Arkadaşlar bu bölüm biraz komedi ağrlıklı olacak çünkü artık içim kıyıldı dramdan hadi başlayak
-🧚♀️-
Gece yarısı olmuştu ama odamın tavanını izlemekten gözlerime uyku girmiyordu. Aras'ın bugün arabada söyledikleri, annemin salondaki o "görücü" baskısı ve abimin öfkesi... Hepsi birbirine karışmıştı. Ama en çok Aras'ın ne hissettiğini merak ediyordum. Meliha teyzeyle konuştuğunu biliyordum; haberi almıştı. O kıskançlık damarının nasıl kabardığını tahmin edebiliyordum.
İçimdeki o muzip taraf birden uyandı. Madem bu "hatır" meselesi yüzünden o çocuk buraya gelecekti, ben de Aras'ın o sabrını biraz zorlayabilirdim. Telefonumu elime aldım, rehberden Aras'ın ismini bulup mesaj kutusunu açtım.
Duygu: Uyudun mu Aras abi?
Cevap gelmesi on saniye sürmedi. Demek ki o da telefonu elinden bırakamıyordu.
Aras: Uykuyla pek aram yok bu ara. Bir şey mi oldu Duygu? Bir sorun mu var?
Duygu: Yok, bir sorun yok da... Şey için yazdım. Annem sana söylemiştir herhalde, hani şu mühendis çocuk Kenan meselesi. Hatice teyzeler yarın akşam çaya geliyormuş.
Aras: Duydum. Meliha teyzen sağ olsun, mahallede ilan etmediği kaldı bir tek. Hayırlı olsun !
Duygu: Teşekkür ederim de... Ben ne giyeceğim diye dertlendim. Sonuçta misafir ağırlıyoruz. Dolabı döktüm, şu diz üstü, siyah, hafif göğüs dekolteli bir elbisem var ya, hani geçen sene doğum günümde giymiştim. Onu mu giysem acaba? Yoksa daha mı iddialı bir şey seçsem? Mühendis beye karşı sönük kalmayalım şimdi, Almanya'dan geliyormuş sonuçta. ;)
Aras: Şaka mı yapıyorsun Duygu? Gece yarısı bana kıyafet mi danışıyorsun? Hem o siyah elbise ne alaka? Alt tarafı bir çay içip gidecekler. Cenazeye mi gidiyorsun da siyah giyiyorsun?
Duygu: Ay abi, siyah asalettir bir kere. Hem Kenan da uzun boylu, yakışıklıymış diyorlar. Ben de yanına yakışayım diyorum. Belki Almanya maceralarını anlatır bana, kim bilir belki ufkumu açar mühendis bey.
Aras: Ufkun batsın senin Duygu. Ne anlatacakmış o züppe sana? İki tane denklem çözdü diye kendini bir bok sanıyordur kesin. Ayrıca o elbise çok kısa. Giyemezsin onu. Abin görse zaten evi başınıza yıkar, ben bir şey demiyorum bile.
Duygu: Abim bir şey demez, annem zaten yanımda. Hem senin bugün arabada dediklerinden sonra, belki de biraz "ufkumu açmaya" ihtiyacım vardır Aras abi. :) Kenan da pek efendiymiş, annem öyle diyor. Belki de yanılıyorumdur, herkes Savaş gibi değildir sonuçta, değil mi?
Aras: Savaş'la bu hıyarı bir tutma, o ayrı bir dert bu ayrı bir dert. Bak Duygu, beni akşam akşam delirtme. O çocuk o kapıdan girdiği an nefesimi ensesinde hissedecek zaten. Sen de gelmiş bana göğüs dekoltesinden bahsediyorsun. Siktir git yat uyu Duygu, valla elimde kalacaksın.
Duygu: Aa, küfür mü ettin sen? Hiç yakıştıramadım Aras abi! Ben sadece fikir sordum. Tamam, madem siyahı beğenmedin, kırmızı dar olanı giyerim. Hani şu vücuduma tam oturan... Kenan belki kırmızıyı seviyordur. ;)
Aras: LAN! Duygu, kaşınma! Bak karşı binadayım, gelirim oraya o elbiseleri tek tek paralarım. Kenan'ın da, mühendisliğinin de, Almanya'sının da... Bir akşamlık nezaket dediniz, şimdi defileye mi hazırlanıyorsun? Eğer o odadan o elbiseyle çıktığını görürsem, o herifi çay tepsisiyle beraber sokağın başına kadar kovalarım.
Duygu: Ay, ne kadar kıskanç bir abi oldun sen böyle! Tamam tamam, şaka yaptım. Ama Kenan yakışıklıysa suç benim mi? Neyse, ben yatıyorum. Rüyamda mühendis beyle Almanya sokaklarında gezdiğimi görmem umarım. İyi geceler Aras abicim. pan>
Aras: Duygu... O 'abicim' kelimesini bugün sana yasakladım sanıyordum. Ayrıca rüyanda Kenan'ı değil, benim yüzümdeki şu dikişleri gör de biraz vicdanın sızlasın. O çocuk o eve girecek, çayını içecek ve siktir olup gidecek. Ötesi yok. Anladın mı beni? Gece gece asabımı bozma, git zıbar.
Telefonu göğsüme bastırıp yatağın içinde yuvarlandım. Aras'ın sinirden köpürdüğünü, muhtemelen odasında volta attığını hayal edebiliyordum. O sert, taviz vermeyen halinin altındaki o yoğun kıskançlık içimi eritmişti.
"Kıskan bakalım Aras Kılıçsoy," diye fısıldadım karanlığa. "Sen benim için o kadar kavgaya girmişken, ben de senin bu duvarlarını böyle yıkarım işte."
Aras'tan bir mesaj daha geldi.
Aras: Bir de o kırmızı elbiseyi aklından bile geçirme. Giyersen, o evin önünde sabahlarım, haberin olsun.
Gülümseyerek telefonu kapattım. Yarın akşam çok eğlenceli geçecekti, orası kesindi. Ama Kenan için değil, Aras'ın sabır sınırlarını zorlamak için.
-🦅-
Sokağın ortasında, Altınokların kapısının önünde sanki bir dünya savaşı patlak vermek üzereydi ama kimse farkında değildi. Bizimkiler—yani Kılıçsoy sülalesi— Hatice halaların akrabalığı hürmetine tam kadro karşı binaya çıkarma yapıyordu. Babam, annem, Selen ve ben... Ben mi? Ben sadece barut fıçısı gibiydim.
Duygu'nun dün geceki mesajlarından sonra gözüme uyku girmemişti. "Kırmızı dar elbise", "dekolte", "Kenan yakışıklıymış"... Kendi kendimi yiyip bitirmiştim. Üzerime en koyu siyah gömleğimi çekmiş, yakalarımı hafifçe açmış, kol saatimi takmıştım.
Kapıyı Melih açtı. Suratından düşen bin parça. Beni görünce gözleriyle "kurtar beni" işareti yaptı.
"Hoş geldiniz," dedi Melih, dişlerinin arasından.
İçeri girdiğimizde salon şimdiden dolmuştu. Hatice hala, kocası ve o... Kenan. Lanet olası Kenan. Sarışın, mavi gözlü, sanki bir İsveç kataloğundan fırlamış gibi parlıyor. Dişleri o kadar beyaz ki, her gülümsediğinde salon aydınlanıyor. Adamın özgüveni tavan; sanki buraya görücü gelmemiş de mahalle satın almaya gelmiş.
"Aras, kardeşim!" dedi Kenan, ayağa kalkıp elimi sıkarken. "Görüşmeyeli çok olmuş."
"Öyle Kenan, öyle," dedim, elini biraz fazla sıkarak. "Almanya havaları yaramış. Saçlar falan bir açılmış senin."
O sırada odadan Duygu çıktı.
Zaman durdu. Kalbim, göğüs kafesimi dövmeye başladı. Siyah demişti, kırmızı demişti ama bu... Bu bambaşkaydı. Zümrüt yeşili, vücudunu sarmalayan, omuzlarını ve sırtını açıkta bırakan bir elbise giymişti. O kadar güzeldi ki, Kenan'ın mavi gözleri yerinden fırlayacak gibi oldu. Melih'in ise tansiyonunun çıktığını yanına gitmeden hissedebiliyordum.
Duygu, salonda bir kuğu gibi süzülürken gözleri bir an benimkilerle çakıştı. Hafifçe gülümsedi. O an anladım; bu elbise Kenan için değil, benim damarıma basmak için giyilmişti.
Anneler koyu bir sohbete daldığında, Hatice hala sürekli Kenan'ın başarılarından bahsediyordu. Melih ise Kenan'a sanki her an üstüne atlayacakmış gibi bakıyordu. Duygu kahveleri yapmak için mutfağa süzülünce, ben de bir bahane uydurup peşinden gittim.
Mutfak kapısını sessizce kapattım. Duygu tezgaha yaslanmış, cezveyi ocağa sürüyordu. Arkasından yaklaştım, aramızda sadece birkaç santim kalana kadar durmadım. O zümrüt yeşili kumaşın altından yükselen o hafif kokusu başımı döndürdü.
"Bu elbise ne Duygu?" diye fısıldadım kulağına doğru. "Sana dün gece ne dedim ben?"
Duygu yavaşça bana döndü. Gözlerindeki o muzip parıltı canımı alıyordu. "Aa, Aras abi? Gelmişsin. Beğenmedin mi? Kenan çok beğendi gibi duruyor ama."
"Kenan'ın gözlerini oyarım ben!" dedim, elimi tezgahın üzerine koyup onu hafifçe köşeye sıkıştırarak. "Sana siyah dedim, kapalı dedim. Sen gitmişsin zümrüt gibi parlıyorsun. Sırtın nerede Duygu? Bu elbisenin sırtı nerede?"
Duygu hafifçe güldü, parmaklarını gömleğimin yakasına götürüp düzeltti. "Sırtım yerinde Aras... Sadece biraz hava alıyor. Hem sen neden bu kadar gerildin? Alt tarafı bir misafir ağırlıyoruz."
"Bak peri kızı," dedim, sesim iyice derinleşerek. "Beni deneme. Şu an içeride o sarı kafaya dalmamak için kendimi zor tutuyorum. Kıskanıyorum anladın mı? Açık açık söylüyorum işte. Seni bir başkasının böyle izlemesine katlanamıyorum."
Duygu'nun bakışları bir anlığına ciddileşti, yanakları hafifçe pembeleşti. "Kıskandığını itiraf etmen ne kadar sürdü öyle... Ama merak etme," dedi, elini yanağıma koyup baş parmağıyla sakallarımı okşayarak. "Benim tercihim her zaman belli. Ben... esmer severim."
O an onu orada öpmemek için tüm irademi topladım. Duygu geri çekilip fincanları dizmeye başladı. "Hadi, kahveleri götürmem lazım."
Salona döndüğümüzde Duygu kahve servisine başladı.
"Buyurun," dedi Duygu, fincanları dağıtırken.
Kenan kahvesinden bir yudum aldı, yüzünde hiçbir değişim olmadı. "Mükemmel olmuş, ellerine sağlık Duygu," dedi.
Sonra Duygu bana döndü. "Bu da senin kahven Aras... abi," dedi, göz kırparak.
Kahveyi aldım, büyük bir yudum çektim. Çekmemle beraber gözlerimin yaşarması bir oldu. Tuz mu? Bu sadece tuz değildi; sanki içine bütün bir tuz gölü, karabiber ve pul biber de boca edilmişti. Boğazım yanıyordu ama karşımda Kenan sırıtırken bu kahveyi bitirmek bir şeref meselesiydi.
Gözlerimi Duygu'ya diktim. O ise bıyık altından gülüyordu. Tuzlu kahve normalde damada verilirdi; ama peri kızı mesajını vermişti. Damat adayı Kenan olabilirdi ama o kahveyi hak eden, yani "istenen" bendim.
Kenan'a dönüp, "Harika olmuş gerçekten, Duygu'nun eli çok lezzetlidir," dedim, her kelimede tuzun genzimi yakmasına rağmen.
Sohbet ilerledikçe Hatice hala vitesi artırdı. "Eee Duygu kızım, Kenan da mühendis sen de öyle... Almanya'da çok güzel evler var, bahçeli falan."
Melih öksürük krizine girdi. "Ne yapalım varsa var!"
Kenan, Duygu'ya dönüp, "Aslında Duygu, senin bu zarafetin Almanya sokaklarına çok yakışır. Sarışınların arasında bir esmer güzeli... Gerçi ben de sarışınım ama zıt kutuplar birbirini çeker derler," dedi o sinir bozucu özgüveniyle.
Dayanamadım. "Valla Kenan," dedim bardağımı masaya sertçe bırakarak. "Zıt kutuplar çeker ama bu mahallenin havası biraz serttir. Öyle her sarışın bünye buranın esmer sıcağına dayanamaz. Çarpılırsın, haberin olmaz."
Selen arkadan kıkırdamaya başladı. Annem ise bu hallerimi şaşkınlıkla izliyordu.
Gecenin sonuna doğru, Hatice halalar gitmek için ayaklandığında Kenan, Duygu'nun elini sıkmak için uzandı. "Tanıştığımıza çok memnun oldum Duygu. Umarım tekrar görüşürüz."
Melih hemen araya girip Kenan'ın elini kaptı. "Memnun olduk Kenan, memnun olduk! Hadi, yolunuz uzun, araba soğumasın."
Herkes dışarı çıktığında, ben son bir kez Duygu'nun yanında kaldım. Melih dışarıda Kenan'ları uğurlarken, biz kapı eşiğindeydik.
"Kahveyi bitirdin bakıyorum?" dedi Duygu, kapıya yaslanarak.
"Tuzdan kalbim duracaktı peri kızı," dedim, ona iyice yaklaşarak. "Ama mesajı aldım. O sarı kafaya ekmek yok bu mahallede, değil mi?"
Duygu hafifçe başını salladı. "O sadece misafir Aras. Benim kalbimin kapısı öyle her mühendise açılmaz."
"Güzelliğinle beni öldüreceksin," dedim, elini tutup hızlıca öperek. "Yarın seni okuldan ben alıyorum. Ve o zümrüt elbiseyi bir daha sadece ben varken giyeceksin, anlaştık mı?"
"Bakarız," dedi Duygu, kapıyı hafifçe kapatırken.
Dışarı çıktığımda gökyüzü daha parlak görünüyordu. Kenan istediği kadar sarışın ve özgüvenli olabilirdi; ama Duygu'nun tuzlu kahvesini içen bendim. Esmerliğimle, kıskançlığımla ve ona olan o devasa sevdamla, Duygu Altınok, sadece benim peri kızımdı.
-🦅-
Ertesi sabah mutfak masasında oturmuş, dünkü "kahve suikastının" midemde bıraktığı o tuhaf sızıyı bastırmaya çalışıyordum. Duygu'nun o zümrüt yeşili elbisesi, Kenan'ın o kendinden emin sırıtmaları ve aramızdaki o gergin ama bir o kadar da yakıcı flörtleşme zihnimde dönüp duruyordu. Tuzlu kahveyi damat adayı yerine benim içmem... Peri kızı resmen mahallenin orta yerinde "Benim damadım sensin" diye mühürlemişti beni.
Ben bunları düşünüp bıyık altından gülümserken, annem Meliha Sultan elinde çaydanlıkla mutfağa girdi. Masaya bir kedi sessizliğiyle oturdu ama o bakışlardan kaçış olmadığını biliyordum. Kılıçsoy sülalesinin istihbarat teşkilatı resmen karşımda oturuyordu.
"Aras?" dedi annem, sesindeki o sorgulayıcı tonla.
"Efendim sultanım?" dedim, çayımdan büyük bir yudum alarak.
"Dün geceki halin neydi senin öyle?" dedi annem, gözlerini kısıp yüzümdeki dikiş izlerine bakarak. "Kenan'a bakışların, o mutfağa gidiş gelişlerin... Sen normalde misafir varken bu kadar huzursuz olmazsın oğlum. Hele o kahveyi içerkenki yüzün bir de 'şifa niyetine' içmen? Bir şeyler dönüyor ve ben anlamıyorum sanma."
Yutkundum. Annemi kandırmak, Duygu'yu o otelden kaçırmak kadar kolay değildi. "Ne dönmesi anne? Misafirperverlik yaptık işte. Kenan yabancı mı, Hatice halanın oğlu sonuçta," dedim geçiştirmeye çalışarak.
"Bana bak Aras Kılıçsoy," dedi annem, çay kaşığını masaya sertçe bırakarak. "Ben seni dokuz ay karnımda taşıdım. O bakışları, o kıskançlıktan moraran suratını tanırım ben. Sen Duygu'yu sadece Melih'in emaneti olarak görmüyorsun, değil mi? Sen bu kızı... Başka türlü seviyorsun."
Kısa bir sessizlik oldu. Mutfaktaki saatin tik takları, kalbimin atışıyla yarışıyordu. Artık saklamanın bir anlamı yoktu; zaten annem bir şeyi sezmişse o iş bitmiş demekti.
"Seviyorum anne," dedim, sesimdeki ciddiyet bir anda mutfağın havasını değiştirdi. "Öyle 'emanet' falan değil. Çocukluğumdan beri, o daha ne olduğunu bilmezken ben onu kalbime gömdüm. Savaş meselesinde canım neden yandı sanıyorsun? Dün gece o sarı kafa içeri girdiğinde neden dünyayı yakasım geldi sanıyorsun? O benim nefesim anne. Ama o... O daha yeni yeni görüyor beni."
Annem şaşkınlıkla geri yaslandı, eli göğsüne gitti. "Vah benim kara sevdalı oğlum... Ben de diyorum bu çocuk neden evlilik lafı açılınca köşe bucak kaçıyor. Meşhur 'meçhul sevgili' bizim Duygu ha?"
"Duygu anne. Hep oydu," dedim, pencereden dışarı, Altınokların evine bakarak. "Melih duyarsa ne yapar biliyorum, mahalle ne der biliyorum. Ama ben ondan vazgeçemem. Dün gece o kahveyi bana verdiğinde, o bakışı yakaladığımda anladım ki o da bir şeylerin farkında artık."
Annem uzun bir süre sustu, sonra derin bir iç çekip yanıma geldi, başımı göğsüne yasladı. "Zordur be oğlum. Melih senin can kardeşin. Ama aşk bu, söz dinlemez. Ben hissediyordum da, konduramıyordum. Duygu daha ufaktı gözümüzde... Ama dün gece o elbiseyle, o duruşuyla 'ben artık kadınım' dedi resmen."
"Öyle anne," dedim, gözlerimi kapatarak. "Şimdi şu Kenan meselesini sessizce halletmemiz lazım. O çocuk bir daha o eve girmeyecek. Sen Hatice halaya bir güzellik yap, 'gençler ısınamadı' de, ne dersen de."
Annem hafifçe güldü, saçlarımı okşadı. "Hallederiz kara oğlan, hallederiz. Ama Melih'e karşı dikkatli ol. O da uyanık çocuktur, bakışlarından anlamasın. Duygu'yla arandaki o flörtleri de biraz dizginle."
"Söz veremem anne," dedim gülümseyerek ayağa kalkarken. "Onu gördüğümde dilim düğümleniyor zaten, ne diyeceğimi ben de şaşırıyorum."
Ceketimi alıp mutfaktan çıkarken annem arkamdan seslendi: "Aras! Kahvenin tuzu çok muydu bari?"
Dönüp göz kırptım. "Dünyanın en lezzetli kahvesiydi anne."
Evden çıktığımda hava pırıl pırıldı. Annem artık biliyordu; en büyük müttefikimi yanıma almıştım. Şimdi sadece Duygu'nun kalbine giden o yolu, kimsenin canını yakmadan, her adımda biraz daha güçlenerek yürümek kalmıştı. Ama o Kenan bir daha mahalleye uğrarsa, bu sefer annemin duaları bile onu elimden kurtaramazdı.
🦅
Nasıldı bölüm sevdiniz mi?
O kadar kasveten sonra iyi gelmiştir umarım
Duygu ve Aras
