Hello naber balı çöreklerim iyimisiniz?
Bu arada Arasın tam adı Aras Güney Kılıçsoy ama genel olarak Arası kulanıyor
-🦅-
Gece yarısı o ağaç dalından aşağı süzülüp eve döndüğümden beri suratımdaki o aptal gülümsemeyi silememiştim. Yatağa yattığımda tavanı izleyerek Duygu'nun "Sevgilim" deyişini kafamda en az bin kez yankılandırdım. Uyku? Uyku falan hak getire. Sabaha karşı iki saatlik bir kestirmeyle, sanki tüm dünya benimmiş gibi bir enerjiyle mutfağa indim.
Kahvaltı masasına oturduğumda annem, babam ve Selen çoktan yerlerini almıştı. Normalde sabahları sessiz, sadece çayını içip işine odaklanan o "ağır başlı" Aras'tan eser yoktu.
"Günaydın millet!" dedim, sesim her zamankinden üç ton daha neşeli çıkarak.
Babam gazetesinin üzerinden bana öyle bir baktı ki, sanki karşısında ben değil de başka biri varmış gibiydi. "Hayırdır Aras? Piyango mu vurdu gece yarısı?"
"Yok baba, ne piyangosu. Hava güzel, hayat güzel," dedim ve önümdeki zeytin tabağına sanki dünyanın en değerli mücevheriymiş gibi gülümseyerek baktım.
Annem elindeki çaydanlıkla yanıma yaklaşıp alnıma elini koydu. "Ateşin de yok... Evladım sen iyi misin? Akşam suratın asıktı, 'Melih geldi kafa açtı' diyordun. Şimdi sanki dünyayı sen kurmuşsun gibi oturuyorsun."
"İyiyim anneciğim, çok iyiyim. Çayımın demi harika, peynirler bir başka lezzetli bugün," dedim. O sırada Selen'in bana attığı o dedektif bakışlarını fark ettim. Gözlerini kısmış, her hareketimi analiz ediyordu. O fırlama, bir şeylerin döndüğünü anında çakardı.
"Abiciğim," dedi Selen, çatalıyla zeytini dürterek. "Gece bir ara senin odanın kapısı açıldı kapandı sanki? Bir de dışarıda ağaç dalları falan hışırdadı. Hayırdır, gece jimnastiğine mi başladın?"
Öksürük krizine girdim. "Rüzgardır o Selen, rüzgar. Sen derslerine odaklan, abinin uykusuyla uğraşma," dedim, ciddiyetimi takınmaya çalışarak. Ama içimdeki o patlamaya hazır volkan gibi duran mutluluk, her kelimemde kendini ele veriyordu.
Hızlıca iki lokma atıp, "Benim acil işim var, ofise geçmem lazım," diyerek masadan falktım. Yukarı, odama çıkıp telefonuma bakmam lazımdı. Duygu'dan bir haber, bir mesaj gelmiş miydi? Melih abisi o örümcek avında ceketi bulmuş muydu?
Odamın kapısını kapatıp tam telefonuma sarılmıştım ki, kapı 'dan' diye açıldı. Selen, sanki FBI baskını yapıyormuş gibi içeri daldı ve kapıyı arkasından kilitledi.
"Dökül!" dedi, kollarını göğsünde bağlayarak. "O aptal gülüşün, o neşeli hallerin, geceki ağaç sesleri... Aras Kılıçsoy, sen hayatında hiç bu kadar mutlu olmamıştın. Ne oldu? Duygu'yla mı konuştun?"
Masama yaslanıp ağır başlılığımı geri kazanmaya çalıştım. "Selen, odama böyle dalman hiç hoş değil. Ayrıca ne alakası var?"
"Yeme beni abi! Dün gece Duygu'nun odasının ışığı yanıp sönüyordu, sonra senin odanın camı açıldı. Sakın bana 'yıldızları izliyordum' deme, o romantik havalar sende yoktu... Ta ki düne kadar."
Daha fazla saklayamadım. Selen benim sırdaşımdı, hem Duygu'nun en yakın arkadaşıydı. Yüzümdeki ciddiyet yerini engelleyemediğim bir tebessüme bıraktı. "Tamam... Tamam, sakin ol."
Selen'in gözleri parladı. "Ne? Yoksa? Oldu mu?"
"Oldu," dedim kısık bir sesle. "Gece yanına gittim. Pencereden... Biraz tehlikeliydi, Melih neredeyse beni perdenin arkasında paketliyordu ama değdi. Söyledim her şeyi. O da... O da 'sevgilim' dedi Selen."
Selen bir çığlık atacak oldu, hemen ağzını kapattım. "Sus! Annemler duyacak!"
Selen ellerimi çekip zıplamaya başladı. "İnanamıyorum! Sonunda! Mahallenin ağır abisi, peri kızını kaptı desene! Ay ben biliyordum, o tuzlu kahveden belliydi zaten. Peki Melih abi? O ne olacak? Adam seni sevgilisini bulman için görevlendirdi, sen sevgilisi oldun!"
"Orası biraz karışık," dedim, yatağıma çökerek. "Şimdilik gizliyiz. Melih hala o siyah deri ceketli 'geniş omuzlu' adamı arıyor. Bilmiyor ki o adam benim."
"Ay abi, sen bittin! Melih abi öğrenirse seni o ceketle beraber mahalle direğine asar," dedi Selen gülerek. Sonra ciddileşti, yanıma oturdu. "Ama çok sevindim be abi. Duygu seni çok seviyor, sen de onu... Sonunda o 'abi' maskesi düştü ya, artık ölsem de gam yemem."
"Deme öyle, daha düğünde karşılıklı oynayacağız," dedim takılarak.
Selen bana sarıldı. "Hadi bakalım sevgili Aras Bey, şimdi git ve o 'gizemli sevgiliyi' aramaya devam et. Melih abiye ne rapor vereceksin merak ediyorum."
"Vereceğiz bir şeyler," dedim, ceketimi alıp odadan çıkarken. "Belki de 'şüpheli yurt dışına kaçmış' derim, kim bilir?"
Aşağı inerken Selen arkamdan "Kanka!" diye bağırdı.
Duraksadım, ona dönüp ters ters baktım. "O kelime bu evde yasak Selen, bir daha duyarsam harçlığını keserim!"
Selen kahkahalarla odaya kaçarken, ben kapıdan çıktım. Gökyüzü hala masmaviydi ve ben, hayatımda ilk defa gerçekten nefes aldığımı hissediyordum. Artık sadece Aras değil, "Duygu'nun sevgilisi Aras" idim. Ve bu unvan, dünyadaki tüm rütbelerden daha kıymetliydi.
-🧚♀️-
Sabah alarmın sesiyle değil, içimdeki o devasa havai fişek gösterisiyle uyandım. Gözlerimi açtığım an tavana bakıp aptal bir gülümsemeyle "Sevgiliyiz..." diye fısıldadım. Geceki o macera, Aras'ın pencereden süzülüşü, perdenin arkasındaki o kalp atışlarımız ve o muazzam itiraf... Hepsi bir rüya gibiydi ama yatağımın kenarında duran o buram buram Aras kokan siyah deri ceket, her şeyin gerçek olduğunun kanıtıydı.
Hemen yataktan fırladım. Aynada kendime baktım; saçlarım darmadağındı ama gözlerim resmen 220 volt elektrik veriyordu mahalleye. Hemen ceketi dolabın en dibine, battaniyelerin arasına gömdüm. Melih abim o odayı örümcek için darmadağın ederken nasıl bulmamıştı hala şaşırıyordum. "Teşekkürler hayali örümcek kardeş," diye mırıldanıp mutfağa indim.
Mutfağa girdiğimde annem krep yapıyordu, abim ise masada kaşlarını çatmış, sanki bir cinayet mahallini inceliyormuş gibi önündeki zeytinlere bakıyordu.
"Günaydıııın! Günaydın dünyanın en güzel annesi ve dünyanın en... en yakışıklı abisi!" diyerek sandalyeye tünedim.
Annem elindeki spatulayı bırakıp bana döndü. "Hayırdır Duygu? Gece örümcek diye evi ayağa kaldıran sen değil miydin? Ne bu neşe? Uykunu alamamışsındır diyordum."
"Aman anneciğim, örümcek dediğin nedir ki? Doğanın bir parçası," dedim, ağzıma bir parça peynir atarak. "Hem bugün hava ne kadar güzel, görmüyor musunuz? Kuşlar bile bir başka ötüyor."
Melih abim başını yavaşça kaldırdı. Göz altları morarmıştı. "Kuşlar mı ötüyor? Duygu, dışarıda karga sesi var sadece. Ayrıca o örümceği bulamadım ben. Gece fenerle her yeri aradım, yok. Buharlaştı mı o hayvan?"
"Belki de olamaz mı?" dedim, gülmemi bastırmak için çayımı höpürdeterek içerek.
Abim elindeki çatalı masaya bıraktı. "Bak... Bak yine başladı o gülüş. Duygu, sen hayırdır? Gece bir fısır fısır sesler, bir tıkırtılar... Sonra bu sabah sanki piyango tutturmuş gibi bir haller. Annem diyor ki 'kız mezun oluyor ondan', ama ben biliyorum. O ceket sahibiyle mi konuştun sen gece telefonda?"
"Ay abi, ne ceketi ya? Takıldın kaldın bir cekete. Arkadaşımın dedik ya," dedim, omuz silkerek. "Hem ben çok acıktım, anne şu kreplerden bir tane daha versene."
Telefonum masanın üzerinde titreyince abimle aynı anda telefona hamle yaptık. Ama ben daha hızlıydım. Ekrandaki ismi görünce kalbim boğazımda atmaya başladı: "Kanka (!) Aras"
Aras: "Günaydın peri kızı. Abin hala örümcek peşinde mi? Ben ofise geçiyorum, suratımdaki gülümsemeyi gören 'Aras Bey bugün çok mutlusunuz' diyor, ağırbaşlılığım yerlerde. Haber ver, merak ederim."
Ekranı abime göstermeden hemen masanın altına sakladım. "Kim o?" dedi Melih abim, şüpheyle gözlerini kısarak.
"Selen!" dedim hemen. "Ders notlarını soruyor. Kız her sabah böyle dertli işte."
"Selen sabahın bu saatinde 'kanka' diye mi kaydedilir Duygu? Göz ucuyla gördüm, 'K' harfiyle başlıyordu sanki?"
"Kanka... yani... 'Kanka Selen' yazmışım abi, aramızda bir espri o!" dedim, panikle tabağımdaki reçeli krepin üzerine öyle bir boca ettim ki krep resmen reçel gölünde boğuldu.
Annem gülerek araya girdi. "Ay Melih, bırak kızı. Sevinsin işte ne güzel. Duygu, Aras abin de demin ofise geçerken uğradı, o da bir neşeliydi ki sorma. 'sevim teyze ellerine sağlık' diyor, bir gülüyor... Sanırsın damat olmuş."
Abim kaşlarını iyice çattı. "Aras da mı? O da mı neşeli? Hayırdır inşallah, mahallenin sularına bir şey mi kattılar? Biri gece güler biri örümcek der... Bir tek ben mi normalim bu evde?"
O sırada kapı çaldı ve Selen içeri daldı. Suratında "Ben her şeyi biliyorum" yazan o devasa sırıtışla doğrudan bana baktı.
"Günaydın Altınok ailesi! Duygu, canım arkadaşım, dert ortağım, 'kankam'!" diyerek bana sarıldı. Selen'in Aras'la konuştuğu her halinden belliydi.
Melih abim Selen'e baktı. "Hah, tam oldu. Sende kafayı tırlatmışsın Selen bir sen eksiksin zaten başımda!"
Selen bana bakıp göz kırptı. "Aşk olsun Melih abi ne tırlatması ben gayet iyiyim ayrıca insan mutlu olamaz mı?"
Abim oflayarak kalktı. "Ben gidiyorum. Aras'la buluşup şu 'şüpheliler' listesini güncelleyeceğiz. Duygu, o odayı bir daha arayacağım, o örümcek çıkacak oradan!"
Abim kapıdan çıkar çıkmaz Selen'le mutfakta bir kahkaha patlattık ki annem şaşkınlıktan elindeki tepsiyi düşürüyordu.
"Kızım, deli misiniz siz?" dedi annem.
"Aşığız anne, aşığız!" diye bağırmak istedim ama sadece "Çok mutluyuz anneciğim!" diyebildim.
Selen yanıma yaklaşıp kulağıma fısıldadı: "Abim odasında 'peri kızı' diye sayıklıyordu sabah, haberin olsun. 'Kanka' kelimesi onu fena bozmuş ama 'sevgilim' kelimesiyle dünyayı fethedecek gibi duruyor."
Hala gülümsüyordum. Reçelli krepim soğumuştu ama umurumda bile değildi. Hayat ilk defa bu kadar tatlıydı ve Aras Kılıçsoy, o siyah deri ceketiyle hayatımın en güzel "suç ortağı" olmuştu.
🧚♀️
Ay ay şunara bir bakın neler neler oluyor