İçeriğe geç

Göz göze gelince

Bölüm 16 · 11 dk okuma

Göz göze gelince

Bölüm 16

16. Resmi itraf

Bu bölümü çok seveceğinize kalıbımı basarım

-🦅-

Duygu'yla o sahil yürüyüşümüzün üzerinden iki hafta geçmişti. İki hafta... Dile kolay ama kalbe ağır. Ne tam sevgiliydik ne de eski o uzak "abi-kardeş" saçmalığının içindeydik. Araftaydık ama bu araf, hayatımda geçirdiğim en güzel bekleyişti. Gün içinde birbirimize attığımız o gizli mesajlar, akşamları pencereden pencereye bakışmalar, Melih görmesin diye köşe kapmaca oynamalarımız... Duygu artık bana bakarken gözlerinin içi gülüyordu. Ben ise onun o gülüşünde kaybolmaya çoktan razıydım.

Ofiste masamın başında oturmuş, Duygu'dan gelecek "Sınav bitti, çıkıyorum" mesajını beklerken kapı aniden, sanki menteşelerinden sökülmek istenir gibi açıldı. Gelen Melih'ti. Ama yüzü öyle bir haldeydi ki, sanki mahallede yangın çıkmış da tek itfaiye eri oymuş gibi soluk soluğaydı.

"Aras! Bittik oğlum, bittik!" diye bağırdı, kendini karşımdaki koltuğa atarken.

Elimdeki kalemi masaya bıraktım, kalbim küt küt atmaya başladı. "Ne oldu lan? Annene bir şey mi oldu? Duygu mu iyi değil?"

"Yok yok, fiziksel bir şey yok ama ruhsal olarak çöküşteyiz kardeşim," dedi Melih, alnındaki teri silerek. "Duygu... Duygu elden gidiyor Aras."

İçime buz gibi bir su serpilmiş gibi hissettim. Bir an için Savaş'ın geri döndüğünü ya da o sarı kafa Kenan'ın tekrar hortladığını sandım. "Ne demek elden gidiyor? Açık konuş ulan, çatlatma adamı!"

Melih öne doğru eğildi, sesini kıstı. "Bu kızın bir sevgilisi var Aras. Kesin bilgi, yayalım. İki haftadır bir haller var bu kızda. Sürekli bir sırıtma, sürekli telefona gömülmeler... Geçen akşam yemekte tuzu çaya attı, hala gülüyor. 'Duygu neye gülüyorsun?' diyorum, 'Hava çok güzel değil mi abi?' diyor. Dışarıda dolu yağıyor ulan, ne havası!"

Bir an duraksadım. Tuzu çaya mı atmıştı? Benim tuzlu kahve suikastımı hatırlayıp gülüyordu kesin. İçimden bir gülme geldi ama Melih'in o felaket tellalı suratını görünce kendimi tuttum. "Eee, belki okulda bir şeye sevinmiştir? Mezuniyet falan yaklaşıyor ya?"

"Bırak bu işleri Aras," dedi Melih eliyle havayı döverek. "Ben salağım ya zaten! Kız eve her gün çiçek gibi geliyor. Ama asıl bomba ne biliyor musun? Geçen akşam... Eve bir erkek ceketiyle geldi. Bildiğin erkek ceketi! Omuzları geniş, siyah, deri bir ceket. 'Bu ne?' dedim, 'Arkadaşımın, üşüdüm de verdi' dedi. Lan hangi arkadaşın omuzları bu kadar geniş? Hangi arkadaşı bu kadar pahalı ceket giyiyor?"

O an dünya bir saniyeliğine durdu. Siyah, deri, geniş omuzlu ceket... Benim ceketim. Geçen akşam onu eve bırakırken hava serinlediği için zorla omuzlarına attığım, "Yarın getirirsin" dediğim ceketim. Melih'in bahsettiği o "gizemli sevgili" bendim!

İlk başta içimde bir kıskançlık ateşi yanmıştı, "Kim lan bu herif?" diyecek gibi olmuştum ama ceket mevzusunu duyunca her şey yerine oturdu. Gülmemek için yanağımın içini ısırdım. Melih karşımda bildiğin dedektifçilik oynuyordu ve katil tam karşısında oturuyordu.

Melih masaya vurdu. "Aras, bana yardım edeceksin. Bu herifi bulmamız lazım. Kim bu cesaret hapı yutmuş herif? Kim benim kardeşime gizli saklı ceket veriyor? Mahalleye mi sızdı, okuldan mı, kim bu!"

"Sakin ol Melih," dedim, sesimi olabildiğince ciddi tutmaya çalışarak. "Belki de sandığın gibi biri değildir. Belki gerçekten bir arkadaşıdır?"

"Değil oğlum, değil! Kızın gözlerinin içi parlıyor diyorum sana. Sen anlarsın bu işlerden, sen daha uyanıksın. Duygu seni abisi gibi görür, sana güvenir. Ağzını ara biraz. Bak bakalım kimmiş bu herif? Eğer mahalleden biriyse, o ceketi ona yediririm. Eğer dışarıdan biriyse, o ceketi ona kefen yaparım!"

"Valla Melih... Ceket mevzusu ciddiymiş," dedim, başımı ciddi ciddi sallayarak. "Geniş omuzlu diyorsun demek? Tarzı da iyiymiş herifin."

"Dalga geçme ulan! Adamın tarzını mı tartışacağız burada? Aras, rica ediyorum, şu işi çöz. Ben Duygu'ya sorunca tersliyor, 'Sen çok evhamlısın abi' diyor. Ama sana anlatır. Git konuş, kimmiş öğren. Gerekirse takip et."

"Takip mi?" dedim, kaşlarımı kaldırarak. "Duygu'yu mu takip edeyim?"

"Et abi! Ben edemem, beni görürse anlar. Ama sen 'İşim vardı, geçerken gördüm' dersin. Bulalım şu herifi. Kimse bu, gelsin efendi gibi çıksın karşıma. Gizli saklı iş çevirmesinler benim evimde."

"Tamam Melih," dedim, ayağa kalkıp omuzuna dokunarak. "Sakinleş sen. Ben bu işin peşine düşerim. O gizemli sevgiliyi bulup sana rapor vereceğim."

"Sağ ol kardeşim, biliyordum yardım edeceğini. Sen olmasan ben bu evhamla kalpten giderim," dedi Melih, biraz olsun rahatlayarak ofisten çıktı.

Melih kapıdan çıkar çıkmaz kendimi koltuğa geri bıraktım ve bir kahkaha patlattım. Durum o kadar absürttü ki... Kendi kendimin peşine düşecektim! Kendi kendimi ihbar edecektim neredeyse. Telefonumu çıkarıp hemen Duygu'ya yazdım.

Aras: Peri kızı tahmin et ne oldu

Duygu: Ne oldu? Kötü bir şey mi?

Aras: Yani... Şöyleki demin Melih geldi dediki sende bir haler varmış, hep mutluymuşun faln sora eve çeketle gelmişsin, sevgilin olduğundan şüpheleniyor

Duygu: Ya ben ona dedim çeket arkadaşımın diye, off abi

Aras: daha en bomba kısmına gelmedim güzelim, Melih bana sevgilini bulma görevini verdi yani anayacağın kendi kendimin peşine düşüyorum

Duygu yazdı sildi yazdı sildi ve en sonuda mesaj attı

Duygu: Biz sevgili değiliz ki

O an duraksadım... lan o kadar flörtleşmeye amca oğlum olacak halin yok yazmak istedim ama benim peri kızım o mesajı müsait bir yerime sokma ihtimlai olduğu için vazgeçtim

Aras: Değilmiyiz?

Duygu: Yani... ben resmi bir teklif aldığmı hatırlıyorum

Duygu: Zaten sen hiç bana seni seviyorum demedin ki sadece abi deme dedin

Duygu: Ne bileyim belki kendini yaşlı hisetmemek için öyle demişsindir;)

Aras: Duygum dalga geçme ikimizde niye bana abi demeni istemediğimi gayet iyi biliyoruz yavrum

Duygu: Beni ilgilendirmez, oratada resmi bir itraf yok o yüzden... görüşürüz KANKA

Aras: Duygu buraya gel ne kankası?

Aras Duygu?

Aras: Duygu san diyorum

Kanka? Kanka? Ne kankası ulan? Abi biti şimdide kanka başladı!! Ben ne yapacağım bu peri kızıyla

Telfonla aradım ama açmadı. "Ah peri kızı inadım inat diyosun yeni tamam öyle olsun senin o inadını kırmayana Aras Güney Kılıçsoy demesinler"

-🧚‍♀️-

Yatağımda bir o yana bir bu yana yuvarlanırken, telefonun ekranına bakıp bakıp kıkırdıyordum. Aras'ın "Kanka mı?" diye attığı son mesajdan sonra telefonu başucuma fırlatmış, tam sekiz saattir ona tek kelime yazmamıştım. İçimin yağları eriyordu resmen. O her şeyi çok bildiğini sanan, o kendinden emin Aras Kılıçsoy, "kanka" kelimesiyle resmen nakavt olmuştu. Melih abimin "sevgiliyi bul" görevi vermesi de cabasıydı; kendi gölgesini kovalayacak olması düşüncesi beni benden alıyordu.

"Ah Aras Kılıçsoy," dedim kendi kendime tavana bakarak. "Resmi itiraf gelene kadar benden sana gün yüzü yok. İster kanka de, ister amca oğlu; sen o 'seni seviyorum'u o dudaklardan dökmedikçe ben senin peri kızın değil, en yakın kankanım!"

Odamın içi sessizdi. Annem çoktan uyumuş, abim ise muhtemelen salonda hala o hayali sevgilinin kim olduğunu düşünerek derin uykusuna dalmıştı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Hafif bir rüzgar açık olan penceremin perdesini havalandırıyordu.

Tam o sırada, dışarıdan tuhaf bir ses geldi. Sanki biri bahçedeki eski elma ağacının dallarına basmış gibi bir çıtırtı... Ardından penceremin pervazında bir tıkırtı duyuldu. Önce korkuyla doğruldum, "Melih abim mi uyandı acaba?" diye düşündüm ama hayır, bu ses dışarıdan geliyordu.

Kalbim ağzımda pencereye doğru yaklaştığımda, perdenin arkasından bir gölge belirdi. Çığlık atmama fırsat kalmadan, o gölge çevik bir hareketle içeri süzüldü. Ay ışığı yüzüne vurduğunda nefesim kesildi.

"Aras?!" diye fısıldadım, şaşkınlıktan gözlerim yuvalarından fırlayacaktı. "Senin ne işin var burada? Delirdin mi sen? Abim uyanırsa ikimizi de doğrar!"

Aras, sanki normal bir kapıdan içeri girmiş gibi üzerindeki tozu silkeledi ve o sinir bozucu, o tek taraflı gülüşüyle bana baktı. Gözlerinde o kararlı, o "ben istediğimi alırım" diyen bakış vardı. Ceketini yatağımın kenarına attı ve ağır adımlarla üzerime yürümeye başladı.

"Sekiz saat Duygu," dedi, sesi o kadar derinden ve boğuk geliyordu ki tüylerim diken diken oldu. "Sekiz saattir 'kanka' kelimesinin ağırlığıyla boğuşuyorum dışarıda. Sen içeride dalga geçip eğlenirken, ben o ağaca tırmanıp bu odaya nasıl girerim diye plan yapıyordum."

Geri geri giderken masama çarptım. Aras durmadı, tam önümde durup ellerini masanın iki yanına dayayarak beni hapsetti. Aramızda sadece birkaç santim kalmıştı; o meşhur parfümünün ve gecenin serinliğinin kokusu burnuma doluyordu.

"Demek kanka ha?" diye fısıldadı, yüzünü yüzüme yaklaştırarak. "Demek resmi bir teklif yok, demek ben kendimi yaşlı hissetmemek için abi dedirtmiyorum... Öyle mi peri kızı?"

"Aras git... Gerçekten abim uyanacak," desem de sesim titriyordu. Kaçmak istemiyordum, aksine o an zamanın durmasını istiyordum.

"Uyanmaz. Uyansa da umurumda değil artık," dedi, bakışlarını dudaklarıma indirerek. "Sen benden o itirafı istiyorsun ya... Ben o itirafı sekiz saattir içimde değil, yıllardır ruhumda taşıyorum. Ama sen kanka diyerek benimle oyun oynuyorsun."

Aras, masaya dayadığı elleriyle beni iyice köşeye sıkıştırdı. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafe, sanki bin voltluk bir elektrik hattı gibi cızırdayıp duruyordu. Gözleri kapkara olmuştu; o her zamanki sakin, her şeyi kontrol altında tutan adam gitmiş, yerine sabrı taşmış bir yanardağ gelmişti.

"Sana bir şey söyleyeyim mi?" dedi, sesi o kadar alçak ve pürüzlüydü ki sadece ben duyabiliyordum. "Ben o 'kanka' mesajını gördüğümden beri, dışarıda o kendimle kavga ediyorum. 'Aras' diyorum, 'gitme, kız zaten seninle kafa buluyor.' Ama sonra O bana bakıp gülümsediğin sahnelergeliyor aklıma... Sonra diyorum ki; siktir et Aras, o senin nefesin. Nefes almadan durabilir misin?"

Yutkundum. Kalbim o kadar sert çarpıyordu ki, sırtımın dayalı olduğu masanın titrediğini sanıyordum. "Aras... Ben sadece şaka yapıyordum," diye fısıldayabildim.

"Ben şaka yapmıyorum Duygu," dedi, burnunu burnuma sürterek. Başım geriye düştü ama kaçacak bir yerim yoktu. "Resmi itiraf mı istiyorsun? O zaman iyi dinle. Ben seni, o küçük ellerinle elimi ilk tuttuğun günden beri kalbimin en derin yerine sakladım. Seni mahallenin o kirli tozundan, dışarıdaki sırtlanlardan, hatta bazen kendimden bile korumaya çalıştım. 'Abi' dedin sustum, 'kardeşiz' dediler yutkundum. Ama artık susamam çünkü sende farkındasın artık, sende istiyosun bunu."

Elinin biri masadan kalktı ve yavaşça boynuma, oradan da çeneme doğru tırmandı. Parmak uçları cildimi yakıp geçiyordu.

"Ben sana aşığım Duygu. Öyle sıradan, gelip geçici bir hevesle değil. Ruhumun her zerresiyle sana aidim. Eğer o kapıdan içeri giren herif ben değilsem, eğer o ceketin sahibi ben değilsem, bu dünyada benim için hiçbir yerin önemi yok. Şimdi söyle... Hala bir kanka arıyorsan, yanlış pencereye tırmandım demektir. Ama eğer o ceketi bir daha asla çıkarmamak üzere giymek istiyorsan, ben buradayım. Tam karşındayım."

Gözlerim dolmuştu. Aras'ın o sert kabuğunun altındaki bu savunmasız hali, bana olan o muazzam tutkusu tüm savunmamı yerle bir etti. Elimin birini göğsüne koydum; kalbi benimkiyle aynı tempoda, delicesine atıyordu.

"Senin penceren hiçbir zaman yanlış olmadı Aras," dedim, sesim titreyerek. "Sadece... duymaya ihtiyacım vardı. Senin ağzından, o 'abi' maskesi olmadan duymaya..."

Aras hafifçe gülümsedi, o meşhur, insanın içini eriten gülümsemesiyle. Alnını alnıma dayadı. "Duydun işte. Artık kaçışın yok. Sen benimsin Duygu. Bu mahalle, bu dünya, abin... Kim ne derse desin, sen benim peri kızımsın."

O an tam ona cevap verecekken, koridordan bir terlik sesi geldi.

Gözlerim dehşetle açıldı. "Abim!" diye fısıldadım.

Aras küfretmemek için kendini zor tutarak pencereye bir bakış attı. "Bu adamın zamanlamasına sıçayım," diye mırıldandı. "Sakın sesini çıkarma."

Işığı anında kapattım ve kendimi yatağa attım. Aras ise saniyeler içinde perdenin arkasına, o daracık gölgeye sığındı. Kapım yavaşça gıcırdayarak açıldı.

Melih abimin sesi uykulu ve şüpheli geliyordu: "Duygu? Kiminle konuşuyorsun sen? Fısır fısır sesler geliyor?"

-🦅-

Perdenin arkasında, duvarla kumaş arasındaki o imkansız boşluğa sığmaya çalışırken kalbim değil, sanki tüm vücudum güm güm atıyordu. Melih'in o uykulu ama her an cinayete meyilli sesini duyduğum an, "Buraya kadarmış Aras," dedim içimden. "Dedektif Aras, kendi kendini suçüstü yakaladı."

Kapı gıcırdayarak açıldı. Melih'in içeri attığı her adımda, odadaki oksijenin azaldığını hissediyordum. Tozlu perde burnuma değdikçe hapşırmamak için dilimi damağıma bastırıyor, içimden bildiğim tüm duaları ediyordum. Lanet olsun ki, az önce Duygu'ya o kadar etkileyici bir itiraf yapmıştım ki, şimdi perdenin arkasında bir kedi gibi büzülmüş olmak karizmamı fena çiziyordu.

Melih'in sesi yatağın tam ucundan geliyordu. Duygu, Oscar'lık bir performansla uykulu bir ses çıkardı: "Hıı? Abi... Ne oldu? Gece yarısı ne diye dikiliyorsun başımda?"

"Ses duydum diyorum. Biriyle mi konuşuyordun sen? Kendi kendine mi fısıldıyorsun, yoksa o ceketini aldığın 'geniş omuzlu' arkadaşınla mı mesajlaşıyorsun?"

Melih'in dedektiflik damarı uykusunda bile uyumuyordu. Perdenin ucundan çok hafif dışarı baktım; Melih elinde bir bardak suyla, şüphe dolu gözlerle odayı süzüyordu. Bakışları tam benim olduğum pencereye kaydığında nefesimi tuttum. Eğer şu an hapşırırsam ya da dengemi kaybedip yere düşersem, Melih beni o bardaktaki suda boğardı.

"Abi saçmalama, rüya görüyordum herhalde. Sınav stresi işte, sayısal mantık sorularını sayıklıyorumdur," dedi Duygu. Sesindeki o hafif titremeyi Melih anlamasın diye dua ediyordum.

Melih yavaşça pencereye doğru yürümeye başladı. "Bu perde niye böyle şişkin duruyor?" dediği an, hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Aras Güney Kılıçsoy olarak, bir mahalle delikanlısı karizmasıyla girip, bir "perde arkası kahramanı" olarak can verecektim.

Melih tam perdeye elini uzatmıştı ki, Duygu aniden yataktan fırlayıp abisinin koluna yapıştı: "Abi! Odada dev bir örümcek gördüm az önce, tam oraya kaçtı! Sakın açma, üstüne atlar!"

Melih, dünyadaki en korkusuz adam olabilirdi ama örümceklerden nefret ederdi. "Ne? Örümcek mi? Nerede?" diyerek iki adım geri sıçradı. O anki paniği görmeniz lazımdı. Perdenin arkasında gülmemek için yanağımı öyle bir ısırdım ki, muhtemelen yarın kahvaltıda sadece sıvı tüketecektim.

"Evet abi, kocaman, tüylü bir şeydi! Git terlik getir, valla uyuyamam ben bu odada!"

Melih söylene söylene kapıya yöneldi: "Kızım gece gece uğraştırdığın işe bak ya... Bekle burada, en ağır terliği getiriyorum."

Melih odadan çıkar çıkmaz perdenin arkasından fırladım. Duygu elleriyle ağzını kapatmış, hem gülüyor hem de "Git!" diye işaret ediyordu.

"Örümcek ha?" dedim fısıldayarak, yanına gidip burnunun ucundan öptüm. "Zekana hayranım peri kızı, ama abin gelmeden ben bu ağaçtan aşağı süzülsem iyi olacak. Yoksa o terlikle beni mahalle çıkışına kadar kovalayacak"

"Aras çabuk!" diye fısıldadı Duygu, beni pencereye doğru ittirerek.

Pervaza çıktım, aşağısı zifiri karanlıktı ama ağacın dalları hala oradaydı. "Gidiyorum ama unutma," dedim, göz kırparak. "Resmi itiraf yapıldı, mühür basıldı. Artık kaçışın yok."

"Hadi git artık!" dedi Duygu muzipçe.

"Tamam güzelim hadi iyi geceler" diyerek kendimi aşağı bıraktım. Tam ayaklarım yere değdiğinde, üst kattan Melih'in sesini duydum: "Duygu! Nereye kaçtı o hayvan? Perdenin arkasında mı?!"

Gecenin karanlığında, bahçe duvarından atlarken kendi kendime gülüyordum. Aras Kılıçsoy, ömrü hayatında bu kadar heyecanlı bir operasyon yönetmemişti. Eve doğru yürürken, ceketimin hala Duygu'da olduğunu fark ettim. Melih o odayı o terlikle darmadağın ederken ceketi bulursa, yarın sabah kapımda biteceği kesindi.

Ama umrumda mıydı? Değildi. Çünkü az önce o odada, o perdenin arkasında yakalanma pahasına dünyadaki en güzel itirafı almıştım. Peri kızı artık benimdi. Gerisi sadece Melih'in terliğinden kaçma sanatıydı.

🦅

Sonunda dediğinizi duyar gibiyim

Evet arkadaşlar artık resme sevgililer

Duygu ve Aras

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.