İçeriğe geç

Göz göze gelince

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Göz göze gelince

Bölüm 19

19. Bir türlü gelmeyen öpüçük

Hello hello bu bölüm bol bol benim kulaklarımı çınatacaksınız ama olsun

-🦅-

Geçen gece pencereden bir hırsız gibi süzülüp peri kızından "sevgilim" onayını aldığımdan beri, içimdeki o sert adamın yerinde bir lunapark kurulmuş gibi hissediyordum. Sabah Orkun'un gelip Selen mevzusunu patlatmasıyla bir anlık tansiyonum çıksa da, Duygu'nun o "seni seviyorum" mesajı her şeyi halletmişti. Artık resmiydik ulan! Gizli saklıydık ama kalben mühürlüydük.

Bugün Duygu'yla dışarı çıkacaktık. Mahalleden uzak, kimsenin "Aras abi hayırdır?" demeyeceği, Melih'in o dedektif gözlerinden ırak bir yerlerde...

Hazırlandım. En iyi deri ceketimi giydim diğeri hâlâ Duygu'nun odasında rehin olduğu için yenisini çıkardım, parfümü de her zamankinden bir tık fazla sıktım. Arabayla mahalle bakkalının iki sokak ötesinde beklemeye başladım. Peri kızı, üzerinde beyaz bir elbiseyle, saçları rüzgarda savrularak köşeden döndüğünde yemin ederim kalbim motorun pistonundan daha hızlı çarpmaya başladı.

"Selam sevgilim," dedim, o arabaya biner binmez. "Sevgilim" kelimesi ağzıma o kadar yakışmıştı ki, her cümlede kurasım vardı.

Duygu gülümsedi, yüzü kızardı. "Selam... Aras abi?" dedi muzipçe.

"Duygu, bak o abi mevzusunu bir daha açarsan bu arabayı direkt nikah dairesine sürerim, şakam yok," dedim ciddiyetle ama gözlerim parlıyordu.

Şehrin biraz dışındaki o sakin koya gittik. Araba park ettik, indik. Deniz çarşaf gibiydi. Duygu'nun elini tuttum. Parmakları parmaklarımın arasına o kadar güzel yerleşti ki, "Ben bu eli bir daha bırakmam" dedim içimden.

Yürüdük, güldük, Selen ve Orkun'un mevzusunu çekiştirdik. Duygu, Selen'in nasıl korktuğunu anlatırken ben de Orkun'un ofiste nasıl kireç gibi olduğunu anlatıp dalga geçtim. Sonra bir ara kayalıklara oturduk. Güneş batmaya yakın, ışık tam Duygu'nun yüzüne vuruyordu. Gözleri zümrüt gibi parlıyordu.

Yavaşça yaklaştım. Kalbim güm güm. Elimle yüzünü kavradım. Tam dudaklarına kapanacakken, burnumuz birbirine değmişken...

"ABİİİİİİİ!" diye bir ses yükseldi arkadan.

Sıçrayarak geri çekildim. "Ne oluyor amına koyayım?!" diye bağırdım istemsizce. Arkadan elinde dondurmayla koşan bir velet, "Abi topum kayalara kaçtı, alsana!" diye bağırıyordu.

Duygu kahkaha atmaya başladı. Ben ise o veledi denize fırlatmamak için sabır çekiyordum. "Git ulan buradan, topun batsın!" dedim dişlerimin arasından. Romantizm yerle bir olmuştu.

Akşam yemeği için şık ama gözlerden uzak bir yere geçtik. Şaraplar söylendi, yemekler geldi. Duygu o kadar güzel anlatıyordu ki her şeyi, onu dinlemekten yemeği unutuyordum.

"Aras," dedi, elini masanın üzerine koyarak. "Hâlâ inanamıyorum. Gerçekten dışarıdayız ve biz... Biz biriz."

"Seni seviyorum peri kızı," dedim. Sesimdeki o ağırlık ilk defa bu kadar yumuşaktı. Eğildim masanın üzerinden. O da eğildi. Gözlerimi kapattım, o sıcak nefesini hissettim. Tam o milimetrik mesafe kalmışken...

Dırıt... dırıt... dırıt...

Masadaki telefonum değil, sanki beynim titredi. Ekranda o lanet isim yanıp sönüyordu: "Melih"

"Açma," dedi Duygu fısıltıyla.

"Açmazsam mahalleyi birbirine katar bu sığır," dedim ve küfrederek açtım.

"Efendim Melih?"

"Aras! Neredesin lan? Ofiste yoksun, evde yoksun. Ne yapıyorsun"

"Beni mi özledin gece gece ne oldu ulan" dedim, Duygu'ya "sabır" işareti yaparak.

"Lan ofiste dosyalar bekliyor hem hani Duygunun sevgilisini bulacaktın hala tık yok, bak kız yine çıktı bir yerlere bu gün"

Gözlerimi devirdim. "Melih, işim var. Çok önemli bir toplantıdayım. Yarın bakarız. Hadi kapat."

Telefonu kapattım ama bütün hevesim kursağımda kalmıştı. "Bu adamın zamanlamasına saçayım," diye mırıldandım. Duygu elleriyle yüzünü kapatmış gülüyordu. "Gülme Duygu, valla bu Melih'ten gizli iş çevirmenin laneti bu. Adam sanki görünmez bir bağla bağlı bize, tam yaklaşınca çekiyor ipi."

Yemekten çıktık. Duygu'yu eve bırakma vakti gelmişti ama ben pes etmemiştim. Arabayı bizim evin arkasındaki o karanlık sokağa çektim. Motoru durdurdum. Sokak lambası patlamıştı, ortam tam istediğim gibi karanlık ve sessizdi.

"Sonunda," dedim, Duygu'ya dönerek.

"Çok inatçısın Aras," dedi Duygu, emniyet kemerini çözerken.

"Konu sensen, dünyanın en inatçı adamıyım," dedim.

Elimi ensesine attım, onu kendime çektim. Duygu gözlerini kapattı, ellerini göğsüme koydu. Bu sefer kimse yoktu. Ne velet, ne garson, ne ses... Tam dudaklarımız birbirine değdi, o eşsiz tadı alacakken...

Tak... tak... tak...

Bu sefer telefon değil, arabanın camına "Tak tak tak!" diye vurulma sesi geldi.

Korkuyla camdan dışarı baktım. Melih? Hayır, bekçi! Elinde fenerle cama tutuyordu. "Hayırdır hemşerim, ne yapıyorsunuz burada gece vakti?"

"Şansıma sokayım!" diye bağırdım direksiyona vurarak. "Bekçi bey, mahallenin çocuğuyuz, eve geldik işte!"

Bekçi çekilince Duygu gülmekten koltuğa yığıldı. "Aras, bence pes edelim. Melih'in ahı mı tuttu anlamadım ama bugün bize rahat yok!"

Duygu'yu evin kapısına kadar götürdüm. Tam kapının önünde, son bir hamle yapacakken Melih'in içeriden sesini duydum: "Duygu! Sen mi geldin? Gel de şuray konuşalım!"

Duygu bana hüzünlü ve komik bir bakış atıp içeri süzüldü. Sokakta tek başıma kaldım. Başımı gökyüzüne kaldırdım. "Ulan Melih! Kendi kendimi yakalatacaksın sonunda bana! Kendi sevgilimin peşinde dedektiflik yaparken sevgilimi öpemiyorum ya, bu da benim imtihanım olsun!"

Eve dönerken kendi kendime söyleniyordum: "Resmi itiraf tamam, sevgililik tamam ama o öpücük Melih'in radarına takılmadan olmayacak galiba. Bu gidişle adamı bayıltıp öyle öpeceğim kızı, başka yolu yok!"

-🧚‍♀️-

Kapıdan içeri adımımı attığımda yüzümde engelleyemediğim bir gülümseme, kalbimde ise Aras'ın o sert ama şefkatli dokunuşunun bıraktığı bir sızı vardı. Bekçi baskını, Melih'in bitmek bilmeyen telefonları ve Aras'ın o her aksilikte "S*kerim böyle şansı" diyen isyankar ama komik hali... Gerçekten tam bir "Melih abimin laneti" yaşıyorduk.

Antreye geçer geçmez aynadaki aksime baktım. Saçlarım hafif dağılmış, yanaklarım ise Aras'ın yakınlığıyla al al olmuştu. "Sakin ol Duygu," dedim içimden. "Melih'in radarındasın, profesyonel oyna."

Salona girdiğimde Melih abimi koltukta, önünde bir yığın kağıt ve telefonla buldum. Annem ise dizine yatırmış taze fasulyeleri ayıklıyordu. Televizyonda bir haber kanalı açıktı ama kimsenin izlediği yoktu.

"Hah! Geldi bizim firari," dedi abim, kafasını kağıtlardan kaldırarak. "Neredesin sen kızım? Selen'le miydin sahiden? Kaç kere aradım, meşgule atıp durdun."

"Ya abi, Selen'le sahilde yürüdük biraz, rüzgarda duymamışım telefonu," dedim, çantamı kenara atıp annemin yanına ilişerek. "Hem ne bu halin? Ofis açmışsın salona."

"Ne hali olacak? Bütün işleri gücü benim başıma kaldı bıktım vallahi bıktım, bir de seninle uğraşıyorum o kadar işin gücün arasında."

Annem fasulyeyi kırıp kaba atarken bana imalı bir bakış fırlattı. "Bırak abini Duygu, o bugünlerde pek bir asabi. Asıl haberi ben vereyim sana. Yarın akşam misafirimiz var."

"Kim geliyor anne?" diye sordum, içimden bir ses cevabı bildiğini fısıldarken.

"Meliha teyzenler geliyor. Aras, Selen, babası... Hepsi burada. Eskisi gibi bir sofra kuralım dedik. Hem Aras'ın işleri de açılmış, bir kutlama olsun, hem de şu bizimkiler bir araya gelsin."

O an kalbim göğüs kafesime sığmadı. Aras, yarın akşam bizim evde, bizim soframızda olacaktı. Hem de Melih abimin "arayıp da bulamadığı o gizemli sevgili" olarak tam karşısında oturacaktı! Bu ya dünyanın en romantik yemeği olacaktı ya da Melih abimin bir şeyi fark edip sofrayı Aras'ın kafasına geçirdiği bir felaket.

"Öyle mi? İyi olur" dedim, sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak.

"İyi olur tabii," dedi Melih abim, elindeki kalemi kulağının arkasına takarak. "Aras'ı bir de evde sıkıştırırım. Belki benim görmediğim bir şeyi o görmüştür mahallede. Adamın gözünden kaçmaz hiçbir şey, yardımcı olur bana şu herifi bulmamda."

Gülmemek için dudağımı ısırdım. "Eminim çok yardımcı olur abi. Bilmiyorum farkındamısın ama olmayan bir adamın peşindesin sevgilim falan yok!."

Annem bana bakıp gülümsedi. Sanki bir şeyleri seziyor ama adını koymuyor gibiydi. "Hadi bakalım, geç odana da dinlen. Yarın hazırlık çok. Aras'ın en sevdiği içli köftelerden yapacağım, ona göre yardım edersin bana."

"Yaparız anneciğim, yaparız..."

Odama geçtiğimde kendimi yatağa attım. Hemen telefona sarılıp Aras'a yazdım:

Duygu: "Yarın akşam için hazır mısın 'gizemli sevgili'? Annemler sizi yemeğe çağırmış. Abim seni 'suç ortağı' yapıp kendini aratacak sana. Ve annem senin en sevdiğin içli köftelerden yapıyor... Bakalım o sofrada bana bakarken Melih abime nasıl yakalanmayacaksın?"

Aras: "İçli köfte mi? Peri kızı, ben o sofrada senin gözlerine bakarken Melih'i değil, dünyayı unutururum"

Yorganı kafama kadar çektim. Yarın akşam büyük gündü. Kılıçsoy ve Altınok aileleri aynı sofrada, iki gizli aşkın gölgesinde bir araya gelecekti. Aras'ın masanın altından elimi tutup tutmayacağını, Melih abimin ne zaman şüpheleneceğini düşünürken uykunun tatlı huzuruna daldım. Yarın akşam, bu mahallenin gördüğü en riskli ama en güzel yemek olacaktı.

🧚‍♀️

Yazık lan arasıma bir türlü öpemedi kızı

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.