''Nasıl böyle bir şeye bulaşabildin baba? Nasıl öylece bildiğin halde sustun?'' Tırnaklarımı avuç içime batırdım, titriyordum.
''Lana kız-'' başıma uzanan elini ittim.
''Bu lekeyi sürmeden önce düşünmeliydin, başımıza gelen belanın ne zaman farkına varacaksın? Öldüğümüz zaman mı?'' Yüzümü buruşturdum, midem bulanıyordu.
Annem omuzlarındaki beyaz kürkü kanepenin üzerine bıraktı, haberinin olduğunu biliyordum. Babam ondan bir şey gizlemezdi.
''Ivan burada daha fazla kalamayız.'' Dik çenesi ve kurt bakışlarıyla emir verebilen bir tarafı vardı.
Babamın gözlerine baktım, korkuya dair hiç bir kırıntı yoktu. Yeraltında çevirdiği karanlık çember, sinen uyuşturucu damgası onu yıkmamıştı. Ellerini sıktı, sıktığı çenesi neredeyse kırılacaktı.
Elim istemsizce kalbimin üzerine gitti.
Annem babamın karşısına geçip ona sarıldı. Sarı saçları babamın boynundaydı. Boynundaki küçük kurt dövmesi, otoritesini ve dayanıklılığını temsil ediyordu. Elim kalbimden boynuma çıktı, daralıyordum.
Dışarıda Moskova'nın soğuk karı yağıyordu, içeride yanan sıcak şömine soğuk tenimi ısıtmıyordu.
Yolun üzerindeki siyah arabaları gördüm, babamın korumaları olmalıydı. Varlığını istemeyen onca insanın içinde yalnız gezmek yürek isterdi.
Merdivenlerden çıkmak için kalçamı yasladığım yerden kalkıp ilerledim. Tam bu sırada beynimi alt üst eden kurşun yağmuru tutuldu.
''Lana yere yat.'' Babamın bağırışıyla kendimi yere attım, camlar teker teker patlıyordu. Bacağıma gelen cam parçası bileğimi kesmişti. Sürünüp şöminenin yanındaki dolabı açtım. Babamın sakladığı silahları alıp, birini kanepenin altından babama yuvarladım.
Silahın ucunu kanepenin kenarına yaslayıp, dürbünüyle baktım. Hedefe aldığımda ateş ettim.
Gözümü tekrar dürbüne yasladığımda, silahının şarjörünü değiştirmek üzere olduğunu gördüm. Göğsüne hedef alıp ateş ettim. Annemin çığlıklarıyla mermilerin sesi karışıyordu.
''Arka kapıdan çıkın.'' Bağırdıktan sonra kafamın üstünden bir mermi geçti, vazoyu parçalamıştı.
''Elena!'' Silah ellerimden kaydı. Arkamı döndüğümde annemin göğsünden vurulduğunu gördüm.
''Anne'' annemin yanına geldiğimde yerdeki atkıyı kurşunun üzerine tuttum. Ellerim titriyordu. Gözyaşım yüzüne damlamıştı. Annemi kaybedemezdim, ölemezdi.
''Dayan, anne nolur dayan.'' Elini titreyen elimin üzerine koydu, çenesi titriyordu. Atkının tamamı kana bulanmıştı.
''Elena.'' Babam ateş ediyordu, cehennemin ortasında sıkışıp kalmıştık. Çalan telefonunu açıp konuştu. ''Baskına uğradık, kurşuna yağmalıyorlar. Karım yaralı.''
Annemin üzerindeki atkıyı kaldırıp, kazağımı çıkarıp yarasına bastırdım. Göz kapakları kapanıyordu. Hüngür hüngür ağlıyordum.
''Ester'' diyebildi zorlukla. Sarı saçlarına kan bulaşmıştı. Titreyen ellerim yanaklarını buldu.
''Kim'' dudaklarından akan kanı onu durdurmuştu. ''Kimseye güvenme.'' Dediklerini ve yaşadığım anı idrak etmekte zorlandım. Annem gözlerini kapattığında geriye sadece kursağımda sıkışan çığlığım ve mermi sesleri vardı.
İçimde mücadele verdiğim şeytan tamamen özgürdü.



