Bazı konuşmalar vardır, yapılmadığı sürece insanı yorar.
Yapıldığında ise her şeyi değiştirme ihtimali taşır.
Asel bunun yaklaştığını hissediyordu.
O gün hava kapalıydı. Gökyüzü griydi ama yağmur yağmıyordu. Tam da onun içi gibi. Net olmayan ama bastırılmış. Gün boyunca zihni Bulut'a kaydı geldi. Onun sessizliğini düşündü. Artık bu sessizlik korkutmuyordu ama... bir kararın habercisi gibi duruyordu.
Bulut da aynı huzursuzluğu taşıyordu. Ama onunki daha gergindi. Çünkü ilk kez bir ilişkide, tutunarak değil durarak kalmaya çalışıyordu. Bu, öğrendiği hiçbir şeye benzemiyordu.
Akşamüstü Bulut yazdı.
Bulutyaman:
Bu denge beni korkutuyor.
Ama kaçmak istemiyorum.
Bunu seninle konuşmamız gerekiyor.
Asel mesajı okuduğunda kalbi sıkıştı. Ama bu sıkışma panik değildi. Daha çok "işte bu" hissiydi.
Aselsoykan:
Ben de aynı yerdeyim.
Bu kez ertelemek istemiyorum.
Buluşma bu kez evde olmadı. Sahilde de değil. Yürüyüş yolunun sonunda, sessiz bir parkta buluştular. Bank soğuktu. Mesafe yakındı. Kaçacak alan yoktu.
Bulut konuşmaya başladı. "Ben seni seviyorum," dedi. "Ama sevgiyle ne yapacağımı yeni öğreniyorum."
Asel başını salladı. "Ben de," dedi. "Ve bu öğrenme sürecinde kendimden ödün vermek istemiyorum."
Bulut derin bir nefes aldı. "Bazen," dedi, "yanında durmak yetmiyormuş gibi geliyor. Daha fazlasını vermem gerekiyormuş gibi."
Asel ona baktı. Gözlerinde yumuşak ama net bir ifade vardı. "Belki de sorun daha fazlasını vermek değil," dedi. "Daha fazlasını istemek."
Bu cümle Bulut'un içine işledi.
"Peki ya," dedi, "bir noktada sen bensiz de tamam hissedersen?"
Asel'in sesi sakin çıktı. "O zaman bu, benim güçlendiğim anlamına gelir. Seni sevmediğim değil."
Bu cevap Bulut'u rahatlattı mı, yoksa daha mı çok korkuttu, ayırt edemedi.
Bir süre sustular. Ağaçların arasından rüzgâr geçti. Yapraklar hışırdadı. Hayat, onların konuşmasını beklemiyordu.
Asel konuştu: "Bir şey fark ettim," dedi. "Ben artık senden bir şey istemiyorum. Ama seninle olmak istiyorum."
Bulut kaşlarını çattı. "Bu mümkün mü?"
Asel gülümsedi. "Zor," dedi. "Ama gerçek."
Bulut başını eğdi. "Ben bazen senden bir şey bekliyorum," dedi dürüstçe. "Beni seçmeni. Öncelik yapmanı."
Asel'in gözleri doldu ama sesi titremedi. "Beni seçmek," dedi, "kendimden vazgeçmem anlamına gelmemeli."
Bu noktada ikisi de anladı: Aynı dili konuşuyorlardı ama kelimelerin yükü farklıydı.
Bulut ayağa kalktı. Birkaç adım attı. Geri döndü. "Bir süre düşünmem gerekiyor," dedi. "Seni kaybetmeden, bu korkuyla ne yapacağımı."
Asel başını salladı. "Ben buradayım," dedi. "Ama beklemiyorum."
Bu cümle, daha önce hiç bu kadar net söylenmemişti.
Ayrıldılar. Bu kez vedalaşma sessizdi. Ne kırgınlık vardı ne de umut vaat eden cümleler. Sadece gerçek.
Gece Asel defterini açtı. Uzun zamandır yazmıyordu. Tek bir cümle yazdı:
"Birini sevmek, onun seni seçmesine muhtaç olmak değildir."
Bulut evde ışığı kapatmadan önce aynaya baktı. Kendi kendine fısıldadı:
"Birinin seni sevmesi, seni merkeze koyması değildir."
İkisi de aynı yere bakıyordu.
Ama farklı yerlerden.
Bu hikâye artık bir ilişki hikâyesi değildi sadece.
İki insanın kendisiyle yaptığı yüzleşmenin hikâyesiydi.
Ve bu yüzleşmenin sonucu,
bir sonraki adımda belli olacaktı.
⸻
Yazar Notu 🤍
Bu bölümde ilk kez "bir süre düşünelim" cümlesi kaçış olarak değil, sorumluluk olarak söylendi.
Asel beklemiyor.
Bulut kaçmıyor.
Ama ikisi de, kalmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlamak zorunda.
⸻
• Sizce "beklemiyorum" demek gerçekten özgürlük mü?
• Bulut'un düşünme ihtiyacı size samimi mi geliyor, yoksa bir ara durak mı?
• Sevilmek mi daha zor, sevilmeden güçlü kalmak mı?
• Asel'in durduğu yer sizce bir ilişki için fazla mı bireysel?
• Bu hikâyede sizce bir kavuşma ihtimali hâlâ var mı?
Yorumlarınızı bekliyorum 🤍
Çünkü bazen hikâyeyi ileri taşıyan şey,
karakterlerin değil,
okurun cesaretidir.