Bam'ın iyileşme süreci, sessiz çiçeklerin kırılgan yapraklarından sızan sabah ışığı ile aydınlanan birkaç gün boyunca, yavaşça ilerliyordu. Yaraları, zamanın yumuşak dokunuşuyla iyileşmeye başlamıştı. Gözlerim, perdelerin aralığından içeri süzülen ışık hüzmelerine kaymış düşünceler zihnime uğramıştı.Odanın dinginliği Bam'ın sakin nefes alışlarıyla bütünleşiyordu.
Köydeki hayvanlara bakım yaparken doğanın ritmiyle uyum sağlıyorduk. Tavukların cıvıltısı, çiçeklerin açışıyla, istemsiz bir huzur etrafımızı sarmalıyordu.Gün ilerledikçe, tarladaki işlerimiz daha da ilerlemiş,sebzelerimiz meyvelerimiz dikilmiş büyümeye yüz tutuyordu. Bam pazarda meyvelerimizle bazen yumurta bazen pirinç ile takas yapıyordu.Akşamları yaktığımız ateşin etrafında oturup, günün yorgunluğunu atıyor ve geçirdiğimiz anları birbirimize anlatıp sıkıştığımız dört duvardan biraz olsun uzaklaşıyorduk.Birlikte gökyüzündeki yıldızları izlemek zamanın durduğu anlardandı ve günü böyle bitirmeye alışmıştık.Günler bu şekilde geçtikçe birbirimize git gide alışmıştık. Tedbirlerimizi de alıyor kimseye görünmedem yaşamaya çalışıyorduk. Saraydan kimse kontrole gelmemişti. Doğrusu burda yaşadığım sürede kimsenin geldiğini görmedim sadece gelecekleri hakkında uyarmışlardı. Bunu bilmek bile beni bir tereddütde bırakıyordu bu yüzden rahat davranmamak daha doğru olacak,böyle bir yaşama ayak uyduracaktık.
Gün henüz öğle vaktiydi. Çoktan günlük işlerimizi bitirmiştik ve ikimizde odada boş duvarları seyrederek boğucu havanın etkisiyle bunalmış, minderlerin üzerinde karşılıklı oturuyorduk. Doğrusu çok sıkılıyordum ama evin içinde vakit öldürmek için yapacak hiçbir şey gelmiyordu aklıma. Bam da benim gibi olmalıydı ki sıkıntı dolu nefesini dışarı verdi. Daha fazla kendini tutamadı ve konuşmaya başladı. "Gyun, hiç anne babandan bahsetmedin bana." İşte sevmediğim bir konu. "Bahsetmedim çünkü konuşabileceğim bir şey yok." Gerçekten kendilerini pek tanımadım. Bu yüzden bu konudan kaçmaya çalıştım. "Leylekler getirmedi ya seni?" Bam böyleydi. İstediğini almadan konuyu kapatmazdı. "Ben daha beşikten düşmemişken, babamın yaşamı, sarayın ihtişamının gölgesinde, bir suikast girişimiyle sona erdi. O gün, yaralıları iyileştirmeye koştu, ama kendi hayatını feda etti. Annem, tek başına benimle başa çıkmaya çalıştı. Babamın tıbbi bilgisini ve reçetelerini satarak, geçimini sağladı. Bana da bu bilgeliği aktardı, annemden ve babamdan miras kalan tek şeyi. Babam, şifacı bir soydan geliyordu, bu yüzden onun yokluğunu benimle doldurdular.
On yaşındayken, saraya eğitim için gönderildim. Annem geride kaldı, ne yaptığını bilmiyorum. Ancak, artık bana ihtiyacının olmadığını biliyordum. Sarayda geçirdiğim yıllar boyunca, bilgi ve yeteneklerle donandım, ama içimdeki boşluk hiçbir zaman doldurulamadı. Belki de annemle kalmalıydım, ama bu, geçmişte kalan bir seçenek gibi görünüyor şimdi."
Soruyu sorduğuna pişman olmuş gibi görünüyordu. Bende pek hoşlanmamıştım bu konu hakkında konuşmaktan ama elbet bir gün açılacakdı yine. Anlatarak omuzlarımdan bir yük azaltmış gibi hissettim. "Bir bakıma, içinde bulunduğun durumun duygusal yükü oldukça ağır. Annenin varlığının olmaması,derin bir yara açabilir. Lakin diğer yandan, yaşadığın şartlar içinde bir güven hissi ve sevgiyle büyümen, yaşam yolculuğunda sana tutunacak bir güç verebilir. Annenin seni terk ettiğini düşünmek yerine, belki de seni daha iyi bir hayata hazırlamak adına saraya emanet ettiğini kabul edebiliriz. Belki de başka bir kucakta, benim gibi yalnızlıkla boğuşan, annesiz ve babasız bir çocuk olabilirdin. Bu düşünceler, acılarımızı karşılaştırmaktan çok uzak yalnızlık elbette ölçülemez. O halde, hayatın bu zorlu yollarında yol alırken, geçmişe değil de geleceğine baksan?" Ağzından çıkan her bir kelimeyi özenle dinledim. Gözlerini gözlerime kilitledi, o an hissettiğim güven duygusunu bu zamana kadar kimse için hissetmemiştim. Acı çekeni sadece acı çeken anlardı. Beni de Bam kadar iyi anlayacak kimse yoktu. Benim bunca kalabalık içinde çektiğim yalnızlık bakarsanız onunkinin yanında hiçbir şeydi ama yine de hayata karşı neşesini ve inancını hiç kaybetmemişti. Belki de kader bizi bu yüzden buluşturdu, onun bağlılığı ve benim umutsuzluğum birbirini nötrleyebilirdi.Yüzüme küçük bir tebessüm yerleştirdim ve kafamı onaylar biçimde salladım. "Sen benimle dost kaldığın sürece arkama hiç bakmam." Hiçbir şey söylemedi ve hafifçe gülümsedi sonra aklına birşey gelmiş gibi heyecanla öne atıldı."Gyun kasvetli ortamı dağıtmak için bir soru sorucam ama cevaplayacaksın tamam mı?" İşte yine başlıyoruz, Bam'ın ciddiyet süresi bu kadardı yine yaramaz bir oğlan olmaya devam ediyordu. Omuzlarımı silktim. "Bilmiyorum sorduğun soruya bağlı" mızmızlanmaya başladı. "Yaa oyunbozanlık yapma işte, hem senin cevabına karşılık bana bir soru sorma hakkın olucak , istediğin herşey hakkında sorabilirsin" bu kadar merak ettiğine göre işin içine bir kurnazlık var gibi hissediyordum. "Herşey hakkında mı sorabilirim" başıyla onayladı."istediğin herşey olur ama önce benim sorumu yanıtlayacaksın." Bundan kaçış yok gibi görünüyordu bu yüzden devam etmesine izin verdim. "Bana sarayda hekim olarak yaşadığını anlattığın zamanı hatırlıyor musun? Saraydakilerden bahsetmiştin bide şey demiştin, hoşlandığım biri bile vardı..." Kulaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Gözlerimi ondan kaçırdım ve kafamı yere eğdim."Gyun, hemen utanma bana ondan bahsetsene biraz." Karşımda oturmasa, bu kadar az mesafe olmasa belki daha rahat konuşabilirdim. Açıkçası onu daha tanımazken bu konu hakkında konuşmak çok daha kolay geliyordu ama şimdi aynı evde yaşıyorduk ve birbirimiz hakkında çok şey biliyorduk. Zamanla aramızda oluşan bağ bu tarz konularda kendimi ifade etmem açısından zor olmaya başladı sanırım, çünkü kendimi oldukça utangaç hissediyordum. Her ne kadar Bam'ın karşında güçlü bir rol model olarak durmaya çalışsamda Bam beni zorlayacak sorular sorma konusunda çok iyidi. "Neyinden bahsedeyim Bam, çok büyük bir mesele bile değildi." "Merak ediyorum işte Gyun neden anlatmıyorsun, güzel miydi mesela?" Bunu daha önce de sormuştu. "Sana bunun cevabını verdiğimi hatırlıyorum, o zaman şunları söyleyebilirim senin için. Onun bana karşı herhangi bir duygu beslediğini zannetmiyorum. En azından benim gibi bir duygusu yoktu ama saraydaki herkese gösterdiği şevkati,sabrı ve bana karşı kibarlığı beni büyülüyordu o zamanlar." Tatmin olmamış bir hali vardı. "Sarayda ki görevi neydi?" Bu soruyu soracağına adım gibi emindim. Madem anlatmaya başladım doğruyu söylemektende kaçınmamalıydım. "O bir muallimdi. Bana da eğitim veriyordu." Gözlerini açabileceği kadar açtı. Şuan utanç verici bir durumda olmasaydım suratındaki ifadeye gülebilirdim. "Muallimden mi hoşlanıyordun yani?" Başımla onayladım. "Evet ama sandığın gibi birşey değil, benden sadece beş yaş büyüktü ve saraydayken kimseyi göremiyordum. Hergün aynı kişiyle vakit geçirince ister istemez değişik duygulara kapılabiliyorsun." Kendimi savunma şeklim saçmaydı biliyorum ama Bam bunu kabullenecek kadar saf biri olduğu için kendime güvenir bir şekilde dile getirdim. Bir süre duraksadı,sonra gözlerini benden kaçırarak yeni sorusunu yöneltti. "Sen ve bende her gün birbirimizle vakit geçiriyoruz, yani bu bizim içinde ge-" cümlesini tamamlamasına izin bile vermedim "hayır aptal, biz seninle abi kardeş gibiyiz" bu şekilde bir düşünceye kapılması bana çok komik geldi ve kendimi tutamadan gülmeye başladım. Gerçekten çok saf bir çocuktu söylediklerimden bu anlamı ancak o çıkarabilirdi. Ama gülen taraf yalnızca bendim. Sanırım sorduğu sorudan utanmıştı. Yerdeki bakışlarını tekrar gözlerime sabitledi. "Evet, abi ve kardeş." Dediklerimi tekrar etti ve oturduğu yerden kalktı. Gidecek gibi olurken oturduğum yerden elini yakalandım ve gitmesine engel oldum. "Nereye gidiyorsun, sıra bende ve bunu bildiğin için kaçıyorsun değil mi?" Yüzüme bakmadan cevap verdi. "Hava kararmaya başladı gidip biraz odun toplasam iyi olucak sonra sorarsın." Elini bıraktım ve gitmesine izin verdim.Odun bahaneydi daha dün bir sürü odun toplamıştı.Oyunbozan olduğumu söylüyordu ama asıl oyunbozan olan kendisiydi.
Bam gideli yaklaşık bir saat olmuştu. Bende o gelene kadar topladığımız bitkileri çay yapmak için kurutmaya hazırlıyordum. Papatyaları sudan geçirirken kapımın sert bir şekilde çaldığını duydum. Bam normalde dikkat çekmemek için çok daha sessiz çalmayı tercih ediyordu gelenin Bam olmadığına emindim.Uzun zamandır kimse evime uğramaz olduğu için içimde küçük bir kuşkuyla kapıya doğru ilerledim. Üst üste sert bir şekilde çalan kapıyı açmamla önümde köylülere bildiri yaymakla görevli üç chunghak vardı, ellerinde mızraklar, köyümüzü temsil eden siyah kırmızı renkli hambokları ile birisi önde ikisi arkada kapımın önünde duruyorlardı. O an hissettiğim korku ayak uçlarımdan saç diplerime kadar vücudumu sardı. Kısa süreli yaşadığım mutlu hayat hikayesi son buluyordu, muhtemelen idam kararım yenilenecek veya ıssız bir köye sürgün edilecektim. Eskiden olsa bu fikirler canımı bu denli sıkar mıydı bilmiyorum zaten hayatta olmak istemiyordum ama şuan arkamda kalıcak bir dostum vardı. En azından beni gerçekten önemseyen birinin olduğunu bilmek onu bırakıp gitme, onsuz yaşamak korkusunu içime işlemişti. Ben aklımda binbir senaryo kurmuşken görevlilerden en öndeki konusmaya başladı.
"Hekim Lim Gyun, bu bildiri kralımız tarafından gönderildi. Kralımızın üçüncü eşi kraliçe Kim Jihmo bir oğlan evlat doğurdu. Prensimizin doğumunu birinci ayını bağlayan gece ile gündüz arasında büyük bir kutlama yemeği verilecek, sizde davetlisiniz." Bende mi davetliydim? Benimle dalga geçiyor olmalıydılar. Bahçeden öteye çıkamazken şölene davet edilmem çok garipdi bir karışıklık olmalıydı. "Emin misiniz, benim sürgün cezam var burdan çıkmam yasak." "Biz bize bildirileni yapıyoruz, kral size özellikle iletmemi tembih etti. Kralımızın emrini yerine getirdik" baş chunghak sözlerini bitirince bahçe kapısına doğru yöneldiler. Onların çıkışını izlerken az ileride bir ağacın arkasına saklanmış bizi izliyen Bam ile göz göze geldik. Kafasını "neler oluyor" dermişçesine sağa sola salladı. Omuzlarımı silkerek yanıt verdim. Bilmiyordum, gerçekten bu durum çok garip gelmişti bana da. İyice uzaklaştıklarına emin olduktan sonra Bam topladığı odunlar ile içeriye hızla girdi. Kapıyı kapattım ama içimde oluşan kuşkudan dolayı gittiklerini görsem de pencereden izlenip izlenmediğimizi kontrol ettim. "Ne için gelmişler, yoksa beni mi görmüşler?" Pencerede olan bakışlarımı Bam'a çevirdim. Endişeli görünüyordu. Normalde olsa asla yapmazdım ama sabahki davranışından dolayı ondan intikam almak istedim. "Evet, artık ayrılma vaktimiz geldi. Beni başka bir köye göndericeklermiş." Donup kaldı. Şuan çok acımasız olduğumun farkındaydım ama içten içe bu haline gülmemek için çok çaba sarf ediyordum. Yanıma gelip omuzlarından tuttu. "Gyun, çok özür dilerim, başka bir çaresi yok mu? Biz, biz kaçalım. Evet kaçalım nerden bulacaklar ki" kekelemeye başlamıştı daha fazla dayanamadım ve güldüm. kaşlarını çattı sinirli bir ses tonuyla yanıtladı beni. "Komik bir durum mu var Gyun! Biraz ciddi olur musun çözüm bulmaya çalışıyorum burda." Elimi saçlarına daldırarak karıştırmaya başladım. Benden en az bir karış kısa olmasının avantajından yararlanıyordum. "Şaka yapıyorum, kimsenin bir yere gittiği yok." Çatık olan kaşları bu sefer şaşkınlıkla yukarı kalkmıştı. "Nasıl yani, neden gelmişler o zaman?" Sıkıntıyla nefesimi verdim çünkü bu durum canımı sıkmıştı."Kralın yeni bir oğlu olmuş, beni de ilk ayını doldurunca yapacağı şölene çağırıyor." Saçlarında dolaşan elimi tutup itti. Ufaklık sinirlenmişti belli ki. "Ve sende bana bu konuda şaka yapıyorsun" hızla yanımdan uzaklaşarak odasına gitti. Bunu bugün ikinci defa yapıyordu ve aramızın bozulması içten içe beni üzüyordu. Bende peşinden gittim, uzandığı yer yatağının bir köşesine oturdum. Sırtını bana dönmüş, dizlerini karnına doğru çekmişti. Çıplak ayak topuğunda işaret parmağımı dolaştırdım. "Bam, sadece surat ifadeni görmek istedim lütfen kızma." Soğuk ses tonu aramıza mesafe giriyormuş gibi hissettirdi. "Yeterince eğlendin mi?" Ayağını kendine doğru çekti ve dokunşumu durdurdu. "Aksine, chunghakları kapıda görür görmez aklımdan sadece sen geçtin. Senden uzak durmak, ölüme vurulmamdan daha zor geldi." Bir süre hareket etmedi, sonra vücudunu bana döndürdü. "Gerçekten mi, yoksa yine dalga mı geçiyorsun?" Elimi koluna koydum ve hafifçe sıktım. "Çok ciddiyim Bam, benim için çok değerlisin. Endişelenmeni istemiyorum bu yüzden ufak bir şaka yapmak istedim. Birşeyleri kafana çok taktığını biliyorum ama herşeyi senin omuzlamanı istemiyorum. Özür dilerim seni üzdüysem."
Onu az çok çözmüştüm.Bam'a söylediğim en ufak şey günlerce onun zihninde dolaşır, onu rahatsız ederdi. Bu kadar düşünceli olması onu elbette bir yerde yoracaktı ve ben benim yüzümden bu kadar kendini harap etmesini istemiyordum. Yattığı yerden oturur pozisyonu aldı ve tekrar göz teması kurarak konuştu benimle. "Özür dileme, sadece çok korktum. Bende bilmiyorum bu sıralar neden bu kadar alıngan olduğumu, sanırım alışık olmadığım tarafını görünce nasıl tepki vereceğimi bilmiyorum." Tek kaşım benden bağımsız bir şekilde havaya kalktı. "Alışık olmadığın tarafım mı, ben normalde nasılım ki?" Hafifçe kıkırdadı. "Çok ciddisin. Bilgesin, çok akıllısın neyi nasıl yapmamız gerektiği konusunda hep bir fikrin var. Karamsarsın bide, hep bi yanın kanıyor gibi. Ama bu hallerin hoşuma gitmedi değil, daha güleç,eğlenceli bir Gyun var karşımda." Haklıydı. Aklımdaki kötü düşünceleri bir rafa kaldırmış daha canlı biri olmuştum. Kendime biraz acımıştım bu yüzden biraz da olsa mutlu olma hakkını tanıdım. "Senin sayende. Neşen bulaşıcı sanırım." Sonunda gülümsemişti. Bende onun bu hallerine pek alışık değildim. Üzgün Bam alışık olmak istediğim en son şey sanırım. "Peki, gidecek misin şölene?" Birde bu vardı. "Bilmiyorum, gitmek ister misin diye sorarsan tabiikide hayır. Herkes Chae Wonheon prensin ölümüne sebep olduğumu biliyorken nasıl yüzlerine bakabilirim ki? Ama öte yandan kral özel olarak bana bildirilmesini istediğine göre bu artık bir emir niteliği taşıyor. Beni aşağılamak için çağırıyor sanırım, elden bişey gelmez gideceğim." "Bende seninle gelebilir miyim?" Yalnız gitmektense Bam'ın gelmesini tercih ederdim ama bu çok dikkat çekici dururdu. "Tüm köy davet edilmiş sanırım, onlarla birlikte gelebilirsin ama asla irtibat kurmamalıyız dolayısıyla da ayrı ayrı gideceğiz." Elini destek vermek için omzuma koydu. "Hep arkanda olucam, korkmana gerek yok." Birşey söylemedim, tebessüm etmekle yetindim. Teşekkür etmek istedim ama çok yetersiz geldi o yüzden sadece gözlerinin içine baktım. Birgün ona uzun uzun teşekkür edicektim ama şuan değil.
"Hadi kalk, karnım çok acıktı birşeyler yiyelim."