Bu bölüm Selen ve Orkun üzeriden ilerleyecek hazırlık yapın
-🧚♀️-
Mutfağın o kaotik ama neşeli havası abimin gidişiyle biraz durulmuştu. Annem, "Siz şu sofrayı toparlayın da ben de salonu halledeyim," diyerek salona geçtiğinde, Selen'le baş başa kalmıştık. Selen, elindeki çay bardağını masaya bırakıp bana öyle bir baktı ki, bu bakışın altından sadece benim Aras'la olan mevzumun çıkmayacağını anladım. Bir şeyler planladığı her halinden belliydi.
"Duygu," dedi Selen, sesini iyice kısarak. Sandalyesini bana doğru yaklaştırdı. "Bak, abim şu an bulutların üzerinde uçuyor. Hayatında ilk kez bu kadar korumasız, bu kadar mutlu ve bu kadar... hani derler ya, yelkenleri suya indirmiş durumda."
"Öyle valla," dedim, gülümsememi bastıramayarak. "Geceki halini görsen Selen, resmen pencereden içeri süzüldü. O ağır başlı Aras gitti, yerine romantik bir film kahramanı geldi."
"İşte tam da bu yüzden!" dedi Selen, aniden elimi tutarak. "Bu fırsatı kaçıramayız. Abimin bu 'dünyaya barış gelmiş' modunu değerlendirmemiz lazım."
Kaşlarımı çattım. "Ne demek istiyorsun? Yine ne karıştırıyorsun sen?"
Selen derin bir nefes aldı, yanakları hafifçe kızardı. "Biliyorsun... Orkun'la biz... Yani Orkun abimin en yakın arkadaşı, sağ kolu. Ama biz de uzun zamandır bir şeyler yaşıyoruz. Saklamaktan, köşe kapmaca oynamaktan yorulduk. Orkun bugün kararlı. Abimin bu neşesini fırsat bilip, onunla konuşmaya gidecek. Bizim sevgili olduğumuzu söyleyecek!"
"Ne?!" diye bağırdım, sonra hemen ağzımı kapattım. "Selen sen delirdin mi? Aras, Orkun'u kardeşi gibi görüyor. Bir de üstüne seninle sevgili olduğunu duyarsa... Tamam, şu an mutlu falan ama abilik damarı bir tutarsa Orkun'u o ofisten sağ çıkarmaz!"
"Çıkarır, çıkarır!" dedi Selen heyecanla. "Düşünsene Duygu, abim şu an sana olan aşkıyla sarhoş. Kendi bir 'yasak elmayı' kopardı sonuçta! Seninle gizli saklı iş çevirirken, Orkun'a 'Sen benim kardeşimle nasıl sevgili olursun?' diye hesap sorması ikiyüzlülük olmaz mı? Orkun da tam buna güveniyor. 'Aras şu an kimseye kızamaz, kalbi yumuşacık' diyor."
Düşündüm bir an. Aras'ın ofisteki halini hayal ettim. Melih abim yanına gelip "Duygu'nun sevgilisini bul" derken, Orkun da gelip "Ben senin kardeşinin sevgilisiyim" derse... Ortam tam bir komedi dükkanına dönerdi.
"Valla Selen, Orkun büyük cesaret hapı yutmuş," dedim. "Aras her ne kadar mutlu olsa da, konu sensen o korumacı içgüdüleri her an hortlayabilir. Ama bir yandan da haklısın. Eğer Aras seninle Orkun'un arasındakini kabul ederse, yarın bir gün bizim ilişkimiz ortaya çıktığında Melih abime karşı elimiz daha güçlü olur. 'Bak Selen'le Orkun da öyle' deriz."
"Aynen öyle!" dedi Selen, gözleri parlayarak. "Yani anlayacağın bugün Kılıçsoy ve Altınok aileleri için büyük 'itiraf' günü. Orkun ofise gidecek, abimin karşısına dikilecek ve 'Aras, ben Selen'e aşığım' diyecek. Ay düşünmesi bile beni heyecandan bayıltacak!"
"Peki sen ne yapacaksın?" diye sordum.
"Ben de yanlarında olacağım tabii ki! Abim tam parlamaya kalkarsa araya girip 'Senin de Duygu'yla ne işler çevirdiğini biliyorum!' diye tehdit savuracağım," dedi Selen kıkırdayarak.
"Sakın!" dedim dehşetle. "Selen, bizimkini karıştırma! Daha çok erken, Melih abim daha odayı örümcek için arıyor, ölürüz valla!"
Selen güldü, masayı toplamaya başladı. "Şaka yapıyorum canım. Ama bugün o ofiste kıyamet mi kopacak yoksa bayram mı ilan edilecek göreceğiz. Orkun birazdan yola çıkar. Dualarını eksik etme Duygu, Orkun sağ salim o odadan çıkarsa, akşam hep beraber kutlama yaparız!"
Selen mutfaktan şarkı söyleyerek çıkarken ben olduğum yerde kaldım. Aras'ın bu sabahki o "dünya güzel, hayat güzel" halinin Orkun'un itirafıyla nasıl bir şekil alacağını düşünmeden edemiyordum. Bizim aşkımız mahalleyi birbirine katmaya yetiyordu, bir de üstüne Selen ve Orkun eklenirse... Bu mahallede taş üstünde taş kalmayacaktı!
Hemen Aras'a bir mesaj attım: "Bugün ofiste sabrını çok zorlayacak şeyler olabilir... Ne duyarsan duy, bu sabahki o güzel gülüşünü hatırlat kendine. Seni seviyorum."
Yazıp gönderdim. Şimdi tek yapmam gereken, Orkun'un o ofisten sağlam çıkması için beklemekti.
-🦅-
Masanın başında, önümdeki dosyalara bakıyordum ama zihnim hâlâ dün geceki o pencere pervazında, Duygu'nun saçlarının kokusundaydı. Tam o sırada telefonum titredi. Duygu'dan mesaj vardı. Okuduğum an kalbim bir tur daha takla attı ama yazdıkları biraz tuhaftı:
"Bugün ofiste sabrını çok zorlayacak şeyler olabilir... Ne duyarsan duy, bu sabahki o güzel gülüşünü hatırlat kendine. Seni seviyorum."
Mesajın sonundaki o iki kelimeyi görünce ofisin ortasında kendi kendime sırıtmaya başladım. "Seni seviyorum" yazmıştı be! Peri kızı resmen mührü basmıştı. Ama mesajın başındaki o "sabrını zorlayacak şeyler" kısmı ne alaka anlamamıştım. Melih yine bir dedektiflik peşindeydi herhalde, ya da o ceket mevzusu iyice sarpa sarmıştı. "Siktir et," dedim içimden, "Duygu beni seviyor ya, Melih isterse mahallede tankla gezsin, umrumda değil."
Tam o sırada kapı çalmadan açıldı. İçeri giren bizim Orkun'du. Ama Orkun değil, sanki idama giden bir mahkum. Yüzü kireç gibi, elleri titriyor, gözleri fır fır dönüyor.
"Aras... Kardeşim, müsait misin?" dedi, sesi sanki bir kuyu dibinden geliyordu.
"Gel oğlum gel, gel de şu neşeme ortak ol," dedim geri yaslanarak. "Bugün dünya başka dönüyor lan Orkun! Çay söyleyeyim mi sana? Yoksa direkt konuya mı gireceksin?"
Orkun karşımdaki koltuğun ucuna tünedi. Terli ellerini dizlerine sürttü. "Aras, bak... Biz seninle çocukluktan beri beraberiz. Kan kardeşiz. Birbirimizin her bokunu biliriz, değil mi?"
"Öyleyiz tabii lan, ne oldu? Yine bir ihale mi kaçırdın, ne bu cenaze havası?"
Orkun derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı, sanki kurşuna dizilecekmiş gibi bekledi. "Ben... Ben birine aşık oldum Aras. Ama öyle böyle değil. Hayatımın kadını buldum."
Gülerek masaya vurdum. "Ulan sonunda be! Kimmiş bu şanslı kız? Bizim mahalleden mi? Tanıyor muyum? Söyle de bir kutlama yapalım."
Orkun yutkundun, boğaz düğümü koca bir yumruk gibi dışarıdan belli oluyordu. "Tanıyorsun Aras. Çok yakından tanıyorsun hem de... Ben... Ben Selen'le sevgiliyim."
Sessizlik.
Ofisin içindeki o neşeli hava, sanki bir vantilatörle saniyeler içinde çekilip alınmış gibi oldu. "Selen?" dedim. Sesimdeki o neşeli tını, yerini buz gibi bir ciddiyete bıraktı. "Bizim Selen? Benim kardeşim Selen?"
Orkun ayağa fırladı, ellerini "dur" der gibi kaldırdı. "Bak Aras, hemen parlama! Vallahi niyetim ciddi. Kızı el üstünde tutuyorum. Uzun zamandır aramızda bir şeyler vardı ama sana nasıl söyleriz diye uykularımız kaçtı. Bugün karar verdik, artık gizli saklı olmasın dedik."
Beynimin içinde şimşekler çakıyordu. Bir yanda Duygu'nun "Seni seviyorum" mesajı, bir yanda "Sabrını zorlayacak şeyler" uyarısı... "Vay anasını," dedim içimden, "Duygu biliyordu!"
Ayağa kalktım. Orkun geri geri gidip kapıya yaslandı. "Aras bak, küfretme! Vurma! Kardeşiz dedik!"
"Ulan Orkun!" diye gürledim, sesim ofisin duvarlarında yankılandı. "Gözümün içine baka baka, her gün beraber takılırken benim kardeşime mi göz koydun lan sen? Ben dışarıdaki çakallardan koruyorum diye güveniyorum, sen burnumun dibinde iş çeviriyorsun! Sikerim lan senin kardeşliğini!"
"Aras valla çok seviyorum!" dedi Orkun, sesi titreyerek. "Hatta bugün Selen'le konuştuk, o da çok istiyor. Bak, senin şu anki mutluluğunu bozmak istemem ama..."
Tam o an, Duygu'nun mesajı zihnime bir tokat gibi indi. "Ne duyarsan duy, bu sabahki o güzel gülüşünü hatırlat kendine."
Duraksadım. Eğer şimdi Orkun'un kafasını masaya vurursam, yarın bir gün Melih benim kafamı Duygu yüzünden duvara vurduğunda savunacak bir tarafım kalmazdı. "Tencere dibin kara, seninki benden kara" durumuna düşmüştük. Ben Melih'in kardeşini pencereden sızıp öperken, en yakın arkadaşım da benim kardeşimi mi tavlamıştı yani?
Derin bir nefes aldım, elimi yüzüme sürdüm. "Otur lan oraya!" dedim, sesimdeki öfkeyi bastırmaya çalışarak.
Orkun şaşkınlıkla, sanki bir mucize olmuş gibi yerine oturdu. "Kızmadın mı?"
"Kızdım lan! Delirdim hatta!" dedim masaya oturarak. "Ama... Ama yat kalk dua et oğlum aynı durumdayız diye bir sik yapamıyorum, yoksa senin kafanı sürte sürte kırmıştım."
Orkun'un gülümsedi. "Evet Selen bu gün söyledi kapmışsın peri kızını"
"Doğru kaptı... Boş ver sen orasını," dedim, sinirli bir gülüşle. "Bak Orkun... Selen benim canım. Eğer onun saçının teline zarar gelsin, eğer onu bir gün üz, vallahi seni bu ofisin tavanına asarım, altına da mum yakarım. Anladın mı beni?"
"Anladım Aras! Vallahi başımın tacı yapacağım, söz!"
"Siktir git şimdi gözümün önünden," dedim, kalemimi fırlatarak. "Git Selen'e söyle, abim 'şimdilik' ölmedi de."
Orkun odadan uçarak, resmen sevinçten takla atarak çıktı. Ben ise koltuğumda kalakaldım. Bir elimde Duygu'nun mesajı, diğer elimde kardeşimin sevgilisi...
"Vay be," dedim kendi kendime. "Mahalle değil, resmen aşk üçgenleri, kareleri laboratuvarı olduk. Melih... Ah Melih, bir de sen öğrensen şu olanları, mahallede sağ kalan adam kalmayacak."
Hemen Duygu'ya yazdım:
Aras: "Mesajı şimdi anladım peri kızı. Orkun buradaydı. Az kalsın katil oluyordum ama senin o son iki kelimen sayesinde hayatta kaldı. Şimdi söyle bakalım... Bu mahallede başka kim kiminle iş çeviriyor? Melih de gidip Kevser teyzeden mi hoşlanıyor?"
Güldüm. Gerçekten, hayat bazen en büyük şakasını en yakın arkadaşınla yapıyordu. Ama Duygu'nun "Seni seviyorum"u her şeye değerdi. Orkun'u bile affettirirdi adama.
-🌞-
Selenin anatımından
Abimin ofisinden gelen o "yaşıyor" haberiyle üzerimden devasa bir yük kalkmıştı. Orkun'un Aras abimin karşısına çıkması, aslanın inine silahsız girmekle eş değerdi benim gözümde. Hele abimin son zamanlardaki o öngörülemez halleri, Duygu ile arasındaki o gizli çekim derken, Orkun'un bu itirafı ya bir bayram ilan ettirecekti ya da mahallede bir cenaze töreni. Ama Orkun başarmıştı.
Duygu'yla mutfakta ettiğimiz o heyecanlı dedikodudan sonra, akşamüzeri kimseye çaktırmadan Orkun'un evine geçtim. Anahtarı kapıda çevirirken kalbim hala yerinden çıkacak gibi atıyordu. İçeri girdiğimde Orkun salondaki kanepede uzanmış, tavanı izliyordu. Üstündeki gömleğin yakaları açılmış, sanki bir savaştan yeni çıkmış gibi yorgun ama bir o kadar da huzurlu görünüyordu.
"Orkun!" diye seslendim kapıyı kapatır kapatmaz.
Yerinden fırlayıp bana döndüğünde yüzünde o çok sevdiğim, hafif şaşkın ama sevgi dolu gülümsemesi belirdi. Yanına nasıl koştuğumu, boynuna nasıl atladığımı hatırlamıyorum bile. Beni belimden tutup havaya kaldırdı, sıkıca sarıldı.
"Selen... Geldin," dedi, sesi hala biraz titriyordu. "İnan bana, bir ara o ofisten sadece fotoğrafım çıkacak sandım."
Gülerek geri çekildim, yüzünü ellerimin arasına aldım. "Anlat çabuk! Her detayı istiyorum. Abim ne yaptı? Bağırdı mı? Küfretti mi? Yoksa o meşhur bakışlarından birini mi fırlattı?"
Orkun beni koltuğa yanına oturttu, ellerimi bırakmıyordu. "Selen, hayatımda hiç bu kadar terlediğimi hatırlamıyorum. İçeri girdiğimde Aras öyle bir neşeliydi ki, sanırsın piyango çıkmış. Ben konuya girince o gülüş bir anda buz kesti. 'Selen?' dedi... O an yemin ederim vasiyetimi yazmaya başladım kafamda. 'Bizim Selen? Benim kardeşim Selen?' diye sorunca 'Tamam' dedim, 'Buraya kadarmış Orkun, güzel yaşadın'."
"Ay kıyamam sana! Sonra ne oldu?"
"Sonra ayağa kalktı, üzerime yürüdü. 'Ulan Orkun!' diye bir gürledi, ofisin camları titredi sandım. Küfürler havada uçuştu tabii, abini biliyorsun. 'Gözümün içine baka baka benim kardeşime mi göz koydun?' dedi. Tam o sırada telefonuna bir mesaj geldi... Duygu'danmış herhalde. O mesaja baktı, bir duraksadı. Sanki bir mucize oldu Selen. O barut fıçısı adam bir anda söndü."
"Biliyorum ben atırdım o mesajı Duyguya" dedim kıkırdayarak.
"O mesaj hayatımı kurtardı o zaman," dedi Orkun, saçlarımı kulağımın arkasına iterek. "Sonra bana 'Otur lan oraya' dedi. Biraz fırça kaydı, 'Kardeşlik bitmiştir' falan dedi ama sonunda kabul etti. 'Eğer saçının teline zarar gelirse seni ofisin tavanına asarım' dedi. Yani anlayacağın, abinden 'geçici' bir yaşama izni aldım."
Orkun'un bakışları yumuşadı, ellerimi tutup dudaklarına götürdü. Odanın içine akşam güneşinin son kızıllığı vuruyordu. Aras abimin korkusundan, mahalle baskısından, gizli saklı buluşmalardan o kadar yorulmuştuk ki... Şimdi ilk kez birinin bildiği gerçeğiyle nefes alıyorduk.
"Çok korktum Orkun," dedim fısıltıyla. "Seni kaybetmekten, abimin bizi ayırmasından çok korktum. Sen onun kardeşi gibisin, o benim her şeyim... İkinizin arasının bozulması kalbimi çok acıtırdı."
Orkun yaklaştı, alnını alnıma yasladı. "Artık geçti güzelim. Aras biliyor. En zoru buydu zaten. Ama şu an... Sadece seninle olduğum için çok mutluyum."
Kollarımı boynuna doladım. Orkun'un kokusu, o güven veren sıcaklığı beni tüm dünyadan soyutluyordu. "Abim neden bu kadar çabuk yumuşadı sence? Sadece Duygu'nun mesajı olamaz."
Orkun güldü, göz kırptı. "Kendiside aynı durumda çünkü güzelim o da melihin arkasından iş çeviriyor yani bana bir bok diyemedi"
Orkun yerinden kalkıp mutfağa geçti, iki kadeh şarap ve biraz atıştırmalık getirip masaya bıraktı. Işıkları söndürdü, sadece köşedeki küçük lambanın loş ışığı kaldı. Müzik setinden hafif bir caz melodisi yayılmaya başladı.
"Bunu kutlamalıyız," dedi, beni masaya davet ederek. "Gizli saklı değil, korkuyla değil... Sadece biz olarak."
Masada karşılıklı oturduğumuzda, Orkun'un gözlerindeki o derin aşkı görebiliyordum. "Seni seviyorum Selen. Her ne pahasına olursa olsun, senin için her şeyi göze alırım. Aras'ın öfkesini de, mahallenin dedikodusunu da..."
"Ben de seni seviyorum Orkun. Hayatımda verdiğim en doğru karar sensin," dedim.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, balkonun serinliğinde birbirimize sarılmış yıldızları izlerken içimde büyük bir huzur vardı. Kılıçsoy ailesi kaderi birbirine öyle bir dolanmıştı ki, bu kördüğümden ancak böyle büyük aşklar çıkabilirdi. Abim Duygu'sunu, ben Orkun'umu bulmuştum. Şimdi fırtınalar kopsa da, biz birbirimize sığındığımız sürece hiçbir şey bizi yıkamazdı.
"Yarın abimin yüzüne nasıl bakacağım?" diye sordum gülerek.
"Valla o senin sorunun güzelim," dedi Orkun saçlarımı öperek. "Ben bugünlük kahramanlık kotamı doldurdum. Ama merak etme, abin şu an seni değil, peri kızını düşünmekten başka bir şey yapmıyordur."
Gülümsedim. Aşk, bu mahallede en zor ama en güzel şeydi. Ve biz, o zoru başarmıştık.
Orkun'un evindeki o loş ışık, dışarıdaki dünyanın tüm gürültüsünü ve Aras abimin o korkutucu gölgesini kapının ardında bırakmıştı. Masadaki kadehlerden birer yudum almıştık ama ikimizin de asıl sarhoşluğu, üzerimizdeki o devasa gizlilik yükünün kalkmış olmasıydı. Orkun, bakışlarını bir an bile üzerimden ayırmıyordu; o gözlerdeki yoğunluk, kalbimin ritmini altüst etmeye yetiyordu.
"Hâlâ inanamıyorum," diye fısıldadım, sandalyemi ona biraz daha yaklaştırarak. "Abimin karşısına geçip bunu söylemen... Hayatımda gördüğüm en cesurca şeydi Orkun."
Orkun hafifçe gülümsedi, elini masanın üzerinden uzatıp yanağımı okşadı. Parmak uçları cildime değdiği an içimde bir yerlerde havai fişekler patladı. "Senin için Selen... Senin için sadece Aras'ın karşısına değil, tüm mahallenin karşısına dikilirim. Seni saklamak, seni 'arkadaşımın kardeşi' gibi sevmek canımı çok yakıyordu."
Beni kendine doğru çektiğinde, koltukta yan yana gelmiştik. Aramızdaki mesafe kapandıkça odadaki hava daha da ısındı. Orkun'un nefesini tenimde hissetmek, o tanıdık ve güven veren kokusunu içime çekmek beni her zamankinden daha savunmasız ama bir o kadar da güçlü kılıyordu.
"Artık saklanmak yok," dedi Orkun, sesi iyice derinleşip pürüzlü bir hal alırken.
Gözlerimin içine o kadar derin ve tutkuyla bakıyordu ki, kelimeler boğazımda düğümlendi. Yavaşça bana doğru eğildi. Önce alnıma, sonra şakaklarıma küçük ama yakıcı öpücükler bıraktı. Her dokunuşunda kalbim biraz daha hızlanıyor, nefesim daralıyordu.
"Seni çok seviyorum," diye fısıldadı dudaklarıma doğru.
Cevap vermeme fırsat kalmadan, o beklediğim ama her seferinde ilkmiş gibi heyecanlandığım an gerçekleşti. Orkun, dudaklarını benimkilerle birleştirdiğinde zaman tamamen durdu. Öpücüğü hem yumuşak hem de aylardır biriken o baskılanmış özlemin tüm ağırlığını taşıyordu. Ellerim istemsizce ensesine, saçlarının arasına kaydı; onu kendime daha çok çekmek, bu anın hiç bitmemesini istiyordum.
İçimizdeki o korku, yerini tamamen birbirimize olan aidiyetimize bırakmıştı. Orkun'un elleri belimi sıkıca kavrarken, bu öpücük sadece bir sevgi gösterisi değil; abimin, mahalleye ve tüm zorluklara karşı verilmiş sessiz bir söz gibiydi. "Biz buradayız ve birbirimizden vazgeçmiyoruz," diyordu bu an.
Geri çekildiğinde bakışlarımız birbirine kilitlendi. Odadaki o sessizlik artık huzur değil, aylardır bastırdığımız o yoğun arzunun ağırlığını taşıyordu. Orkun'un elini belimde hissetmek, parmaklarının tenime değdiği her noktada bıraktığı o yakıcı iz... Artık sadece "arkadaşının kardeşi" ya da "abi korkusuyla kaçan kız" değildim. Onun kadınıydım ve o da benim her şeyimdi.
"Selen..." dedi fısıldayarak. Sesi o kadar derinden geliyordu ki, adımı sanki ilk kez duyuyormuşum gibi hissettim. "Bu gece gitme. Burada kal. Sadece yanımda olmana, kokunu içime çekerek uyumaya o kadar ihtiyacım var ki..."
Normalde "Abim fark eder, mahalleli görür" diyecek olan o mantıklı Selen çoktan uçup gitmişti. Sadece başımı salladım. "Kalacağım," dedim. Bu tek kelime, ikimiz için de bir dönüm noktasıydı. Artık aramızda hiçbir sır, hiçbir engel kalmamıştı.
Orkun beni yavaşça kucağına alıp yatak odasına taşıdığında kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Beni yatağa bıraktığında, ay ışığı pencereden süzülüp odayı gümüşi bir renge boyuyordu. Üstündeki gömleğin düğmelerini tek tek çözerken ellerim titriyordu ama gözlerimi bir an bile ondan ayırmıyordum. O da aynı tutkuyla bana bakıyordu.
O gece, her dokunuşumuz sanki birer yemin gibiydi. Aylarca sadece bakışlarımızla anlattığımız her şeyi, şimdi tenimizin diliyle anlatıyorduk. Orkun'un elleri vücudumda gezinirken, her bir santimimi ezberlemek ister gibiydi. Dudakları boynumda, omuzlarımda dolaşırken hissettiğim o ürperti, hayatım boyunca hissettiğim en gerçek şeydi.
"Seni her şeyden çok seviyorum," diye fısıldadı kulağıma.
Birlikte olduğumuz o anlarda dünya dışarıda durmuştu. Ne Kılıçsoy soyadı vardı, ne abimin öfkesi, ne de mahallenin bitmek bilmeyen dedikoduları. Sadece o ve ben vardık. Birbirimize karışırken, ruhlarımızın da o kördüğümün içinde birbirine bağlandığını hissettim. O gece Selen ve Orkun olarak değil, tek bir vücut, tek bir ruh olarak tamamlandık.
Sabaha karşı, güneşin ilk ışıkları odaya sızmaya başlarken Orkun'un göğsüne başımı yaslamış, onun düzenli nefes alışlarını dinliyordum. Çıplak omuzlarımı örten yorganın altındaki o sıcaklık, hayatımın en güvenli limanıydı. Orkun uyandığında saçlarımı öpüp beni biraz daha kendine çekti.
"Günaydın dünyam," dedi, sesi uykulu ama inanılmaz huzurlu geliyordu.
"Günaydın," dedim, başımı kaldırıp ona bakarak. Gözlerindeki o sahiplenici bakış artık çok daha derindi.
"Hiç pişman mısın?" diye sordu, elimi tutup kalbinin üzerine koyarak.
Gülümsedim. "Hayatımda yaptığım hiçbir şeyden bu kadar emin olmamıştım Orkun. Artık ne olursa olsun, biz bileyiz."
Yataktan kalkmak dünyanın en zor işi gibi gelse de, mahalle uyanmadan eve süzülmem gerekiyordu. Hızlıca hazırlandım, Orkun kapıya kadar bana eşlik etti. Tam çıkacakken beni tekrar kendine çekip uzunca öptü.
"Akşam seni arayacağım," dedi. "Ve bu sefer abinden gizli değil, sevgilin olarak."
Evin kapısından çıkıp mahalle yoluna saptığımda, adımlarım sanki yerden kesilmiş gibiydi. Aras abimin ne diyeceği ya da Melih abimin şüpheleri artık beni korkutmuyordu. O gece Orkun'un evinde, o loş ışığın altında sadece bir gece geçirmemiş; hayatımın geri kalanını kiminle geçireceğimi mühürlemiştim. Kılıçsoy ailesinin fırtınaları meşhurdu evet, ama ben fırtınanın en güvenli yerini, Orkun'un kalbini bulmuştum.
🌞
Oo oo bizim kileri bir kere bile öpüşmedi bunar...
Neyse belki insafıma gelirse diyer bölümlerde bizim kilerede öpüşme yazarım