Gökçe'yi çocukluğumdan beri tanıyordum. Ve evlerine yıllardır evlerine gidip gelirim. Çocukken ben ne zaman evlerine gitsem "Niye geldin?" Diyerek kapıyı kapatırdı. Bu sefer de farklı olmadı. Ben kapının önüne vardığımda kapıyı açtı.
"Aşkım!" Dedim ve daha ayakkabılarımı bile çıkarmadan ona sarıldım. "Seni çok özledim!"
"Ben de seni özledim aşkım!" Dedi ve bana sarıldı.
"Bunu sana getirdim." Çikolatalı pastayı ona uzattım.
"Niye zahmet ettin? Çok teşekkür ederim!" Bana tekrar sarıldı.
"Ne zahmeti! Saçmala istersen. O kadar hukuk kazandın. Bu olay bir pastayı hak ediyor."
"Ben pastayı keseyim." Dedi mutfağa giderken.
"Annenler yok mu?"
"Misafirliğe gittiler. Kardeşim de uyuyor." Onun babası emekliydi. Annesi ise ev hanımıydı. O yüzden ailesi normalde evde olurdu.
"Anladım." Derken mutfaktaki sandalyeye oturdum. "Sana anlatmam gereken çok şey var. Onur beni kahve içmeye çağırdı."
Gökçe ise her en yakın arkadaşın vereceği cevabı verdi: "Onur kim?" Gökçe ile bir yıldır görüşmüyorduk. Son üç aydır konuşmuyorduk. Onur'u bilmemesi normaldi.
"Onunla iş yerinde tanıştım."
"Tekrar çalışmaya mı başladın?" Gökçe hiçbir şeyi bilmediği için ona her şeyi en baştan anlattım.
"Bu Dilek salak mı? Niye seni istemediğini anladığın birinin peşinden koşarsın ki?"
"Bilmiyorum kanka. Ama boş ver onu zaten. Sen ne diyorsun? Onur ile benim için?"
"Onu şahsen tanımıyorum. Senin anlattığın kadarıyla iyi biri gibi. İnşallah ikiniz için de hayırlısı olur."
"İnşallah." Onunla biraz daha konuştuktan sonra kalkıp eve gittim.
Benim benden küçük altı kardeşim vardı çünkü annemin sadece tek bir kız kardeşi vardı. Her zaman büyük bir aile istediğini söylüyordu.
"Sürpriz!" Diye bağırdı evin ikizleri Meltem ve Mehtap. Eylülde birinci sınıfa başlayacaklardı. Üstlerinde yeni okullarının forması vardı.
"Aman Allah'ım! Bu kızlar ne kadar güzel olmuş böyle. Gelin hadi ikinizi de sarılayım." Dizlerimi kırdım ve kollarımı açtım. İkizler gelip bana sarıldılar.
"Çok güzel olmamışlar mı ablası?" Dedi annem gülümseyerek.
"Evet anne. Çok güzel olmuşlar."
"Ben de okula gitmek istiyorum!" Diye bağırdı İlayda. Ayaklarını yere vurmuştu. Kollarını göğsünde bağlamış ve dudaklarını büzmüştü. Bu haliyle çok sevimli görünüyordu. Onu kucağıma alıp ısırmak istiyordum.
"Sen de anaokuluna başlayacaksın İlayda. Üzülme tamam mı?" Dedim onun kafasını okşarken.
"Tamam abla!" Sevindiği belliydi.
"Meltem ve Meryem hadi hazırlanın. Babanız gelince çıkacağız! Beren sen de hazırlan!" Dedi annem.
"Tamam anne." Dedim ve hızlıca hazırlandım. Ben makyajımı bitirdiğimde babam gelmişti.
"Hazır mısınız çocuklar?!" Diye bağırdı ilk iş.
"Hazırız. Hadi çocuklar!" Annem çocuklarının hepsini çağırıyordu. Tüm odaları kontrol etti.
"Baba bir şey soracağım." Gergindim ama sormazsam içim asla rahat etmezdi.
"Sor Beren."
"Şimdi sen Şevket amca ile ortaksın ya... Ortak olmanıza rağmen aynı parayı mı alıyorsunuz? Yoksa biri daha az diğeri daha fazla mı alıyor?"
"Onların daha fazla payı olduğu için daha fazla alıyorlar. Ayrıca bizimle birlikte yaptıkları işlerin dışında farklı işlerde yapıyorlar. O yüzden bizden daha fazla kazanıyorlar. Neden sordun şimdi?"
"Bugün Ayaz abiyi gördüm. Babası mezuniyet hediyesi olarak araba almıştı."
"Eğer araba istiyorsan çalış kendi paranla al." Dedi sertçe.
"Baba ben-"
"Geç kalıyoruz! Hadi çıkın artık!" Dedi babam ve evden çıktı. Ben araba istememiştim. Boşuna sinirlenmişti. Ama eğer ona laf anlatmayı deneseydim beni dinlemeyecekti. Yine de daha çok sinirlenecekti. O yüzden sustum ve kardeşlerimle birlikte arabaya bindim.
Kısa bir yolculuğun ardından Şevket amca ve Zuhal teyzenin evine gelmiştik. Onlarla yıllardır gelip gidiyorduk. Yeni taşındığımız evimiz bizim gibi büyük bir aile için idare ederdi ama onların evi bambaşkaydı. Büyük bir villaydı. Üst katta dört oda vardı. Hepsi de yatak odasıydı. Alt katta ise salon, oturma odası, yemek odası ve misafir odası vardı. Evlerini her gördüğümde imrenmeden edemiyordum. Kardeşlerimle aynı odada yaşamak eskiden çok zordu. Ama yeni evimizde oda sayısı fazla olduğu için artık sadece benden sonraki en büyük kardeş olan Selin ile aynı odada kalıyordum. Bu yüzden artık bu evi görmek beni üzmüyordu.
Kapıyı bize Zuhal teyze açmıştı. "Hoş geldiniz!" Hepimize sıkıca sarılmıştı. İçeri girdiğimizde Ayaz'ın kardeşleri Yeşim ve Yonca dahil tüm aileyle selamlaştık. Ardından hemen yemeğe geçtik. Zuhal teyzenin evindeki yardımcıları Ayten abla ve Nurgül abla servis yaptılar. Yemekten sonra ebeveynlerimiz oturma odasına geçmişti. Ayaz ve Çağrı, Ayaz'ın odasına geçmişti. Yaşı küçük olan kardeşlerim Yonca'nın odasına oyun oynamaya gitti. Ben ve büyük olan diğer kardeşlerim Yeşim'in odasına çıktık.
"Ben bir lavaboya gidip geleyim." Dediğimde Selin koşarak üst kattaki tuvalete girdi.
"Ya Selin! Ben gireceğim dedim."
"Bana ne! Ben girdim önce. Sen alt kattakine gir." Dedikten sonra kapıyı kilitledi. Ben de oflayarak aşağı indim. Alt kattaki lavaboya girmek üzereyken mutfaktan gelen sesleri duymamla durdum. Birilerinin benim hakkımda konuşuyordu.
"18 yaşına girdi Beren. Gözü açılmadan bu işi halletmemiz lazım." Dedi Zuhal teyze.
"Haklısın. Ben şimdi gidip Recep ve Cemile'ye konuyu açacağım. Kızlarına bizden daha iyi bir dünür bulamazlar." Dedi Şevket amca.
Banyoya girip yavaşça kapıyı kapattım. Aynı şekilde yavaşça kapıyı kilitledim. Dehşete düşmüştüm. Onur ile aramızda bir şeyler daha yaşanma
mıştı bile. Böyle bir şeyin olmasına izin veremezdim. Babam kabul ederse ne yapacaktım?