Bu bölüm her şeyin bittiği bölüm arkadaşlar o yüzden çok uzun ve farklı bakış açılarıyla dolu olacak
-🧚♀️-
Kapı arkamızdan o tok sesle kilitlendiğinde, sanki odadaki oksijen bir anda çekildi. Savaş, zafer kazanmış bir edayla ceketini koltuğa fırlatıp bana doğru döndü. Gözlerinde az önce dışarıda herkese sergilediği o sahte hayranlıktan eser yoktu; sadece karanlık bir sahiplenme ve kibir vardı.
O an, beynimde bir şalter attı.
Dışarıda Neslihan'a inat beni öperken hissettiğim o "eşitlik" illüzyonu kumdan bir kale gibi çöktü. Ben bu adamı sevdiğimi sanmıştım; Aras'ın korumacılığına, abimin baskısına karşı bir sığınak sanmıştım. Ama şu an karşımda duran adam, beni bu mahalleden kurtaracak bir kahraman değil, beni sadece Aras'ın canını yakmak için kullandığı bir silahtı.
"Ne oldu cadı?" dedi Savaş, bana doğru bir adım atarak. "Neden öyle bakıyorsun? Artık tamamen özgürüz, kimse bize karışamaz."
"Özgürlük bu değil Savaş," dedim, sesimdeki titremeyi bıçak gibi keserek. "Bu sadece bir hapishaneden çıkıp senin egonun başka kafesin içine girmekmiş. Ben az önce dışarıda ne olduğunu anladım. Sen beni sevmiyorsun. Sen sadece Aras'ın sevdiği şeyi elinden almanın tadını çıkarıyorsun."
Savaş duraksadı, yüzüne çarpık bir gülümseme yerleşti. "Bunu şimdi mi fark ettin? Ama çok geç Duygu. Bu gece buraya gelerek her şeyi yaktın. Mahalleyi, abini, o sevgili Aras abini... Artık gidecek bir yerin yok."
"Gidecek yerim var mı yok mu göreceğiz," dedim ve kapıya doğru hamle yaptım. "Bu oyun burada bitti Savaş. Ben bir intikam aracı değilim."
"Bırakamazsın Duygu!"
Savaş bir hışımla kolumdan tuttu, beni kendine doğru çekti. "Nereye gidiyorsun? Bu kadar kolay değil! Herkesin önünde benim olduğunu ilan ettin. Şimdi böyle çekip gidemezsin."
"Ben senin hiçbir şeyin değilim!" diye haykırdım, kolumu hırsla ondan kurtararak. "Seni sevdiğimi sanmıştım ama ben sadece bana sunduğun o sahte özgürlük masalına aşık olmuşum. Ama o masal kapı kilitlendiği an bitti."
Savaş üzerime gelmeye devam etti, sesi artık daha tehditkardı. "Bak Duygu, mantıklı ol. Abin seni asla affetmeyecek. Aras'ın yüzüne bakamazsın. Şu an dışarı çıkarsan yapayalnız kalırsın. Tek şansın benim yanımda kalmak."
"Yapayalnız kalmak, seninle bir yalanın içinde boğulmaktan daha iyidir," dedim dik bir duruşla. Çantamı yerden aldım, gözlerimin içine oturan o kararlılık Savaş'ı bir anlığına afallattı. "Sen Aras'ı yenmek istiyordun değil mi? Ama yanılıyorsun. O, canı yansa da dürüstçe sevdi. Sen ise kazandığını sandığın bu gecede aslında her şeyi kaybettin."
"Bırakmam seni! Duygu, saçmalama!" diyerek kapının önünü kesti.
Gözlerinin tam içine baktım, tek bir damla gözyaşı dökmedim. "Çekil önümden Savaş. Eğer bir adım daha atarsan, o çok korktuğun mahalle delikanlılarının bile yapmayacağı şeyi yaparım, bu oteli birbirine katarım. Beni zorlama."
Savaş, gözlerimdeki o geri dönüşü olmayan ateşi gördü. Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık. Elini yavaşça kapı kolundan çekti ama yüzündeki o öfkeli ifade geçmemişti. "Gidip o harabeye, sana nefes aldırmayan o sokağa mı döneceksin?" diye sordu nefretle.
"Evet," dedim kapıyı açarken. "Çünkü o sokakta nefes alamıyordum belki ama en azından kim olduğumu biliyordum. Senin yanında kim olduğumu bile unuttum."
Kapıyı sertçe çekip koridorda yürümeye başladığımda, bacaklarımın titrediğini hissediyordum ama başım dikti. Otelin gürültülü müziği arkamda kalırken, dışarıdaki soğuk havayı ciğerlerime çektim. Hata yapmıştım, hem de çok büyük bir hata. Ama şimdi o hatayı temizleme vaktiydi.
Aras'ın o sönen ışığına, abimin o nefret dolu bakışlarına geri dönecektim. Çünkü gerçek özgürlük, kaçmak değil; yaptığın hatanın bedelini ödeyecek kadar güçlü durmaktı. Ama şu anda güçlü duramıyodum nefesim daralıyodu yaptığımın farkına varıyodum, ya o odadan çıkmama izin vermeseydi... bunu düşündükçe iyice kafamı dönmeye başladı, elim telefonuma gitti ve aklıma gelen ilk ismi, asıl ve hep orada olan güvenli limanımın ismine tıkladım...
-🦅-
Gece yarısını çoktan geçmişti ama gözüme uyku girmesi imkansızdı. Odamın zifiri karanlığında, pencerenin kenarında oturmuş, sokağın girişini izliyordum. Üç hafta önceki o yıkım anından beri ruhum bir enkaz gibiydi ama içimdeki o lanet olası koruma içgüdüsü, beni ayakta tutuyordu.
Telefonum komodinin üzerinde titrediğinde, kalbimin atışı boğazımda yankılandı. Ekranda onun ismini gördüğümde nefesim kesildi.
"Duygu?" dedim, telefonu açar açmaz. Sesimdeki endişeyi gizleyemedim.
Karşı taraftan gelen ses, bir hıçkırıkla karışık, titreyen bir nefesti. "Aras... Aras abi..." dedi. Sesi o kadar cılız, o kadar korku doluydu ki, o an dünyanın bütün oksijeni ciğerlerimden çekildi. "Lütfen... Lütfen beni buradan al. Çok korkuyorum."
"Neredesin?" dedim, yerimden fırlayıp anahtarlarımı kaparken. "Duygu, bana yerini söyle, hemen geliyorum!"
Bir otel ismi fısıldadı. Sesi şoktaydı, kelimeler dudaklarından dökülürken birbirine çarpıyordu. O an ne gurur kaldı ne de kırgınlık. Sadece onu o cehennemden çekip çıkarma hırsı vardı içimde
Arabayı otelin önünde nasıl durdurduğumu, içeri nasıl daldığımı hatırlamıyorum. Lobiye çıktığımda onu bir köşedeki koltukta, küçücük kalmış bir halde gördüm. O iddialı elbiseyle oraya ait olmadığı o kadar belliydi ki... Omuzları sarsılıyor, elleriyle yüzünü kapatıyordu.
Yanına gittiğimde başını kaldırdı. Gözlerindeki o dehşet ifadesi, Savaş denilen o itin ona ne yapmış olabileceği düşüncesiyle beynimi döndürdü. Beni gördüğü an, "Aras abi!" diyerek ayağa kalktı ve sarsılarak kollarıma atıldı.
Hala "abi" diyordu. Kalbime batan o kelime şu an umurumda bile değildi. O kollarımın arasındaydı, titriyordu ve yardıma ihtiyacı vardı.
"Tamam," dedim, onu göğsüme bastırarak. "Tamam, geçti. Buradayım peri kızı . Kimse sana dokunamaz artık."
"Hata yaptım Aras abi... Çok büyük bir hata yaptım," diye fısıldadı göğsüme doğru. Sesi hala şoktaydı. "Öyle değildi, ben öyle sanmamıştım... Kapıyı kilitledi, gitmeme izin vermedi..."
Dişlerimi birbirine öyle bir kenetledim ki çenem çatlayacak sandım. O an yukarı çıkıp o odayı Savaş'ın başına yıkmak için can atıyordum ama Duygu'nun hali daha öncelikliydi. Şoka girmişti, bedeni buz gibiydi.
Onu arabaya bindirdim. Ceketimi omuzlarına örttüğümde bile titremesi geçmemişti. Yol boyunca tek bir kelime etmedi, sadece yolu izledi. Arada bir "Aras abi, abim beni öldürecek değil mi?" diye mırıldanıyordu.
"Melih'i bana bırak, senin evden kaçtığını kimseye söylemem merak etme" dedim, sesimi olabildiğince yumuşatarak. "Bu gece seni kimseyle muhatap etmeyeceğim. Sadece sakinleş."
Mahalleye girdiğimizde sokaklar sessizdi ama bizim içimizdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Arabayı evlerinin biraz uzağına park ettim. Duygu, sanki arabadan inerse o güvenli alan yok olacakmış gibi koltuğuna sindi.
"Duygu, bana bak," dedim, yüzünü nazikçe kendime çevirerek. "Şu an korkuyorsun, biliyorum. Ama sen güçlü bir kızsın. O odadan kendi başına çıktın, beni aradın. Bu senin zaferin, onun değil. Anladın mı beni?"
Gözlerimin içine baktı. O an, o üç hafta önceki meydan okuyan kızdan eser yoktu. Sadece sığınacak bir liman arayan, yorgun bir ruh vardı. "Sen neden hep buradasın?" diye sordu kısık bir sesle. "Ben sana bu kadar kötü davranmışken, neden geldin?"
"Çünkü seni seviyorum peri kızı" diyecektim ama yutkundum. Şimdi sırası değildi. "Çünkü sen benim için değerlisin. Her zaman öyleydin."
Onu sessizce eve kadar geçirdim. Arka kapıdan girmesine yardım ederken, elini son bir kez sıktım.
"Dinlen," dedim. "Yarın her şeyi halledeceğiz. Ben buradayım, pencerenin hemen karşısındayım."
O içeri süzülürken, ben karanlık sokağın ortasında tek başıma kaldım. Kalbim hala Duygu diye çarpıyordu ama zihnim çoktan Savaş'ın infaz kararını vermişti. Duygu geri dönmüştü ama bu gece hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ikimiz de biliyorduk.
-🦅-
Öğle güneşi mahallenin üzerine dikilmişti ama benim üzerimde hala dünkü o kara gecenin gölgesi vardı. Gece boyu gözümü kırpmamış, Duygu'nun penceresinden sızacak en ufak bir ışığı, bir hareketi beklemiştim. Melih'in sabah erkenden, suratı asık bir şekilde işe gittiğini görünce derin bir nefes aldım. Şimdi sırasıydı.
Duyguların kapısına vardığımda elim kapı ziline gitmeden bir an duraksadı. Ne diyecektim? Nasıl başlayacaktım? Ama o titreyen sesi hala kulaklarımdaydı. Zile bastım.
Kapıyı Duygu'nun annesi Sevim teyze açtı. Gözlerinde yorgun ama şefkatli bir ifade vardı.
"Ooo Aras oğlum, hayırdır? Melih işte, bilmiyor musun?"
"Biliyorum Sevim teyze," dedim, yüzüme zoraki ama sıcak bir gülümseme yerleştirerek. "Melih'e bir dosya bırakacaktım da, Duygu buralardaysa ona vereyim dedim. Hem bir halini hatırını sorayım, dün gece biraz keyifsiz gibiydi."
Sevim teyze iç çekip beni içeri buyur etti. "Sorma Aras, dün gece Melih'le fena atıştılar. Duygu odasına kapandı, sabahtan beri de ağzına tek lokma koymadı. Git bir konuş bakalım, seni dinler o. Aranız bozuk sanıyordum ama senin gelmen iyi olur."
"Hallederiz Sevim teyze, merak etme," dedim ve merdivenlere yöneldim.
Duygu'nun odasının kapısına vurduğumda içeriden bitkin bir "Gir," sesi geldi. Kapıyı açıp içeri girdiğimde onu yatağının kenarında, dizlerini kendine çekmiş bir halde buldum. Dünkü o iddialı elbise gitmiş, yerine sade bir ev hali gelmişti. Beni görünce bakışları önce bir parladı, sonra hemen yere indi.
"Aras abi... Geleceğini düşünmemiştim," dedi. Sesi dünkü kadar titrek değildi ama o eski isyankar tınısından da eser yoktu. Sarsılmıştı ama yıkılmamıştı.
Sandalyeyi ters çevirip karşısına oturdum. "Geleceğimi biliyordun Duygu. Sadece ne zaman geleceğimi kestiremiyordun," dedim. Gözlerimi ondan ayırmıyordum. "Anlatacak mısın? Dün gece o suit odada ne oldu? Savaş o kapıyı neden kilitledi?"
Duygu derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirmeye çalıştı. "Beni mahalle baskısından kurtaracağını söylüyordu Aras abi... Ben de aptal gibi ona inandım. Ama odaya girdiğimizde, dışarıdaki o 'nazik' adam gitti, yerine bambaşka biri geldi. Bana artık ondan başka kimsem olmadığını, abimin beni asla affetmeyeceğini söyledi. Beni bir köşeye sıkıştırıp, ona mecbur olduğumu hissettirmeye çalıştı."
Yumruklarımı sıktım. "Sana dokundu mu?" diye sordum, sesimdeki öfkeyi bastıramayarak.
Duygu başını hızla kaldırdı. "Hayır! İzin vermedim. Onu ittim Aras abi. Korktum, evet... Ama ona boyun eğmedim. Yüzüne karşı beni sadece Senin canını yakmak için kullandığını, bu oyuna gelmeyeceğimi söyledim. Kapıyı açması için onu tehdit ettim. O şoktan kurtulduğum an, onun ne kadar zavallı biri olduğunu anladım."
Hafifçe gülümsedim. İşte benim tanıdığım Duygum, peri kızım buydu. "Aferin," dedim kısık bir sesle. "Kendi savaşını kendin vermişsin."
"Ama bitti Aras abi," dedi Duygu, gözleri dolarak. "Savaş'la olan her şey bitti. Ona olan o saçma hayranlığım, güvenim... Hepsi dün o kapı kilitlendiğinde öldü. Şimdi abime ne diyeceğim? Mahalleli ne diyecek? Her şeyi mahvettim."
Ayağa kalkıp yanına oturdum. Elimi çekinerek omzuna koydum. "Mahalleliyi boş ver. Abinle ben konuşacağım. Önemli olan sensin. O cam kırıklarının üzerinden yürüdün ve sağ çıktın Duygu. Bu bir yenilgi değil, bir uyanış."
Duygu başını omzuma yasladı. "Teşekkür ederim," diye fısıldadı. "Dün gece geldiğin için... Ve hala yanımda olduğun için."
"Ben hep buradaydım Güzelim," dedim saçlarına doğru. "Sadece senin görmeni bekliyorum."
O an odadaki sessizlik, dün geceki fırtınanın dindiğinin habercisiydi. Duygu hala sarsılmıştı ama artık yalnız olmadığını biliyordu. Ben ise, Savaş ile olan hesabımın daha yeni başladığının bilincindeydim.
-🦁-
Savaşın anatımından
Suit odanın ağır, viski ve pahalı parfüm kokan havası genzimi yakıyordu. Duygu o kapıdan arkasına bakmadan çıkıp gittiğinden beri içimde isimlendiremediğim, tarif edemediğim bir boşluk
vardı. Öfke miydi bu? Hayır, öfke olsa bir şeyleri kırar dökerdim. Bu daha çok, elinden en değerli oyuncağı alınmış bir çocuğun hırsıyla, bir savaşı ilk kez kaybetmiş bir komutanın kibri arasındaydı.
Neslihan, zafer kazanmış bir edayla yanıma sokulduğu Gece boyu onunla beraberken, zihnimin bir köşesinde sürekli osuit odanın kilitlenen kapısı ve Duygu'nun o buz gibi bakışları vardı. Neslihan'ın teni, dokunuşları, her zaman bildiğim o tanıdık oyunlar... Hiçbiri yetmemişti. Arzuladığım şey fiziksel bir tatmin değildi; ben o mahalleli kızın iradesini kırmak, Aras Kılıçsoy'un dünyasını başına yıkmak istemiştim. Ama Duygu giderken benim dünyamı sarsıp gitmişti.
Sabahın ilk ışıkları perdenin aralığından içeri sızarken tavanı izliyordum. Yanımda uyuyan Neslihan'ın varlığı bile ağır geliyordu artık.
"Savaş... Uyandın mı?" diye mırıldandı Neslihan, uykulu bir sesle koluma uzanarak. "Dün gece harikaydı, değil mi? O küçük kızın yüzündeki ifadeyi gördün mü? Rezil rüsva oldu gitti. Sonunda kurtulduk ondan."
Neslihan'ın sesi kulaklarımda bir cam kırığı gibi cırladı. Kolumu hızla geri çektim. İçimde bir nefret kabardı; ama Neslihan'a değil, kendime. Nasıl olmuştu da o "saf" dediğim kız beni böyle bir boşlukta bırakabilmişti?
"Kalk," dedim soğuk bir sesle.
Neslihan şaşkınlıkla doğruldu, saçlarını geriye itti. "Ne? Ne demek kalk?"
"Kalk ve git Neslihan. Duymadın mı? Seni görmek istemiyorum şu an."
"Savaş, şaka mı yapıyorsun? Dün gece..."
"Dün gece bir hataydı," dedim yataktan kalkıp pencerelere yönelerek. Sırtım ona dönüktü. "Dün gece sadece vakit öldürdüm. Şimdi üzerini giyin ve bu odadan defol git. Şoförü aratırım, seni bırakır."
"İnanmıyorum sana! O mahalle faresi yüzünden mi böyle yapıyorsun? Kız seni terk etti Savaş! Herkesin içinde rezil etti seni, o odayı kafana yıktı!"
Duygu'nun adı Neslihan'ın ağzından döküldüğünde yumruklarımı sıktım. Neslihan'a döndüm; gözlerimdeki o vahşi ifadeyi gördüğünde geri çekildiğini fark ettim. "Onun adını ağzına alma. Ve hemen çık git buradan. Bir daha da ben arayana kadar karşıma çıkma."
Neslihan bir şeyler daha söylemeye çalıştı, hakaretler savurdu, ağladı ama hiçbirini duymuyordum. O odadan çıkıp kapıyı çarptığında nihayet sessizlik çöktü.
Tekrar camın önüne geçtim. Şehir ayaklarımın altındaydı ama ben sadece o dar, rutubetli sokağı düşünüyordum. Duygu'yu...
O gece bana o kapının önünde, "Sen Aras'ı yenmek istiyordun ama sen aslında her şeyi kaybettin," demişti. Haklıydı. Onu elde ettiğimi sandığım an, aslında ona hiç sahip olamadığımı anlamıştım. Onun o dik duruşu, o odadan çıkarkenki korkusuna rağmen kaybetmediği gururu... Aras'ın ona ne verdiğini şimdi anlıyordum. Aras onu bir "emanet" gibi değil, bir "kutsal" gibi sevmişti. Ve ben, o kutsala dokunmaya çalışırken kendi ellerimi yakmıştım.
Duygu benim için artık sadece bir intikam aracı değildi. O artık benim en büyük takıntımdı. Onu mahalleden koparmak, Aras'tan çalmak yetmeyecekti. O bakışlarını, o gururunu, o bana meydan okuyan ruhunu diz çöktürmeden bana huzur yoktu.
"Daha bitmedi cadı," diye fısıldadım kendi kendime. "Asıl oyun şimdi başlıyor. Bu sefer Neslihan için değil, Aras için değil... Sadece senin o kırılmaz gururun için geleceğim."
Henüz değil. Önce biraz korkmalıydı. Önce o mahallenin sessizliğinde kendi hatasının sesini dinlemeliydi. Ben ise o sessizliğin sonundaki fırtına olacaktım. Duygu artık bir hedef değil, benim tek gerçeğim haline gelmişti. Ve Savaş, istediği şeyi almadan asla sahadan çekilmezdi.
🦁
Bölüm nasıldı sizce?
Duygu sonunda uyandı ve Savaşı bıraktı
Savaşın takıntısı sizce bizim kilere zorluk çıkartacak mı?