Sabahın ilk ışıklarıyla, uykusuzluktan dolayı gözlerim kararmış bir halde açıldı. Oda, hafif bir serinlikle sarhoş olmuş, yorgun bedenim ise yeni bir günün ağırlığını hissetmekteydi. Yatağımı düzelttim ve sessizce odadan çıktım. Kış mevsiminin soğuk nefesi önce bedenimi, sonra kalbimdeki yeri dolmaz boşluğu hissettirdi. Kendime gelmeye başladığımda zihnim, dün gece yaşananları doldurdu. Evime misafir olan Bam'ı kontrol etmek için odasına gittim. Kapı sürgüsünü ittiğimde odada tanıdık olmayan bir bedenin varlığı beni hissettiğim yalnızlık duygusundan alıp alışık olmadığım bir duyguyla tanıştırdı. Bam örtüsüne sıkıca sarılmış derin bir uyku içerisindeyken gözlerini araladı yavaşça. " Üzgünüm, uyanmana sebep oldum sanırım." Elleri açılmakta zorlanan gözlerini ovuşturmaya başladı ve boğuk sesiyle yanıtladı beni. "Sorun değil, vakitte epey ilerlemiş uyanmam iyi oldu." Başımla onu onayladım ve uyku sersemliğinden sıyrılıp kendine gelmesi için bir müddet tanıdım. "Öğle vakti oldu su ısınmıştır senin için bir kova hazır etmemi ister misin?" Suyu köyde ya ateş ile yada güneş gören alanlarda çelik kaplar ile ısıtıyorduk. Yazın köyümüz öylesine sıcak oluyordu ki ateş yakma gereği duyulmuyordu. " Çok müteşekkir olurum" ona yıkanması için hamamın yolunu gösterdim. O yıkanırken bende acıkan karnımı daha fazla görmezden gelmemek için yer sofrasını hazır etmeye koyuldum. Bir süre sonra Bam ıslak saçlarıyla yanıma geldi. Yüzündeki kirden arındığında teninin beyazlığı yeni çıkmıştı ortaya. Saçları da parıl parıl olmuş delikanlı olmuştu "Gel otur birşeyler yiyelim." Çekingen adımları bana doğru yöneldi. Yanıma oturdu ancak yemeye başlamadı. Anlaşılan dile getirmek istediği birşeyler vardı yine. "Tamam kendini tutma daha fazla ne söylemek istiyorsun?" Yerde olan bakışları beni buldu. " Neden bu kadar iyisin? Yani demek istediğim senden de birşeyler çalmamdan hiç şüphelenmedin mi, beni tanımıyorsun bile ama çok iyi davranıyorsun. Ben, ben sana karşılığında birşey veremem Gyun." Sakince art arda gelen sorularını dinledim, hafif ve güven veren bir tebessüm yerleştirdim yüzüme. "Ben sandığın kadar iyi biri değilim Bam. Sana yaptığım bir iyilik yok aslında yaptığım herşey kendim için" kaşlarını çattı, hiçbir şey anlamadığı ortadaydı. "Nasıl yani?"
"Yani şöyle ki ben yalnızım, sen yalnızsın. Ben mutsuzum, sen çaresizsin ve ben dertliyim belkide çare sensin"
Dediklerim onu şaşırttı. Eliyle kendini işaret etti. "Ben mi?" İstemsizce kıkırdadım bu hareketine. Kafamı omzuma eğdim ve alaya aldım onu. "Sen tabii ya. Ne diye şaşırdın ki, benimle arkadaş olamaz mısın?" O an gördüğüm mutluluk dünyadaki en saf mutluluklardandı. Bir çocuğun eline aldığı yeni oyuncağı gibi sevindi, öyleki göz bebeklerinden bile his ediyordum bunu. "Olmaz mıyım ya! Sen yeter ki benden sıkılma ben sana yoldaş da olurum arkadaşda." Elimle omzunu sıvazladım. " O zaman suallerin bittiyse artık birşeyler ye." Başıyla beni onayladı ve sanki bu anı beklermiş gibi yumuldu sofraya. Bir iki lokma derken yine bana dönmüştü tereddütle. "Peki ben... Bu çok fazla olacak biliyorum ama burda kalabilir miyim?"
İşte açıklık getirmem gereken yere gelmiştik. Nasıl açıklayacağımı bilemedim benim için kelimelerin düğüm olduğu bir yerdi. Zihnimde onları toparlamaya çalışıyordum ama kendime bile anlatmaya korktuğum anıları başkasına anlatmak çok güç geliyordu. "Sorun yok Gyun kabalığımı mağdur gör böyle bir istek çok saçmay-"
"Lütfen burda kal" Beni yanlış anladı. Bu tereddütüm kalıp kalmaması konusunda değildi oysaki. "Burda benimle kalman beni yalnızlıktan koparır buna ihtiyacım var ancak senden bir isteğim olucak. Yani bu durumu kabul edebilirsen benimle istediğin kadar kalabilirsin." Yine mutlu olmuştu ama daha isteğimi bile duymamıştı. "Olur ne olursa olsun isteğin ben burda kalmayı çok isterim. Hem sen beni tanımıyorsun ama ben seni köylülerden çok duydum o yüzden sonsuz güvenim var sana" beni tanıyor muydu? Öyleyse bulunduğum bu durumdan da haber olmalıydı. "Beni tanıyor muydun?" Başıyla onayladı
"Yani pek tanıyor sayılmam ama namın tüm köyü sarmış. Hayvanlarla pek ilgileniyormuşsun hergün besliyormuşsun onları. Merhametin dilden dile uzamış o yüzden kaçarken senin evini gözüme kestim bana yardım edeceğinden emindim." Demek bilerek gelmişti yanıma. Oysa ben onu ilk kez görüyordum. Saf çocuk hemen güvenmiş bana . Evime almayadabilirdim onu. "Hayvanlarla aram iyidir doğru ancak insanoğlu ile hayvan bir mi, nasıl güvendin bana?" Yüzünde hiçbir tereddüt belirtisi hissetmedim. "Dedim ya, merhametine inandım. Bilmiyorum çok çarem yoktu baksana bana zaten köpek yavrusundan ne farkım var" alay geçiyordu kendiyle. Besbelli saraydaki geçmişimi bilmiyordu. Merhametten bahsediyordu oysa bilmezdi ki benim bir yavruyu annesinden nasıl kopardığımı. Merhamet, iyilik, saflık...
Benden çok uzak kavramlardı artık. Elimin kana bulanışı kolayca silinmezdi. Bu omuzlarıma kim bilir nasıl günahlar yüklemiştim. İç çektim önce sonra gerçekleri dökmeye başladım.
"Aslında ben buraya yerleşeli çok olmadı. Beş ay olmak üzere. Bundan önce sarayda kralın baş hekimiydim, saraydakilerle ilgilenirdim.Kapıcı başından krala kadar herkese şifa vermeye çalışırdım, pek de sevilirdim orda."
Eskiden bahsetmek beni geçmişe götürdü. Hüzünlü bir gülümsemeyi durduramadım. Bam hiç lafımı bölmeden dinliyordu beni. Bende cesaretimi toplamışken devam ettim hikayemi anlatmaya.
"Kralın bir oğlu vardı duymuşsundur zaten Chae Wonheon. Hasta olmasa bile darüşşifadan hiç çıkmazdı bende ona ilim irfan öğretirdim. O ufak yaşında pek akıllıca olmuştu. Günlerim böyle güzel geçip gidiyor yediğim önümde yemediğim arkamda mutlu mesut yaşıyordum. Hoşlandığım biri bile vardı." Aniden lafımı böldü. "Güzel miydi?" Sessizce güldüm bu sorusuna. "Öyle diyebilir miyiz bilmiyorum ama artık bir önemi kalmadı." Çoktan onu içimde öldürüp gömmüştüm.
"Neden?" Küçük meraklı."Tüm anlattıklarım içinde bir tek burasının aklında yer edindiğine inanamıyorum." Omuz silkti bende konu uzamasın diye kapattım. "Her neyse Chae Wonheon bir gün çok hastalandı. Kral hemen kapımda bitti. Bir sürü şifa denedim şuruplar, merhemler dualar... Hiç biri sonuç vermedi. Kral gözümün önünde kahroluyordu bense hem çocuğa hem krala çok üzülüyordum. Öyle ki kral acısından makamını unutup bana yalvardı çocuğumu kurtar diye. Bende son çare olarak nesillerdir hazırladığımız verem ilacını yapmaya karar verdim. Çok etkili bir ilaçtı ve bana kadar hiçbir şifacı hata yapmamıştı bende kendime güvendim.İşte hayatımın en büyük pişmanlığını da o gün yaşadım. Hem soyumu utandırdım hemde küçücük bir canın hayattan kopmasına vesile oldum. İlacı çocuğa verir vermez ağzından köpükler döküldü, küçük Wonheon oracıkta yumdu gözlerini. Belki ben o ilacı hiç yapmasam, başka bir şifacı bulsalardı çocuk hala yaşıyor olabilirdi." Sesim türemişti.Bam'ın yüzüne bakacak cesareti bulamıyordum. Sonra omuzda destekleyen elini hissettim. "Sende emin değilsin Gyun. Belki de kaderi bu kadar yazılmıştı. Elden bişey gelmez kendini suçlayıp durma." İç çektim. Bunları çok kez duydum ancak bir türlü içimdeki suçluluk duygusu azalmıyordu."Çocuğu ölen kral normal şartlarda beni idam ettirmeliydi. Keşke etseydi... Ama o bunca yılın ve canın hatrı var deyip beni bu eve sürgün etti. Vicdan azabım ve ben 5 aydır burada tıkalıyız." Cezamı anlatırken yavaş yavaş sadede geliyordum. "Tabii bu iyiliğin yanında çekmem gereken bir de ceza vardı. Tamamen yalnızlığa mahkum edildim. Bahçeden ileriye gitmem de içeriye birini almam da yasak anlayacağın. Beni kimse kontrole gelmez ama yerin kulağı vardır. Benimle kalıp yoldaşım olmak istersen sana kapım her zaman açık ama bilmen gerekiyor ki bunu gizli yapmamız gerek." Hayır dese yapamam dese haklıdır ama içten içe burda kalmasını istiyordum. Kafayı yemek üzereyim geceleri kabuslarım gündüzleri yalnızlığım beni boğuyor olmuştu. Bu evde başka birinin varlığı beni belki de yeniden hayata bağlayabilirdi. Bunu istemek çok bencilce ama cezamı onunla paylaşmak, Bam'ı acılarıma ortak yapmak istiyordum...
Küçük bir kıkırtı duydum. Kafamı kaldırıp şaşıran surat ifademle Bam'a baktım. " Bu çok eğlenceli olacak"
"Nasıl yani, kalıyor musun?" Başıyla onayladı beni.