İçeriğe geç

Gözlerindeki Yabancı

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Gözlerindeki Yabancı

Bölüm 4

Ucu Olmayan Sert Çıkış

Kerem’le planladığımız o kahve buluşmalarını ya da sergi gezilerini ne zaman ortaya atsam, istem dışı bir refleksle gözüm hemen Ayaz’ı arıyordu. Kerem’e gülümserken, bakışlarımın kayıp o yeşil gözlere takılmasına engel olamıyordum. Bunu o kadar bariz yapıyordum ki, dışarıdan bakan biri Kerem’e değil, doğrudan arkadaki adama odaklandığımı rahatlıkla görebilirdi.

Nitekim kampüsün avlusundaki bankta otururken yine benzer bir sahne yaşandı. Mira, Ayaz’ın yanına kurulmuş bir şeyler anlatırken, ben Kerem’e dönüp oldukça yapmacık bir heyecanla, "Hafta sonu botanik bahçesine mi gitsek, ne dersin?" diye sordum. Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz göz ucuyla Ayaz’a baktım. Ancak bu kez Ayaz’ın bakışlarındaki o mesafeli şüphe yerini, her şeyi çözmüş gibi bakan keskin ve sinirli bir ifadeye bırakmıştı. Gözlerimiz havada çarpıştığı an, ona yakalandığımı anladım.

Ayaz, Mira’nın şaşkın bakışları arasında ayağa kalktı ve doğrudan masamıza doğru yürümeye başladı. Yanımıza geldiğinde zeytin yeşili gözleri öfkeyle parlıyordu. Kerem ne olduğunu anlamaya çalışarak ayağa kalkacakken, Ayaz sert ve tok bir sesle araya girdi:

— “Kerem, müsaade edersen.”

Kerem şaşkınlıkla başını sallayıp birkaç adım uzaklaşmak zorunda kaldı. Ayaz, ellerini cebine sokup üzerime doğru eğildi; sesindeki o bastırılmış öfke ortama buz gibi bir hava yaydı:

— “Komik olma, Eflin,” dedi, dişlerinin arasından süzülen bir sesle. “Kimi kandırmaya çalışıyorsun bilmiyorum ama o zavallı çocuğun duygularıyla oynayarak neyi amaçladığın o kadar belli ki... Gözün bende ama adamı maskot gibi peşinde gezdiriyorsun. Bu ucuz oyunları kes.”

Yüzüme yediğim o haklı tokat gibi hissettiren bu sözler karşısında boğazım düğümlendi. Hem yakalanmış olmanın utancı hem de Ayaz’ın bunu bu kadar net yüzüme vurmasının yarattığı gurur kırılmasıyla ne diyeceğimi bilemedim. Arkasını dönüp uzaklaşırken, arkasından bakakalmıştım.

Akşam eve, Bahçelievler’deki o sessiz daireye döndüğümde, mutfakta mamasını bekleyen Demirkan’ın bacağıma sürtünen yumuşak tüyleri bile içimdeki o huzursuzluğu dağıtmaya yetmedi. Yatağımın kenarına oturup elime aldığım o küçük tahta arabaya baktım. Ayaz haklıydı; onu kıskandırmak ve tepkisini ölçmek isterken, arada hiçbir şeyden haberi olmayan masum birini harcıyor, tam da nefret ettiğim o toksik oyunların bir parçası haline geliyordum. Bu şekilde devam edemezdim. Ne Ayaz’ı bu yolla kendine çekebilirdim ne de içimdeki o vicdan azabından kurtulabilirdim.

Ertesi gün kampüste Kerem’i uzaktan gördüğümde içimdeki o suçluluk duygusu daha da ağırlaştı. Yanına gidip açıkça konuşmam, bu saçmalığa bir son vermem gerektiğine karar verdim.

— “Kerem,” dedim, sesimdeki o hafif mahcubiyeti gizlemeye çalışarak. “Şey... Bizim bu son zamanlarda sık sık bir araya gelme konusunu biraz abarttık sanırım. Yanlış anlaşılmalar olsun istemiyorum, sadece arkadaş olarak kalalım.”

Kerem önce şaşırıp biraz kırılsa da durumu olgunlukla karşılayıp başını salladı. Onu bu oyunun aleti yapmaktan vazgeçtiğim an, omuzlarımdaki o ağır yükün bir kısmının kalktığını hissettim. Artık Kerem yoktu; oynadığım o küçük, acemice oyun sona ermişti. Şimdi karşımda, ailesinin trajedisini ve Mira’nın ailesiyle olan o karanlık bağını henüz bilmeyen, yaralı ve öfkeli bir Ayaz duruyordu. Ona ulaşmanın başka bir yolunu bulmalıydım, çünkü bu maskelerle nereye kadar gidebileceğimi bilmiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.