Olaylardan yarım saat geçmişti şu an odamdaki balkonda oturuyor kitap okuyordum rafların birinden almıştım . Garip ama etkileyiciydi tıpkı Karan gibi, sanırım garip şeyler dikkatimi çekiyordu.Yarım saattir kimse yanıma gelmemişti aşağıdan sesler gelmiyordu neydi bu fırtına öncesi sessizlik falan mı? Umarım böyle bişey yoktur biraz olsun sakin dingin saatler geçirmek istiyordum , mesela şu an çok huzurluyum güneş batıyor hafif bir esinti var ve güzel bir kitap okuyorum . Biraz daha oyalandım ve yatmak için odama girip hazırlandım ve tüm ışıkları yakarak yatağa ilerledim çünkü karanlıkta yatamazdım korkardım . Tam yatacaktım ki tüm ışıklar sönmüştü bu benim için felaket demekti korkardım ki ben hızla odanın kapısını aramaya başladım kahretsin telefonum nerdeydi onu aramak zaman kaybıydı , nihayet kapı kolunu bulmuştum ama dönmüyordu ne yani hem karanlık hemde kilitli kalmak mı belliydi zaten böyle olacağı eski püskü evdi nihayetinde olası durumlardı . Bir dakika niye kimse gelmiyordu yanıma Yade bilirdi böyle korkularım olduğunu hep benimle uyurdu . Ah nerde şu lanet telefon hızla odanın içinde bir tur attım ve yerdeki telefon ayağıma çarptı eğilip telefonu aldım rehberde Yade yi buldum hızla çaldırdım açmadı ne yani ben burdamı kalmıştım ama burda uyuyamazdım ki.Yastığımı alıp balkona çıktım sandalyenin üstünde kıvrılıp vuran ay ışığında uyumaya çalıştım.
Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım ve başımda bir adet endişeli Karan vardı. Oh olsundu beni tek bırakmıştı birz daha canına dokunayım da görsün . “iyimisin Nil” derdi gerçekten endişeliydi o zaman hasta moduna geçiş yapacak kahredicektim hepsini. “ değilim ya karnım ve başım çook ağrıyo” minik bir öksürük “ee ne yapabirim ki ben “ eli belinde odanın içinde gidip geldi bu hali cidden komik oluyordu . Tekrar bana döndü “ee şey yapayım ben çorba hasta insan çorba içer dimi” kafamı onaylarcasına salladım .Tam kapıya yönelip çıkarken arkasını hızla döndü “ya sende gelsen burda kalma bişey olursa duyamam” başımı olmaz dercesine salladığımda kaşlarını kaldırdı “peki neden” “heryerim tutulmuş yürüyemem” önce bana kısa bir süreliğine baktı adından “hmm tm gel ben seni indiririm “ gözlerim öyle açıldı ki yuvalarından fırlayacaktı . Karan hemen yanıma yanaştı narice belimi tutarak kaldırdı ve ayaklarım artık yerden kesilmişti. Hızlı adımlar ile mutfağa ilerledi mutfak masasının üzerine bıraktı beni . Ve çorbayı hazırlamaya başladı.
Akşam olmuştu artık ve benimle güzel ilgilenmişti benimle ilgilenirken küçük bir kız çocuğuna bakarmış gibi davranıyordu. Ve bu benim hoşuma gidiyordu , şimdi çilek kız filmini açmış benide önüne oturtmuş bana mısır patlatmaya gitmişti tam o sırada kapı şiddetle tekmelenmeye başlamıştı. Bu durum beni açıkçası korkutmuştu Karan kapıyı açmaya giderken yerimden fırladım ama 2 dk içinde olduğum yere çakılı kaldım kapıdaki Oğuz muydu yoksa ben mi yanlış görüyordum , hayır maalesef doğru görüyordum kulaklarım Nil diye bir çığlık ulaşınca irkildim ve kapıya yürümeye devam ettim bu Oğuzla bilmem kaçıncı karşı karşıya gelişimizdi ama ben ilk defa ondan bu kadar uzak ve korkuyo hissediyordum . Ben daha hiçbirşey söylemeden elini beline attı ne yapacaktı peki beni öldürecekmiydi bu bu imkansızdı yapmazdı yapamazdı Karan korurdu beni . Önce cebinden bir yüzük çıkardı ardından diğer cebinden silah çıkarınca Karan çevik bir hareketle beni arkasına aldı ben harketsiz bir şekilde arkasında duruyordum Oğuzdan bir ses yükseldi “seçim senin bu yüzüğü o parmağına ya geri takarsın ya da seni seven herkesi tek kurşuna dizerim hatta sende kendini seversin bu namlunun ucuna gelmek istermisin” lanet olsun kendimden nefret etmek istedim şu an o iğrenç yüzüğü parmağıma tekrar takamazdım ama şu durumda anlık kurtuluş gibiydi ama daha çok mahkumiyet bilmiyordum kafam karmakarışıktı bir cevap veremezdim . Ardından bu sefer Karanın sesi kulaklarıma erişmişti “ Nil seninle gelmeyecek he eğer şimdi kapımdan ayrılmazsan o metal çemberi eritir ateşinde de seni yakarım Çilek kokulu kıza kimse dokunamaz anladın” diyerek kapıyı sertçe Oğuzun suratına çarpmıştı umarım burnu kırılmıştır .
Yaklaşık 2 saattir Çilek kız izliyoruk hiçbir şey olmamış gibi tek kelime etmemişti başkası olsa şu an Oğuz ile beni kol kola takmış evden çıkartmıştı ama karan beni oturtup benimle çigi film izlemişti . Bak bu hoşuma gitmişti erkeklerin bir kızın gözünde ulaşacağı maksimum karizma buydu sanırım. Şu an o çizgi filmi ben onu izliyordum ve daha çok mutlu ve huzurluydum. Etraf karanlıktı ama korkmuyordum nedendir bilmem . Tam Karana tekrar bakarken onunda bana baktığını fark ettim bu gülümsememe neden olmuştu bişey demeden göğüs kafesine başımı yasladım , anında saçlarımın kokusunu içine çekti saatler sonra ilk kez nefes alıyormuş gibi . “Bana masal anlatırmısın ama çilek kız olmasın senin masallarından olsun “ onaylarcasına başını salladı bende gözlerimi kapattım ve bekledim oda başladı. “Bir varmış bir yokmuş yılların birinde bir prens varmış ve çok yalnızmış ve çok fakirmiş manevi anlamda tabiki.Günlerden bir gün bir ormanda dolaşırken pembe rugan ayakkabılı bir kız görmüş hemen kızın yanına gitmiş kıza uzunca bakmış ve o an aslında daha önceden yaşamadığını anlamış ama tabiki kızın yanına gidip konuşamamış , bir ağacın altına oturmuş ve beklemiş aradan yarım saat geçmiş ve kız elindeki meyveler ile prensin yanına ilerlemiş ve prense meyvelerden ikram etmiş kız meyve tabağını almak için prensin önüne eğiliince kızın saçlarının kokusu prense ulaşmış ve prens bir şey daha anlamış o da bugüne kadar gerçekten nefes alamadığıymış “ masal bitmişti çok etkileyiciydi ama ben uyuyamamıştım hızla kafamı göğüs kafesinden kaldırıp yanına sokuldum başımı bu sefer omzuna yasladım ve “beğendin mi masalı ?” diye bir soru yöneltti ama benim daha iyi bir sorum vardı “saçlarımdaki koku yani benim kokum nefesin mi oluyor?” huyum kurusun soruya soruyla cavp veren tek insandım. Önce afalladı ardından tek kelime etmeden sadece başını aşağı yukarı salladı utanmış ve mahcup bir ifadeyle onayı alınca minik bir tebessüm edip başımı geri indirdim omzuma .
Mutfaktan gelen sesler ile gözümü açtığımda başım hala Karanın omzuna yaslıyı o yanımdaydı peki mutfaktaki kimdi neyin nesiydi . Hızla mutfağa yürüdüm etraf karanlıktı ama benimkide meraktı korkak bir meraklı olarak mutfağa ilerledim aslında flaş açabilirdim fakat hırsız varsa saldırıp zarar verebilirdi sadece birkaç adım atmıştım arkadan bir el ağzımı sıkı sıkı kapattı ve geriye çekip kendine yaklaştırdı sırtım göğüs kafesine sertçe çarpmıştı. O an sanki nutkum tutulmuş gibi hareketsiz kalmıştım ve evet sanırım rabbimin bana sunduğu ışılltılı hayatım dakikalar sonra sona erecekti . Çok geçmedi beni sürükleyerek dışarı çıkarıyorlardı az sonra bir gümbürtü oldu ve hemen ardından burnuma yanık karışık barut kokusu ulaştı nasıl olurdu ki bu yoksa ev ev patlamışmıydı hayır ya patlamamıştır , ama mantıklı bir açıklaması yoktu ki bunun hem Karan içerdeydi olmazdı olamazdı. Şu an benimde nefesim kesiliyordu barut kokusundan değil yürek yarasından.
YAZARDAN:
Karanlık bir depodaydılar Nil baygın bir şekilde yerdeki küflenmeye yüz tutmuş döşekte elleri kolları bağlı dizleri yere sürtünmekten yara almış bir şekilde yatıyordu. Adamlar kendi aralarında fısıltı şeklinde konuşup gülüyorlardı hepsi cüsseli ve eli ağır adamlar gibi görünüyordu . Saat gece 4 gibiydi deponun kapısı açılmış içeri uzun boylu, cüsseli, ayağında kunduralı bir adam girdi. İlk başta kimse oğuz olduğunu anlamadı ama bu oğuzdu . Hatta az kalsın kendi adamları tarafından ruhuna bir fatiha geliyordu. Ve son anda kurtulmuştu yavaşça Nilin yanına çöktü kızın kızıl renk saçlarını avuç içinde toplayıp burnuna yaklaştırdı ardından bolcca o kokuyu içine çekti , hiç bırakmak istemiyormuş gibi . Çünkü bu saçlara ve kokuya sahip tek insan Nil değildi Oğuzun ölen annesi Pervin hanımında böyle uzun kıızıl ve çilek kokulu saçları vardı bu yüzden Nil aslında ona annesini hatırlatıyordu . Aslında Nili sevmiyordu saçlarında annesiyle kavuşuyordu. Oğuz her ne kadar babasına kızsa da annesinin canına kıydığı için içten içe ona benziyordu . Tıpkı babası gibi bu saçlara takıntılıydı sadece onlar dokunabilir sadece onların olabilirdi . Zaten Pervin hanım da bir seç için katledilmemişmiydi . Acıydı ama gerçekler zaten can yakardı tıpkı Nil kandemirin gerçekleri gibi. Şimdi söylenecek acı gerçek ise Nil Kandemirin saçları Karan için nefes gibiydi Oğuz içinse annesiyle buluştuğu tek yer , biri severken öteki aracı gibi kullanıyordu . Nil Kandemirin sınavı da buydu .
