İçeriğe geç

Görücü Usulü

Bölüm 32 · 3 dk okuma

Görücü Usulü

Bölüm 32

32

Bazen insan bir süre düşünür.

Ama asıl mesele ne kadar düşündüğü değil,

neyle yüzleştiğidir.

Bulut o gece neredeyse hiç uyumadı. Düşünceler dönüp dolaşıp aynı yere geliyordu. Asel'in "beklemiyorum" deyişi... Ne kırıcıydı ne de sert. Ama netti. Ve netlik, alışık olmadığı bir sorumluluk yüklüyordu ona.

Sabaha karşı şunu fark etti:

Onu korkutan Asel'in gidebilme ihtimali değil,

kendisinin kalırken değişmek zorunda olmasıydı.

Asel ise sabah kahvesini içerken garip bir huzur içindeydi. İlk kez bir ilişkide belirsizlik onu küçültmüyordu. Ne olursa olsun, ayakta kalabileceğini biliyordu. Bu bilgi acıtmıyordu. Aksine... güç veriyordu.

Ama bir şey de eksikti.

Ve eksiklik, inkâr edilemezdi.

Günler sessiz geçti. Ne uzun, açıklayıcı mesajlar... Ne imalar... Ne yoklamalar... Bu sessizlik bir kopuş değildi. Bir durma hâliydi. Ve ikisi de bu durmanın içinde, kendilerini izliyordu.

Üçüncü gün Bulut yazdı.

Bulutyaman:

Sana gelmek istiyorum.

Konuşmak için değil.

Kararımı söylemek için.

Asel mesajı okuduğunda kalbi hızlandı. Ama korkudan değil. Hazır oluşundan. Parmağı klavyeye gitti, durmadı.

Aselsoykan:

Gel.

Ama ne söyleyeceğini,

beni ikna etmek için değil,

kendin için söyle.

Bulut geldiğinde akşam olmuştu. Kapının önünde durdu. Zili çalmadan önce derin bir nefes aldı. İçeri girdiğinde ev tanıdıktı ama atmosfer farklıydı. Bu kez burada misafir değildi. Sınanıyordu.

Oturmadılar. Ayakta kaldılar. Çünkü bazı konuşmalar oturarak yapılamazdı.

Bulut başladı. "Ben seni seviyorum," dedi. "Ama seni tutarak değil."

Asel sustu.

"Beni korkutan şey," diye devam etti, "senin güçlü olman değil. Benim gücümle yüzleşmek zorunda kalmam."

Asel'in gözleri doldu. Ama bakışını kaçırmadı.

"Kalmak istiyorum," dedi Bulut.

"Yanında.

Ama seni merkeze koyarak değil,

hayatımın içine alarak."

Bu cümle, Asel'in göğsünde yumuşak bir yere değdi. Hâlâ temkinliydi ama inkâr edemedi: Bu, daha önce duymadığı bir dildi.

"Peki ya," dedi Asel, "bir gün ben senden uzaklaşmak istersem?"

Bulut başını salladı. "O gün geldiğinde," dedi, "seni tutmaya çalışmayacağım. Ama kalman için elimden geleni yapacağım."

Bu cevap mükemmel değildi. Ama gerçekti.

Asel yürüdü. Pencerenin önüne gitti. Dışarı baktı. Şehir ışıkları yanıyordu. Hayat, onların kararından bağımsızdı. Bu iyi bir şeydi.

"Ben seninle olmak istiyorum," dedi sonunda.

"Ama kendimle kalabildiğim sürece."

Bulut yaklaşmadı. Dokunmadı. Sadece başını salladı. "Buna hazırım," dedi.

Bu bir sözleşme değildi.

Bir garanti hiç değildi.

Ama ilk kez, ikisi de aynı cümlede durabiliyordu.

Bulut kapıya yöneldi. Çıkarken durdu. "Şunu bil," dedi. "Bu kez kalmak, kolay olmayacak."

Asel gülümsedi. "Kolay olsaydı," dedi,

"buna değer olmazdı."

Kapı kapandı. Asel yalnız kaldı. Ama yalnız hissetmedi. Çünkü ilk kez, birine evet derken kendine hayır dememişti.

Bulut dışarı çıktığında gökyüzüne baktı. Bulutlar dağılmıştı. Hava açıktı. İçinde korku vardı hâlâ. Ama yanında bir şey daha vardı:

İrade.

Bu bir kavuşma değildi.

Bu, birlikte yürümeyi denemeye karar vermekti.

Ve belki de en cesur başlangıçlar,

tam olarak böyle olurdu.

⸻

Yazar Notu 🤍

Bu bölümde cevaplar gelmedi.

Ama niyetler netleşti.

Asel, sevgiden vazgeçmeden kendini seçti.

Bulut, kalmak için değişmeyi göze aldı.

Şimdi asıl soru şu:

Bu niyet, hayatta karşılığını bulabilecek mi?

⸻

• Sizce Bulut'un bu kararı yeterince sağlam mı?

• Asel'in "kendimle kalabildiğim sürece" şartı bir ilişkiyi zorlar mı?

• Sevmek, değişmeyi kabul etmek midir?

• Bu hikâyede gerçek cesaret kimde?

• Siz bu noktada "devam" der miydiniz?

Yorumlarda buluşalım 🤍

Çünkü bazen bir hikâye,

okurun verdiği cevaplarla büyür.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.