İçeriğe geç

Göz göze gelince

Bölüm 15 · 8 dk okuma

Göz göze gelince

Bölüm 15

15. Ilk adımlar

Naber aşklar artık biraz iç açan bölümlere geçelim dedim sora yine dram devem

-🧚‍♀️-

Sınavdan çıktığımda zihnim sanki devasa bir kütüphane rafının devrilmesi gibi karmakarışıktı. Ama kampüs kapısından çıktığım an, o siyah arabayı yol kenarında beni beklediğini gördüğümde her şey bir anda sessizliğe büründü. Aras, arabanın kapısına yaslanmış, güneş gözlüklerinin altından etrafı izliyordu. Üzerindeki o siyah deri ceket ve içine giydiği basit beyaz tişörtle bile sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi bir karizması vardı.

"Selam," dedim yanına vardığımda. Sesimdeki o heyecan kırıntısını süpürmeye çalışarak çantamın sapını sıktım.

Aras gözlüklerini yavaşça indirip bana baktı. Gözlerindeki o derin, insanın içine işleyen bakış yine oradaydı. "Selam peri kızı. Yorulmuşsun bakıyorum, gözlerin dumanlı dumanlı bakıyor."

"Dumanlı değil, uykusuz diyelim ona," dedim, gülümseyerek yan koltuğa geçerken. "Mezuniyete ramak kaldı, normaldir."

Araba hareket ettiğinde mahalle yoluna girmek yerine sahil yoluna doğru saptı. "Nereye gidiyoruz?" diye sordum.

"Sana bir kahve borcum var," dedi Aras, vites kolundaki elini hafifçe bana doğru çevirerek. "Ama bu sefer içine tuz, biber, ne varsa boca etmeyeceğin, gerçekten tadını çıkarabileceğin bir kahve."

Gülmekten kendimi alamadım. "Demek kahve suikastım hala aklında? Bitireceğini hiç düşünmemiştim Aras... Gerçekten o kadar tuzu nasıl içtin?"

Aras, kırmızı ışıkta durduğumuzda tamamen bana döndü. Bakışları o kadar yoğundu ki, bir an nefes almayı unuttum. "Senin elinden geldiği sürece zehir olsa içerim Duygu. O kahve sadece tuzlu değildi; senin bana verdiğin bir cevaptı. Ben o cevabı aldım, gerisi teferruat."

"Cevap falan değildi, sadece misafire ayıp olmasın diye..." dedim ama sesimdeki o flörtöz tınıyı ben bile inkar edemedim. "Ayrıca Kenana öyle bir kötülük yapmak istemedim."

"Kenan... kıyamadın demek?" dedi Aras, adını söylerken bile yüzünü ekşiterek. "O sarı kafa bir daha o mahalleye uğrarsa, kahve yerine başka şeyler ikram edeceğim ona, haberi olsun."

Sahil kenarında, butik ve sessiz bir kafeye oturduk. Denizden gelen rüzgar saçlarımı uçururken, Aras'ın karşımda oturup pür dikkat beni izlemesi içimde tarif edemediğim bir sıcaklığa sebep oluyordu. Garson siparişleri alıp giderken, Aras masanın üzerindeki elimi hafifçe parmak uçlarıyla okşadı.

"Artık 'abi' demiyorsun?" dedi, sesi bir fısıltı gibiydi.

"Dedirtmiyorsun ki," dedim, gözlerimi kaçırarak. "Zaten her fırsatta bu kelimenin dudaklarıma yakışmadığını hatırlatıp duruyorsun."

"Yakışmıyor çünkü," dedi Aras, geri yaslanarak. "Seninle aramdaki bu çekimi bir kelimeyle sınırlayamazsın Duygu. Sen de biliyorsun, ben de biliyorum. O gece otelden çıktığımızdan beri, hiçbir şey eskisi gibi değil."

Tam o an, arkamızdan gelen topuklu ayakkabı sesleri ve buram buram "ben buradayım" diyen ağır bir parfüm kokusu sessizliği bıçak gibi kesti.

"Aras? Ay inanmıyorum, gerçekten sen misin?"

Başımı çevirdiğimde karşımda oldukça iddialı, her halinden özgüven ve hafif bir ukalalık akan bir kız buldum. Üzerindeki pahalı kıyafetleri ve kusursuz makyajıyla sanki podyuma çıkmış gibiydi ama bakışları doğrudan Aras'ın üzerindeydi. Beni fark etmemiş gibi davranıyordu bile.

Aras, kızı görünce hafifçe gerildiğini hissettim. "Pelin? Selam," dedi, sesindeki o mesafeli tınıyı hemen fark etmiştim.

Pelin, Aras'ın yanına gelip neredeyse burnunun dibine girdi. Elini sahiplenici bir tavırla Aras'ın omzuna koydu. "Yıllar olmuş ama hala aynı karizma... Hiç değişmemişsin. Telefonlarımı da pek açmıyorsun artık, hayırdır? O eski ateşli tartışmalarımızı özledim desem?"

Aras, Pelin'in elini nazikçe ama kararlı bir şekilde omzundan indirdi. "Pelin, müsait değiliz şu an. Yanımda misafirim var."

Pelin o an, sanki varlığımı yeni fark etmiş gibi bakışlarını bana çevirdi. Tepeden tırnağa beni süzerken yüzünde o sinir bozucu, küçümseyici gülümseme belirdi. "Aaa, pardon canım ya! Görmemişim seni. Aras'ın yanındaki bu küçük hanım kim? Yoksa kız kardeşin falan mı"

Damarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Bu kızın ukalalığı ve Aras'a olan o aç bakışları midemi bulandırmıştı. Ama cevap vermeme kalmadan Aras söze girdi.

"Duygu, hayatımdaki en önemli insan Pelin. Kız kardeşim değil" dedi Aras, sesi buz gibi bir ciddiyetle yankılanarak.

Pelin'in o kendine güvenen gülüşü bir anlığına dondu. Gözlerindeki o kıskançlık kıvılcımını çok net gördüm. Hala Aras'a karşı bir şeyler hissettiği, hatta ona takıntılı olduğu her halinden belliydi. "Öyle mi? Vay be... Zevklerin değişmiş demek. Neyse, ben kaçayım o zaman. Arkadaşım bekliyor ama Aras... O numaram hala aynı, hani şu asla unutamadığın numara. Bir ara mutlaka konuşalım, yarım kalan işlerimiz var."

Pelin, bana son bir üstten bakış fırlatıp topuklarını vura vura uzaklaştı. O giderken arkasından bakakaldım. İçimde isimlendirmek istemediğim devasa bir öfke ve huzursuzluk dalgası kabardı. "Yarım kalan işler?" dedim, sesimdeki iğneleyici tonu bastıramayarak. "Numarasını da hala hatırlıyormuşsun sanırım, unutamadığın falan dediğine göre?"

Aras, bardağındaki kahveden bir yudum alıp bana baktı. Gözlerinde o muzip parıltı yeniden belirdi. "Kıskandın mı sen?"

"Ne alakası var canım? Merak sadece. Kız çok samimiydi, ben de sadece soruyorum," dedim, tabağımdaki kekle sanki dünyanın en önemli işini yapıyormuşum gibi uğraşarak. "Hem bana ne senin eski 'ateşli' tartışmalarından, numaralarından?"

"Kıskanmışsın işte," dedi Aras, hafifçe masaya doğru eğilip elimi tutarak. "Duygu, Pelin benim geçmişimde bile yeri olmayan, sadece kendini fazla önemseyen bir hata sadece. O ne derse desin, benim zihnimde tek bir numara, tek bir yüz var."

"Hı hı, kesin öyledir," dedim geri çekilmeye çalışarak ama o elini bırakmıyordu. "Pekala, bu seferlik öyle olsun. Ama o 'ara beni' kısmını bir daha duyarsam, mühendis Kenan'a vereim o tuzlu kahveyi"

Aras güldü, bu sefer o içten, insanın içini eriten gülüşüydü bu. "Senin elinden o tuzlu kahveyi sadece ben içebilirim peri kızı. Pelin ya da bir başkası... Benim dünyamda senden başka kimsenin yeri yok. O ukalalığına bakma sen, sadece canı yandığı için saldırıyor."

Güneş batarken kafeden ayrıldık. Pelin'in o rahatsız edici varlığına rağmen, Aras'ın benim için kurduğu o "hayatımın sahibi" cümlesi zihnimde yankılanıyordu. Arabaya binerken, artık kaçacak

yerimin kalmadığını anladım. Aras Kılıçsoy, beni sadece bir bela gibi değil, bir hayat gibi seviyordu.

-🧚‍♀️-

O gece sahil turundan sonra eve döndüğümde içimde tarif edemediğim bir kıpırtı vardı. Aras'ın alnıma bıraktığı o sıcak hisler hala oradaydı sanki, ama o Pelin denilen kızın ukala tavrı da zihnimin bir köşesinde diken gibi batıyordu. Neyse ki o gece Selen bizde yatıya kalacaktı da, bu düğümü çözecek tek kişi yanımdaydı.

Annemler yattıktan sonra odama geçtik. Selen pijama takımını giymiş, yatağımın üzerine bağdaş kurmuştu bile. Elinde cips paketiyle bana "Hadi dökül bakalım," der gibi bakıyordu.

"Eee," dedi Selen, gözlerini kısarak. "Sınav çıkışı Aras abimle kayboldunuz. Neler oldu? Kaşındaki o çatıklık sınavdan değil, onu biliyorum."

Derin bir iç çekip yanına çöktüm. "Gittik bir yere, kahve içtik. Güzeldi aslında, yani bayağı güzeldi... Aras artık 'abi' kelimesini duymak bile istemiyor Selen. Hatta bana 'hayatımın sahibi' dedi birinin yanında."

Selen'in ağzındaki cips neredeyse yere düşüyordu. "Oha! Abim mi dedi bunu? Vallahi bu adamın devreleri yanmış sana olan aşkından. Ee, peki o 'biri' kimdi? Neden tadın kaçık?"

"Pelin," dedim, ismini söylerken bile yüzümü ekşiterek. "Kafede karşılaştık. Uzun boylu, aşırı bakımlı, her yerinden 'ben zenginim ve ukalayım' diye bağıran bir kız. Aras'a öyle bir sarıldı, öyle bir baktı ki... Bir de 'yarım kalan işlerimiz var, numaram aynı' falan dedi. Kim bu kız Selen? Aras'ın nesi oluyor?"

Selen cips paketini kenara bırakıp ciddileşti. "Vay be... Pelin hortladı demek. Bak Duygu, şimdi dürüst olacağım, bu kız Aras abimin geçmişindeki en büyük baş ağrısıdır. Üniversite döneminde, Aras abimin hırslı ve biraz daha 'fırtınalı' olduğu zamanlarda hayatındaydı. Pelin'in babası çok zengin bir iş adamıydı, Aras'ı kendi dünyalarına çekmeye çalıştılar."

"Sevgili miydiler yani?" diye sordum, sesimdeki titremeyi bastıramayarak.

"Pelin öyle sanıyordu," dedi Selen dudak bükerek. "Yani Aras abim o zamanlar da böyle kapalı kutuydu ama Pelin ona resmen takıntılıydı. Her yere onunla gitmek ister, Aras'ı parasıyla, çevresiyle etkilemeye çalışırdı. Aras abim ise bir noktadan sonra bu kızın ne kadar yüzeysel ve bencil olduğunu anlayıp onu kapının önüne koydu. Ama Pelin bunu asla hazmedemedi. 'Sen benim gibi birini nasıl bırakırsın' diye aylarca kapısında yattı abimin. Hatta bir ara intihar numaraları falan bile yapmıştı, o derece çatlak bir tip."

Duyduklarım içimdeki o huzursuzluğu daha da artırmıştı. "Demek o yüzden 'yarım kalan işler' dedi... Kendince bir hesap kapatmaya çalışıyor."

"Aynen öyle," dedi Selen elimi tutarak. "Ama bak bana, o kızın ukalalığına sakın kanma. Aras abimin gözü ondan başkasını görmezken bile Pelin'e bir kez olsun 'hayatımın sahibi' dediğini duymadım ben. O kız abimin hayatında sadece bir hataydı. Aras abim onun o parıltılı dünyasını elinin tersiyle itip bu mahalleye, senin yanına döndü."

"Bilmiyorum Selen... Kız çok güzeldi, çok özgüvenliydi. Kendimi bir an onun yanında çok sıradan hissettim."

"Saçmalama Duygu!" dedi Selen omzuma hafifçe vurarak. "Sıradan mı? Kızım, Aras dün gece Kenan gelince kıskançlıktan mahalleyi yakıyordu. Sen zümrüt yeşili elbiseyle odaya girdiğinde adamın dili tutuldu. Pelin sadece ambalaj; içi boş. Ama sen... Sen onun çocukluğu, huzuru, 'peri kızı'sın. Pelin sadece o kalenin dışında kalan bir yabancı. O numarasını isterse mahalle duvarlarına yazsın, Aras o numarayı çoktan sildi."

Biraz olsun rahatlamıştım. Selen'in dedikleri içime su serpmişti ama yine de o kızın Aras'a bakışı gözümün önünden gitmiyordu.

"Peki Aras?" dedim fısıltıyla. "Gerçekten beni bu kadar çok mu seviyor?"

Selen gülümsedi, başını omzuma yasladı. "Duygu, abim seni sevmiyor... O sana tapıyor. O dikiş izlerini, o kilitli kapıları, o tuzlu kahveyi düşün. Bir adam bunları neden yapar? Pelin gibiler sadece birer durak, ama sen onun varacağı son duraksın. Hadi, kapat o konuyu da bana şu tuzlu kahve anını en baştan, tüm detaylarıyla anlat."

Gece boyu konuştuk, güldük. Pelin'in gölgesi yavaş yavaş odadan çekilirken, Aras'ın bana olan o sarsılmaz güveni ruhuma yayıldı. O gece anladım ki, geçmişten gelen hiçbir hayalet, bizim aramızdaki o gerçeği bozmaya yetmeyecekti. Aras Kılıçsoy, anahtarını sadece bana verdiği o kalenin kapılarını dünyaya kapatmıştı bir kere.

🧚‍♀️

Kız bunar bas baya flörtleşiyolar

ilk bölümlerdeki Aras şok

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.