Aşklarım nasılsınız?
Bol bol yorum ve oy please
Hemen bölüme geçelim çünkü bu bölüm olaylar olaylar
-🧚♀️-
Savaşla beraber yemeklerimizi yemiş bol bol sohbet etmiştik.
Abim bir kaç defa arasada pek takmadım için hiç cevap vermemiştim. Mahalleye girdiğimizde hava kararmıştı. Savaş'ın arabası sokağın başında durduğunda, farların ışığı iki adamın üzerine düştü: Melih ve Aras.
Abim Melih'in yüzü nefretten kaskatı kesilmişti. Aras ise... Aras orada öylece duruyordu; bakışlarında ne öfke ne de sitem vardı. Sadece o yıkıcı, sessiz kabulleniş... Savaş, kapımı açarken o bildiğim alaycı sırıtışını takındı. "Hadi cadı, görüşürüz," dedi kasten yüksek bir sesle.
Abim üstümüze bir fırtına gibi yürüdü, Savaş'ın yakasına yapıştı. Normalde geri çekilip ağlamam gerekirdi ama yapmadım. abimin koluna yapıştım.
"Bırak onu abi!" dedim, sesim sokağın sessizliğini bir bıçak gibi yararak. "Bırak dedim sana! Onu seviyorum"
Abimin eli havada asılı kaldı. "Sevgili mi?" dedi fısıltıyla.
"Aras sana her şeyi anlatmadı mı Duygu? Bu itin kim olduğunu söylemedi mi?"
"Anlattı!" diye bağırdım, sesimdeki kararlılık abimi bile şaşırttı. Aras'a döndüm, gözlerimdeki meydan okumayı görsün istedim. "Sizin 'koruma' adı altında kurduğunuz o hapishaneden bıktım! Savaş bana nefes aldırıyor, çünkü o beni sizin gibi bir emanet olarak değil, bir kadın olarak görüyor!"
Abim beni kolumdan tutup eve sürüklerken başımı eğmedim. Savaş'a dönüp "Git Savaş, ben halledeceğim!" diye bağırdım.
O gece evde cehennem yaşandı. Abim bağırıyor, annem sessizce ağlıyordu. Kapım kilitlendiğinde içimdeki öfke mantığımı tamamen ele geçirmişti. Aras'ın kapı eşiğinde durup bana sadece bir yabancıymışım gibi bakıp gitmesi, canımı abimin bağırışlarından daha çok yakmıştı.
"Ondan vazgeçmeyeceksin, değil mi?" dedi abim dışarıdan. "Bittin benim için Duygu."
Telefonumu saklamıştım, hemen Savaş'a yazdım. Bu bir yardım çığlığı değildi, bu bir karşı hamleydi: "Beni buradan al Savaş. Bu baskıdan bıktım seninim ve seni seviyorum bana kiminle olacağımı söylemeye hakkları yok."
Savaş'ın cevabı sinsiydi: "O zaman bu gece tamamen benimsin Duygu."
Ne demek istediğini biliyordum. Bu bir kumardı. Ama ben o kumarı oynamaya karar vermiştim. Odam birinci katta olduğu için penceremi açtım ve bahçeye çıktım, oradanda arkad kapıdan kimseye beli etmeden çıktım. Aras'ın evinin ışığının hala yandığını gördüm. Kalbim bir an sızladı, "Dön geri," dedi. Ama gururum ve özgürlük arzum, "Kendi hayatının iplerini eline al," diye haykırdı.
Sokağın başındaki o gösterişli arabaya bindiğimde Savaş zafer kazanmış bir komutan gibi gülümsedi.
-🧚♀️-
Gittiğimiz yer lüks bir otel odasındaki o gürültülü partiydi. Savaş, beni içeri soktuğunda herkes bize bakıyordu. Neslihan oradaydı; gözlerinde o tanıdık alaycı ifadeyle bizi süzüyordu. Savaş, Neslihan'ın gözlerinin içine baka baka beni belimden çekti ve herkesin içinde öptü.
O an, masada konuşulanlar zihnimde şimşek gibi çaktı. Savaş'ın beni bir kalkan, bir intikam aracı ve Aras Kılıçsoy'un kalbine saplanan hançer. olarak kullandığını net bir şekilde gördüm. Ama pasifçe boyun eğmedim. Onun beni öpmesine izin verdim ama o geri çekildiğinde kulağına fısıldadım:
"Neslihan'ın canını yakmak için beni kullanıyorsun, biliyorum Savaş. Ama şunu unutma; şu an ben de seni mahalledeki o boğucu hayattan kurtulmak için kullanıyorum. Yani şu an eşitiz."
Savaş beni odanın daha kuytu, karanlık bir köşesine, kimsenin olmadığı bir suit odaya doğru yönlendirirken, içimdeki o son masum sesin çığlığını duydum ama kapı arkamızdan kilitlendiğinde artık çok geçti.
-🦅-
Arasın anatımından
Üç hafta önceydi... Kalbimin orta yerinde bir ur gibi büyüyen o huzursuzluk, yerini kapkara bir kesinliğe bırakmıştı. Sokak lambasının cılız ışığı altında, Melih'le köşede durmuş sigara içiyorduk ama ben orada değildim. Zihnim, Duygu'nun son zamanlardaki o kaçamak bakışlarında, telefonuna her bildirim düştüğünde parlayan ama benden sakladığı o heyecanında takılı kalmıştı. Savaşla aralarında bir şey olabileceğini tahmin ediyordum o yüzden geri adım atmıştım, o yüzden kendimi her gece bir şişenin dibinde perişan etmişim, bu gece hariç çünkü peri kızıma söz vermiştim...
Hâlâ inanmak istemiyordum, gözümün önünde olanı inkar ediyordum sevgili değiler diyodum kendi kendime.
Sonra o araba göründü.
O lüks, gürültülü ve bu mahalledeki her şeye yabancı olan metal yığını sokağın başında durduğunda, göğüs kafesimin daraldığını hissettim. Melih'in yanımda kaskatı kesildiğini, nefesinin ağırlaştığını duyabiliyordum. Ama benim acım onunkinden farklıydı; onunki bir ağabeyin öfkesiydi, benimkiyse bir adamın ruhunun çekilmesiydi.
Kapı açıldı. Duygu indi.
Yüzünde o çocuksu masumiyetin üzerine eklenmiş, daha önce hiç görmediğim o körü körüne hayranlık vardı. Ama o hayranlık bana değil, o züppeye, o Savaş denilen herife aitti. Savaş, arabadan inip Duygu'nun yanına geçtiğinde ve Duygu ona, benim yıllardır bir damlasına muhtaç olduğum o bakışla baktığında, ciğerlerime asit dolmuş gibi hissettim.
"Bu ne demek Duygu?" dedi Melih. Sesi titriyordu.
Duygu'nun cevabı, kulaklarımda bir bomba gibi patladı: "Biz sevgiliyiz! Onu seviyorum, anlıyor musun?"
O an zaman durdu. Sokaktaki rüzgar kesildi, uzaktan gelen kedi sesleri sustu. "Sevgiliyiz" dedi. Benim gözümden sakındığım, üzerine titrediğim, "bir gün anlar" diye sabırla beklediğim peri kızı; ellerini, kalbini ve geleceğini o mahvı perişan edecek adamın avuçlarına bırakmıştı.
Melih kükrerken, Savaş'ın yakasına yapışırken ben hareket bile edemedim. Ayaklarım yere çakılmıştı. Duygu bana baktı. Gözlerinde suçluluk aradım, bir parça pişmanlık... Ama hayır, sadece isyan vardı. Bana bakarken "Sen sadece bir abisin, fazlası değilsin" diyordu o gözler. Oysa ben onun için dünyayı yakmaya hazırdım; o ise benim dünyamı ateşe verip Savaş'ın arabasına binmişti.
Savaş gittikten sonra, Duygu'yu Melih eve sürüklerken ben sokağın ortasında öylece kalakaldım. Ellerim cebimde, sırtım duvarda...
Eve nasıl girdiğimi, odamın kapısını nasıl kapattığımı hatırlamıyorum. Işığı açmadım. Karanlık, ruhumun rengiyle daha uyumluydu. Pencerenin önündeki sandalyeye çöktüm, karşı binadaki Duygu'nun odasının ışığına baktım. Işığı yanıyordu. Ağlıyordu belki, belki de o herife mesaj atıyordu.
Kalbimde daha önce hiç tatmadığım bir ağrı vardı. Fiziksel bir sızı... Sanki biri göğsümü açmış, içinden en kıymetli parçayı söküp almış ve yerine kızgın kömürler bırakmıştı.
"Bitti Aras," dedim karanlığa. "Onu kaybettin. Hiç senin olmamış birini, en ağır şekilde kaybettin."
Gözlerimden bir damla yaşın süzülüp çeneme doğru yol almasına engel olamadım. Bir mahalle delikanlısı ağlamaz derlerdi; yalandı. Bir adam, evi bildiği kadının kalbin kapıları yüzüne kapandığında, hem de o kapıyı en nefret ettiği adam açtığında, çocuk gibi ağlarmış.
🦅
Arasa üzülener?
Kalbîm çıt kırıldı Arası yazarken vallahi ama yapacak bir şey yok
Kısa bir bölüm olduğu farkındayım ama bütün olayları öbür bölüme sakladım o yüzden yazacak bir şey bulamadım hata normalde Arasın anatımından kısmı yoktu hikaye çok kısa olunca onuda ekledim
Bay bay aş böcekreim