İçeriğe geç

Göz göze gelince

Bölüm 11 · 11 dk okuma

Göz göze gelince

Bölüm 11

11. Enkazı altında

Bol bol yorum yapın lütfen bir de bol bol oy

Duyguya gıcık olanarda var büyük ihtimalle normal çünkü yazarken bende gıcık oluyorum

-🧚‍♀️-

Yatağımda cenin pozisyonunda uzanmış, tavanın çatlaklarını ezberliyordum. Odanın içindeki sessizlik, dün geceki otel odasının o boğucu gürültüsünden daha ağır geliyordu üzerime. İçimde devasa bir boşluk vardı; hem kendime olan güvenim kırılmıştı hem de inandığım o sahte dünyanın enkazı altında kalmıştım. Savaş'ın o soğuk bakışları, kapının kilitlenme sesi ve Aras abinin beni o karanlıktan çekip alışı... Hepsi zihnimde bitmek bilmeyen bir film şeridi gibi dönüp duruyordu.

Aras abinin gelişiyle bir nebze olsun nefes almıştım ama asıl fırtınanın evde, abim Melih'le kopacağını biliyordum. Abim dün gece sadece evden kaçtığımı sanıyordu; o suit odada neler yaşadığımı, Savaş'ın gerçek yüzünü ve benim nasıl bir uçurumun kenarından döndüğümü bilmiyordu. Ve bilmemeliydi. Eğer Savaş'ın bana o kapıyı kilitlediğini, beni orada zorla tutmaya çalıştığını öğrenirse, bu mahallede kan dökülürdü. Abimin hayatını bir şerefsiz yüzünden karartmasına izin veremezdim.

Telefonumun ekranı aydınlandı. Selen'den gelen mesajlar ardı ardına düşüyordu.

Selen: Duygu! Çatlayacağım meraktan, Aras abim dün gece seni getirdiğinden beri tek kelime etmedi. Neler oldu? İyi misin?

Duygu: Değilim Selen... Hiç iyi değilim. Her şey mahvoldu. Savaş sandığım kişi değilmiş. Haklıymışsınız.

Selen: Ne demek sandığım kişi değilmiş? Sana bir şey mi yaptı o pislik? Bak hemen geliyorum yanına, anneme bir bahane uydururum.

Duygu: Sakın gelme Selen, yalvarırım. Kimseyi görecek halim yok. Sadece şunu bil Savaş beni Neslihan'a nispet yapmak için kullanmış. Beni bir odaya kilitledi, gitmeme izin vermedi... Aras abi olmasaydı oradan nasıl çıkardım bilmiyorum.

Selen: Oha! Kilitledi mi? Duygu, Melih abi bunu duyarsa o herifi yaşatmaz! Zaten abim nasıl yaşatı ona şaşırıyorum, Sen ciddi misin? Canın yanıyor mu? Lütfen kapıyı aç, gelip sana sarılmak istiyorum.

Duygu: Hayır Selen, lütfen. Abim hiçbir şey bilmiyor. Sadece kaçtığımı biliyor. Eğer Savaş'ın yaptıklarını duyarsa başı belaya girer. Aras abiyle de bu konuda konuşacağım, o da sessiz kalmalı. Şu an sadece yalnız kalmaya ihtiyacım var. Kimseyle konuşacak mecalim yok.

Selen: Tamam... Tamam canım, nasıl istersen. Ama telefonun açık olsun. Bir şey olursa hemen yaz. Seni çok seviyorum, unutma.

Telefonu yastığın altına itip derin bir iç çektim. Gözlerim yanıyordu ama artık ağlayamıyordum. Tam o sırada merdivenlerden gelen ağır adım seslerini duydum. Abim gelmişti. Kapının kilidinin açılma sesi odada yankılandığında istemsizce doğruldum. Abim, üzerinde hala iş kıyafetleriyle, yüzünde yorgun ama bir o kadar da hayal kırıklığı dolu bir ifadeyle içeri girdi.

Karşımdaki sandalyeye oturdu. Bir süre sadece bana baktı. O sessizlik, binlerce tokattan daha fazla acıtıyordu canımı.

"Dün gece," dedi sesi pürüzlü bir şekilde. "Neden yaptın Duygu? Neden bizi, bu evi, onca yıllık emeği bir kenara itip o adamın peşinden gittin? Seni odaya kilitledim diye mi? Sırf bana inat olsun diye mi?"

Yutkundum. Gerçeğin yarısını söylemek zorundaydım. "İnat değildi abi," dedim, sesim titremesin diye yumruklarımı sıkarak. "Sadece... Sadece sizin beni anlamadığınızı düşündüm. Savaş'ın bana farklı bir dünya sunacağına inandım. Özgür olacağımı sandım."

Abim acı bir gülüş attı. "Özgürlük mü? Sokak ortasında elin adamıyla sevgiliyim diye bağırıp, gece yarısı kaçmak mı özgürlük? Duygu, babam hayatta olsaydı şu an yüzüne bakamazdı. Ben senin için canımı dişime takıyorum, Aras seni korumak için uykusuz kalıyor... Sen ise gidip bizi en çok yaralayacak adamı seçiyorsun."

"Hata yaptım abi," dedim, başımı öne eğerek. "Gördüm... Gittiğim yerde her şeyi gördüm. O hayatın, o insanların ne kadar sahte olduğunu anladım. Savaş'ın da öyle olduğunu... Dün gece bitti her şey. Bir daha onun adını bile duymayacaksın."

Abim kaşlarını çattı, gözlerimin içine daha derin baktı. "Bir şey mi oldu dün gece? Aras seni getirdiğinde şoktaydın. O it sana bir şey mi dedi? Sana elini mi kaldırdı?"

Kalbim hızla çarpmaya başladı. Savaş'ın odayı kilitleyip üzerime yürüdüğü anlar gözümün önüne geldi ama sustum. "Hayır," dedim yalan söyleyerek. "Sadece... ortam çok kötüydü. Bana uygun olmadığını, beni aşağıladıklarını fark ettim. Kavga ettik ve ben Aras abiyi aradım. Bu kadar."

Abim ayağa kalkıp yanıma geldi, elimi tuttu. "Bak Duygu, ben sana kızıyorum çünkü seni seviyorum. O adam senin dengin değil. Seni sadece canımızı yakmak için kullanır. Eğer sana bir zararı dokunduysa, tek bir kelimen yeter."

"Dokunmadı abi. Sadece kalbimi kırdı, o kadar. Ama bu bana yetti," dedim. Melih'in o korumacı öfkesini dindirmek zorundaydım.

Abim alnımdan öptü. "Bir daha bu evden habersiz çıkmayacaksın. Sana güvenimi geri kazanman zaman alacak Duygu. Ama şükür ki geri döndün."

Abim odadan çıktığında tekrar yatağa yığıldım. Ona yalan söylemek canımı yakmıştı ama onu korumanın tek yolu buydu. İçimdeki korku hala taze olsa da, artık pasifçe ağlayan o kız olmayacaktım. Savaş'ın ne kadar ileri gidebileceğini görmüştüm. Artık sadece Aras'ın korumasına muhtaç değil, kendi hayatımın bekçisi olmam gerektiğini biliyordum.

Ama Savaş'ın o hırslı yüzü aklıma geldikçe, bu sessizliğin sadece fırtınadan önceki bir sükunet olduğunu hissedebiliyordum. Asıl savaş şimdi başlıyordu ve ben bu sefer hazırlıklı değildim.

-🦅-

Arasın anatımından

Duygu'nun yanından ayrıldıktan sonra içimdeki yangın sönmek yerine daha da harladı. Odanın o ağır havası, Duygu'nun omuzlarındaki o görünmez yük ve en önemlisi... o herifin adını andığında gözlerinde beliren o anlık dehşet. Dişlerimi birbirine kenetlemekten çeneme kramplar girmişti.

Melih'e söz vermiştim, mahalleye söz vermiştim ama kendime verdiğim söz hepsinden büyüktü: Duygu'nun döktüğü her damla korkunun bedelini o orospu çoçuğunc ödetecektim.

Akşam karanlığı çöktüğünde, Savaş'ın o her zamanki lüks mekanlarından birinin otoparkında pusudaydım. O parlak, gürültülü arabasıyla kapının önüne yanaştığında, içimdeki canavarın zincirlerini kopardığını hissettim. Aras Kılıçsoy bugün "abi" değildi, mahalle delikanlısı da değildi; sadece canı yanmış, adaleti kendi elleriyle dağıtmaya gelmiş bir adamdı.

Arabadan indi, ceketini düzeltti ve o meşhur, kibirli sırıtışıyla etrafa bakındı. Beni gördüğü an duraksadı ama geri adım atmadı. Aksine, o kaşındıran özgüveniyle üzerime yürüdü.

"Vay vay vay," dedi Savaş, ellerini cebine atarak. "Mahallemizin koruyucu meleği yine sahneye çıkmış. Ne o Aras, dün gece yarım kalan bir hesabımız mı vardı?"

"Yarım kalan hesabı kapatmaya geldim Savaş," dedim, sesimdeki buz gibi sakinlik fırtınanın habercisiydi. "Duygu'nun adını o kirli ağzına alışının, onu o odaya kilitlediğin o saniyelerin hesabını vereceksin."

Savaş kahkahayı patlattı, o tiz ve sinir bozucu sesi otoparkın duvarlarında yankılandı. "Demek hemen koşup her şeyi anlattı sana ha? Küçük peri kızı hala senin eteğinin altına mı sığınıyor? Bak Aras, o kız kendi rızasıyla geldi bana. Kendi rızasıyla öptü beni. Sen sadece döküntüleri topluyorsun."

O an her şey karardı.

Gözümün önünde sadece o alaycı yüzü vardı. Hamle yaptığını bile fark etmedi; sağ kroşem suratının tam ortasında patladığında geriye doğru savruldu. Sırtı o lüks arabasına çarptı, kaportadan metalik bir ses yükseldi.

"Sen," dedim üzerine çökerek, yakasından tutup onu tekrar doğrulttum. "Sen Duygu'yu bir oyuncak, bir intikam aracı sandın."

Savaş ağzındaki kanı yere tükürüp üzerime atıldı. Sandığımdan daha hırslıydı ama tekniği zayıftı. Birkaç yumruğu boşa çıkardım ama bir tanesi elmacık kemiğime isabet etti. Acıyı hissetmedim bile; içimdeki öfke her türlü acıyı bastırıyordu. Onu belinden yakalayıp yere çaldım. Tozun toprağın içinde birbirimize girdik.

"Onu Neslihan'a nispet yapmak için kullandın!" diye bağırdım, her kelimede bir darbe indirirken. "Onun o temiz duygularıyla oynadın!"

"Kullandım!" diye bağırdı Savaş, altımdan kurtulmaya çalışarak. "Evet, kullandım! Ama o da can atıyordu Aras! Senin o boğucu sevginizden kaçmak için can atıyordu. Ben ona hayal bile edemeyeceği bir dünya gösterdim!"

Onu saçlarından tutup beton duvara doğru savurdum. Savaş sarsıldı, sırtı duvara çarptığında nefesi kesildi. Karşısına geçtim, göğsüm bir körük gibi inip kalkıyordu. Yüzü darmadağındı; patlamış dudağından ve kaşından sızan kan beyaz gömleğine damlıyordu. Ama hala o siktiğimin kibrini bırakmıyordu.

"Duygu'dan uzak duracaksın," dedim parmağımı göğsüne bastırarak. "Bir daha adını anmayacaksın, yoluna çıkmayacaksın. Yoksa bu gece buradan senin cesedini çıkarırlar."

Savaş sırtını duvara yaslayıp doğrulmaya çalışırken acıyla sırıttı. "Vazgeçmek mi? Zaten vazgeçtim Aras. Merak etme."

Dediği şeyle duraksadım. Beklediğim cevap bu değildi.

"Dün gece o odadan o şekilde çıktıktan sonra," dedi Savaş, nefes nefese. "Anladım ki o kız senin gibi bir taş parçasına ait. Eğilmiyor, bükülmüyor... Bir zevki kalmadı artık. Ben o dik duruşunu kıracaktım, ama o gitti senin gibi bir enkazın kollarına sığındı. Al senin olsun o 'temiz' mahalle kızın. Benim dünyamda yeri yok artık."

Bu sefer yakasına daha sert yapıştım. "Onu bir eşya gibi anlatma bana!"

"Değil mi?" dedi Savaş, gözlerindeki o karanlık parıltıyla. "Al Aras, hayrını gör. Ben Neslihan'a dönerim, başka birini bulurum... Ama sen? Sen ömrün boyunca 'acaba o gece o odada ne oldu' diye düşünerek kendini yiyeceksin. Onu her öpmeye çalıştığında aklına ben geleceğim. Ben o kızı kirletmedim belki ama senin zihnini kirlettim. Duygu'dan vazgeçiyorum, evet. Çünkü artık ona her baktığında benim yüzümü göreceksin."

Elim havadayken durdum. Vurmak istedim, öldüresiye vurmak istedim ama Savaş haklıydı; o zehri bırakmaya çalışıyordu. Elimle onu uzağa fırlattım. O, yerlerde sürünen bir yılandan farksızdı.

"Senin o kirli zihnin benim sevgimi anlayamaz Savaş," dedim, sesim artık daha derinden ve eminden geliyordu. "Duygu senin için bir mağlubiyet, benim içinse uğruna ölünecek bir hakikat. Şimdi defol git bu. Bir daha seni Duygu'nun yakınında, hatta bu mahallenin sınırında görürsem... bu kadar insaflı olmam."

Savaş zorlukla ayağa kalktı, üzerini silkeledi. Arabasına binerken dönüp son bir kez baktı. Yüzündeki o yenilmiş adam ifadesini ilk kez bu kadar net gördüm. Motoru gürültüyle çalıştırıp otoparktan uzaklaşırken, ben karanlığın ortasında ellerim kan içinde kaldım.

Hala titriyordum. Öfkeden mi, yoksa Duygu'nun kurtulmuş olmasının verdiği o büyük rahatlamadan mı, bilmiyordum. Savaş vazgeçmişti; en azından şimdilik. Ama bıraktığı enkazı toplamak, Duygu'nun kalbindeki o cam kırıklarını temizlemek sandığımdan çok daha uzun sürecekti.

Arabama binip mahalleye doğru sürdüm. Aynada patlamış kaşıma baktım ve gülümsedim. Duygu için değerdi. Onun bir tek huzurlu uykusu için dünyayı yakmaya değerdi.

-🦅-

Arabanın direksiyonunu sıkmaktan eklemlerim beyazlamıştı. Savaş'ın o hadsiz yüzüne indirdiğim her darbenin sızısı şimdi ellerimde, kollarımda birikmişti ama içimdeki o soğuk yangın hala sönmemişti. Mahalleye girdiğimde sokak lambaları her zamanki gibi cılız yanıyordu. Arabayı kapının önüne park edip dikiz aynasına baktım; kaşım patlamış, dudağımın kenarı yarılmıştı. Elmacık kemiğim morarmaya yüz tutmuştu. Bu halimle eve girmek, annemi korkutmak demekti ama kaçacak yerim de yoktu.

Arabadan inip kapıyı kapattığımda karanlığın içinden bir ses yükseldi.

"Aras? O ne hal ulan!"

Sesin sahibi Melih'ti. Bizim evin önündeki kaldırımda oturmuş, muhtemelen beni ya da Duygu'nun ışığını bekliyordu. Yanıma fırtına gibi geldi, ışığın altına çekti beni. Yüzümü incelediğinde gözlerindeki o kardeş öfkesini gördüm.

"Kiminle dalaştın sen? Bu halin ne? Kim yaptı bunu sana, söyle hemen!"

"Sakin ol Melih," dedim, sesim yorgun çıkıyordu. "Önemli bir şey değil. Yolda üç beş çapulcuya denk geldim, laf attılar. Haddini bildirdim ama biraz hırpalandık işte."

Melih inanmadı. Gözlerini kıstı, beni süzdü. "Senin gibi adamı üç beş çapulcu bu hale getiremez Aras. Kiminle kapıştın doğruyu söyle!"

"Uzatma işte kardeşim," dedim kestirip atarak. "Hadi, gel bir pansuman yap da annem görmesin bu halimi."

Melih söylene söylene beni eve değil, onların bahçesindeki o küçük müştemilata soktu. İlk yardım çantasını getirdi, eline pamuğu alkolü aldı. Canımı yakacağını bile bile bastırdı yaraya.

"Acıyor mu?" dedi sertçe.

"Ruhumun acısının yanında bu ne ki?" diye mırıldandım. Duygu'nun o odadan çıkışını, o korku dolu bakışlarını düşündüm. Savaş'ın o pis sözlerini düşündüm.

Melih pansumanı bitirip derin bir iç çekti. "İyi değilsin sen Aras. Günlerdir bir halin var. Duygu'yla olanlar mı, başka bir şey mi... Al şu ceketini, gidelim buradan. İki kadeh bir şey içmezsek ikimiz de bu geceyi sağ çıkamayacağız."

Mahallenin uzağındaki o eski balıkçı meyhanelerinden birine oturduk. Denizden gelen soğuk esinti, yüzümdeki yaraların sızısını hafifletiyordu ama içimdeki o düğüm hala çözülmemişti. Melih bardağını doldurdu, bana uzattı.

"Anlat bakalım," dedi Melih, denize bakarak. "Kimin için bu kavga? Kimin için bu uykusuz geceler?"

Bardağımdan büyük bir yudum aldım. Alkol, dudağımdaki yarayı yaktı ama umursamadım. "Bir kız var Melih," dedim, sesimdeki o derin sızıyı saklamaya çalışmadan. "Yıllardır içimde büyüttüğüm, her şeyden, herkesten sakındığım bir kız."

Melih şaşkınlıkla bana döndü. "Vay be... Aras Kılıçsoy ve bir kız ha? Kim bu şanslı? Neden söylemedin şimdiye kadar?"

"Söyleyemedim," dedim, acıyla gülümseyerek. "Çünkü o ulaşılamaz bir yerde. Aramızda koca bir uçurum, yılların getirdiği o 'etiketler' var. Ben ona her baktığımda cenneti görüyorum, o bana baktığında ise sadece bir güvenli liman görüyor. Fazlasını değil."

Melih bardağını masaya vurdu. "Nasıl olur oğlum? Sen aslan gibi adamsın. Senin gibi seven adamı kim görmezden gelir? Git konuş, haykır yüzüne."

"Olmuyor işte," dedim başımı iki yana sallayarak. "O başkasına inandı Melih. Gözlerini boyayan o sahte ışıltılara kapıldı. Yanlış adamın peşinden gitti, uçurumun kenarına kadar yürüdü. Ben ise sadece arkasından izledim; düşmesin diye, canı yanmasın diye ellerimi açıp bekledim."

Melih bir süre sustu. Duygu'nun adını vermediğim için mevzunun kendi kardeşi olduğunu anlamıyordu ama anlattıklarımın ağırlığını hissediyordu. "Peki o adam?" dedi dişlerinin arasından.

"Boş ver o adamı," dedim, elimdeki kanlı sargıya bakarak. "Onun hesabı kapandı. Az önce otoparkta ruhunu teslim etti o herif. Bir daha o kızın yanına bile yaklaşamaz. Ama asıl mesele o değil Melih... Asıl mesele, o kızın kalbindeki kırıklar. Ben onları nasıl tamir edeceğim? Ben ona kendimi nasıl anlatacağım?"

Melih bardağını tazeledi, elimi sıktı. "Eğer o kız seni hak ediyorsa Aras, o kırıklar senin ellerinde iyileşir. Sen sadece bekle. Sabret. O adamdan kurtulmuş olması bile senin zaferin."

"Zafer mi?" dedim acıyla. "Benim zaferim ancak onun gözlerinde o korkuyu değil de huzuru gördüğüm gün olacak Melih. Şimdilik sadece bekliyorum. O yarasını sarana kadar, o sahte masaldan tamamen uyanana kadar bekleyeceğim."

O gece sabaha kadar içtik. Melih bana akıl verdi, ben ise ona en büyük sırrımı, ismini vermeden anlattım. Kendi kardeşinden bahsettiğimi bilmeden bana "Git al o kızı," diyordu. Oysa bilmiyordu ki, o kızı almak demek, bazen en yakın dostunu kaybetmeyi göze almak demekti.

Savaş'ı darmadağın etmiştim, evet. Ama kalbimdeki o Duygu sızısı, Savaş'ın attığı her yumruktan daha fazla kanıyordu. Deniz kokusu, alkolün uyuşturucu etkisi ve Melih'in dostluğu... Hiçbiri o soruyu aklımdan silemiyordu: Duygu bir gün bana "Aras abi" demeyi bırakıp, sadece "Aras" diyecek miydi?

🦅

Bu bölüm de burada bitti son bölümler biraz dramatik oldu ama merak etmeyin yakında mutlu bölümler bizi bekliyor....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.