İçeriğe geç

Gözyaşlarını Kalbimde Sakladım

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Gözyaşlarını Kalbimde Sakladım

Bölüm 6

6

"Yani bugün kahve içemeyiz. En yakın arkadaşım ile buluşmaya gideceğim. Akşama da bir aile dostumuz bizi ailecek yemeğe davet etti. Ama eğer senin için de uygunsa yarın işten çıktığımızda kahve içmeye gidebiliriz." Dediğimde gözlerinin içi gülmeye başlamıştı.

"Benim için yarın uygun. O zaman bugün için sana iyi eğlenceler."

"Sana da kolay gelsin." Dedim ve yürüyen merdivenlerden aşağı indim. Kalbim çok hızlı atıyordu. Başım dönüyordu sanki. Yeri ayaklarımın dibinden çekip alacaklarmış gibi hissediyordum. Kahkahalar atarak gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Çok mutluydum. Ondan hoşlandığımı biliyordum ama sanki o böyle hissetmiyor diye düşündüğümden duygularımı bastırıyordum. Ancak buna gerek yokmuş. O da benden hoşlanıyordu!

Yürüyen merdivenden inip çıkışa yürümeye başladım. Ama gözlerim benden habersiz mağazanın olduğu tarafa döndü. Onur hala oradaydı. Beni izliyordu. Gülümseyerek el salladım ona. O da bana el salladı.

Onu ilk gördüğümden beri bildiğim bir şey vardı. Onur'un üstünde sanki parlak bir ışık vardı. Her zaman göze çarpıyordu. Sadece görünüşünden bahsetmiyordum. Bunca zamandır bana karşı olan tuhaf davranışlarının bana gıcık kapmasından dolayı olduğunu sanıyordum ama öyle değildi. Sanırım bana karşı olan ilgisinden dolayı eli ayağı birbirine dolaşıyordu. İlk bakışta biraz soğuk görünüyordu ama aslında sıcak kanlı bir beyefendiydi.

Ağzım kulaklarımdayken pastaneye gittim. Gülmek istiyordum ama bugünkü planlarım önemliydi. Hepsini halletmem gerekiyordu. O zamana kadar kendimi tutabilirdim. Pastaneden arkadaşımın seveceğini bildiğim çikolatalı pastayı aldıktan sonra tekrar yola koyuldum. Yolda yürürken bir araba yavaşlayıp benimle aynı hızda sürmeye başladı. Ben hızlandıkça hızlandı. Belki de tesadüftür diye düşündüm ve oradan uzaklaşmak için önüme çıkan çocuk parkının içinden geçmeye karar verdim.

"Nasılsın fıstık?" Dedi arabayı süren adam.

"Ne yapıyorsun sen?! Sapık mısın?!" Diye bağırdım sinirlenerek. O kim oluyordu da benimle böyle konuşabileceğini sanıyordu?

"Beni tanımadın mı? Kalbimi kırdın bak." Derken güneş gözlüklerini çıkardı. İlk başta ne olduğunu anlamadım. Bu yüz bana tanıdık gelmişti ama...

"Ayaz abi!" Diye bağırdım ve koşarak gidip ona sarıldım. Ayaz abi babamın ortağının oğluydu. Dört yıldır yurt dışında üniversite okuyordu. Yazları bazen Türkiye'ye geldiğini duymuştum ama onu gittiğinden beri ilk defa görüyordum. Çocukluğumdan beri onu tanıyordum. Onu olmayan abim yerine koyuyordum.

"Ne kadar büyümüşsün Beren! En son gördüğümde boyun kısaydı."

"Sen de baya değişmişsin." Dedim ona bakarken. Boyu çok uzamıştı. Beyaz teni bronzlaşmıştı. Tarzı bile tamamen değişmişti. Normalde hep eşofman giyerken şu an üstünde beyaz bir gömlek ve siyah bir kumaş pantolon vardı. Sanki bambaşka bir insana dönüşmüştü.

"Akşama bizim eve geleceksiniz? Hayırdır? Erkenden mi gidiyordun?"

"Yok arkadaşımla buluşmaya gidiyordum."

"Nerede arkadaşının evi?"

"Bizim eski evin orada."

"Buraya yakınmış baya. Gel senle bir kafede oturalım yarım saat. Ben seni arkadaşının evine bırakırım sonra."

"Tamam." Dedim ve arabaya bindim. "Bu araba kimin? İlk defa görüyorum." Arabalardan pek fazla anlamazdım ama bunun pahalı olduğunu ben bile anlayabiliyordum.

"Benim."

"Senin mi?"

"Ya! Babamın mezuniyet hediyesi."

"Anladım. Hayırlı olsun."

"Sağ ol fıstık." Dedi ve bir kafenin yanına park etti. Benimse aklım hala arabadaydı. Bizim durumumuz da iyiydi ama bu kadar pahalı bir araba alamayacağımızı biliyordum. Acaba onlar babamı kazıklıyor olabilirler miydi? Babamın ağzını bir aramam gerekiyordu.

Kafeye girdiğimizde bir masaya oturduk. Siparişlerimizi verdikten sonra bana döndü.

"Ne yaptın peki? Üniversiteye başlayacaktın değil mi?"

"İstediğim bölümü kazanamadığım bölümü kazanamadığım için mezuna bıraktım."

"Tıp istiyorsun kızım. İlk seferde kazanamaman normal. Yaparsın bu sefer." Dedi ve kahvelerimizi içtik. O sırada bana üniversitedeyken geçirdiği hayatı anlattı. Dersler zormuş ama onları halletmeyi başarmış. Bu sürede çok fazla sevgilisi olmuş ve yurt dışında ailesinin gözetimi olmadan çok eğlenmiş. Bana bunları anlatmıştı.

"Ben bir lavaboya gidip geleyim güzelim. Ardından kalkalım." Diyerek gitti. O gittiğinde hesabı ödedim. Ardından Gökçe'ye biraz geç kalma ihtimalim olduğunu bildirdiğim bir mesaj attım. Bana "Tamam." Yazmıştı.

"Hesabı ödeyeyim. Sonra gidelim." Dedi Ayaz abi elini cebine atarken. Cüzdanını çıkardı.

"Gerek yok. Ben ödedim."

"Neyi ödedin?"

"Hesabı işte. Ben ödedim." Bana dona kalmış bir şekilde bakıyordu.

"Senin paran var mı ki? Hala öğrencisin. Ne ile ödedin?"

"Ben çalışıyorum. Oradan aldığım para ile ödedim."

"Anladım." Dedi. Cüzdanını cebine geri koydu. "Hadi çıkalım." Beni beklemeden önden yürümeye başladı. Sinirlenmiş gibi görünüyordu ama neye sinirlendiğini anlamamıştım. Daha sonra beni arkadaşımın evinin önüne bıraktı. Hiçbir şey söylemeden gitti. Eskiden hep giderken kafama vururdu. Bu sefer vurmamasına sevinmiştim. Ama bir şeyler değişmiş gibiydi. Ben ise neyin değiştiğini anlamıyordum. Şimdilik bunu umursamamaya karar verdim. Akşama onunla konuşurdum.

Gökçe'nin yaşadığı binanın önüne yürüdüm. Sonra da onu aradım. Telefonu açmadı. Direkt kapıyı açmıştı. Asansöre binmeye korktuğum için merdivenlerden çıktım. Gökçe'nin evinin olduğu kata çıktığımda Gökçe'nin kapıyı açmış bana baktığını gördüm. O benim en yakın arkadaşımdı ama üniversiteye hazırlık sürecinde onu görmeye hiç fırsatım olmamıştı. Yaklaşık bir yıldır birbirimizi görmüyorduk. Beni görünce gülümsedi. Ardından kapıyı suratıma kapattı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.