Bu bölüm olaylar olaylar
-🧚♀️-
Mutfakta tam bir savaş alanı hakimdi. Annem bir yandan içli köftelerin hamurunu yoğuruyor, bir yandan da "Şu tuzu az mı oldu acaba?" diye kendi kendine söyleniyordu. Ben ise maydanozları doğrarken aklımda sadece akşamki yemek vardı. Aras, tam karşımda oturacaktı. Melih abim ise burnunun dibindeki "gizemli sevgiliyi" bulmak için Aras'tan yardım isteyecekti. Düşündükçe gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum.
Derken kapı çaldı ve Selen içeri daldı. Ama ne dalış! Gözleri parlıyor, yüzünde "dünyayı ben fethettim" edasıyla bir gülümseme...
"Selam millet! Yardıma geldim!" diyerek yanımıza ilişti. Annem sevinçle ona bir önlük uzattı. "Hoş geldin Selen kızım, geç bakalım şu cevizlerin başına."
Bir süre annemle mahalle dedikodularından, akşamki menünün detaylarından konuştuk. Annem, "Ben salonu bir kontrol edeyim içerde, siz burayı halledin," diyerek mutfaktan çıktığında Selen aniden elindeki cevizi bıraktı ve bana doğru eğildi.
"Duygu... Ölüyorum aşkımdan, ölüyorum!" dedi fısıltıyla.
"Ay ne oldu yine? Abin mi bir şey dedi yoksa?" diye sordum, maydanoz tahtasını kenara iterek.
Selen etrafı kontrol edip sesini daha da kıstı. "Dün gece... Ben Orkun'daydım. Yani öyle sadece kahve içmeye değil Duygu. Bayağı kaldım orada. Geceyi beraber geçirdik."
Elimdeki bıçak tahtaya "küt" diye düştü. "Ne?! Selen sen ciddi misin? Dün gece evde değil miydin sen? Anenlere ne dedin?"
"Sınav notu, kütüphane, uyuya kalmışım falan filan... Bir şekilde uydurduk işte. Ama o kısımları geç! Duygu, hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Orkun... O kadar nazikti ki, ama bir o kadar da tutkuluydu. İnanabiliyor musun, Aras abimin korkusu bile o an zihnimden silindi gitti."
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. "Nasıl yani? Anlatsana biraz... Yani... Nasıl oldu her şey? Detay istiyorum Selen, çatlatma adamı!"
Selen'in yanakları pespembe oldu, gözleri daldı. "Önce o loş ışıkta dans ettik biraz... Sonra beni kucağına alıp yatak odasına taşıdı. O an kalbim duracak sandım. Her dokunuşu, teninin tenime değdiği her an sanki büyülenmiş gibiydim. Öpüşürken nefesimin kesildiğini hissettim. O kadar sahipleniciydi ki... Sabaha kadar göğsünde uyudum. Kokusu hala burnumda."
"Vay be..." dedim, iç çekerek. "Resmen film gibi yaşamışsınız. Kıskanmadım desem yalan olur."
Selen bana bakıp kaşlarını kaldırdı. "Eee, senin 'Ağır Abi' ne alemde? Dün dışarı çıktınız, Aras abim bütün gün sırıtarak gezdi ofiste. Kesin siz de fırtınalar kopardınız."
Hırsla limonu sıkmaya başladım. "Sorma Selen, sorma! Bizimki fırtına değil, resmen 'Melih Laneti'. Dün üç kere denedik, yemin ederim üç kere! Tam dudaklarımız değecek, tam o sihirli an gelecek... Ya bir velet dondurma diye bağırıyor, ya Melih abim 'Neredesin sen' diye arıyor, ya da bekçi feneri gözümüze sokuyor! Aras en son direksiyonu yumrukluyordu 'Sikerim böyle şansı' diye."
Selen kahkahayı patlattı. "Şaka yapıyorsun! Koskoca Aras Kılıçsoy bir öpücük alamadı mı yani?"
"Alamadı! Adam resmen mühürlendi. Eve bıraktı beni, tam kapı önünde 'bari bir veda busesine izin ver' dedi, içerde abimin 'Duyguuu!' diye bağıran sesi yankılandı. Aras'ın o anki yüz ifadesini görmen lazımdı; sanki biri elinden oyuncağını almış küçük çocuk gibi kaldı öylece."
"Ay yazık abime," dedi Selen gülmekten gözlerinden yaş gelerek. "Adam bütün engelleri aştı, abilikten sevgililiğe terfi etti ama Melih abimin radarından kaçamadı."
"Aynen öyle. Aras diyor ki, 'Bu kesin Melih'ten gizli iş çevirmenin cezası.' Bakalım akşam ne olacak. Sofrada o kadar insanın içinde nasıl davranacağız hiç bilmiyorum. Melih abim her an 'Aras, şu gizemli sevgilinin eşkali sende var mı?' diye sorabilir."
"Olsun be Duygu," dedi Selen elimi tutarak. "En azından artık birbirinize aitsiniz. O öpücük de elbet bir gün, Melih abimin uyuduğu bir ana denk gelir. Ama dikkat et, abim seni öperse sadece öpmekle sınırlı kalacağnı sanmıyorum"
Annemin ayak seslerini duyunca hemen toparlandık. Selen cevizleri kırmaya devam etti, ben de salatayı karıştırmaya başladım. İçimde bir yandan Selen'in yaşadığı o romantik gecenin hayranlığı, bir yandan da Aras'la yarın akşam yaşayacağımız o riskli yemeğin heyecanı vardı.
Akşam yaklaşıyordu... Ve bu mahallenin gördüğü en karmaşık, en gizli aşklarla dolu sofrası kurulmak üzereydi.
-🦅-
Üzerimdeki gömleğin yakasını aynada son kez düzelttim. Kalbim, sanki göğüs kafesimi kırıp dışarı fırlayacakmış gibi atıyordu. Kaç yıldır bu kapıdan girip çıkmıştım, kaç kez Sevim teyzenin elini öpmüştüm hatırlamıyorum ama bu gece başkaydı. Bu gece o eve sadece "mahallenin ağır abisi" ya da "komşu oğlu" olarak değil, evin kızı Duygu'nun gizli sevgilisi olarak giriyordum.
"Aras, hadi oğlum! Annen seni bekliyor, geç kalacağız!" diye seslendi babam aşağıdan.
"Geldim baba, geldim," dedim derin bir nefes alarak. Merdivenlerden inerken Selen'in bana attığı o imalı bakışı gördüm. Orkun'la yaşadıklarından sonra yüzünde garip bir özgüven vardı, sanki "Bak abi, tek suçlu sen değilsin" der gibi bakıyordu fırlama.
Altınok ailesinin kapısına geldiğimizde Melih kapıyı açtı. Üzerinde her zamanki gibi ciddiyetten uzak ama meraklı bir ifade vardı. "Hoş geldiniz aslanlar! Geçin buyurun," diyerek bizi içeri buyur etti.
Sevim teyze bizi kapıda karşıladı. Elini öptüm, Duygu'nun biricik annesi... "Hoş geldin Aras'ım, özlettin kendini," dedi şefkatle.
Ve sonra o çıktı karşıma. Duygu... Üzerinde vişne çürüğü bir elbise vardı, saçlarını serbest bırakmıştı. Bana bakarken gözlerinin içi titriyordu. "Hoş geldiniz," dedi kısık bir sesle. "Hoş bulduk," dedim, sesim her zamankinden daha kalın ve boğuk çıkarak. O an herkesin içinde onu belinden kavrayıp öpmemek için kendimi öyle bir sıktım ki, avuç içlerim tırnak izi doldu.
Sofraya oturduğumuzda şans ya da Selen'in gizli operasyonu eseri Duygu ile yan yana düştük. Karşımızda Melih, babam ve annelerimiz... Melih daha çorbasından ilk kaşığı almadan konuyu açtı.
"Eee Aras, ne diyorsun bu mahalledeki 'gizemli sevgili' mevzusuna? Ben diyorum ki bu herif kesin dışarıdan biri. Bizim buraların raconunu bilse, öyle elini kolunu sallaya sallaya ceket bırakıp gidemez."
Tam o sırada Sevim teyze araya girdi: "Aman Melih, bırak artık şu dedektifliği. Aras'ın başını şişirme yemekte. Aras'ım, bak senin en sevdiğin içli köftelerden yaptım, hadi ye de kuvvetlen."
"Ellerine sağlık Sevim teyze," dedim ve masanın altından Duygu'nun dizine hafifçe dokundum. Duygu yerinde sıçrar gibi oldu, elindeki kaşığı kasesine düşürdü. Şlak!
"Ne oldu kızım? Elin mi titredi?" dedi annem.
"Yok... Yok Meliha teyze, biraz sıcakmış da ondan," dedi Duygu, yüzü elbisemden daha kırmızı bir hal alırken.
Ben durmadım. Elimi yavaşça dizinden yukarı, uyluğuna doğru kaydırdım. Melih tam karşımda "Uzun süredir halısahada yapmadık.." diye kafa açarken, benim elim Duygu'nun bacağının üzerinde tehlikeli bir yolculuğa çıkmıştı. Duygu bacaklarını birbirine kenetledi, masanın altından elime vurdu ama ben geri çekilmedim. Elimi daha da yukarı, elbisesinin bittiği yere yakın o yumuşak tene dokundurduğumda Duygu'nun nefesinin kesildiğini hissettim.
"Aras, sen ne dersin?" dedi babam aniden.
"Efendim baba?" dedim, elimi bir milim bile kıpırdatmadan.
"Diyorum ki, Orkun bu aralar çok mu bizim eve girip çıkıyor. Sen bir şey fark ettin mi?"
Selen masanın altından bana "Sakın!" der gibi bir tekme savurdu ama tekme benim bacağım yerine Melih'in kaval kemiğine geldi.
"Ah! Ulan Selen, ne vuruyorsun ayın yörüngesine girmiş astronot gibi!" diye bağırdı Melih.
"Ay özür dilerim Melih abi, bacağım uyuşmuş da uzatayım dedim," dedi Selen kıpkırmızı bir halde.
Ben o sırada Duygu'nun bacağındaki elimi iyice yukarı kaydırmıştım. Duygu'nun masanın üzerindeki diğer eli, örtüyü öyle bir sıkıyordu ki parmak boğumları beyazlamıştı. Kulağına doğru çok hafif eğildim, güya su bardağını alıyormuş gibi yaptım: "Çok güzelsin peri kızı, bu gece seni buradan alıp gitmemek için kendimi zor tutuyorum," diye fısıldadım.
Duygu aniden ayağa fırladı. "Ben... Ben mutfaktan taze ekmek getireyim!" dedi ve neredeyse koşarak mutfağa kaçtı.
Melih "Ekmek var ya masada?" diye arkasından seslendi ama Duygu çoktan gitmişti. Birkaç dakika sonra ben de "Bende bir Lavabo gidiyim Sevim teyze, bir elimi yıkayayım," diyerek masadan kalktım.
Lavaboya değil, mutfağa saptım. Duygu tezgahın başında nefes nefese duruyordu. İçeri girdiğim gibi kapıyı ayağımla kapattım ve onu tezgahla kendi aramda hapsettim.
"Aras delirdin mi?! Abim her an gelebilir!" diye fısıldadı, elleriyle göğsümü itmeye çalışarak.
"Sikerim Melih'i de, dedektifliğini de," dedim hırsla. "Masanın altında az kalsın bayılacaktın Duygu. O kadar mı etkili dokunuşlarım?"
Duygu'nun gözleri karardı, dudakları titredi. "Çok kötüsün... Ama bir o kadar da..."
Cümlesini bitirmesine izin vermeden dudaklarına kapandım. İki haftadır, o sahil kenarından beri içimde biriken tüm o açlık, o engellenmişlik hissi bir patlama gibi döküldü. Duygu kollarını boynuma doladı, beni kendine daha sıkı çekti. Tam o an, kapının kolu aşağı indi.
Tık... Tık...
"Duygu? Ekmek nerede kaldı kızım? Aras, sen de mi oradasın?" Sevim teyzenin sesi tam kapının arkasındaydı.
Saniyeler içinde ayrıldık. Duygu hemen eline bir ekmek sepeti aldı, ben de musluğu açıp ellerimi yıkamaya başladım. Kapı açıldığında Sevim teyze içeri girdi.
"Hayırdır, ekmek fırını mı kurdunuz içeride?" dedi Sevim teyze şüpheyle. "Aras, senin de lavabo istikametin biraz kaymış galiba?"
"Burası daha yakındı bende direk burada elimi yıkadım," dedim, sesimdeki o adrenalin yüklü titremeyi gizleyerek. "Hadi geçelim, Sevim teyzem köfteleri soğumasın."
Tekrar masaya oturduğumuzda, Duygu'nun gözlerindeki o ıslak ve parlak bakış her şeye değerdi. Melih yemek boyunca "O adamı bulduğumda mahallenin meydanına dikeceğim," diye ant içti durdu. Bilmiyordu ki, o adam tam sağ çaprazında oturmuş, kardeşinin elini masanın altından tutuyordu.
Yemekten sonra çaylar içildi, rahmetli babasının anıları yad edildi. Duygu'nun babasının bahsi geçince masaya kısa bir sessizlik çöktü. O an Duygu'nun elini masanın altında sıkıca tuttum. "Ben buradayım," dedim sessizce. "Artık kimsesiz değilsin."
Gecenin sonunda kapıda vedalaşırken Melih omzuma vurdu. "Sağ ol Aras, şu 'gizemli sevgili' işini yarın ofiste derinlemesine konuşalım."
"Konuşuruz Melih," dedim gülümseyerek.
uzaklaşırken, Duygu'nun penceresinde yanan ışığa baktım. Bu gece yakalanmanın eşiğinden dönmüştük ama Duygu'nun teninin sıcaklığı hala elimdeydi. Melih istediği kadar arasın, istediği kadar plan yapsın; Kılıçsoy ailesinin ferdi olarak ben, o kaleden peri kızını çoktan çalmıştım. Ve bu daha başlangıçtı.
-🧚♀️-
misafirler kapıdan uğurlandıktan sonra evin içindeki o gergin ama tatlı telaş yerini derin bir sessizliğe bırakmıştı. Tabii, bu sessizlik sadece dışarıdan öyle görünüyordu; zira benim içimde fırtınalar kopuyordu. Masanın altındaki o "tehlikeli" dokunuşların sıcaklığı hala bacaklarımdaydı, Aras'ın mutfaktaki o yakıcı öpücüğünün izi ise dudaklarımı karıncalandırıyordu.
"Eee Duygu Hanım, daldın gittin yine?"
Annemin sesiyle irkildim. Sevim Sultan, mutfak tezgahına yaslanmış, elinde kalan son çay bardağıyla bana öyle bir bakıyordu ki; o bakış "Bana her şeyi anlat yoksa ben anlatmaya başlarım" bakışıydı.
"Yok anne, yoruldum sadece. Bulaşıkları makineye dizdim, ben yatıyorum," dedim, gözlerimi kaçırarak kaçmaya çalışırken.
"Dur bakalım orda," dedi annem, bardağı sertçe tezgaha bırakıp karşıma dikilerek. "O mutfaktaki ekmek sepeti operasyonunu, Aras'ın lavabo diye mutfağa dalışını Melih yemiş olabilir ama ben o ekmeği fırından çıkaran kişiyim kızım. Yemem!"
"Anne ne alakası var? Aras işte, yolu şaşırmış çocuk..."
"Yolu değil kızım, o Aras çoktan yönünü şaşırmış! Aras'ın sana bakarken gözlerinden dökülenleri görmeyecek kadar kör müyüm ben?" dedi annem, hafif bir kıkırtıyla. "Hele o masanın altındaki kıpırdanmalarınız... Masanın örtüsü bir ara dile gelip 'İmdat!' diye bağıracaktı be! Aras'ın eli bir saniye rahat durmadı, senin de yüzün bir ara patlıcan moruna döndü. Ne oldu, içli köfte mi dokundu?"
"Anne valla saçmalıyorsun şu an! Komşu oğlu o bizim, abim gibi..."
"Abin mi?" Annem kahkahayı patlattı. "Duygu, abin kapının önünde 'gizemli sevgiliyi' mahalle meydanına dikmekten bahsediyor, Aras da onun yanında bıyık altından gülüyor. Kızım, o 'gizemli sevgili' bizim Aras değilse, ben de Sevim değilim!"
Bir süre sustum. İnkar etmenin bir anlamı yoktu, annem mahallenin en iyi dedektifinden daha tehlikeliydi çünkü o beni doğuran kadındı. Omuzlarım çöktü, bir sandalyeye çekilip oturdum.
"Tamam anne... Tamam pes!" dedim ellerimi teslim olur gibi kaldırarak. "Evet, Aras. Ama ne olur abime bir şey söyleme! Abim duyarsa Aras'ı sahiden meydana diker, beni de tavan arasına kilitler."
Annem yanıma gelip saçlarımı okşadı, yüzünde yumuşacık bir ifade vardı. "Deli kız... Ben anlamaz mıyım? Aras'ın çocukluğundan beri sana nasıl baktığını, seni nasıl koruduğunu... O ceket mevzusu olduğunda bile 'Hah, bizimki nihayet cesaretini topladı' dedim."
"Sen ciddi misin?" dedim şaşkınlıkla. "Kızmadın mı?"
"Neye kızayım kızım? Aras gibi delikanlıyı, pırlanta gibi çocuğu mu bulacağız? Hem baban görseydi... O da çok severdi Aras'ı. Emanet edecekse bir tek ona ederdi zaten." Annem aniden ciddileşti, parmağını salladı. "Ama bak, o masanın altındaki 'el şakaları' bir daha olmasın! Misafir varken ayıp be! Ben orada fasulye ayıklarken siz aşağıda neler çeviriyordunuz öyle? Melih bir eğilse, Aras'ın elini senin dizinde değil, kafasında bulacaktı!"
"Anne ya! Sus lütfen, yerin dibine giriyorum şu an!" dedim yüzümü kapatarak.
"Gir gir, Aras seni oradan da çıkarır merak etme," dedi annem gülerek. "Hadi şimdi git yat. Yarın Aras Bey'e söyle, Sevim Sultan her şeyi biliyor de. Bakalım o zaman o lavabo yollarını nasıl şaşıracak?"
Odama kaçarken arkamdan hala gülüyordu. Yatağa kendimi attığımda korkumun yerini garip bir rahatlama almıştı. Melih abim hala o "gizemli herifi" arayadursun, evin en büyük müttefikini, Sevim Sultan'ı arkama almıştım.
🧚♀️
Sonunda öpüştülerrrrr evet evet Arası daha fazla süründürmeye gönlüm razı olmadı
Bu arada bütün yorumlarınıza cevap veriyorum o yüzden lütfen bol bol yazın konuşalım