, gözlerini gözlerime diktiğinde aklımı okuyormuş gibi hissettiriyordu.

''Veniora cemiyetinin başına geçireceksin beni. Tüm haklar benim üzerime olacak. Yeraltında da söz sahibi olacağım, şirkette de. Üstüne yapışan uyuşturucu lekesinden sıyrılacaksın ve bu işte başka kimler varsa hepsini öğreneceğim.''

Gözlerini yere eğip zemini izlemeye başlamıştı, dudağını ısırıyor, aklından geçen her neyse onları tartıyordu. Tekrar baktığında başımı kaldırmıştım.

''Elena'ya benziyorsun.'' Kalbim sızlıyordu. Anneme benzediğimi söylüyordu, haklıydı. Aynaya her baktığımda annemden bir parça görüyordum. Hareketlerim çoğu zaman oydu.

''Annen de senin gibi dik başlıydı. Aklına eseni söyler ve yapardı. Kendisini zayıf görmez'' başını sola yatırıp duvardaki tabloya odaklandı, ''zayıf gören olursa susmazdı.''

''Annem ona benzediğim için gurur duyar ve çoğu zaman irkilirdi de baba. Annemin ölümünün üstünden 1 yıl geçti, kaderimizde yazan bela onu aldı. Bunu kaderimize sen yazmadın mı?'' Kaşının seğirdiğini fark ettim. Ayağa kalkıp karşıma geçti.

''Bu labirentte ışık yok Lana.'' Bu labirentte ışık yok Lana.

Arkasını dönüp büyük masaya doğru yürüdü. Çekmecesinden aldığı dosyalara bakıyor ve geri koyuyordu. Eline aldığı son dosyayı masaya bıraktı. Gözlerindeki tehditkar bakışı görebiliyordum, her ne kadar anneme benzesem de, ona benzeyen yanlarım da vardı.

Aldığı kalemle imza attı. İmzaladığı kağıdı geri dosyaya koydu. Yanıma geldiğinde dosyayı bana uzatmıştı. Bir vekaletname dosyası olduğunu gördüm. Bu kadar mıydı?

Eliyle koltuğu işaret ettiğinde oturdum. Bu sefer elinde farklı bir renk dosyayla gelmişti. Bana karşı çıkmayacak mıydı? Çıkmaması istediğimdi. Önüme koyduğu kağıtta hafif kel, bıyıklı bir adam vardı. Donuk bakışlarıyla kurnazlığı gözünden belliydi.

''Maksim Masow.'' Sesli bir iç çekti. Bana kundakçıları mı tanıtıyordu?

''Piyasadaki kimyasal salınımını yapan aktif yöneticilerinden biri. Kara para yürütmeyi sever, sicili geniş. Yaşından çok işlediği suçu var, kanıt yetersizliğinden kapanan çok dosyası var. Devasa bir şantaj ağına sahip.'' Yüzümü buruşturdum, önüme koyduğu dosyada tüm geçmişi vardı.

Bir tanesini elime aldığımda, kendi gazinosunda küçük çocuklar çalıştırdığı yazıyordu. Kansız piç.

Başka bir fotoğraf daha attı önüme. ''Lucas Miller.''

''Listenin en kurnazlarından. Çok parası var, koparmaya çalıştığı çok amelesi de. Somut kanıt bulunamadığı için resmi sabıkası temiz. Narsist ve psikopat. Karşısındakini hipnoz ederek bile tırtıklar.'' Sabıkasının temiz olmadığı çok belliydi.

''Igor Pavlov. Kendisini uyuşturucu ticaretinin baronu sanıyor. Piyasada muhbirleri çok. Oturduğun masada samimiyet kurduğun şahıs bile muhbiri olabilir.'' Önümdeki dosyasına göz gezdirdiğimde, babam başka birisini daha anlatmaya başlamıştı.

Önüme koyduğu fotoğrafları, dosyaları, belgeleri teker teker anlattı. O anlattıkça nasıl bir karmaşa ve karanlığa sürüklendiğimi hissediyordum ve biliyordum. Anlatması gereken detaylı noktaları, flash bellek sayesinde tamamlamıştı.

''Şimdi anlıyor musun kızım? Nasıl bir cehennem istediğini.'' Başımı onaylar biçimde aşağı yukarı salladım.

''Peki hepsinin başında kim var?'' Başlarındaki kişi her kimse çok güçlü bir role sahipti. Otoritesi güçlü ve gözü karaydı. Babam söylediğime yarım ağız gülümsedi.

''Sen.'' Ben? Kendi payımın başıma geçmek isterken, herkesin mi lideri olmuştum? Bu karanlık tsunaminin genel hattı bendim.

''Ve başlarında yalnızca sen değil, bilmediğin bir başkası da var.'' Kendi masasına doğru gittiğinde bu sefer elinde kırmızı bir dosyayla gelmişti. ''O da söz sahibi.'' Önüme koyduğu fotoğrafta diğerlerinden farklı bir sima vardı.

Kısık kahverengi gözlü, çenesinde bir çukur vardı. Kaşının üstünde iz kalmış bir yarası da vardı. Onu incelemek için fotoğrafı elime aldım.

''Draven Valsleo.'' Gözlerindeki azmi ve gücü görmüştüm, itaatkar bakıyordu.

''Çok fazla yasal holdingi var bazı ülkelerin merkez bankalarının ortağı. İlk başlarda hayaletti, yüzünü göstermiyordu. İşleri babası yönetiyordu. Baronlar baronu Valsleo. Diğer baronlar onun yanında ceketini ilikler, gücü küçümsenemeyecek derecede.'' Babam karşımdaki koltuğa oturduğunda, gözlerime baktı. Korku mu arıyordu?

''Başka ülkeden kartelleri olduğu bilinmiyor. Bu kumarda onların bahsi geçiyordu, ben var olana kadar. Artık her şeyin ortasında sen varsın.'' Sesinde ve yüzünde pişmanlık yoktu ancak beni buralara sokmak istemeyen tarafı da vardı.

''Lana'' diğer ses tonundan farklı tınıda seslenmişti. ''Belki de bir baba olarak sana yaptığım en büyük kötülük buydu. Bunu neden istediğini tahmin edebiliyorum. Anneni bizden koparanları bulmayı günlerce aradım, hala arıyorum. Bunu bulmak samanlıkta iğne aramak demek. Elena'm'' cümlesini yarıda kesti.

Benim istediğimde buydu, bana kötülük yaptığını düşünse de istediğimi vermişti. Annemin katillerinin başındakini de bulacağım ve bu karanlık yumağı onlara dolayacağım. Tırnaklarımı avuç içime bastırdım. Babamın imzasının yanına kendi imzamı da attım.

Karanlığında kaybolup gitsem de geriye dönmezdim, kül olup gitsem de.

Bölüm sonu

15 yorum