İçeriğe geç

Göz göze gelince

Bölüm 21 · 5 dk okuma

Göz göze gelince

Bölüm 21

21. Komşu kızı

Naber aşkalar bu bölüm daha çok Melih üzerinden ilerleyecek çünkü neden olmasın?

-🌊-

Melihin anatımından

Sabahın köründe annemin "Melih! Aras! Çabuk aşağı inin!" feryadıyla yataktan öyle bir fırladım ki, sanırsın mahalle yanıyor. Ulan gece zaten geç yatmışım, aklım fikrim o ceketli sığırı bulmakta... Üstüme bir tişört geçirip aşağı indim, Aras da kapının önünde dikilmiş, suratında dün akşamdan kalma o "dünyayı ben kurtardım" ifadesiyle esniyor.

"Ne oluyor anne? Savaş mı çıktı?" dedim, gözlerimi oğuşturarak.

Sevim Sultan ellerini beline koymuş, kapının önünde emir bekleyen komutan gibi duruyor. Yanında da Meliha teyze. "Savaş değil evladım, sevap çıktı!" dedi annem. "Yan binaya yeni bir komşu taşınıyor. Sibel adında bir kızcağız. Yanında beş yaşında kızıyla tek başına... Kimsesi yok, eşyalar kamyonda bekliyor. Siz iki izbandut gibi herif burada dururken o kızcağız mı taşıyacak o kolileri? Hadi, doğru yan binaya!"

Aras'la birbirimize baktık. Aras kısık sesle, "Sikeyim böyle pazar sabahını," diye mırıldandı. Haklıydı ama annemin gazabı, Aras'ın küfründen daha tehlikeliydi.

Tam yola koyulacakken annem bizi durdurup sesini kıstı. "Bakın, sakın kıza gidip saçma sapan sorular sormayın. Yavrucak çok çekmiş. Kocası olacak o şerefsiz buna şiddet uygulamış, aile zoruyla evlendirmişler zaten. Boşanıp kapıya konunca kendi ailesi de 'Gittiysen bir daha gelme' diyerek reddetmişler. Tek başına, bir evlatla hayata tutunmaya çalışıyor. Adam olun, düzgünce yardım edin."

İçime bir yumru oturdu. Ulan şu dünyada kadına el kaldıran itin, namusu dilinden düşürmeyip evladını sokağa atan ailenin... Neyse. Aras'ın da yüzündeki o dalgacı ifade gitti, yerini o bildiğim sert ve korumacı bakış aldı. "Tamam anne," dedi Aras. "Bizde o iş."

Yan binanın önüne gittiğimizde beyaz bir kamyonet, içinde de birkaç eski koltuk, bolca koli gördük. Kamyonun yanında zayıf, solgun yüzlü ama gözlerinde garip bir inat olan genç bir kadın duruyordu. Sibel buydu herhalde. Yanında da bacaklarına sarılmış, kıvırcık saçlı, boncuk gözlü bir kız çocuğu...

"Kolay gelsin," dedim yanlarına giderek. Sibel önce bir irkildi, geri adım attı. O an anladım; o korku, o refleks... Yaşadığı cehennemin iziydi.

"Ben Melih, bu da Aras. Sevim Hanım'ın oğullarıyız. Annemiz gönderdi, eşyalara yardım edelim diye," dedim sesimi olabildiğince yumuşatarak.

Sibel hafifçe gülümsedi ama gözleri hala mesafeliydi. "Çok teşekkür ederim, zahmet olmasın... Ben yavaş yavaş taşırdım."

"Olmaz öyle şey yenge" dedi Aras, bir koliyi kaparak. "Biz buradayken size iş düşmez."

Biz kolileri sırtlanıp üçüncü kata taşımaya başladık. Merdivenler dar, hava sıcak... Aras bir yandan sövüyor, bir yandan "Ulan bu koliye ne koymuşlar, döküm mermer mi?" diye dalga geçiyor. Ama o küçük kız, Masal, sürekli ağlamaklıydı. Annesinin eteğini bırakmıyor, yabancı bir ortamda olmanın verdiği korkuyla mızmızlanıp duruyordu.

Bir ara merdiven boşluğunda oturdu, "Anne gitmeyelim, burası çok karanlık! Ben eski evimizi istiyorum!" diye ağlamaya başladı. Sibel çaresizce yanına çöktü, kızı teselli etmeye çalışıyor ama kadının zaten mecali kalmamış.

"Aras, sen şu buzdolabını hallet, ben geliyorum," dedim.

Masal'ın yanına çömeldim. Önce benden korktu, annesinin arkasına saklandı. Cebimde her zaman bulundurduğum niye bulunuyor çünkü ben her zaman tatlı yiyebilirim o küçük çikolatalardan birini çıkardım.

"Masal mıydı adın?" dedim.

Cevap vermedi, sadece yaşlı gözlerle baktı.

"Bak ne diyeceğim, bu ev aslında karanlık değil. Burası sihirli bir ev. Yukarıdaki odalardan birinde görünmez bir oyun parkı varmış diye duydum. Ama sadece ağlamayan çocuklar görebiliyormuş. Eğer sen şimdi susup bana şu küçük kutuyu taşımamda yardım edersen, belki o oyun parkının anahtarını bulabiliriz."

Masal duraksadı. "Gerçekten mi?" diye sordu, sesi titreyerek.

"Valla bak. Ben mahallenin dedektifiyim (alışkanlık işte, ağzımdan kaçtı), yalan söylemem. Hadi, sil şu gözyaşlarını. Sen çok güçlü bir kıza benziyorsun."

Masal elini uzattı, çikolatayı aldı ve hafifçe gülümsedi. O an içimde bir yerlerde bir şeylerin cız ettiğini hissettim. Bu çocuk neler görmüştü de bu yaşta bu kadar korkuyordu?

Eşyaların çoğu taşınmış, Sibel mutfakta annemin gönderdiği börekleri hazırlıyordu. Ben de Masal'la salonda bir köşede, ona koliden çıkan bir oyuncağını tamir etmeye çalışıyordum. Aras kapı eşiğine yaslanmış, elinde su şişesiyle beni izliyordu. Suratında o sinir bozucu ama kardeşçe olan gülümseme vardı.

"Oooo Melih Bey," dedi Aras, şişeden bir yudum alıp. "Bakıyorum da kreş öğretmeni moduna bağlanmışız. Yakıştı ha sana, baba şefkati falan... Hayırdır?"

"Siktir git Aras, çocuk korkmuş işte, ne yapalım? Kendi haline mi bırakalım?" dedim, oyuncağın kırık bacağını yerine oturturken.

Aras yanıma gelip oturdu, sesini kıstı. "Şaka bir yana, sen ne zaman evlenmeyi pilanıyosun Melih ben artık yiğenim olsu istiyorum sanada yakışır böyle tatlı bir kız babası olamk, gerçi kızda senden çeker ileride, kız kardeşine bu kadar kıskançsan kendi kızına nasıl olursun düşünemiyorum."

"Saçma sapan konuşma oğlum, yardım ediyoruz şurada, hem çocuk istiyosan kendin yap bir tane bana ne söyleniyosun" dedim ama içten içe Sibel'in o mahcup ve minnettar bakışları aklımdan çıkmıyordu.

"Tabii tabii, kesin sadece yardımdır," dedi Aras, omzuma vurarak. "Ayrılınca fırsat verseydin şu anda ohooo ben futbol takımı kurmuştum."

"Benim ne alakam var oğlum senin çocuk yapamamanla şeyinin bekçisi miyim ben. Tövbe töve konuşturuyosun beni çocuğun yanında" dedim kaşlarımı kaldırarak.

"Yok canım, ben başka dedim sen başka anadın, kulakların paslanmış senin,"

"Neyse, ben kaçar. D... Yani şey, Selen'le işimiz vardı, not falan alacaktık."diyerek hızla uzaklaştı Aras. Bu çocuk kesin bir işler çeviriyordu ama Masal'ın "Bak Melih abi, oyuncağım düzeldi!" diye bağırmasıyla Aras'ın peşine düşmeyi bıraktım.

Akşam olurken, Sibel bizi kapıya kadar geçirdi. "Her şey için çok teşekkür ederim Melih Bey. Siz olmasanız ne yapardım bilmiyorum."

"Lafı bile olmaz Sibel Hanım. Bir ihtiyacınız olursa, bir tıkırtı duyarsanız, çekinmeyin. Biz yan binadayız," dedim.

Masal arkadan fırlayıp bacağıma sarıldı. "Yine gel Melih abi, oyun parkını daha bulamadık!"

Sibel'le göz göze geldik. O an ilk kez gözlerinde korku değil, samimi bir parıltı gördüm. "Görüşürüz," dedim ve merdivenlerden indim.

Aras aşağıda beni bekliyordu. "Melih, oğlum harbiden yakıştı sana o çocukla uğraşmak. Ama dikkat et, Sevim Sultan seni yarın bu kıza istemeye kalkarsa şaşırma," dedi kahkahayı basarak.

"Aras, kaşınma lan! Yürü eve, acıktım!" dedim ama kafamın içinde Sibel'in o hüzünlü gülüşü ve Masal'ın masumiyeti dönüp duruyordu. Bu mahallede işler iyice karışıyordu; bir yanda Aras'ın gizemli halleri, bir yanda yeni komşunun yaralı hikayesi... Bakalım bu pazar sabahı başlayan hikaye nereye varacaktı.

🌊

Buda buraya kadarmış

Sibel karakteri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Peki ya Masal hakkında?

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

22. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.